Dünya Basını
Aguilar: Donald Trump müttefikleri ve gerçeklik arasında sıkıştı
Yayıncı Mario Nawfal’a mülakat veren ABD ordusunda yirmi beş yıl hizmet vermiş kıdemli bir subay olan Emekli Yarbay Anthony Aguilar, ABD ile İran arasında bir barış mutabakatının yakın olduğu yönündeki iddiaları yalanlayarak sürecin iç kamuoyuna yönelik bir siyasi tiyatrodan ibaret olduğunu belirtti.
Mario Nawfal’ın sorularını yanıtlayan ABD ordusunda yirmi beş yıl hizmet vermiş kıdemli bir subay olan Emekli Yarbay Anthony Aguilar, ABD ile İran İslam Cumhuriyeti arasında bir barış anlaşmasına varılmasının yakın olduğuna dair uluslararası basında yer alan haberleri değerlendirdi.
Aguilar, kamuoyuna yansıyan iyimser haberlerin aksine sahada ve diplomatik arka planda somut bir anlaşmanın bulunmadığını, mevcut sürecin bütünüyle ABD Başkanı Donald Trump’ın iç politikadaki konumunu tahkim etmeye yönelik bir halkla ilişkiler faaliyetinden ibaret olduğunu dile getirdi.
Uluslararası haber ajansları Axios ve Fox News tarafından yayımlanan ve Donald Trump’ın yakın bir zamanda anlaşma imzalamayacağını, müzakerelerin son teknik detaylarının tamamlanmasının günler alacağını içeren haberleri hatırlatan Mario
Nawfal, süreçteki en büyük iki tıkanma noktasının İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nın Lübnan’daki savaşın anlaşma kapsamı dışında tutulması yönündeki talebi ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması takvimi olduğunu belirtti.
Nawfal ayrıca, CNN tarafından aktarılan son dakika gelişmesinde, İran’ın ön koşul olarak öne sürdüğü yaptırımların kaldırılması ve finansal kaynakların derhal serbest bırakılması taleplerinin ABD tarafından reddedildiğini, Tahran yönetimine süreç başında hiçbir nakit akışı veya yaptırım muafiyeti sağlanmayacağının bildirildiğini aktardı.
“Anlaşma iddiaları Donald Trump’ın iç kamuoyuna yönelik tiyatrosundan ibaret”
Anthony Aguilar, tarafların bir mutabakata bir ay öncesine kıyasla daha yakın olmadığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Donald Trump’ın bu çatışmadan çıkış için çaresizce bir yol aradığını düşünüyorum. Hafta sonu Beyaz Saray’dan ve aralarında Marco Rubio’nun da bulunduğu bazı hükümet sözcülerinin televizyon kanallarındaki açıklamalarından yansıyan retoriğe baktığımızda, bir anlaşmanın çok yakın ve an meselesi olduğuna dair büyük bir heyecan yaratılmaya çalışıldı. ABD içindeki CNN, Fox News ve MSNBC gibi kanallarda Donald Trump’ın İranlıları nükleer malzemelerinden vazgeçmeye ikna ettiği yönünde haberler servis edildi. Ancak ben buna inanmıyorum, bu iddiaların gerçekliği yansıtmadığı kanaatindeyim. Dünyanın diğer ucundaki haber ajanslarına ve küresel perspektife baktığınızda, ortada bir anlaşma konuşulmuyor. İran tarafı bu süreçte büyük ölçüde sessizliğini korudu. İran Cumhurbaşkanı’ndan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’tan ya da Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai’den, normal şartlarda ‘Evet, bir metin üzerinde çalışıyoruz’ diyerek öne çıkması beklenen müzakerecilerden resmi hiçbir açıklama duymadık. Trump yönetiminden gelen yoğun vaatlere karşılık İran tarafında tam bir sessizlik hakim.”
Trump yönetiminin, İran’ın temel her konuda uzlaşmayı kabul ettiği yönündeki iddialarının mantıksal bir temeli olmadığını savunan Aguilar, ABD’nin İran ile işbirliği yaptığını ve onlara her istediklerini verdiğini göstermeye çalıştığı bir algı operasyonu yürütüldüğünü kaydetti.
