Bizi Takip Edin

Avrupa

Beşinci Cumhuriyet’in coplu pedagojisi

Yayınlanma

Metz kentinde lise öğrencileri trafiğin akışını kesip asfaltın tam ortasına portatif bir sınıf kurdular. Sıralar nizami biçimde caddeye yerleştirildi, tebeşir tozu kaldırımlara saçıldı; kırık pencereleri, çalışmayan kalorifer peteklerini ve aylardır gelmeyen yedek öğretmenleri protesto etmek için yola oturdular. Fransız çevik kuvveti CRS’in bu açık hava dersine karşılığı gecikmedi: Sıraların arasına art arda göz yaşartıcı gaz kapsülleri fırlatıldı. Birkaç gün sonra Lens’te, 15 yaşındaki bir lise öğrencisinin sol eli, polisin kalabalığa doğru ateşlediği patlayıcı mühimmatın infilak etmesi sonucu bileğinden koptu.(1) Aynı saatlerde Paris’in kuzey banliyösü Blanc-Mesnil’de iki genç kız polisin müdahalesi sırasında ağır yaralanıyordu.

BFMTV ve Mediapart muhabirlerinin geçtiği kayıtlara göre bir haftalık seferberliğin ardından gözaltına alınanların sayısı 6 bini aştı ve bu kişilerin yüzde 85’i henüz reşit olmayan çocuklardan oluşuyor. Emniyet nezarethanelerinde tutulan 16 yaşındaki bir gencin “48 saatlik cehennem” olarak tarif ettiği muamele, münferit bir disiplin uygulamasını değil, sistemik bir bastırma pratiğini işaret ediyor.

Fransa çapında 3 bin 700 lisenin en az 600’ünde dersler aksamış durumda; 40’a yakın üniversite kampüsünde barikatlar kurulu. Yüz bini aşkın genç sokaklarda.

Hükümet sözcülerinin ve güvenlik bürokrasisinin tezlerini ciddiye alarak ilerleyelim. İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, polisin kullandığı teçhizatı savunurken müdahalelerin “neredeyse tüm vakalarda orantılı” olduğunu ileri sürüyor; 715 polis memurunun yaralandığını vurguluyor ve liselerin önüne kurulan barikatların “aşırı şiddet yanlısı unsurlar” tarafından rehin alındığını iddia ediyor. Eğitim Bakanı Édouard Geffray ise meselenin sol partiler, özellikle de La France Insoumise (LFI) tarafından istismar edildiğini savunuyor. Resmi teze göre ortada eğitim sisteminin fiziki çöküşüne dair haklı bir talep yok; yalnızca sokakları terörize eden ve dışarıdan yönlendirilen bir taşkınlık dalgası mevcut.

Fakat güvenlikçi söylemin kurduğu bu paravan, sahadaki sınıfsal bileşim karşısında hızla dağılıyor. Zira bu sefer barikatlar yalnızca banliyölerin dışlanmış göçmen mahallelerinde tütmüyor. Fransa burjuvazisinin ve devlet seçkinlerinin kuluçka merkezi sayılan Latin Mahallesi’ndeki tarihi Lycée Henri-IV öğrencileri de banliyölerdeki akranlarıyla dayanışma içinde kapılarını kilitliyor. Rennes sokaklarında polis tazyikli sularla yürürken, çocuklarının önüne etten duvar ören veliler asfalta uzanıyor; Maurice-Ravel Lisesi’ndeki öğretmenler meslektaşlarıyla birlikte grev kararı alıyor. Dahası, yapılan kamuoyu araştırmaları Fransız toplumunun yüzde 62’sinin, 35 yaş altı nüfusun ise yüzde 73’ünün sokaktaki liselileri meşru gördüğünü belgeliyor. Kısacası devlet, toplumun geniş kesimlerinin onayını almış bir kuşakla çatışıyor.

