Avrupa
Alman sanayisi kritik hammaddeleri stokluyor

Alman şirketler, önümüzdeki ay AB ile Çin arasında yapılacak ticaret görüşmelerinin sonuçsuz kalması ihtimaline karşı kritik hammaddeleri stoklamak istiyor.
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, AB’nin Çin ile olan rekor düzeydeki ticaret açığını azaltmak amacıyla görüşmelerde bir ilerleme sağlamak üzere 8-9 Ekim tarihlerinde Pekin’e gidecek.
Šefčovič, bir anlaşmaya varılamaması halinde Brüksel’in Çin mallarına erişimi kısıtlayacağı uyarısında bulundu.
Pekin’in nadir toprak elementleri ve diğer kritik hammaddelerin ihracatına yeni kısıtlamalar getirerek misilleme yapma riski, iş dünyasını tedirgin etti.
Washington’dan yapılan açıklamaya göre Çin, çarşamba günü bir dizi ek nadir toprak ihracat kontrolünün askıya alınma süresini iki ay daha uzatarak Ocak ayına kadar uzatmayı kabul etti.
Frankfurt merkezli ticaret şirketi Tradium’un CEO’su ve 25 yılı aşkın süredir nadir toprak elementleri ve diğer teknoloji metalleriyle çalışan Matthias Rüth, “Aslında sahip olmadığımız gücü göstermeye çalışıyoruz. Bazı ortaklarla iş yaparken, kendi konumunuzu gerçekçi bir şekilde değerlendirmeniz gerekir,” dedi.
Konunun hassasiyeti nedeniyle kimliğini açıklamak istemeyen bir Alman sektör yetkilisi, “çok endişeli” olduklarını ve üretimin durma noktasına gelebileceğini belirtti:
“Şirketler şu anda panik içinde ve stok yapıyorlar. Bazıları oldukça erken başladı ve şu anda stoklarında birkaç aylık malzeme var. Fakat çoğunluk için durum böyle değil.”
Yine isminin açıklanmamasını isteyen bir başka sektör yetkilisi de bu yorumlara katılarak şunları ekledi: “İhracat kontrollerinin sıkılaştırılması sektörü ağır bir şekilde vuracak. Durum son derece gergin.”
Çin’in, geçen yılın Nisan ayında yedi nadir toprak elementine uygulanan ihracat kontrolleri, ciddi kıtlıklara yol açmış; Avrupa’daki otomobil üreticileri bazı üretim hatlarını durdurmak zorunda kalmış, diğer sektörlerdeki fabrikalar ise kapasite kullanım oranlarını düşürmüştü.
Pekin, geçen Ekim ayında nadir toprak elementlerine yönelik kontrollerini daha da genişlettiğini duyurdu.
Bu önlemler, ek elementlere ve bunların işlenmesinde kullanılan teknolojiye yönelik kısıtlamaları da içeriyordu.
Bu tedbirler, Washington ile yapılan ticaret ateşkesi kapsamında bir yıllığına askıya alınmıştı.
Hazine Bakanı Scott Bessent, Başkan Donald Trump ile Xi Jinping arasındaki zirve görüşmeleri öncesinde çarşamba günü yaptığı açıklamada, moratoryumun 10 Ocak’a kadar uzatıldığını belirtti.
AB, Asya’nın en büyük ekonomisiyle yaşadığı günlük 1 milyar avroluk ticaret açığını azaltmak istiyor fakat bunu başarmak için Pekin’i ya daha fazla AB malı ithal etmeye ya da kendi ihracatına kısıtlamalar getirmeye ikna etmesi gerekiyor.
Teorik olarak bu, otomotiv, makine ve kimya sektörlerinde Çin ile rekabet eden, bloğun imalat gücü olan Almanya için iyi bir haber olur.
Almanya’nın sanayi merkezlerindeki şirketler, hem uluslararası rekabeti hem de yüksek enerji maliyetlerini gerekçe göstererek fabrika kapanışlarını duyurmaya devam ediyor.
Fakat yöneticiler, şirketlerinin elektrikli araçlar, rüzgâr türbinleri, veri merkezleri ve silah sistemlerinde kullanılan nadir toprak elementleri de dahil olmak üzere Çin’in tedarik zincirleriyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunu belirtiyor.
