Bizi Takip Edin

Avrupa

AfD lideri Weidel: Zaten kaybedilmiş bir savaşı finanse etmek yanlış

Yayınlanma

Almanya için Alternatif Partisi Eş Genel Başkanı Alice Weidel, Rusya’ya uygulanan yaptırımların ve Ukrayna’ya aktarılan 100 milyar avroyu aşkın desteğin Alman ulusal çıkarlarına doğrudan zarar verdiğini söyledi.

Almanya için Alternatif Partisi Eş Genel Başkanı ve partinin Federal Meclis Grubu Eş Başkanı Alice Weidel, haftalık haber dergisi The Economist‘in Genel Yayın Yönetmeni Zanny Minton Beddoes’in sorularını yanıtladı.

Weidel, mülakatta Almanya’nın enerji krizinden Ukrayna savaşına, Avrupa Birliği’nin mali dengelerinden ve borç krizinden ülkedeki sığınmacı ve göç politikalarına kadar geniş kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Berlin yönetiminin mevcut dış ve güvenlik çizgisini açıkça eleştiren Alice Weidel, Almanya’nın çıkarlarını doğrudan gözetmeyen bir siyaset izlendiğini ve bu tablonun ülke ekonomisine büyük zarar verdiğini ifade etti.

“Dış politika ulusal çıkarlarımıza hizmet etmeli”

Mülakatta, Rusya’nın Ukrayna sınırlarını aşarak Avrupa ülkeleri ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü üyeleri için bir tehdit oluşturup oluşturmadığı soruldu.

Weidel, meselenin tehdit ikilemi üzerinden kurgulanmasının yanlış olduğunu belirterek “Ben bir tehdit olup olmaması meselesi olduğunu düşünmüyorum. Alman dış politikasının ulusal çıkarlarımıza hizmet edip etmediği ölçütüne göre değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim” dedi.

Almanya Federal Hükümeti’nin mevcut adımlarının ağır bir tablo yarattığını söyleyen Weidel, “Hükümetimizin şu an davrandığı gibi hareket etmek bizim açımızdan çok zararlı bir durum ortaya çıkarıyor” ifadelerini kullandı.

Uygulanan ekonomik kısıtlamalara değinen Weidel, “Yaptırımlardan henüz bahsetmedim bile. Biz birbiri ardına yaptırım paketleri uygularken Donald Trump, Vladimir Putin ile daha fazla dizel sevkiyatı üzerine konuşuyor” değerlendirmesini yaptı.

Büyük güçlerin pragmatik davrandığına işaret eden Weidel, sözlerini “Aynı zamanda petrol ve doğalgaz hakkında da konuşuyorlar, öyle değil mi? Biz de Almanya için aynısını isteriz” diyerek sürdürdü.

Mülakatta Weidel’a, Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkelerinin açık bir saldırganlığa karşı kendini savunan demokratik bir ülkeyi desteklemesinin meşru bir gereklilik olup olmadığı yönünde bir soru yöneltildi.

Weidel, Ukrayna’daki yönetim yapısını doğrudan hedef alarak “Olduğu kadar demokratik. Artık yeni bir devlet başkanı için seçim yapmıyorlar” şeklinde konuştu.

Washington’daki bakış açısına atıfta bulunan Weidel, “Amerikan Başkanı’nın yeni devlet başkanlığı seçimleri için ısrar etmesinin sebebi tam da bu; çünkü Zelenskiy’nin doğru zamanda doğru kişi olmadığını düşünüyor” dedi.

Ukrayna’da savaş durumu ve sıkıyönetim nedeniyle seçimlerin yapılamadığı hatırlatıldığında ise Weidel, söylemin kurulma biçimini eleştirdi ve Rusya’nın saldırısını geçmişte de kınadıklarını hatırlattı.

Weidel, çatışmanın başlangıcındaki hukuki çerçeveye dair “Bir saldırgan ve saldırgan olmayan biri hakkında konuştuğumuzda, biz de Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını eleştirdik; çünkü Ukrayna egemen bir ülkedir. Nokta. Bu konuda hiçbir tartışma olamaz” ifadelerini kullandı.