Refah devleti tasfiyesinin fiziki sınırları

Olayların dış yüzeyine bakıp bunu yalnızca sertleşen polis taktikleri ile öfkeli gençliğin dönemsel bir sürtüşmesi olarak okumak pek faydalı olmaz. Gerçekte karşılaştığımız manzara, Beşinci Cumhuriyet’in idari mimarisinin post-neoliberal evrede girdiği derin krizle doğrudan alakalı.

Fransız devleti, kamu maliyesini Maastricht kriterlerinin ve borç disiplininin cenderesine soktuğundan bu yana, kamusal hizmetleri ayakta tutacak kaynakları sistematik biçimde kurutuyor. Vergi indirimleri ve teşvikler yoluyla büyük sermayeye aktarılan kaynakların faturası, doğrudan okulların tavanlarından sızan yağmur suyu, ısıtılamayan sınıflar ve iptal edilen dersler olarak geri dönüyor. Liselilerin sabah sekizden akşam altıya kadar süren yıpratıcı okul günlerine, kısaltılan öğle aralarına ve mesleki eğitim programlarına (BTS) getirilmek istenen harçlara isyan etmesi tesadüf değil. Eğitim, sınıfsal hareketliliğin bir kaldıracı olmaktan çıkarılıp gençliğin geleceksiz ve düşük ücretli emek havuzuna sevk edildiği bir tasnif merkezine dönüştürülmüş vaziyette.

Dağıtacak refah payı, sunacak toplumsal gelecek vaadi kalmayan bir iktidar formunun, rıza üretemediği yerde doğrudan kaba kuvvete başvurması bir zorunluluk. Emmanuel Macron döneminden devralınan ve Sébastien Lecornu hükümetiyle sürdürülen yarı-başkanlık rejimi, parlamentoyu baypas eden kararnameler rejimini sokakta ancak CRS dipçikleri ve şok bombalarıyla tahkim edebiliyor. Sosyal devletin yerini ceza devletinin alması, bir hükümet tercihi olmanın ötesinde, tükenmiş bir iktisadi modelin zor yoluyla idame ettirilmesi çabası.

Magdeburg’da bir kupa, Berlin’de casusluk

Fransa sokaklarında gaz kapsüllerinin patladığı saatlerde, Kıta Avrupası’nın doğu kanadında, Almanya’da yaşananlar bu tablonun diğer yarısını tamamlıyordu. Saksonya-Anhalt eyalet meclisi başkanlığına aşırı sağcı AfD’nin adayı Tobias Rausch seçildi. Savaş sonrası Almanya tarihinde ilk kez aşırı sağcı bir siyasetçi böylesi kurumsal bir makama oturuyordu.(2) Meclisteki oylama tamamlanırken AfD’li Ulrich Siegmund’un üzerinde “Solcu gözyaşları” (Leftist tears) yazan kupasından zafer edasıyla kahvesini yudumlaması, merkez sağın içine düştüğü acziyetin karikatürü gibiydi. Rausch kürsüye çıkarak “siyasi güvenlik duvarları dönemi geride kalmalıdır” derken, merkez partilerin yıllardır arkasına saklandığı o sözde tecrit hattının (Brandmauer) fiilen buharlaştığını ilan ediyordu.

Aynı günün sabahında Federal Başsavcılığın eski dış istihbarat (BND) şefi August Hanning’i devlete ait gizli belgeleri satmak ve casusluk suçlamasıyla gözaltına aldırdığı haberi ajanslara düştü. Devlet sırlarının, özel danışmanlık şirketleri ve uluslararası müşteriler eliyle meta haline getirildiği bir rejim tablosu…

Bu iki sahne birbirine uzaktır ama aynı kriz zemininde yeşerir: Kıta Avrupası’nda kurulu düzen iki ayrı uçtan çatırdıyor. Batıda, Fransa’da kendi gençliğine karşı zırhlı araçlarını ve savaş mühimmatını sahaya süren, kamusal talepleri terörle mücadele konseptiyle bastıran bi rejim hüküm sürüyor. Doğuda, Almanya’da ise kurumların çürümesiyle birlikte protofaşist bir dalga devlet aygıtının basamaklarını adım adım tırmanıyor.

