Bizi Takip Edin

Avrupa

AfD, Almanya’nın AB’den çıkması talebini geri çekiyor

Yayınlanma

Sağcı Almanya için Alternatif partisinin hazırladığı strateji belgesinde, Almanya’nın Avrupa Birliği ve Avro Bölgesi’nden ayrılması talebi yerine birliğin reforme edilmesi önerildi. Kamuoyu yoklamalarında yüzde 28 ile ilk sırada gösterilen partinin taslağında, Avrupa Merkez Bankasının yetkilerinin sınırlandırılması ve dış sınırların korunması talep ediliyor.

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin, Almanya’nın Avrupa Birliği (AB) ve Avro Bölgesi’nden ayrılması yönündeki talebini geri çekerek birlik yapısının reforme edilmesini tartıştığı bildirildi.

Welt gazetesi ve Reuters ajansının ulaştığı parti içi strateji belgesi, teşkilatın AB politikalarında yeni bir aşamaya işaret ediyor.

Söz konusu metin, partinin Avrupa Parlamentosu (AP), Federal Meclis ve eyalet meclislerindeki milletvekilleri tarafından hazırlandı ve geçen ay yapılan toplantıda ele alındı.

Hazırlanan taslakta, Avro Bölgesi’nin egemen devletlerin daha serbest bir ittifakına dönüştürülmesi öngörülüyor.

Plan doğrultusunda üye ülkelerin kendi borçlarından daha fazla sorumlu tutulması, Avrupa Merkez Bankasının (AMB) müdahale yetkilerinin ise sınırlandırılması hedefleniyor.

Welt’in aktardığına göre girişim, ortak para birimi avroyu kişisel sorumluluk ve yükümlülükler temelinde kalıcı bir zemine oturtmayı amaçlıyor.

AfD iç pazar ve güvenlik odaklı yapı istiyor

Strateji belgesine göre AfD, AB’nin yetki alanının ağırlıklı olarak iç pazar, dış sınırların korunması, güvenlik meseleleri ve belirli teknoloji projeleriyle sınırlandırılmasını savunuyor.

Parti ayrıca göç, sosyal hizmetler ve maliye politikası gibi alanlarda üye ülkelere ulusal düzeyde istisnalar tanınmasını talep ediyor.

AfD’nin AP delegasyonu başkanı Rene Aust, bu metinle partinin “Avrupa yanlısı yönelimini” gösterdiğini öne sürdü.

Aust, komşu devletlerle işbirliğini geliştirmeyi, ticaret ve serbest dolaşım haklarını korumayı, dış sınırları ise ortaklaşa savunmayı istediklerini kaydetti.

Buna karşılık parti milletvekillerinden Peter Boehringer, belgenin bir rota değişikliği olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, mevcut ilkelerin hayata geçirilmesi için hazırlanan bir uygulama planı niteliği taşıdığını dile getirdi.

Metinde, önerilen reformların gerçekleştirilememesi durumunda, Almanya’nın izleyeceği Avrupa ve para politikasının referandum yoluyla halk tarafından belirlenmesi önerisi yer alıyor.

Taslakta ayrıca Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin doğrudan halk tarafından seçilmesi uygulamasından vazgeçilmesi, temsilcilerin ulusal parlamentolar aracılığıyla atanması isteniyor.

Parti programındaki ayrılık çizgisi sürüyor

AfD, Britanya’nın Brexit sürecine atıfla uzun süredir Almanya’nın AB’den ayrılmasını (Dexit) ve yerine bağımsız ülkelerin yer alacağı yeni bir Avrupa topluluğunun kurulmasını talep ediyordu.

Partinin yürürlükteki temel programında, köklü reformların uygulanamaması halinde birliğin terk edilmesi ve yeni bir Avrupa Ekonomik Topluluğu kurulması hedefi korunuyor.

Seçim beyannamesi taslağında da Almanya’nın AB üyeliğinden ayrılması gerektiği savunularak ülkenin yabancı tahakkümünden kurtarılması istenmişti.

