Avrupa
Adenauer, Riga’yı yağmalayan Naziye bütçeyi emanet etmiş
Federal Almanya Şansölyesi Konrad Adenauer, Nazi işgali altındaki Riga’nın yağmalanmasından sorumlu Friedrich Karl Vialon’u Federal Almanya’da işe almış.
The Times’ta yer alan habere göre Vialon, 1942-45 yıllar arasında, “Holokost’un bürokratik mekanizmasını işler halde tutan tipik yazı masası katillerinden” biriydi.
1942’de Nazi işgali altındaki Riga’ya gönderilen Vialon’un görevi, Baltık ülkelerinden personelinin eline geçirebileceği her türlü varlığı elinden almaktı: mücevherler, botlar, kışlık paltolar, müzik aletleri, fiili köleler ve infaz edilen Yahudilerin ağızlarından çıkarılan altın dolgular. Hatta bu dolgulardan biri, Vialon’un sekreterlerinden birinin ağzına yeniden yerleştirildi.
The Times’ın aktardığına göre Vialon bu görevi acımasız bir titizlikle yerine getirdi, bölgede zorla çalıştırılan Yahudilerin sayısını 6.000’den 13.800’e çıkardı ve ev baskınlarında ve yakınlardaki Salaspils SS toplama kampında eşyaların el konulmasını bizzat denetledi.
Fakat bu suçların bedelini hiç ödemedi. Tam tersine, savaşın bitmesinden sadece beş yıl sonra Batı Almanya maliye bakanlığının bütçe dairesinin başına atandı.
Üç yıl sonra şansölye Konrad Adenauer, Vialon’u kendi ofisinde maliye ve ekonomi biriminin başına getirdi. Vialon, 1966’da yüksek bir memur maaşıyla emekli oldu ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasından beş ay sonra, 1990’ın başlarında öldü.
Stuttgart Üniversitesi tarihçisi Gunnar Take tarafından yapılan, Batı Almanya’nın ilk şansölyelik personel dosyalarının ilk sistematik analizi, Vialon’unki gibi hikayelerin 1950’lerde ve 1960’larda fazlasıyla yaygın olduğunu ve neredeyse normal kabul edildiğini gösteriyor.
Take, 1949 ile 1970 yılları arasında şansölyelikte görev yapan 107 üst düzey memurdan 57’sinin Nazi diktatörlüğü döneminde herhangi bir nüfuz sahibi pozisyonda görev yapamayacak kadar genç olduğunu ortaya çıkardı.
Kalan 50 kişiden 20’si, Wehrmacht ve Gestapo subaylarından güçlü idari görevlere veya işgal altındaki bölgeleri denetlemek üzere görevlendirilenlere kadar, Üçüncü Reich’ta orta veya üst düzey pozisyonlarda görev yapmıştı. Bu kişilerin çoğu, Vialon gibi, Nazi Partisi üyesiydi.
Diğer 27 kişi ise iş adamı, alt düzey memur ve akademisyen olarak çalışan “konformist”lerdi ve iktidar partisine veya devlet destekli diğer Nazi gruplarına katılarak Hitler rejimine sadakatlerini göstermişlerdi.
Böylece diktatörlükten açıkça rahatsız olan sadece üç memur kalmıştı: muhalefete dahil olmadan Nazi ideolojisini özel konuşmalarında eleştiren iki “iç göçmen” ve 1944’te Hitler’e suikast girişiminde bulunan Valkyrie Operasyonuna karışan bazı komplocularla kişisel bağları nedeniyle tutuklanan, Adenauer’in ilk genel sekreteri Otto Lenz.
Diğer bir deyişle, Adenauer’in kadrosunda, Üçüncü Reich’ta kariyer yapabilecek yaşta olanların yüzde 40’ı daha önce Nazi yönetiminde önemli görevlerde bulunmuş, yüzde 94’ü ise en azından görünüşte Hitler’e sadık kalmıştı.
The Times’a göre bu bir tesadüf değildi. 1949’dan 1963’e kadar Batı Almanya’yı yöneten Adenauer, federal devletin kurumları üzerinde kişisel kontrolünü sağlamak için “takıntılı bir şekilde çalışmıştı.”
Adenauer, 1953’ten itibaren sağ kolu olan, eski Üçüncü Reich içişleri bakanlığı yetkilisi Hans Globke ile birlikte, kariyerlerini onun himayesine borçlu olan sadık kişilerden oluşan ağlar etrafında bir iktidar tabanı oluşturdu.
Bu memurların çoğu, daha önce Nazilerin iktidarı altında kariyer basamaklarını tırmanmıştı.
Adenauer, siyasi muhalifleri tarafından bu atamalarla ilgili olarak sorgulandığında, başka seçeneği olmadığını savunmuştu: İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından işleyen bir devlet kurmanın tek yolu, geçmişleri ne kadar lekelenmiş olursa olsun, işlerin nasıl yürüdüğünü bilen insanlara güvenmekti.
Fakat Take’nin araştırması, gerçek nedenin çok daha ironik olduğunu ortaya koyuyor. Arşivler, Globke’nin Adenauer’in teşvikiyle, kendisine dedikodu taşımalarını ve iyilik yapmalarını umarak, Üçüncü Reich döneminden arkadaşlarını ve bağlantılarını kamu görevlerine aktif olarak tercih ettiğini gösteriyor.
Üstelik bu memurlar çarpıcı bir şekilde homojen bir gruptu: tipik olarak Katolik, üst-orta sınıf, sosyal açıdan muhafazakâr avukatlar, Adenauer ve Globke’nin memleketi Ren bölgesinden orantısız bir şekilde seçilmiş ve çoğu 1945 öncesindeki yıllardan CV’lerinde “kara lekeler” bulunan kişilerdi.
Bu kara lekeler, savaşın ilk yıllarındaki denazifikasyon sürecinde sıklıkla gizlendi ve ağların üyeleri birbirlerine “Persil sertifikaları” (Persilschein) sağladı: Bu “sertifikalar”, sahibinin Nazi rejiminin suçlarına bulaşmadığını belirten yanıltıcı referans mektupları idi.
1969’da Vialon’u yargılamak için bir girişimde bulunuldu, fakat mahkeme, onun toplu katliamlardan haberi olduğuna dair yeterli kanıt bulunmadığına karar verdi.
Take, Adenauer ve Globke’nin, 1933’ten sonra “iç sürgüne” gönderilen yaşlı memurlar veya daha önce İngiliz ve Amerikan askeri işgal yetkilileri için çalışmış Almanlar gibi alternatif adaylara göre eski Üçüncü Reich yetkililerine kasıtlı olarak öncelik verdiklerine inanıyor.
Take, Adenauer’in Nazi ideolojisini geri getirmeye çalışmadığını, aksine otoriterliğe sapan yöntemlerle kendi konumunu sağlama almaya çalıştığını düşünüyor.
İlgili araştırma Take, Jutta Braun, Nadine Freund ve Christian Mentel tarafından kaleme alınan The Chancellery: West German Democracy and the Nazi Past (Şansölyelik: Batı Alman Demokrasisi ve Nazi Geçmişi) adlı kitapta yayımlandı.