“Mücadelelerin yakınsaması”

Fransa Başbakanı Sébastien Lecornu’nun uykularını kaçıran esas gelişme, liselilerin münferit öfkesinden ibaret değil. Hükümet koridorlarında korkuyla telaffuz edilen o tarihi formül: convergence des luttes, yani mücadelelerin yakınsaması.

Fransız egemenleri, banliyö isyanlarının getto sınırlarına hapsedildiği, işçi grevlerinin ise belirli sektörlerle sınırlandırıldığı günlerin geride kalmasından endişe ediyor. Sokakta kurulan hattın tehlikesi tam da burada: Banliyödeki yoksul öğrenci ile burjuva lisesindeki öğrenci aynı barikatta buluşuyor; öğretmenler sendikalarıyla birlikte sınıfları terk ediyor; La France Insoumise milletvekilleri polis kalkanları ile liselilerin arasına kendi gövdelerini koyuyor. Hükümetin BTS mesleki eğitim harçlarını apar topar geri çekmesi veya okul saatlerini yeniden müzakere etme vaadinde bulunması, yaklaşan büyük dalgayı yatıştırma telaşından kaynaklanıyor.

Fakat bu pansuman tedbirlerin sınırları bellidir. Zira genel grev hazırlıkları şimdiden ilan edilmiş durumda. Başta CGT olmak üzere sendika konfederasyonları 5 Kasım için ülke çapında iş bırakma çağrısı yaptı.

Asfalta tebeşir tozuyla kurulan o derme çatma sınıf, Fransız devletinin içine sürüklendiği meşruiyet krizinin sınırlarını açıkça gösteriyor. Avrupa’nın yönetici elitlerinin halklarına sunabileceği hiçbir rasyonel gelecek kalmamış görünüyor. Kendi çocuklarına gaz fişeği ve polis copundan başka verecek pedagojik yanıtı olmayan bir cumhuriyetin, ömrünü uzatmak için daha kaç barikata ihtiyaç duyacağı sorusunun yanıtı ise sokakta.


(1) Fransız kolluk kuvvetlerinin toplumsal olaylarda kullandığı GM2L tipi göz yaşartıcı ve ses bombaları, 2020 yılında 25 gram TNT içerdiği için yasaklanan GLI-F4 mühimmatının yerine getirilmişti. İçinde 5 gram plastik patlayıcı barındıran GM2L, patlama anında 160 desibelin üzerinde ses çıkarıyor ve şarapnel etkisi yaratarak ağır doku ve uzuv kayıplarına yol açıyor.

(2) Saksonya-Anhalt eyalet parlamentosunda Tobias Rausch’un 48 oyla başkan seçilmesi, meclisteki aritmetik açısından dikkat çekicidir. Eyalet meclisinde AfD’nin 37, Sahra Wagenknecht İttifakı’nın (BSW) 7 sandalyesi bulunuyor; toplam 44 oya karşılık Rausch’un 48 oy alması, Hıristiyan Demokrat (CDU) ya da diğer merkez partilere mensup en az 4 milletvekilinin gizli oylamada aşırı sağcı adaya destek verdiğini ortaya koyuyor.

Avrupa

Ukrayna kredisine ret sinyali Berlin’i kızdırdı

Yayınlanma

AB liderleri Ukrayna için 45 milyar avroluk yeni bir kredi paketi hazırlarken, Çekya, Slovakya ve muhtemelen Macaristan’ın plana katılmak istememesi Almanya’da tepki yarattı. Berlin, ortak güvenliğe katkı vermeyen ülkelerin bölgesel kalkınma fonu taleplerini veto edebileceğinin işaretini veriyor.

Avrupa Birliği içinde Ukrayna’ya yönelik yeni mali yardım planı çatlağa yol açtı; bazı üyelerin geri adım atması Almanya’da tepkiyle karşılandı.

Politico’nun Avrupalı diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, kimi AB ülkelerinin yeni destek paketine katılmaya yanaşmaması Berlin yönetiminde rahatsızlık yarattı.