Parti Eş Başkanı Alice Weidel, ağustos ayı sonunda yaptığı açıklamada avronun istikrarsız bir para birimi olduğunu söyleyerek Almanya’nın Avro Bölgesi’nden çıkması için kampanya yürütülmesi gerektiğini belirtmişti.

Weidel, ortak para birimine geçilmeden önce Almanya’nın ekonomik açıdan belirgin şekilde daha iyi durumda olduğunu, halihazırda ise çalışan kesimlerin yoksullaştığını öne sürmüştü.

Weidel ayrıca iktidara gelmeleri halinde sınırları kapatarak Schengen Anlaşması’ndan ayrılacaklarını ve açık sınırların iç güvenliği tehdit ettiğini iddia etmişti.

Politico tarafından derlenen kamuoyu yoklamalarının ortalamasına göre AfD, yüzde 28 oy oranıyla Almanya genelinde birinci sırada yer alıyor.

Başbakan Friedrich Merz’in liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) yüzde 19 ile ikinci, Yeşiller ise yüzde 15 ile üçüncü sırada gösteriliyor.

Ekim ayı başında parti desteğinin ulusal çapta ilk kez yüzde 30 seviyesine çıktığı, iktidardaki CDU/CSU blokunun desteğinin ise yüzde 18’e gerilediği kaydedildi.

AfD eylül ayında iki eyalet parlamentosu seçiminde ilk sırayı aldı. Parti, 7 Eylül’de Saksonya-Anhalt eyaletinde yüzde 43,8 oy toplayarak birinci oldu; iktidardaki CDU ise yüzde 17,2 ile 1998 yılından bu yana en düşük oy oranını aldı.

AfD, 20 Eylül’de Mecklenburg-Vorpommern eyaletindeki seçimleri de yüzde 38,2 ile önde tamamladı.

Sosyal Demokrat Parti (SPD) bu eyalette yüzde 35,5 oy alırken, yüzde 4,9’da kalan CDU modern Almanya tarihinde ilk kez bir eyalet parlamentosunun dışında kaldı.

Avrupa

Le Pen, bütçeyi kısma sözü verdi

Yayınlanma

Ulusal Birlik’in (RN) Fransa cumhurbaşkanlığı adayı Marine Le Pen, gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde ana bütçe önerilerini sundu.

Le Pen’in planına göre anayasaya koyulacak “altın kural”, referandumla onaylanacak ve gelecekteki bütçe açıklarını, Fransa’nın borç yükünün kademeli olarak azaltılmasına uygun seviyelerle sınırlayacak.

Fransız lider, göreve başladıktan sonraki 18 ay içinde birincil bütçe dengesinin yeniden sağlanmasını taahhüt ediyor.

Kamu açığının 2030 yılına kadar GSYİH’nin %3’ünün altına, bir sonraki cumhurbaşkanlığı döneminin son yılı olan 2032’ye kadar ise %2,5’in altına indirilmesi öneriliyor.

Kamu borcu ise 2027’deki yaklaşık %121 seviyesinden 2032’ye kadar GSYİH’nin %112’sine indirilecek.

2032’ye kadar 140 milyar avro tutarında harcama kesinti programı uygulanacak; bu tutardan en az 30 milyar avroluk vergi indirimi düşülecek.

Cumhurbaşkanlığı görev süresinin sonuna kadar kamu harcamaları GSYİH’nin %50’sinin altına indirilecek.

Le Pen, Fransa’nın kamu maliyesinin kontrolünü yeniden ele geçirdikten sonra, borçlanma maliyetlerini hafifletmek amacıyla müdahale edilmesi için Avrupa Merkez Bankası (ECB) ile görüşmeler yapılması gerektiğini söyledi.

ECB’den enerji dönüşümü yatırımlarının ve karbonsuzlaştırma projelerinin finansmanı için destek önerildi.

2050’den önce “karbon nötrlüğüne” ulaşma ve yeni bir ulusal düşük karbon stratejisi yayınlama hedefi var.

Karbon salımları yüksek olan AB ekonomilerinin, yeni bir karbon temelli katkı formülü aracılığıyla AB bütçesine daha fazla katkı sağlamasına yönelik öneri de programda yer alıyor.