Aguilar, Donald Trump’ın ABD içindeki siyasi tabanının böyle bir uzlaşıyı bir teslimiyet olarak göreceğini ve buna izin vermeyeceğini belirterek şöyle devam etti:
“Donald Trump ya tüm gücüyle bu savaşa girmek ya da masadan tamamen kalkmak zorunda kalacaktır. Hafta sonu boyunca Lindsey Graham, Roger Wicker ve Ted Cruz gibi etkili Cumhuriyetçi senatörlerin televizyonlarda İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmesine asla izin verilemeyeceğini, İran’ın elinde hiçbir nükleer malzeme tutmasına müsaade edilmeyeceğini kesin bir dille ifade ettiklerini gördük. Donald Trump hem siyasi olarak manevra alanı açısından hem de diplomatik sahada çok sıkışmış bir durumda. Şu an bir anlaşmaya iki veya üç hafta öncesinden daha yakın olduğumuzu düşünmüyorum. Bu sinyal mekanizmasının bizi götüreceği yer, ABD deniz ablukasının devam ettiği, barış müzakerelerinin yapılıp yapılmadığına dair karşılıklı açıklamaların sürdüğü uzun vadeli bir pat durumudur. Mevcut durumun yakın zamanda sona ereceğini öngörmüyorum.”
“Binyamin Netanyahu, Donald Trump üzerindeki nüfuzunun sınırlarını test ediyor”
Mario Nawfal, Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında gerçekleşen telefon görüşmesine dair gelen çelişkili haberlere dikkat çekerek, Amerikan kaynaklarının görüşmenin iyi geçtiğini belirtmesine karşın İsrail ve Axios kaynaklarının görüşmenin oldukça gergin geçtiğini ve Netanyahu’nun büyük bir öfke içinde olduğunu aktardığını ifade etti.
Nawfal ayrıca, Axios’un cumartesi günkü telefon görüşmesine dayandırdığı bir diğer haberde, Donald Trump’ın Arap ve Müslüman liderlere, İran ile savaşın sona ermesinin ardından İbrahim Anlaşmaları’na katılarak İsrail ile ilişkileri normalleştirmeleri gerektiğini söylediğini, bu talebin bölge liderlerinde şaşkınlık yarattığını bildirdi.
İsrail merkezli Kanal 13 televizyonunun görüşmeden kısa süre önce geçtiği son dakika haberini aktaran Nawfal, Binyamin Netanyahu’nun basına kapalı toplantılarda İsrail’in Donald Trump üzerindeki nüfuzunun şu an için sınırlı olduğunu ve Amerikan Başkanı’na baskı uygulamanın zorlaştığını itiraf ettiğini kaydetti.
Nawfal, bu tür bir bilginin İsrail iç siyasetinde Netanyahu’ya zarar vereceği için manipülasyon amacıyla sızdırılmış olamayacağını, bu nedenle haberin gerçeklik payının yüksek olduğunu savundu.
Bu dinamikleri değerlendiren Anthony Aguilar, Donald Trump’ın karar verici otorite olarak konumunu yeniden tesis etmeye çalıştığını belirterek şu analizde bulundu:
“Bu seksen beş günlük çatışma süreci boyunca ipleri elinde tutan taraf Binyamin Netanyahu’ydu. Ancak Netanyahu ve İsrail yönetimi, bu Amerikan hükümetinin İsrail’e ucu açık çek sunan, her koşulda öncelik veren son yönetim olabileceğinin farkında. Bu durum İsrail’in Amerikan hükümeti üzerindeki nüfuzunun tamamen yok olacağı anlamına gelmez ancak bu etkinin giderek daha fazla sınırlandığı ortada. Yine de İsrail’in elinde hala kullanmaya çalışacağı belirli kaldıraç noktaları var. Bunlardan en önemlisi, İsrail’in tek taraflı olarak gerilimi tırmandırma ve çatışmayı büyütme potansiyelidir; çünkü ABD’nin bir zorunluluk hissiyle kendisini takip etmek zorunda kalacağını biliyorlar. Netanyahu şu an Donald Trump ile olan ilişkisinde bu yeni sınırı test ediyor. İsrail’in son on iki aydaki eylemleri, Trump ile Netanyahu arasındaki doğrudan ilişkiyi ciddi şekilde yıprattı. Kamuoyuna yansıtılmasa da bu güç mücadelesinin dip akıntılarını görebiliyoruz.”
Aguilar, İran’ın kesin şartının Lübnan’daki askeri operasyonların sonlandırılması olduğunu, İsrail için ise bunun kesin bir ret anlamına geldiğini ifade etti.