“Kaybedilmiş bir savaşı finanse etmek yanlış”

Kıtanın sürüklendiği güncel açmaza odaklanılması gerektiğini vurgulayan Weidel, mevcut dengelerin sürdürülemez olduğunu dile getirdi.

Weidel, “Ancak şimdi mevcut statükonun içindeyiz. Bu statüko ise korkunç” dedi.

Yıkımın boyutlarına dikkat çeken Weidel, “Sadece ölen insanlar, oğullarını kaybeden aileler, altyapının ve rafinerilerin yok edilmesi ile fırlayan dizel fiyatları yüzünden değil. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm ülkeler için inanılmaz derecede yüksek bir güvenlik riski söz konusu” şeklinde konuştu.

Bu gidişatın durdurulması gerektiğini söyleyen Weidel, “Bu nedenle buna bir son vermeliyiz. Bu bizim çıkarımıza; çünkü ben bir Alman siyasetçiyim” ifadelerini kullandı.

Almanya’nın önceliklerini merkeze koymak zorunda olduğunu kaydeden Weidel, “Almanya’nın her dış politikasını değerlendirmek zorundayım. Ulusal çıkarımıza mı, değil mi?” sorusunu yöneltti.

Berlin’in mevcut adımlarını sert sözlerle eleştiren Weidel, “Bu uzatma ve Alman hükümetinin şu anda aldığı önlemler ülkemiz için muazzam bir risk teşkil ediyor” dedi.

Ukrayna’nın askeri açıdan bir zafer elde edemeyeceğini dile getiren Weidel, “Zaten kaybedilmiş bir savaşı uzatmaya ve finanse etmeye devam etmeyi yanlış buluyoruz, ben yanlış buluyorum” değerlendirmesinde bulundu.

İki ülke arasındaki kapasite farkına işaret eden Weidel, “Ne yazık ki Ukrayna’nın çok küçük olduğunu gerçekten söyleyebilirsiniz. Ukrayna’nın Rusya’yı yenmesi imkansızdır” ifadelerini kullandı.

Weidel, gelinen noktayı “Öyleyse şimdi ne yapıyoruz? Kaybedilmiş bir savaş var” sözleriyle özetledi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in barışa ilgi duymadığı ve kış boyunca Ukrayna şehirlerini vurmayı sürdürdüğü yönündeki itiraza karşılık Weidel, karşı tarafa da aynı sorunun yöneltilmesi gerektiğini kaydetti.

Weidel, çatışmanın durması için kanıt arayışına değinerek “Vladimir Putin’in barışla ilgilendiğine dair bana tek bir kanıt gösterebilir misiniz? Peki siz Zelenskiy’nin barışla ilgilendiğine dair bana tek bir kanıt gösterebilir misiniz?” dedi.

Ukrayna tarafının ateşkes ve enerji altyapısına yönelik saldırıları durdurma müzakerelerine hazır olduğu yönündeki veriler aktarıldığında Weidel, Almanya’nın üstlendiği mali yüke dikkat çekti.

Weidel, Almanya’nın yardımları kesmesi gerekip gerekmediği sorusuna “Şimdiden 100 milyardan fazla harcadık. Başka hiçbir ülke bu kadar harcamadı ve biz ağır şekilde borçlandık” yanıtını verdi.

Kendi siyasi çizgisini net bir formülle özetleyen Weidel, “Evet, ülkemin çıkarlarını ilk sıraya koyuyorum. Önce Almanya gelir” şeklinde konuştu.

Mevcut çatışmanın doğrudan bir tehdit oluşturduğunu belirten Weidel, “Bu savaş bizim çıkarımıza değil ve ulusal güvenliğimiz için çok ama çok tehlikeli” ifadelerini kullandı.

Kalıcı bir uzlaşı için güvenlik mimarisinin tarafsız kurulması gerektiğini kaydeden Weidel, “Ukrayna’da barışa ulaşmak için yalnızca Ukrayna’nın güvenlik çıkarlarını değil, aynı zamanda Rusya’nın güvenlik çıkarlarını da hesaba katmalıyız” dedi.