AB liderleri, Ukrayna’nın 2027 yılındaki finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla 2026 sonuna kadar yaklaşık 45 milyar avroluk yeni bir destek paketinde uzlaşmayı hedefliyor.

Planlanan kaynağın, mevcut AB bütçesinin garantörlüğünde Kiev’e kredi olarak verilmesi öngörülüyor.

Çekya ile Slovakya bu kredi paketinde yer almak istemediklerini şimdiden hissettirdi. Gazeteye konuşan iki kaynak, Macaristan’ın da bu girişimin dışında kalabileceğini belirtti.

Aralık 2025’te Kiev için kararlaştırılan 90 milyar avroluk krediye de katılmayan bu üç ülkenin tutumu, AB içinde Ukrayna’ya en güçlü desteği veren ülkeleri kızdırdı.

Bu ülkeler, söz konusu tavra karşılık olarak, AB’nin daha az gelişmiş bölgelerine yönelik harcamaların artırılmasını isteyen “Uyumun Dostları” grubunun taleplerini desteklemeyebileceklerini dile getiriyor.

Politico’ya konuşan bir Alman diplomat, “Ortak güvenliğimize yönelik en büyük tehdide karşı savunmada yer almayı reddedenlere, vergi mükelleflerimizin uyum fonlarından bir avro daha aktarmak isteyeceği nasıl ciddi şekilde düşünülebilir?” sözleriyle tepkisini aktardı.

Öte yandan başka bir Avrupalı diplomat, hem Ukrayna’nın hem de AB’nin iç programlarının finansmanının korunması gerektiğini savundu.

Aynı diplomat, vatandaşlara AB’nin Kiev için kaynak bulurken kendi iç harcamalarını neden ciddi biçimde kısmak zorunda kaldığını anlatmanın zor olacağını söyledi.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz daha önce yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya verilen desteğin Avrupalı devletlerin bütçelerine ağır bir yük getirdiğini belirtmişti.

Merz, ABD’den silah ve askeri teçhizat alımı için kaynak gelmediği halde Almanya ve müttefiklerinin Kiev’e yardımı finanse etmeyi sürdürdüğünü kaydetmişti.

AB Konseyi, eylül ayında Ukraine Facility programı kapsamında Ukrayna’ya yaklaşık 3 milyar avroluk yeni bir dilimin verilmesini onaylamıştı. 2024-2027 yıllarını kapsayan bu program, Kiev’e 50 milyar avroya kadar kaynak sağlanmasını hedefliyor.

Euractiv’in aktardığı verilere göre ise Ukrayna, haziran ayında 7,2 milyar avro ile Nisan 2024’ten bu yana aylık bazdaki en yüksek Batı askeri yardımını aldı.

Finansmanın önemli bir kısmını Avrupalı ülkeler sağlarken genel destek seviyesi, ABD’nin doğrudan askeri yardımının kesilmesinden önceki verilerin gerisinde kalmaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya ordusunu Ukrayna yapımı füzelerle donatacak

Yayınlanma

Almanya, Ukrayna tasarımı 1000 kilometre menzilli Bars seyir füzelerini ordusuna katmaya hazırlanıyor. Berlin yönetimi ilk partiyi haftalar içinde alıp 2027 başında test etmeyi, sonuçlar olumlu çıkarsa yüzlerce sipariş vermeyi planlıyor.

Almanya, kendi ordusu için Ukrayna tasarımı Bars seyir füzelerini satın almaya hazırlanıyor.

Financial Times’ın (FT) tedarik planlarını bilen kaynaklara dayandırdığı habere göre Berlin, ilk küçük partiye ilişkin anlaşmayı önümüzdeki haftalarda imzalamayı hedefliyor.

Alman ordusu Bundeswehr, füzeleri 2027 başında teknik testlerden geçirecek.

Denemeler başarılı sonuç verirse Almanya yüzlerce füze sipariş edebilecek.