Nadir toprak madenciliğinin yaklaşık %60’ı ve arıtma işlemlerinin %90’ı Çin’de gerçekleştiriliyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın bir raporuna göre, Avrupa ve ABD, Çin’in ihracat kısıtlamalarına en fazla maruz kalan bölgeler olup, Pekin’in nadir toprak elementleri ihracat kontrollerinin tam olarak uygulanması halinde 1,5 trilyon dolardan fazla doğrudan kayıp yaşayacaklar.
Bloomberg’in haberine göre, Çin’in ABD’ye nadir toprak mıknatıs ihracatı, Ağustos ayında bir önceki aya göre yaklaşık %20 düştü.
Avrupa Komisyonu’nun sanayi politikası sözcüsü Siobhan McGarry ise, AB’nin geçen yılki nadir toprak elementleri krizinden bu yana tedarik kesintilerine karşı kırılganlığını azalttığını savundu:
“Yarın bir şeyler olursa –[örneğin] ihracat kısıtlamaları gibi– artık alternatif tedarik kaynaklarımızın nerede olduğu konusunda çok daha fazla farkındalığa sahibiz. Aynı malzemelere ihtiyaç duyan diğer ülkelerle çok daha fazla ortaklığımız var. Bu, bir ihracat kısıtlamasının hiçbir etkisi olmayacağı anlamına gelmez ama bence artık çok daha iyi hazırlıklıyız.”
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, geçen hafta yaptığı yıllık AB Durumu konuşmasında kritik mineralleri satın almak ve stoklamak için yeni bir girişim duyurdu.
Bu etkinlik için Strazburg’da bulunan Kanada Başbakanı Mark Carney, kaynak zengini ülkesinin kritik mineraller konusunda işbirliği yapmayı ve aynı zamanda AB ile ittifakını derinleştirmeyi hedeflediğini belirtti.
Geleneksel müttefikleriyle yaşanan gerginliklere rağmen ABD de işbirliği arayışında. Şubat ayında Trump yönetimi, Çin’in kilit hammaddeler üzerindeki hakimiyetini kırmak amacıyla ABD, AB ve Japonya arasında uluslararası bir ticaret platformu kapsamında üçlü bir ortaklık önerisi sundu. Washington, önümüzdeki aylarda ortaklarına sunmayı planladığı bir metin hazırlıyor.
Brüksel, AB içinde stratejik hammadde yıllık tüketiminin %10’unu kendi topraklarında çıkarmayı ve %40’ını yurt içinde işlemeyi hedefleyen 2030 hedefleri belirledi.
Ayrıca 60 stratejik projeyi belirleyerek, bu projelerin daha hızlı izin ve finansman alabilmesini sağladı.
İlerleme sinyalleri görülmeye başlandı. Geçen yıl, kimya şirketi Solvay’a ait bir tesis, kalıcı mıknatıslarda kullanılan neodim ve praseodim üretimine başladı.
Bu sonbaharın ilerleyen dönemlerinde disprosyum ve terbiyum ayırma işlemlerine başlaması bekleniyor.
Estonyalı bir şirket olan Performance Materials ise bu ay kalıcı mıknatıs sevkiyatına başladı.
Almanya’da, otomobil üreticisi BMW’nin öncülüğündeki bir sektör girişimi, talebi bir araya getirip ortak alımlar gerçekleştirmek amacıyla kritik mineraller ticaret merkezi kurmayı hedefliyor ve bu sayede daha fazla pazar gücü kazanmayı umuyor.
Komisyon ayrıca, endüstriyi Çin dışındaki kaynaklardan malzeme tedarikini çeşitlendirmeye teşvik etmek (hatta zorunlu kılmak) ve kritik minerallerin Avrupa’da üretimi için bir pazar oluşturmak üzere yeni kurallar üzerinde çalışıyor. Šefčovič, öneriyi Aralık ayı başında sunmayı planlıyor.
Gergin dönemlere rağmen, Alman politika yapıcılar Avrupa’yı sakin olmaya çağırıyor.
Örneğin Şansölye Friedrich Merz’in partisi CDU’nun kardeş partisi CSU’dan, kritik hammaddelerin jeopolitiğine odaklanan Bavyeralı milletvekili Tobias Winkler şöyle konuştu:
“Eşit ortaklar olarak profesyonel bir şekilde müzakere etmek ve mevcut araçları masaya koymak önemlidir. Çin’in de bir ticaret çatışmasına ilgi duyması pek olası değil, özellikle de bu durum zaten zor durumda olan iç ekonomisine daha fazla yük getirecekse.”