Batı’nın geçmiş politikalarını eleştiren Weidel, “Geçmişte ve son yirmi yılda yapılan büyük hata buydu: Rusya’nın güvenlik kaygılarını tanımamak” değerlendirmesini yaptı.

“Kesinlikle bir tahvil piyasası krizi yaşayacağız”

Mülakatta, Fransa’da kamuoyu yoklamalarında önde giden Ulusal Birlik Partisi Meclis Grup Başkanı Marine Le Pen’in Avrupa Merkez Bankası kaynaklarıyla altyapı projelerinin finanse edilmesini istediği hatırlatıldı.

Avrupa’nın gelecekteki liderlik yapısına dair senaryolar sorulduğunda Weidel, Fransa’nın çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini ifade etti.

Weidel, Avrupa Birliği içindeki mali transfer dengelerini işaret ederek “Almanya, Avrupa Birliği’nin ana finansörüdür ve parayı Fransa alır. Tıpkı diğer ülkeler gibi” dedi.

Le Pen’in yaklaşımını anladığını dile getiren Weidel, “Elbette onun bakış açısından ben de aynısını yapardım. O, ülkesi için en iyisini yapmak istiyor” şeklinde konuştu.

Fransa’nın mali yapısındaki kırılganlığa değinen Weidel, “Fransa tavan yapan faiz oranlarıyla şimdiden devasa bir borç krizinin içindeyken bile karşılıksız borç affı istiyor” ifadelerini kullandı.

Piyasalardaki belirsizliği vurgulayan Weidel, “Sermaye piyasalarında ne yapacaklarını bilmiyorum, öyle değil mi? Ancak Almanya da neredeyse aynı durumun içinde” dedi.

Berlin’in borç yüküne dikkat çeken Weidel, “Kamu borcumuz hızla yukarı tırmanıyor” tespitini yaptı.

Financial piyasaların bu söylemleri fiyatlaması durumunda Avrupa’da bir devlet tahvili krizi riskinin doğup doğmayacağı sorusunu Weidel, kesin bir dille yanıtladı.

Weidel, olası çalkantıya işaret ederek “Kesinlikle. Kesinlikle bir tahvil piyasası krizi yaşayacağız” ifadelerini kullandı.

Borç yükünün sadece birkaç ülkeyle sınırlı olmadığını kaydeden Weidel, “Böylesine yüksek bir kamu borcuyla bu durum sadece Fransa değil; aynı zamanda İtalya, İspanya, Portekiz ve Almanya için de geçerli” şeklinde konuştu.

Federal hükümetin yeni borçlanma kararlarını eleştiren Weidel, “Almanya’nın bu yeni borç programıyla sermaye piyasasında faiz oranlarımız şimdiden yükseliyor. Biz de artık borçlu bir ülkeyiz” dedi.

“Suriye ve Afgan vatandaşları ülkelerine dönmeli”

Mülakatta, Almanya’da yaşayan göçmen kökenli milyonlarca insanın aşırı sağcı olarak nitelenen parti politikalarından duyduğu endişe gündeme getirildi.

Yasal statüye sahip Suriyeli ve Afgan sığınmacıların ülkede kalıp kalamayacağı sorusuna Weidel, yürürlükteki mevzuat üzerinden yanıt verdi.

Weidel, hukuki gerekçelerin ortadan kalktığını savunarak “Dürüst olmak gerekirse yasalarımız, iltica yasamız açıkça belirtiyor: Ülkemize gelme sebebi ortadan kalktığı anda ayrılmak zorundalar” ifadelerini kullandı.

Örnek olarak Suriyelileri gösteren Weidel, “Özellikle Suriyeliler için, madem adını andınız o örneği ele alalım: Burada mülteci, sığınmacı oldukları ve korunmaya ihtiyaç duydukları gerekçesi artık sona erdi” dedi.