Ayrıca, vergi kaçakçılığı ve vergi dolandırıcılığına karşı daha güçlü uluslararası işbirliği de dahil olmak üzere, artan kamu ve özel sektör borçlarını ele almak üzere küresel bir girişim çağrısında bulundu.

Göç konusunda, kontrollerin sıkılaştırılması ve ilk yıl 15 milyar avro, tam bir yılda ise 29 milyar avro tasarruf sağlayacağını belirttiği bir “ulusal tercih” politikasının uygulamaya konulması öneriliyor.

AB konusunda ise Fransa’nın yıllık net katkısı 5 milyar avroya indirilecek. AB bütçesinin bir kısmının, AB genelinde uyumlaştırılmış tütün ve alkol vergileriyle finanse edilmesine yönelik öneri de var.

Le Pen, bunun sınır ötesi dolandırıcılık ve kaçakçılıkla mücadelede de yardımcı olacağını belirtti.

Uzun vadede 15 milyar ila 20 milyar avro tasarruf sağlamayı amaçlayan emeklilik reformu planlanıyor ve reformun ayrıntıları önümüzdeki haftalarda açıklanacak.

Bireysel ve toplu emeklilik birikimlerine dayalı yeni bir fonlu özel emeklilik planı da gündemde ve bunun ayrıntıları da önümüzdeki haftalarda açıklanacak.

Fransız vergilerini yetersiz ödediği düşünülen çok uluslu şirketler, vergilendirilebilir kârın hesaplanmasında ortalama kâr marjı kullanılarak Fransa’da elde ettikleri gelir üzerinden vergilendirilecek.

Ayrıca şirketlerin üretim vergilerinde 20 milyar avroluk indirim yapılacak.

Aile şirketlerine veraset vergisi muafiyeti sağlayan Dutreil vergi rejiminin güçlendirilecek.

Küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik kurumlar vergisi reformu daha sonra açıklanacak.

Küçük işletmeler ve çiftçiler tarafından yapılan otomasyon, dijitalleşme ve verimliliği artırıcı yatırımlar için %150’lik bir süper vergi indirimi getirilecek.

Le Pen, yatırımcıların güvenini yeniden kazanmak amacıyla büyük gayrimenkul varlıklarına uygulanan vergiyi bir finansal varlık vergisiyle değiştireceğini ve bu verginin oranını %30 olarak belirleyeceğini söyledi.

İşletme sahiplerinin şirketlerindeki hisseleri, yeni finansal servet vergisinin kapsamı dışında tutulacak.

Enerji ve temel tüketim mallarında önemli katma değer vergisi indirimleri de dahil olmak üzere enerji vergilerinde kesintiler yapılacak.

Le Pen’in, rüzgâr ve güneş enerjisi için “zarara yol açan” olarak nitelendirdiği sübvansiyonlara son verilecek.

Elektrik üretimi üzerinde ulusal kontrolü yeniden ele geçirme ve elektrik faturalarını düşürme taahhüdü verilirken, “daha temiz” araçlara sıfır faizli krediler sağlanmasına yönelik bir öneri üzerinde değerlendirme yapılıyor.

2032 yılına kadar kamu araştırma harcamalarında GSYİH’nın 0,3 puanına denk gelen bir artış sağlanması hedefleniyor.

Le Pen ayrıca Fransa’nın toplam araştırma ve geliştirme harcamalarını GSYİH’nın %3’ünün üzerine çıkarmayı hedefliyor.

Le Pen’in, tahmini 26 milyar avroluk KDV dolandırıcılığıyla mücadelede yardımcı olacağını söylediği, “kaynağında KDV tahsilatı” getirilecek.

Tekelleri ve aşırı fiyatlandırmayı azaltmayı amaçlayan kamu ihale kurallarının reforme edileceği vat edilirken, iktisadi suçlar için asgari para cezalarının, neden olunan maddi zararın üzerinde belirlenmesi planlanıyor.