Tepkili motorla çalışan Bars, 1000 kilometreye kadar menzile ulaşıyor. Füze, modeline bağlı olarak 105 kilograma kadar faydalı yük taşıyabiliyor.

Ukrayna’da bu araçlar “füze-dron” diye de adlandırılırken, FT’nin aktardığına göre Almanya’da düşük maliyetli seyir füzesi sınıfında değerlendiriliyor.

Bars füzelerini son aylarda Almanya topraklarında faaliyet gösteren bir Ukrayna-Almanya ortak girişimi üretiyor. Gazete, bu şirketin adını ve tesisin yerini açıklamadı.

Masraflarını Almanya’nın karşıladığı ve üretimi ülkede yapılan ilk füze partisi ekim ayında Ukrayna’ya teslim edildi.

Şimdi bu tesisin Bundeswehr’in ihtiyaçları için de devreye sokulması planlanıyor.

Üretim, Ukrayna’nın 2025 yılında başlattığı “Build with Ukraine” programı kapsamında yürütülüyor.

Program, üretim kapasitesini büyütmek amacıyla Ukrayna silahlarının yurt dışında üretilmesini ve Ukraynalı geliştiricilerin NATO ülkelerinin pazarlarına girmesini hedefliyor.

FT’nin değerlendirmesine göre Bars füzelerinin tedariki, Bundeswehr’in Ukrayna tasarımı bir taarruz silahını satın aldığı bilinen ilk örnek olacak.

Norveç Savunma Araştırmaları Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Fabian Hoffmann, Almanya’nın bu ilgisini sahadaki kullanım tecrübesine bağladı.

FT’ye konuşan Hoffmann, “Bu, Ukrayna’nın seri üretimi en yüksek ve düşük maliyetli seyir füzesi. En fazla uçuşu o yaptı; bu da sistemin muhtemelen en oturmuş silah olduğunu gösteriyor” dedi.

Berlin alternatif sistemleri de gündemde tutuyor

Almanya aynı zamanda ABD merkezli girişim Covenant’ın geliştirdiği Anthem füzelerinden de deneme amacıyla küçük bir parti almayı planlıyor.

FT’ye konuşan bir kaynak, Bars’ın Anthem’den daha ucuz olduğunu, Alman yetkililerin ise iki sistemi birden satın almaya açık baktığını söyledi.

Berlin ve Kiev, Mayıs 2025’te uzun menzilli silahların ortak üretimi konusunda uzlaşmıştı.

Almanya’nın 5 milyar avroluk askeri yardım paketinde yer alan bu mutabakat kapsamında iki ülkenin savunma bakanları bir memorandum, şirketler ise işbirliği anlaşmaları imzaladı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz bu adımı askeri-sanayi işbirliğinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Kızıldeniz’deki Aspides misyonunu genişletmekte zorlanıyor

Yayınlanma

AB, Kızıldeniz’de Yemen direnişine karşı kurulan Aspides misyonunu, büyük savaş gemileri konusunda yetersiz olduğu için genişletemiyor.

Uzmanlar, Avrupa Birliği’nin büyük savaş gemileri konusunda yetersiz kaldığını, uzun süreli bir deniz çatışması için gerekli füze stoklarından yoksun olduğunu ve mürettebat ile tersane kapasitesi sıkıntısıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Avrupa ülkelerinin AB’nin Aspides misyonu için yeterli sayıda gemi sağlamakta zorlandıkları Kızıldeniz’den, Rus insansız hava aracı saldırılarının seyrüsefer özgürlüğünü engellediği Karadeniz’e kadar, son dönemdeki krizler Avrupa’nın deniz gücü konumunun sınırlarını ortaya koydu.

Avrupa Politika Merkezi’nde (EPC) savunma analisti olan Mihai Sebastian Chihaia, Rapporteur’e verdiği demeçte, “AB’nin yeterli varlığı var mı? Bence yok,” dedi.