Maddi destekleri eleştiren Weidel, “Burada devletten dağlar kadar para alıyorlar ama şu an bunun bir önemi yok. Kendi ülkelerine geri dönmek zorundalar. Ülkemizi terk etmeleri gerekiyor” şeklinde konuştu.

Alman idari mekanizmasının kuralları uygulaması gerektiğini söyleyen Weidel, “Almanya’da kanun uygulaması çok açıktır” dedi.

Suriyelilerin tamamının geri gönderilmesi gerektiğini savunan Weidel, “Suriye’deki savaş sona erdiği için Suriye vatandaşlarının yüzde 100’ü ülkelerine dönmelidir” değerlendirmesini yaptı.

Federal Hükümet’in Afganistan politikasını da hedef alan Weidel, “Tıpkı hükümetimizin fiilen uçaklarla ülkemize getirmeye karar verdiği Afganlar gibi” dedi.

Bu tahliye kararlarını sert sözlerle eleştiren Weidel, “Afganistan’dan Afganları uçaklarla getirme şeklindeki bu kabul edilemez politikaya nasıl ulaştığınızı bilmiyorum” ifadelerini kullandı.

Güvenlik istatistiklerindeki yükselişe değinen Weidel, “Sınırların açıldığı 2015 yılından bu yana suç oranlarımız tavan yaptı” şeklinde konuştu.

Ağır suç kategorilerini işaret eden Weidel, “Tecavüz, insan öldürme, şiddet suçları gibi en ağır suçların ana grubunu Suriyeliler ve Afganlar oluşturuyor” dedi.

Güvenlik tedbirlerinin derhal devreye girmesi gerektiğini söyleyen Weidel, “Bu insanları geri göndermeliyiz, suçluları ve aşırılık yanlısı dini liderleri de alıkoymalıyız. Ülkemizde bir hilafet istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

Ukraynalı mültecilerin durumuna da değinen Weidel, kalıcı bir yerleşime karşı olduklarını kaydetti.

Weidel, savaştan kaçan kişilerin dönüş takvimini işaret ederek “Ukraynalılardan henüz bahsetmedim bile. Bu savaş sona erdiğinde Ukraynalılar da ülkemizi terk etmelidir” dedi.

Ülkeden ayrılması gereken toplam nüfusa ilişkin rakam veren Weidel, “Bu toplamda milyonlarca insan demek; kabaca dört ila beş milyonu buluyor ve ülkemizden ayrılmak zorundalar” şeklinde konuştu.

Avrupa

AB, Putin ile kimin görüşeceğine karar veremiyor

Yayınlanma

ABD, Ukrayna ile Rusya arasındaki görüşmelere arabuluculuk etmeye devam ederken, AB içerisinde masaya kimin oturacağı tartışması sürüyor.

Önümüzdeki hafta Abu Dabi’de ABD’nin arabuluculuğunda gerçekleştirilecek Rusya ile Ukrayna arasındaki görüşmeler, Avrupa’nın katılımı olmadan yapılacak.

Bir ilerleme kaydedileceğine dair beklent şu anda yok ama bu durum, AB’de temsil konusundaki çekişmelerini engellemedi.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, dün (5 Kasım) AB’nin “farklı yönlere doğru ilerleyen bir Avrupa izlenimi verdiğini” belirterek yeni bir tartışma konusu ekledi.

Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya yazdığı mektupta, AB’nin 27 liderinin yıl sonuna kadar bir temsilci arkasında birleşmesi gerektiğini savundu.

Rapporteur’e göre E2, E3, E5 veya CoW (İstekli Ülkeler Koalisyonu) gibi diplomatik formatların oluşturduğu bir “alfabe çorbası”, Ukrayna’nın geleceğine dair görüşmelerde ön plana çıkmak için birbiriyle yarışıyor.

Gelecek yıl seçmenlerin karşısına çıkacak olan Meloni, savaşı sona erdirmek ve kıtanın gelecekteki güvenlik mimarisini belirlemek konusunda Avrupa’nın çıkarlarını temsil etme çabalarında, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 formatının sergilediği iddialı tavra uzun süredir tepki gösteriyor.