Winkler, Avrupa’nın bağımlılıklarını anlamlı bir şekilde azaltmanın yıllar alacağını belirterek, “O zamana kadar, piyasa dengesini korumak ve tedarik güvenliğini sağlamak için başka önlemlere ihtiyacımız olacak,” dedi.
Avrupa
Saksonya-Anhalt’te AfD ve BSW’den Ukrayna kararı

AfD ve BSW’nin oylarıyla, Saksonya-Anhalt eyaletinin yeni eyalet parlamentosu, Ukrayna’ya sağlanan tüm yardımların derhal sonlandırılmasını ve Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını talep etti.
İki parlamento grubu tarafından sunulan ve “Ukrayna’da Savaşın Tırmanması Yerine Barış Görüşmeleri” başlığını taşıyan bu önerge, Magdeburg’da düzenlenen olağanüstü oturumda çoğunluk oyuyla kabul edildi.
AfD ve BSW, yeni eyalet parlamentosundaki 83 sandalyenin 44’ünü elinde bulunduruyor.
Tartışma, yüksek sesli yuhalamalarla geçti. Eyalet Başbakan Vekili Sven Schulze (CDU) ile CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti’den konuşmacılar, önergeyi şiddetle kınadılar.
Konuşma süreleri konusunda başlangıçta bir uzlaşmaya varılamaması nedeniyle, oturum gündeme geçilmeden önce bir saat süreyle askıya alındı.
Önerge, vekaleten görev yapan eyalet hükümetinden “Ukrayna’da durumun daha da tırmanmasını önlemek ve barışı tesis etmeyi amaçlayan bir politika izlemek için, özellikle Bundesrat’ta ilgili bir girişim yoluyla, elindeki tüm imkânları kullanmasını” talep ediyor.
Önergede ayrıca şunlar belirtiliyor: “Rusya’ya yönelik iktisadi yaptırımlar derhal kaldırılmalıdır.”
Ukrayna’ya yönelik mali desteğin, insani yardımın ötesine geçtiği ölçüde derhal durdurulmasını isteyen önerge, silah sevkiyatlarının da askıya alınmasını talep ediyor.
SPD milletvekili grubu başkanı Katja Pähle bunu “ucuz bir numara” olarak nitelendirdi. Yeşiller Partisi milletvekili grubu sekreteri Olaf Meister, eyalet parlamentosunun bu konuyu ele almak için tamamen yanlış bir yer olduğunu vurguladı.
Sol Parti milletvekili grubu başkanı Eva von Angern ise önergeyi “sahte” ve “bir komedi” olarak nitelendirdi.
Aralık ayında eyalet başbakanlığına aday olmayı planlayan AfD milletvekili grubu başkanı Ulrich Siegmund ise bunun iyi bir gün olduğunu söyledi.
Savaşın dört buçuk yıl önce başlamasından bu yana ilk kez, bir Alman parlamentosundan bir barış girişimi geldiğini belirtti.
Ukrayna’ya yardım için toplam 125 milyar avro harcandığını ve “bu paranın kendi ülkemizden esirgendiğini” ifade eden Siegmund, “Paramız ülkemiz için,” dedi ve diğer parlamento gruplarını, ülkenin çıkarlarına aykırı politikalar izlemekle suçladı.
BSW’nin baş adayı Claudia Wittig, Ukrayna’yı küresel jeopolitik çıkarların bir piyonu olarak nitelendirdi. Wittig, “BSW, barış isteyenlere ses veriyor,” dedi ve artık müzakere zamanı geldiğini savundu.
Oturumdan önce Ukrayna Büyükelçisi Oleksij Makeiev, bu oturumu “saçmalık zirvesi” olarak nitelendirmişti.
Ukrayna’ya silah sevkiyatının durdurulması talebiyle ilgili olarak diplomat, Funke Media’ya, “Kendilerini savunanların elinden silahları alıyorsunuz ve bunu yaparak katile yardım ediyorsunuz,” dedi.
Avrupa
Almanya’da “Avrupalı nükleer silah” tartışmaları

Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) üyesi Joachim Krause, “Alman veya Avrupalı nükleer silah” çağrısı yaparken, Berlin’in NATO düzeyindeki nükleer angajmanı derinleşiyor.