Donald Trump’ın kendisini büyük bir uzlaştırmacı olarak konumlandırıp iki tarafın da taleplerini karşılayamayacağını anladığında bir seçim yapmak zorunda kalacağını belirten Aguilar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Trump, Lübnan’daki savaşı bitirme konusunda kağıt üzerinde de olsa İran’ın yanında durmayı seçebilir. Ardından bu durumu telafi etmek için bölgedeki diğer aktörleri İbrahim Anlaşmaları’na imza atmaya zorlayarak İsrail’i yeniden avantajlı bir konuma getirmeye çalışacaktır. Trump aynı anda üç farklı efendiye hizmet etmeye çalışıyor: Kendi siyasi tabanına, İsrail’e ve gerçekliğe. Ancak günün sonunda gerçekliğin yasaları galip gelecektir. Trump yönetiminin ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun bölgeye yönelik baskılarının artacağını göreceğiz. Rubio şu an bir dış gezide ve dönüş yolunda Ortadoğu’ya uğrayarak, savaşın uzun vadeli bir pat durumuna evrilmesi sürecinde daha fazla ülkeyi İbrahim Anlaşmaları’na dahil etmek için bastıracaktır. Bu tür pat durumları her zaman çok büyük riskler barındırır ve gerilimin bir anda yeniden tırmanmayacağının güvencesini asla vermez.”
“Hürmüz Boğazı’nda Vietnam ve Tonkin Körfezi benzeri bir deniz ablukası riski var”
Mario Nawfal’ın, müzakerelerde tarafların taviz vermemesi durumunda ortaya çıkacak pat durumunun geçmiş askeri tarihteki karşılıklarına ve Vietnam Savaşı ile olan benzerliklerine dair sorusu üzerine Anthony Aguilar, statükonun korunmaya çalışılmasının askeri açıdan taşıdığı tehlikeleri şu benzetmeyle açıkladı:
“ABD olarak Vietnam’a girdiğimizde, rejimi tamamen değiştiremeyeceğimizi ya da demokrasiyi bütünüyle tesis edemeyeceğimizi kabul etme noktasına gelmiştik ancak bunu sınırlandırabileceğimizi düşündük. Bölgeyi terk etmedik ama gerilimi de tırmandırmadık. Sonrasında yaşanan Tonkin Körfezi olayı, ABD’yi doğrudan ve topyekun bir savaşın içine çekti. Şu an Hürmüz Boğazı’ndaki deniz kuvvetleri konuşlandırmamız ve askeri varlığımız, Tonkin Körfezi’ndeki veya Kore Savaşı sırasında otuz sekizinci paraleldeki deniz tahkimatıyla büyük bir benzerlik gösteriyor. Koşulları bu şekilde askeri bir açmazda bıraktığınızda, her zaman gizli bir operasyon, bir provokasyon ya da kontrolden hızla çıkabilecek dolaylı bir çatışma riski mevcuttur. Bu askeri açmaz, yemeği ocağın arkasına koyup kendi haline bırakmaya benzemez; bu, yemeğin sürekli yüksek ateş üstünde durması gibidir ve taşmasını önlemek için her an izlemek zorundasınızdır. Son birkaç saat içinde, sürecin bittiğine ve zafer kazanıldığına dair kutlama tonundaki retoriğin yerini ‘O kadar çabuk olmayacak, hala imzalanması gereken şeyler var’ şeklindeki kasvetli bir havaya bırakması, ortada gerçek bir uzlaşmanın olmadığının en net göstergesidir.”
“Donald Trump, Cumhuriyetçi senatörlerin baskısı altında ve azil korkusu yaşıyor”
Mülakatın ilerleyen dakikalarında Mario Nawfal, İran’ın resmi haber ajansı Fars News ve yarı resmi Tasnim Haber Ajansı’ndan gelen haberleri paylaştı.
Fars News’un haberine göre, Amerikalı yetkililer Tahran’daki muhataplarına gizli kanallardan mesaj göndererek, Donald Trump’ın sosyal medyadaki paylaşımlarını dikkate almamalarını, bu paylaşımların tamamen iç kamuoyuna yönelik reklam ve medya tüketimi amaçlı olduğunu iletti.
Aguilar bu bilgiyi doğrulayarak, ABD’deki ara seçim eyaletlerinde Cumhuriyetçi adayların parti içi ön seçimlere girdiğini ve Donald Trump’ın desteğine ihtiyaç duyduklarını hatırlattı.
Aguilar, Trump’ın iç kamuoyuna “İran’daki savaşı kazandım, dokuzuncu savaşı bitirdim” mesajı vererek güçlü lider imajını pekiştirmek istediğini, bunun tamamen bir siyasi tiyatro olduğunu ifade etti.
Nawfal, CNN muhabiri Scott Jennings’e konuşan üst düzey bir hükümet yetkilisinin, ABD ve İran arasındaki nihai anlaşmanın henüz tamamlanmadığını ancak müzakerelerin yüzde doksan beş oranında bittiğini söylediğini aktardı.