Geçen ay İtalyan lider şöyle konuşmuştu:

“Eğer Fransa, Almanya ve Büyük Britanya, o meşhur E3 formatı kapsamında, hepimizin birlikte başarabileceğimizden daha fazlasını tek başlarına başarabileceklerini düşünüyorlarsa, o zaman en azından bunu herkesin adına, tüm tarafların resmi yetkisiyle yapmalılar.”

Bir AB diplomatı, “E3’ten bahsettiğimizde, jeopolitik nüfuzdan, askeri ve mali güçten söz ediyoruz. Bu, İtalya’nın dışlanması anlamına gelmez ama Roma açıkça masada bir koltuğu olması gerektiğini düşünüyor,” dedi.

Meloni, bir başka güçlü askeri güç olan ve Ukrayna ile sınırı paylaşan tek diğer büyük AB ülkesi olan Polonya’nın desteğine sahip. 

Fakat mevkidaşı Donald Tusk, üst düzey görüşmelerde yer almak istediği konusunda daha az açık sözlü davrandı.

Tusk perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bildiğiniz gibi, birçok farklı formatımız var. AB olarak, İstekli Koalisyon olarak net bir tutumumuz var. Bu süreçlere tam olarak dahilim,” dedi.

Gelgelelim Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski daha da açık sözlü konuştu. “En son istediğimiz şey, Batı Avrupa’nın Doğu Avrupalıları devre dışı bırakarak Rusya ile muhatap olması,” diyen Sikorski, 1930’lara ve ardından 1945’teki Yalta Konferansına atıfta bulundu:

“Doğu Avrupa ve İskandinavya’yı bu görüşmelerin dışında bırakamazsınız. Yaklaşık 120 milyon insanız. Finlandiya Rusya’ya, Norveç Rusya’ya, Baltık ülkeleri Rusya’ya ve Polonya hem Rusya’ya hem de Ukrayna’ya sınır komşusu.”

Berlin ise Almanya, Fransa ve İngiltere’nin Ukrayna’ya verilecek gelecekteki güvenlik garantilerini üstlenecek en güçlü üç askeri güç olduğu göz önüne alındığında, E3 formatının en doğal temsil grubu olduğunu savunuyor.

İtalya gibi Polonya da Varşova ve Roma’nın katılımına olanak tanıyacak E5 formatını destekliyor.

Fakat Sikorski, Putin ile görüşebilecek liderlerden oluşan başka bir kombinasyonu da gündeme getirdi: António Costa, AB dış politika şefi Kaja Kallas ve Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham.

Sikorski, Costa-Kallas ikilisinin AB antlaşmaları uyarınca bloğu temsil etme konusunda yasal yetkiye sahip olduğunu savundu.

AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas, perşembe günü Lizbon’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Başbakan Meloni ile aynı fikirdeyim; farklı seslerle konuşmamalıyız. Rusya’nın istediği bu konuların Avrupa’nın da kararını gerektirdiğini söylemek için birleşik kalmalıyız,” dedi.

AB’nin tutumundaki bölünmeleri vurgulayan tek kişi Meloni değil. Geçen hafta, Danimarka Başbakanı ve Avrupa Konseyi’nde Meloni’nin yakın müttefiki olan Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç liderlerinin Putin’e yaptığı çağrıyı sorguladı ve onların gerçekte neyi başarmayı umduklarını sordu.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, bu görüşmeyi Kiev ile tam bir koordinasyon içinde gerçekleştirilen yararlı bir adım olarak savundu.

Bir AB yetkilisine göre, ikili, Ukrayna özel temsilcisi atanması konusunu görüşmekten “büyük memnuniyet duyacak.”

Fakat bu yetkili, söz konusu çağrının Stubb ve Støre’yi bu pozisyona getirmek için “bir girişim” olmadığını vurguladı.

Her halükarda, Avrupalılar Ukrayna’ya finansman sağlamak için yeni yollar bulmaya çalışırken, savaşın bu kış sona erme ihtimali pek yok.