German Foreign Policy’bnin aktardığına göre, Alman Silahlı Kuvvetleri şu anda NATO’nun yıllık nükleer savaş tatbikatına katılıyor.
NATO, yıllık nükleer savaş tatbikatı Steadfast Noon’a salı günü başladı. Bu kez tatbikat İtalya’da gerçekleştiriliyor.
Odak noktası, her ikisinde de ABD nükleer bombalarının depolandığı Udine yakınlarındaki Aviano Hava Üssü ve Brescia yakınlarındaki Ghedi Hava Üssü.
Bu yıl neredeyse hiçbir ayrıntı açıklanmadı. Genellikle Steadfast Noon tatbikatı, “nükleer paylaşım” anlaşması kapsamında Avrupa hava kuvvetleri tarafından konuşlandırma bölgesine uçurulan ABD bombalarının sığınaklardan çıkarılması, Avrupa savaş uçaklarına yüklenmesi ve ardından savaş görevleri ile askeri eskortunun simülasyonunu içerir.
Bu yıl, 17 NATO ülkesinin silahlı kuvvetleri tatbikata katılıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), Almanya’nın nükleer paylaşımından sorumlu olan Eifel bölgesindeki Büchel’deki 33. Taktik Hava Kuvvetleri Filosu’na ait üç adet Tornado avcı uçağıyla tatbikata katılıyor.
Türkiye ve Romanya da tatbikata katılıyor; Romanya üç adet F-16 avcı uçağı görevlendiriyor.
İsveç ise sayısı açıklanmayan sayıda Gripen avcı uçağı sağlarken, Finlandiya tatbikata kurmay subayları gönderiyor.
Tatbikin yaklaşık on gün sürmesi ve geçen yılki ile aynı ölçekte olması bekleniyor. Geçen yılki tatbikata 2.000’den fazla asker ve yaklaşık 70 uçak katılmıştı.
Kitle imha silahlarına açılan kapı
NATO’nun nükleer savaş tatbikatı, askeri ittifakın diğer Avrupa ülkelerinde nükleer silah konuşlandırılmasını tartıştığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Odak noktası öncelikle nükleer paylaşım düzenlemesi kapsamında ABD nükleer bombalarının depolanması seçeneği üzerinde.
Finlandiya’da parlamento, 17 Haziran’da nükleer silahların ülkede barındırılmasını ve hatta Finlandiya topraklarından nakledilmesini yasaklayan 1980 tarihli yasağı kaldırmak için oylama yaptı.
Bu karar, nükleer bombaların olası konuşlandırılması için temel bir ön koşulu yerine getiriyor.
Litvanya’da ise parlamento geçen hafta, Litvanya topraklarında kitle imha silahlarının depolanmasını yasaklayan anayasa hükmünü yürürlükten kaldırmak üzere oy kullandı.
Fakat anayasa değişikliğinin kesinleşmesi için parlamentoda ikinci bir oylama yapılması gerekiyor.
Bu arada Polonya’da, ABD nükleer bombalarının konuşlandırılması olasılığı hararetli bir tartışma konusu.
Başbakan Donald Tusk liderliğindeki hükümet açıkça karşı bir tutum sergilese de Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Jarosław Kaczyński’nin partisi PiS (Hukuk ve Adalet), prensip olarak bu fikre açık.
Fransa da nükleerde gaza basıyor
Avrupa’da ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasına ilişkin tartışmalara paralel olarak, Fransa da nükleer planlarını ilerletiyor.
Bunun temelini, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2 Mart’ta sunduğu “gelişmiş caydırıcılık” (“dissuasion avancée”) adlı yeni konsept oluşturuyor.
O dönemde Macron, yeni bir “nükleer silahlar çağının” başladığından açıkça söz etmişti.
Yeni konsept, diğer hususların yanı sıra, nükleer silahlarla donatılabilen Fransız nükleer kuvvetlerine ait Rafale avcı uçaklarının, örneğin kriz durumlarında, diğer Avrupa ülkelerindeki üslere geçici olarak konuşlandırılabilmesini öngörüyor.