Le Pen, programında devlette reform da teklif ediyor. Bunlar arasında şu vaatler yer alıyor:

  • “Neredeyse tüm” devlet kurumlarının ve ilgili kamu kuruluşlarının kaldırılması.
  • Yerel yönetim yapılarının ve Fransa’nın birbiriyle örtüşen idari kademelerinin önemli ölçüde basitleştirilmesi.
  • 120’den fazla verginin kaldırılması.
  • Emekliye ayrılan bazı çalışanların yerlerine yenilerinin alınmaması yoluyla kamu sektöründeki personel sayısının azaltılması.
Okumaya Devam Et

Avrupa

Yeşiller’den Berlin’deki koalisyonu federal düzeye taşıma çağrısı

Yayınlanma

Berlin’de Sol Parti, SPD ve Yeşiller arasında ön görüşmeler sürerken, önde gelen bir Yeşil siyasetçi bu ittifakın Almanya için bir seçenek olduğunu savundu.

Bugün (7 Ekim) Berlin’de Sol Parti, SPD ve Yeşiller arasında üçüncü müzakere turu gerçekleşecek.

Müzakereler sürerken Yeşiller’in önde gelen isimlerinden biri olan milletvekili grubu başkanı Katharina Dröge, “R2G” olarak bilinen Kırmızı-Kırmızı-Yeşil koalisyonunun federal düzeyde norm olmasını istedi.

Dröge, Die Zeit’a verdiği demeçte, “R2G koalisyonu birçok sosyal konuda ve iklim koruma konusunda da mutabık kalacaktır,” diyor.

Dröge özellikle “son derece yüksek net servete sahip kişilerin adil vergilendirilmesi”, kira düzenlemesi (yani kira tavanları) ve “çocuk yoksulluğuyla mücadele”yi örnek gösteriyor.

Yeşiller ve Sol Parti, en azından prensipte diğer önemli politika girişimleri konusunda da hemfikir. Buna Almanları en çok endişelendiren konu olan göç politikası da dahil.

Her iki sol parti de vatandaşlığa kabul sürecini yeniden kolaylaştırmak istiyor. Hatta Sol Parti artık Almanca dil yeterliliği veya maddi olarak kendi geçimini sağlama şartında bile ısrar etmiyor.

Yeşiller, Federal Meclis’te mevcut CDU/CSU ve SPD koalisyon hükümetinin vatandaşlığa kabulü zorlaştırmaya yönelik her türlü önlemi şiddetle karşı çıkmıştı.

Sol Parti ve Yeşiller, diğer sosyo-politik kimlik meselelerinde de aynı frekansta. Son olarak, Sol Parti’nin grup başkanı Sören Pellmann, “Rote Hilfe”ye (Kızıl Yardım) katıldı.

Federal Anayasa Koruma Dairesi, bu örgütü federal başkentteki en büyük radikal sol grup olarak listeliyor.

Dairenin yıllık raporunun dört sayfalık bir bölümünde, bu örgüt “özgür demokratik temel düzenin düşmanı” olarak sınıflandırılıyor.

Öte yandan Sol Parti lideri Ines Schwerdtner, Yeşil siyasetçiye sert bir yanıt vererek, “Sol Parti, iktidar oyunları için çoğunluk sağlayıcı olarak kullanılmayacaktır,” dedi.

Parti lideri, Dröge’yi, “aynı nefeste” federal düzeyde CDU/CSU ile koalisyonu Yeşiller için bir seçenek olarak ilan ettiği için eleştirdi.

Öte yandan FOCUS online, Schwerdtner’in Sol Parti’yi yalnızca “sol politikaların korkusuz savunucuları” olarak betimleyen anlatısının da tuzakları olduğuna işaret ediyor.

Örneğin Frankfurter Allgemeine Zeitung (faz) gazetesinin bildirdiği üzere, Sol Parti, özellikle Thüringen’de CDU’lu Eyalet Başbakanı Mario Voigt’un liderliğindeki hükümetle yeni bir tür “hoşgörü ittifakına” girdi.