Donald Tusk, “Barış görüşmeleri konusunda gerçekçi olmalıyız ve Rusya’nın gerçek niyetleri konusunda çok dikkatli olmalıyız. Kış aylarında Putin’in bir anlaşmaya varmak için daha az motivasyonu olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’den vatandaşlara krizin ilk 72 saati için acil durum hazırlığı çağrısı

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, olası krizlerde devlet yardımı ulaşana kadar vatandaşların ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için acil durum çantası ve temel gıda stoku hazırlamalarını önerdi. Birlik içinde güvenlik hazırlıkları hız kazanırken Moskova yönetimi bu adımların askeri tırmanışı tetikleyeceği uyarısında bulundu.

Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının, acil durumlarda kamu hizmetleri yardım organize edene kadar ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılamaya hazır olmaları gerektiği bildirildi.

Avrupa Komisyonunun eşitlik, kriz yönetimi ve hazırlıktan sorumlu üyesi Hadja Lahbib, tavsiye niteliğindeki ve bağlayıcılığı bulunmayan yeni rehberi Avrupa Sivil Koruma Forumu kapsamında sundu.

Lahbib, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bir felaket meydana geldiğinde ilk saatler hayati önem taşıyabilir. Her Avrupalı ne yapacağını, ailesini nasıl koruyacağını ve başkalarına nasıl yardım edeceğini bilmelidir. Hazırlık evlerimizde, okullarımızda ve topluluklarımızda başlar” ifadelerini kullandı.

Brüksel yönetimi yeni tedbirlerin gerekçesini, Avrupa’nın giderek daha sık ve karmaşık krizlerle karşılaşmasıyla açıkladı.

Avrupa Komisyonu, tavsiyeler kapsamında vatandaşların temel ihtiyaç maddeleri stoklamasını ve önceden hazırlanmış acil durum çantaları bulundurmasını önerdi.

Bu önlemlerin, kamu yardımı harekete geçene kadar vatandaşların krizin ilk üç gününde temel gereksinimlerini tek başlarına karşılamalarını sağlamayı amaçladığı belirtildi.

Tavsiyeler çocukların acil durumlara hazırlanması, güvenlik önlemlerinin engelli bireyler için erişilebilir kılınması ve halkın tehditler konusunda daha iyi bilgilendirilmesi olmak üzere üç başlığı daha kapsıyor.

Avrupa Komisyonu ayrıca, AB Sivil Koruma Mekanizmasının 2001’deki kuruluş yıl dönümüne atıfla, 2027 yılından itibaren her yıl 23 Ekim tarihinin “AB Hazırlık Günü” ilan edilmesini önerdi.

Politico’nun Avrupalı diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, AB ülkeleri can kayıplarına yol açabilecek kapsamlı bir hibrit saldırı senaryosuna hazırlanıyor.

Haberde, birliğin güvenlik konularında üstleneceği rol ve NATO’nun işlevlerini mükerrer kılıp kılmadığı konusunda AB içinde görüş ayrılıklarının çıktığı aktarıldı.

Aynı habere göre, 27 AB ülkesinin büyükelçileri acil müdahale ekiplerinin konuşlandırılması ve etkilenen ülkeye AB fonlarından kaynak ayrılması başlıklarına odaklanan basına kapalı toplantılar gerçekleştirdi.

Ukrayna’daki çatışmaların 2022’de başlamasının ardından AB ve NATO, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik hazırlıklarını artırdı.

Avrupa Komisyonunun Mart 2025’te sunduğu “Avrupa Savunması Beyaz Kitabı – Hazırlık 2030” belgesinde Rusya, Avrupa güvenliğine yönelik temel tehditlerden biri olarak tanımlandı.

Belge savunma üretiminin artırılmasını, hava ve füze savunmasının, insansız sistemlerin ve askeri hareketliliğin geliştirilmesini öngörüyor.

Estonya, Letonya ve Litvanya ise yüz binlerce sivilin tahliyesini de içeren olası bir Rusya saldırısına karşı eylem planları hazırlamaya başladı.

Bu üç ülke Mayıs 2025’te sivil savunma alanında işbirliği yapma kararı aldı.

Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Christian Freuding de Berlin’in 2029 yılına kadar veya daha erken bir tarihte bir Rus saldırısına hazırlanması gerektiğini dile getirdi.

Diğer taraftan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, eylül ayında yaptığı açıklamada Moskova’nın Avrupa ile savaşa hazırlanmadığını vurgulamıştı.

Putin, Moskova’nın bu tür planları olmadığını, Avrupa ile durumu tırmandırmak için hiçbir gerekçe ve gerçek bir neden bulunmadığını belirtti.

Avrupa ülkelerinin Rusya tehdidine ve savaşa hazırlanma gereğine dair söylemlerini “provokasyon” ve “durumun kasıtlı olarak kışkırtılması” şeklinde nitelendiren Putin, Avrupa’nın bu tutumuna tepki gösterdi.

Kremlin de AB’nin ekonomilerini silahlandırmak için devasa bütçeler harcayarak “askeri-siyasi-ekonomik bir bloğa dönüştüğünü” kaydetti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, AB ülkelerinin Rusya ile savaş riski açıklamalarının Avrupa’nın silahlanmasına yol açtığını ve bunun nihayetinde “kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete” dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Lavrov daha önce yaptığı açıklamada ise “Eğer Avrupa Rusya Federasyonu’na saldırırsa, bu tamamen farklı bir savaş olur ve çok kısa sürer” değerlendirmesini yapmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya: ABD’nin bizi Rus gazına zorlaması “gerçeklikten kopuk”

Yayınlanma

Polonya enerji bakanı, ABD’nin Avrupa’yı daha fazla Rus gazı satın almaya zorlama girişiminin Kremlin’i güçlendireceği uyarısında bulundu.

Miłosz Motyka, “Eğer birisi Rus gazı satın alarak zaman kazanabileceğini düşünerek kendini kandırıyorsa, bu çok pahalı ve dar görüşlü bir oyun olur,” dedi.

Avrupa’da gaz fiyatlarının Ekim ayında son üç yılın en yüksek seviyesine ulaşmasıyla birlikte, kimi politikacılar Rus gazına geri dönülmesi gerektiğini savunuyor.

Örneğin Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, seçilirse Moskova’dan gaz alacağını söyledi.

Motyka’nın açıklamaları, Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD’li temsilcilerin Ukrayna’da kısmi bir ateşkes sağlanması amacıyla bir Amerikan aracı vasıtasıyla Avrupa’ya Rus gazı satılmasını araştırdıkları ortaya çıktıktan sonra geldi.

Polonyalı bakan perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu, önce Avrupa’yı, ardından NATO’yu vuracak ve tüm bunlar Avro-Atlantik ilişkilerini sarsacak bir öneri,” dedi.

Polonya’nın Świnoujście limanında bir adet yüzer LNG terminali bulunuyor ve Gdańsk yakınlarında bir tane daha inşa ediliyor.

Her ikisi de ağırlıklı olarak ABD’den gelen süper soğutulmuş gaz ithal ediyor.

Böyle bir girişimin hem Kremlin’in gelirlerini artıracağını hem de savaşı sona erdiremeyeceğini savunan Motyka, “Avrupa’nın Rus gazına geri dönmesi halinde savaşın durdurulabileceği” iddiasının Moskova’dan gelen bir “serap” olduğunu söyledi.

2026 yılının ilk üç çeyreğinde Avrupa, 16 milyar metreküp (bcm) Rus LNG’si ithal etti. Bu ithalatın 1 Ocak 2027’den itibaren yasa ile yasaklanması öngörülüyor.

Aynı dönemde ABD’den yapılan LNG ithalatı ise 63 bcm’ye ulaştı.

Varşova’daki üst düzey yetkililere göre, Polonya yeni LNG terminallerinin yanı sıra Norveç’e boru hattıyla bağlı olduğundan, topraklarından geçen ve şu anda kapalı olan Rus Yamal boru hattı gereksiz hale geld,.

Motyka, “Enerji şantajına maruz kalmamak için çeşitli kaynaklardan ithalat yapmak istiyoruz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English