Amaç, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip avcı uçaklarının gerçekten nükleer silahlarla birlikte konuşlandırılıp konuşlandırılmadığının belirsizliğinden kaynaklanan bir tereddüt yaratarak potansiyel bir düşmana karşı belirsizlik yaratmak.
Macron, bunun amacının “düşmanlarımızın hesaplamalarını zorlaştırmak” olduğunu açıkladı.
Şu anda on Avrupa ülkesi bu çerçeve içinde Fransa ile işbirliği yapmayı kabul etti.
Bunlar arasında nükleer güce sahip Büyük Britanya’nın yanı sıra Almanya, Belçika, Hollanda, Yunanistan, Polonya ve geleneksel olarak ABD ile ittifak halinde olan dört Kuzey Avrupa ülkesi (Danimarka, Finlandiya, İsveç ve Norveç) yer alıyor.
Alman Silahlı Kuvvetleri Fransız nükleer tatbikatına ilk kez katılıyor
Alman Silahlı Kuvvetleri, bu yıl ilk kez sadece NATO’nun Steadfast Noon adlı nükleer savaş tatbikatına değil, aynı zamanda Fransa’nın nükleer silah tatbikatı olan Operasyon Poker’e de katılıyor.
Bu gelişme, Temmuz ortasında Macron ile Almanya Başbakanı Friedrich Merz arasında yapılan bir görüşme sırasında duyuruldu.
O sırada, sembolik bir hareket olarak, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip iki Fransız Rafale uçağı ve onlara eşlik eden iki Alman Eurofighter uçağı, bir Fransız MRTT Phenix tanker uçağından ortak havada yakıt ikmali tatbikatı gerçekleştirdi.
Eylül ayı sonlarında, Fransız nükleer kuvvetleri “Operation Poker” adlı en son nükleer savaş tatbikatını gerçekleştirdi.
Alman askerlerinin bu tatbikata katılıp katılmadıkları henüz net değil; daha önce gözlemcilerin ve hatta muhtemelen avcı jetlerinin gönderileceğinden söz ediliyordu.
Tatbikatın gidişatına ilişkin olarak, Rafale jetlerinin mürettebatına “füzelerini tam olarak belirlenen bir yere ve tam olarak belirlenen bir zamanda ateşlemek” amacıyla “düşman hatlarını aşma” görevi verildiği bildirildi.
Bir katılımcının şu sözleri aktarıldı: “Ne pahasına olursa olsun geçmek zorundasınız ve her seferinde ağır kayıplar yaşanıyor.”
“Alman bombası” için hararetli çağrılar
Siyaset bilimci Joachim Krause, geçtiğimiz günlerde hem ABD bombalarıyla nükleer paylaşım hem de Fransa’nın “dissuasion avancée” (gelişmiş caydırıcılık) politikasına alternatif olabilecek nükleer seçenekler hakkında yorumda bulundu.
Kiel Üniversitesi Güvenlik Politikası Enstitüsü’nün eski direktörü ve Alman Dış İlişkiler Konseyi’nin (DGAP) uzun süredir üyesi olan Krause, Ocak ayında şunu belirtmişti:
“Almanya’yı kendi nükleer silahlarımızla ya da Avrupa nükleer silahlarıyla korumayı acilen tartışmamız gerekiyor.”
Krause Ağustos sonunda ise, bir yandan Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD’ye “güvenilemeyeceğini” belirtti; öte yandan, “dissuasion avancée” konusunda “beklentileri çok yüksek tutmamak” gerektiğini söyledi.
Krause’nin “Almanya’nın atom bombasına sahip olması bir güvenlik unsuru olurdu” dediği aktarıldı fakat daha sonra Almanya’nın sivil nükleer enerjiden kademeli olarak vazgeçmesi ve federal hükümetin zayıflığı nedeniyle bunun bugün “tamamen gerçek dışı” olduğu sonucuna vardı.
Fakat Krause’ye göre şu anda başka seçenekler de tartışılıyor:
“Zaman zaman İskandinav ülkelerinin, Baltık devletleri, Almanya ve Polonya ile birlikte bir Avrupa nükleer silah programı başlatabileceğini duyuyorum.”
Krause’ye göre, şu anda “gerekli uzmanlık” eksik. Fakat bu, aşılmaz bir engel değil; bu eksiklik giderilebilir.