Avrupa Savunma Ajansı’nın (EDA) denizcilik bölümü başkanı Jürgen Scraback da bu görüşe katılarak, “Birlik olarak hatırı sayılır bir deniz gücüne sahibiz ama korvetlerden muhriplere kadar uzanan büyük gemilerimiz yetersiz,” dedi.

IISS Askeri Denge 2026 raporuna göre, AB’nin deniz gücü dengesiz bir şekilde dağılmış durumda.

En gelişmiş gemilerin büyük çoğunluğunu Fransa ve İtalya işletiyor; bunları İspanya, Almanya, Yunanistan ve Hollanda izliyor.

Fransa dokuz denizaltı, bir nükleer güçle çalışan uçak gemisi ve üç amfibi çıkarma gemisi işletirken, İtalya altı denizaltı, bir konvansiyonel güçle çalışan uçak gemisi ve 17 ana yüzey savaş gemisine sahip.

İspanya ve Almanya önemli yüzey savaş gemileri ve amfibi yetenekler katarken, Yunanistan ve Hollanda önemli denizaltı ve fırkateyn filolarıyla katkıda bulunuyor.

Kuzey ve Doğu Avrupa donanmaları ise daha çok bölgesel savunma, devriye ve mayın savaşına odaklanıyor.

İsveç dört denizaltı ve beş gizli korvet işletirken, Finlandiya’nın 20 devriye ve kıyı savaş gemisi ile sekiz mayın savaş gemisi, Polonya’nın ise 21 mayın önleme gemisi bulunuyor.

Belçika ve İrlanda’nın da aralarında bulunduğu daha küçük filolar ise fırkateynler, devriye ve deniz güvenliğine yoğunlaşıyor.

AB’nin 27 üye devleti, IISS’nin 2026 envanterinde belirtilen iki büyük uçak gemisi, yaklaşık 40 denizaltı, en az 20 muhrip ve 34 fırkateynin yanı sıra çok daha büyük bir devriye gemisi ve mayın önleme gemisi filosunu toplu olarak işletiyor.

Buna kıyasla, ABD Kongre Bütçe Ofisi’nin Mayıs 2026 tarihli raporuna göre, ABD Donanması’nın savaş gücü gemileri 291 adet.

Bu sayıya 11 uçak gemisi, 66 denizaltı ve 85 büyük yüzey savaş gemisi dahil.

Pentagon’un Çin’in askeri gücü hakkındaki 2025 raporu’na göre, Çin Donanması üç uçak gemisi, 58 denizaltı, 42 muhrip, 50 fırkateyn ve 50 korvetten oluşuyor.

Çin ayrıca 60 adet füze donanımlı kıyı devriye gemisi de işletiyor.

Rapporteur’e göre sadece gemi inşa etmek sorunu çözmüyor. Avrupa donanmaları, bir çatışma başladığında savaşmaya devam edebilmek için yeterli sayıda hava savunma, gemisavar ve kara saldırı füzelerine de ihtiyaç duyuyor.

Ukrayna ve İran’daki savaşlar aynı dersi ortaya koyuyor: Gemiler, onlara eşlik eden silah sistemleri olmadan sınırlı bir değere sahip. Scraback, “Füzeler kesinlikle birincil ihtiyaç,” dedi.

EDA, Rapporteur tarafından incelenen ilk Savunma Hazırlık Raporu’nda şunları yazdı:

“Avrupa deniz kuvvetleri, yalnızca ABD ve Çin donanmalarının gerisinde kalacak şekilde çok sayıda büyük platformu bünyesinde barındırıyor; fakat bu platformların bazıları savaş yetenekleri açısından yetersizlik gösteriyor.”

EDA’nın raporu, hava savunma sensörleri, önleme füzeleri ve komuta-kontrol ağlarında kritik eksiklikler olduğunu belirtiyor ve planlanan yatırımların “Avrupa’nın ihtiyaçlarını karşılamak için yetersiz kaldığı” uyarısında bulunuyor.

Avrupa donanmaları ayrıca, deniz kuvvetlerinin kapasitesini artırma çabalarını baltalama tehlikesi yaratan ciddi personel eksikliğiyle de karşı karşıya.