İddiaya göre, hükümet işlerinin yürütülmesini ana hatlarıyla belirleyen ortak bir belge üzerinde anlaştılar ama federal CDU’nun Sol Parti’yi “CDU ile uyumsuz” ilan eden kararına saygı göstererek belgeyi imzalamadılar.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Bir AfD’li ilk kez parlamento başkanı oldu

Yayınlanma

AfD’li Tobias Rausch, Saksonya-Anhalt Eyalet Meclisi’nin yeni başkanı oldu ve tarihe geçti.

35 yaşındaki Rausch, ilk tur oylamada eyaletin en yüksek makamına seçildi. Bu, Almanya’da ilk kez bir AfD üyesinin eyalet meclisi başkanlığı görevini üstlenmesi anlamına geliyor.

Rausch, Magdeburg eyalet meclisinde kullanılan 82 oydan 48’ini aldı.

Halen AfD grup sözcüsü ve eyalet parti genel sekreteri olarak görev yapan Rausch’a, kendi grubu dışındaki dokuz milletvekili oy verdi.

Eyalet meclisinde beş sandalyeye sahip BSW, seçim öncesinde AfD adayına desteğini resmi olarak açıklamıştı.

BSW Saksonya-Anhalt Eyalet Meclis Grubu Başkanı Thomas Schulze Magdeburg’da yaptığı açıklamada “meclis geleneklerine saygı duyduklarının ilk göstergesi” olarak AfD’nin adayını eyalet meclisi başkanı olarak seçeceklerini belirtmişti.

Bu durum, en az dört oyun CDU, SPD, Yeşiller veya Sol Parti’den gelmiş olması gerektiği anlamına geliyor.

Seçim gizli oylama ile gerçekleştirildiğinden, Rausch’un ek oyları hangi siyasi gruptan aldığı bilinmiyor.

CDU milletvekili grubu yürütme kurulu, eyalet meclisindeki 15 üyesine oy kullanmaktan kaçınmalarını tavsiye etmişti ama sonuçta sadece beş çekimser oy kullanıldı.

Her biri sekiz üyeye sahip olan SPD, Yeşiller ve Sol Parti, karşı oy kullanacaklarını açıklamıştı.

Rausch, göreve başlama konuşmasında liderliğiyle ilgili endişeleri gidermeye çalıştı:

“Bu görevi bir parlamento grubunun başkanı olarak değil, Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu’nun tamamının başkanı olarak yürüteceğim ve bu standartlara layık olmaya niyetliyim.”

Bir eyalet parlamentosu başkanının yetkileri oldukça geniş: Oturumlara başkanlık eder, düzeni sağlar, eyalet misafirlerini davet edebilir ve ev sahibi olarak “tüm binalarda iç tüzüğü uygulama ve polis yetkisini kullanma hakkına” da sahip.

Ayrıca, bir eyalet parlamentosu başkanı, eyalet parlamentosunun idari personeli üzerinde yetkiye sahip. Bu da, çalışanları görevden alabileceği ve başka bir göreve atayabileceği anlamına geliyor.

Rausch, AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund’un uzun süredir müttefiki olarak görülüyor.

Bu yılın başlarında, Rausch, nepotizmle suçlanan AfD’li siyasetçilerden biriydi.

Rausch’un kardeşlerinden birkaçı, bir dönem bir Federal Meclis üyesi tarafından istihdam edilmişti. Rausch, kardeşlerinin işe alınma sürecinde rol almadığını savunmuştu.

Eyalet parlamentosunun kurucu oturumunun gündeminde henüz yeni bir başbakan seçimi yer almıyordu. Seçimleri kazanan AfD’den Siegmund, Aralık ayında aday olacağını açıklamıştı.

Diğer partiler AfD ile koalisyon kurmak istemese de, gerekli çoğunluğu sağlayacağından emin olduğunu ifade etmişti.

Yeni bir hükümet başkanı başarıyla seçilene kadar, CDU’dan Başbakan Sven Schulze geçici olarak görevde kalacak.

AfD, 6 Eylül’de yapılan eyalet seçimlerini yüzde 43,8 oy oranıyla kazandı ama mutlak çoğunluğu elde edemedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English