Önerilen taslak çerçevenin iki aşamadan oluştuğu; ilk aşamada küresel ticari gemiciliğin restorasyonu için Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve İran’ın zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmeyi ilkesel olarak kabul etmesi, ikinci aşamada ise nükleer malzemenin transferinin ardından yaptırımların kaldırılması planlanıyor.
Ancak Tasnim Haber Ajansı’nın aktardığı resmi açıklamada İran Dışişleri Bakanlığı, zenginleştirilmiş uranyumun transferi ile dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması arasında herhangi bir bağ kurulmasını kesin bir dille reddetti.
Tahran yönetimi, geçmişteki anlaşma ihlallerini gerekçe göstererek, anlaşmanın ilan edildiği ilk saniyede varlıklarının bir kısmının tamamen erişilebilir olmasını şart koştu ve bunun kendileri için bir kırmızı çizgi olduğunu ilan etti.
Bu gelişmeleri değerlendiren Anthony Aguilar, tarafların pozisyonunu şu şekilde özetledi:
“Rasyonel bir çerçeveden bakıldığında bu bir iyi niyet beyanı ya da memorandumdur, bağlayıcılığı olan bir uluslararası anlaşma veya antlaşma değildir. İran’ın nükleer silah edinmeme konusunda ilkesel olarak uzlaşması, zaten bu kriz başlamadan önce de kabul ettiği bir durumdu. Donald Trump’ın bu savaşı başlatırken hedeflediği siyasi çıktılar ile bugün geldiği nokta karşılaştırıldığında, durumun Trump’ın geçen ocak ayında yırttığı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) şartlarından hiçbir farkı kalmadığı görülüyor; tek bir istisna dışında, o da İran’ın artık Hürmüz Boğazı üzerindeki fiili kontrolünü doğrudan ilan etmiş olmasıdır. Kazanan ve kaybeden denklemine baktığınızda, bu süreçten İran kazançlı çıkmıştır.”
Aguilar, Donald Trump’ın Cumhuriyetçi Parti içindeki Lindsey Graham, Tom Cotton ve Randy Fine gibi şahin kanat üyelerinin baskısı altında olduğunu vurguladı.
Trump’ın ara seçimlerde Cumhuriyetçi senatörlerin desteğini kaybetmesi durumunda Kongre’de bir azil süreciyle karşı karşıya kalmaktan korktuğunu belirten analist, bu sebeple sürecin bir askeri açmaza sürüklendiğini ifade etti.
Sahadaki askeri tahkimat verilerini de paylaşan Mario Nawfal, İran’ın güneyindeki Loristan füze üssünün girişinin onarıldığını, Pasifik yeraltı kompleksinin yeniden faaliyete geçtiğini ve İran’ın savaşta zarar gören füze tesislerinin yüzde doksanını bu süreçte tamamen yenilediğini bildirdi.
Anthony Aguilar, İran’ın bu ateşkes dönemini askeri eksikliklerini gidermek, komuta kademesini yeniden yapılandırmak ve mühimmat stoklamak için son derece verimli kullandığını kaydetti
Müzakerelerin çökmesi durumunda askeri sahada nelerin yaşanabileceğine dair öngörülerini paylaşan Anthony Aguilar, Amerikan ordusunun bölgedeki yasal statüsüne ve yürütülen askeri operasyonlara dair şu gizli ayrıntıları açıkladı:
“Donald Trump, Destansı Öfke Operasyonu’nun sona erdiğini Kongre’ye resmi bir mektupla bildirerek yasal savaş yetkilerini aşma konumundan çıktı. Ardından başlatılan deniz ablukası odaklı Project Freedom Operasyonu ilk otuz altı saat içinde bitti. Bunun hemen ardından, pazartesi sabahı erken saatlerde yapılan bir basın toplantısıyla ordunun ABD Anayasası Onuncu Madde otoritesi kapsamında Sledgehammer Operasyonu’na geçtiği duyuruldu. Bu durum, bölgedeki Amerikan askeri unsurlarına ve Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Deniz Kuvvetleri Komutanı Brad Cooper’a doğrudan hedef alma ve taarruz yetkisi vermektedir. Sahada askeri bir plan mevcuttur.”
Aguilar, geçmişte Suriye’nin kuzeydoğusunda Türk askeri unsurları ile Suriye Demokratik Güçleri arasında yaşanan gerilimde de benzer bir sahte ateşkes döneminin yaşandığını, müzakerelerin çökmesinin hemen ardından operasyonların başladığını hatırlatarak mevcut durumun her an topyekun bir savaşa evrilebileceği uyarısında bulundu.