Scraback, “Gemiler inşa edebiliriz, ancak bunları işletmek için nitelikli personele sahip olduğumuzdan emin olmalıyız,” diye vurguladı.

Birkaç AB ülkesi, yeterli sayıda askere çekmek için şimdiden zorlanıyor: Almanya, 2035 yılına kadar daimi silahlı kuvvetlerini yaklaşık 180.000 askerden 260.000’e çıkarmayı hedefliyor ve bu hedefe ulaşmaya yardımcı olmak için yeni bir askerlik hizmeti modeli uygulamaya koyuyor.

Hazırlık durumu da bir başka kısıtlayıcı unsur. Genel bir kural olarak, gemilerin görevlendirme, bakım ve mürettebat eğitimi arasında dönüşümlü olarak görev alması nedeniyle, operasyonlar için üç gemiyi hazır tutmak dokuz gemilik bir filoya ihtiyaç duyulabileceği anlamına gelir.

Daha iyi bakım programları ve mürettebat rotasyonu, filoların mevcut gemilerini daha fazla görevlendirmelerine yardımcı olabilir.

Chihaia, “Buradaki asıl mesele hazırlık durumu. Gemilere sahip olmak yeterli değildir; aynı zamanda bunları kısa sürede denize sevk edebilmeniz de gerekir,” diye ekledi.

Chihaia, Avrupa’nın gemileri inşa etme, onarma ve yenileme kabiliyetinin, şu anda işletmekte olduğu gemi sayısı kadar önemli olduğunu savundu.

Rusya’nın Karadeniz’deki kayıpları, insansız sistemlerin pahalı konvansiyonel savaş gemilerini nasıl tehdit edebileceğini gösterd,.

Bu nedenle Avrupa ülkeleri sadece yeni gemilere değil, hasar görmüş gemileri onararak hızlı bir şekilde hizmete geri döndürebilme kapasitesine de ihtiyaç duyuyor.

Tersaneler, vasıflı işgücünden üretim kapasitesine kadar kendi kısıtlamalarıyla karşı karşıya.

Hükümetler daha fazla savaş gemisi sipariş etse bile, sanayi acil bir askeri ihtiyacı karşılayacak kadar hızlı bir şekilde teslimat yapamayabilir.

Bu zorluğun boyutu oldukça büyük: Bir fırkateyn inşa etmek yaklaşık üç yıl sürebilir; bu da Avrupa sanayisinin filoları hızlı bir şekilde yenilemesini veya talepteki ani artışı karşılamasını zorlaştırıyor.

Chihaia, gelecekteki filoların geleneksel savaş gemilerini insansız sistemlerle birleştirmesi gerekeceğini söyledi.

Fırkateynler ve muhripler hâlâ vazgeçilmez olacak ama daha küçük sistemler, yüksek değerli gemilerin korunmasına yardımcı olurken gözetleme ve saldırı yeteneklerini genişletebilir.

Ukrayna, savaş nedeniyle Moskova’nın daha büyük filosuna karşı koymanın yollarını bulmak zorunda kaldığı için deniz insansız sistemlerinde önde gelen bir yenilikçi haline geldi.

“Yaparak öğrenmeliyiz,” diyen Chihaia, Baltık ve Karadeniz’i donanmaların yeni yetenekleri test edip geliştirebileceği ortamlar olarak gösterdi.

Fakat insansız sistemler, geleneksel gemilerin her durumda yerini alabilecek nitelikte değil.

Denizde operasyon yürütmek teknik zorluklar barındırır ve dayanıklılık, gelişmiş sensörler ve önemli miktarda silah yükü gerektiren görevler için daha büyük gemiler hâlâ gerekli.

Scraback, mürettebatlı gemilerin güç gösterisi açısından da önemli olmaya devam ettiğini belirterek, askeri ve siyasi açıdan “büyük bir mürettebat taşıyan bir geminin, tam otomatik bir gemiden her zaman farklı algılanacağını” ifade etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English