Avrupa
Mélenchon, kamu maliyesi programını açıkladı

Jean-Luc Mélenchon, sermaye ve varlıklı hanehalklarına uygulanan vergileri artırarak Fransa’nın kamu maliyesini düzeltmeye yönelik bir plan açıkladı.
Gelecek yıl seçilmesi halinde 2027’de bütçe açığını 25 milyar avro azaltmayı hedefleyen 75 yaşındaki siyasetçi, tasarrufların daha fazla Fransa’ya aktarılacağına söz verdi ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) elinde bulunan devlet borcunun bir kısmının iptal edilmesi talebini yineledi.
Mélenchon çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında, “Finansal sermayenin katkıda bulunmasını sağlamak gerekiyor, çünkü bugüne kadar düşük ücretlerden ve azalan gelirlerden her türlü vergi indirimine kadar her şekilde ve her yönüyle tam anlamıyla fayda sağlayan finansal sermayedir,” dedi.
Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) lideri şöyle devam etti:
“Neden mi? Çünkü bu, resesyonist etkileri olmayan tek seçenek. Bir emeklilik fonuna ya da bu tür herhangi bir finans kurumuna vergi uyguladığınızda, bu iktisadi faaliyette bir düşüşe yol açmaz.”
Derin bölünmelerin yaşandığı Ulusal Meclis’te 2027 bütçesinin kabulüne yönelik müzakereler başlarken, Mélenchon harcama kesintilerini reddetti ve vergiler ile yatırımlardan elde edilecek ek gelirler sayesinde 2027’de bütçe açığını azaltabileceğini belirtti.
LFI tarafından sunulan 20 sayfalık belgeye göre, bu adım Fransa’nın önümüzdeki beş yıl içinde borç-GSYİH oranını istikrara kavuşturmasını sağlayacak.
Belgede, gelecek yıl için 106,6 milyar avro gelir ve 81,7 milyar avro harcama öngörülüyor.
Geçen hafta, Fransa’nın 10 yıllık tahvillerindeki risk primi, İtalya’ya kıyasla rekor seviyeye ulaştı.
Finansal işlemler ve kripto para birimlerine vergi uygulanmasını da öneren LFI’nın kurucusu, Marine Le Pen’in bütçe açığını azaltmaya yönelik kendi planını sunmasından bir hafta sonra konuştu.
Le Pen’in önlemleri arasında emeklilik yaşının düşürülmesi, hisse geri alımlarına vergi uygulanması ve çok uluslu şirketlere yönelik vergilerin artırılması yer alıyordu.
Le Pen, AB liderlerinin toplantısı öncesinde, Fransa’nın AB bütçesine yaptığı katkıya yönelik büyük kesintileri de içeren planını savunmak üzere Brüksel’e gitti.
Mélenchon da belirli koşullar altında AB katkısını azaltacağını belirtti ama ayrıntılara girmedi.
Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, her iki adayın da Mayıs 2027’deki ikinci tura kalma şansı bulunuyor.
Ankete göre Le Pen ilk turda yaklaşık %36 ile birinci, Mélenchon ise yaklaşık %18 ile ikinci sırada yer alıyor.
Fransız ekonomist Gabriel Zucman’dan esinlenerek 100 milyon avronun üzerindeki varlıklara uygulanan servet vergisi de dahil olmak üzere bir dizi vergi artışı planının yanı sıra, Mélenchon ayrıca Caisse des Dépôts, Bpifrance ve Banque Postale gibi kurumları tek bir kamu bankacılık grubu altında birleştirmeyi önerdi.
Ayrıca, Fransız hanehalkı tasarruflarının daha büyük bir kısmını yurt içi yatırımlara yönlendirecek ve konut, ulaşım, yeşil sanayileşme, dijital egemenlik ve diğer kilit stratejik sektörlerde yıllık 100 milyar avroluk bir hedef belirleyecek.
Basın toplantısında Mélenchon, “kapitalist düşmanlarını” da sert bir dille eleştirdi. Fransa Merkez Bankası Başkanı Emmanuel Moulin’i “cahil”, Euronext NV ticaret platformu Başkanı Stéphane Boujnah’ı ise “spekülatör, krizden çıkar sağlayan ve halkı sömüren biri” olarak nitelendirdi.
Dünya Basını1 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceİmran Han’ın binlerce destekçisi Pakistan’ın başkentine yürüyüşe başladı









