Dünya Basını

Alman yazar Scheidler: Avrupa sosyal refah devletinden baskıcı bir savaş devletine evriliyor

Yayınlanma

Alman yazar ve oyun yazarı Fabian Scheidler, Mega Makinenin Sonu adlı kitabı ekseninde küresel sistemin derinleşen ekolojik, sosyal ve jeopolitik krizlerini ele aldı. Neutrality Studies kanalında Pascal Lottaz’a konuşan Scheidler, Batı hegemonyasının 500 yıllık hakimiyet döngüsünün nihayete erdiğini, Avrupa’nın ise demokratik kazanımlarını ve refah devleti modelini “militarizasyon” uğruna feda etme riskiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Uluslararası alanda yankı uyandıran Mega Makinenin Sonu: Çöken Bir Medeniyetin Kısa Tarihi kitabının yazarı Fabian Scheidler, Neutrality Studies platformunda Dr. Pascal Lottaz ile gerçekleştirdiği mülakatta, modern dünya sisteminin içine düştüğü çok boyutlu krizi değerlendirdi.

Scheidler, “Mega Makine” kavramını, insanı ve doğayı sınırsız sermaye birikimi hedefi doğrultusunda araçsallaştıran devasa bir sistemin metaforu olarak tanımladı.

Pascal Lottaz, Scheidler’in son aylarını Almanya ve İsviçre’de bu teoriyi yaymak ve “Avrupa’da maalesef vites yükselten savaş mekanizmasına” dikkat çekmekle geçirdiğini belirtti. Lottaz, “Kitabınızın tezi ve bugün Avrupa’nın durduğu nokta hakkında neler söyleyebilirsiniz?” sorusunu yönelterek tartışmayı başlattı.

Scheidler, kitabının temelinin bugün tanık olduğumuz ekolojik, sosyal ve jeopolitik krizlere yol açan güç yapılarının köklerini incelemek olduğunu ifade etti. Yazar, bu yapıları “dört tiranlık” olarak sınıflandırdı: Militarize devlet, mülkiyet ve hukuk ilişkileri biçimindeki yapısal şiddet, ideolojik güç/medya ve son olarak “lineer düşünce tiranlığı”. Scheidler, bu sonuncusunu “karmaşık bir dünyada sadece doğrusal güç uygulayarak hedeflere ulaşılabileceğine dair yanlış inanç” olarak tanımladı.

“Kapitalist sistem ateşli silahlar ve askeri yapılar olmadan doğamazdı”

Kapitalist dünya sisteminin son 500 yıllık tarihine değinen Scheidler, sermaye birikimi ile askeri yapılar arasındaki ayrılmaz bağa dikkat çekti.

Scheidler, “Militarize devlet ve sermaye birikimi kurumları, bu sistemin ilk gününden itibaren el ele yürüdü. Bu, durması imkansız olan, sürekli yeni toprakları ve insanları kendi sömürü mekanizmasına dahil etmek zorunda olan bir savaş motorudur” değerlendirmesinde bulundu.

Tarihsel süreci hegemonik döngüler üzerinden açıklayan Scheidler, İspanyol, Hollanda ve İngiliz hakimiyetlerinin ardından bugün Amerikan imparatorluğunun gerileme evresine şahitlik edildiğini ifade etti.

Hegemonik bir döngünün sonunun her zaman en tehlikeli dönem olduğunu vurgulayan yazar, “Eski hegemon, elinde kalan tek araç olan askeri gücünü kullanarak konumunu korumak için her yola başvuracaktır; bu da savaş anlamına gelir” dedi.

“Çin’in yükselişi Batı tarzı sömürgecilikten farklı bir yol izliyor”

Pascal Lottaz’ın küresel güç dengelerindeki kayma üzerine sorusu üzerine Scheidler, Çin’in yükselişini Batı’nın sömürgeci geçmişinden farklı bir yere konumlandırdı. Çin dış politikasının tarihsel olarak sömürgecilik ve savaştan ziyade ticarete dayandığını ileri süren Scheidler, bu durumun ABD ile Çin arasında büyük bir savaşı önlemek için bir şans olabileceğini belirtti.

Ekonomik verilerin Batı’nın gerilemesini tescillediğini ifade eden Scheidler, “ABD ve G7 ülkelerinin küresel GSYH içindeki payı 1980’lerden bu yana yarı yarıya azaldı. BRICS ülkeleri şu anda küresel üretimin neredeyse yarısını kontrol ediyor. ABD bu gerilemeyi durduramıyor, ancak İran ve Ukrayna gibi bölgelerdeki hamleleriyle bu süreci hızlandırıyor” şeklinde konuştu.

“Gezegenin fiziksel sınırları mega makinenin sonunu getiriyor”

Scheidler, sistemin yalnızca jeopolitik olarak değil, fiziksel olarak da sınırlara dayandığını vurguladı. Sınırlı bir gezegende sonsuz büyüme hedefinin irrasyonel olduğunu belirten yazar, “Grönland ve Batı Antarktika buz tabakaları ile Amazon ormanları gibi kritik devrilme noktalarına çok yakınız. Bu eşikler aşıldığında geri dönüşü olmayan bir ‘sera dünya’ evresine gireceğiz” uyarısında bulundu.

Sistemin sadece ekonomik değil, aynı zamanda ideolojik ve askeri bir bütünlük arz ettiğini söyleyen Scheidler, “Bu medeniyetin kurumları, insanın bu gezegende hayatta kalmasıyla uyumlu değil. Temel meselemiz bu kurumları değiştirmektir” dedi.

Lottaz’ın “Neden sistemin sonu şimdi geliyor?” sorusuna karşılık Scheidler, hiçbir medeniyetin ebedi olmadığını ve Francis Fukuyama’nın “tarihin sonu” tezinin baştan aşağı saçmalık olduğunu ifade etti.

“Alman dış politikası tamamen ABD’nin uydusu haline gelmiştir”

Pascal Lottaz, mülakatın ilerleyen bölümlerinde Avrupa’nın ve özellikle Almanya’nın savaş yanlısı tutumuna ve uluslararası hukuk konusundaki “sağır edici sessizliğine” dikkat çekti. Lottaz, Ukrayna konusunda “hiçbir devlet bir diğerine saldıramaz” diyen Almanya’nın, söz konusu İsrail veya ABD’nin hamleleri olduğunda takındığı tutumu “mantıksız” olarak nitelendirdi.

Scheidler bu eleştiriye hak vererek, “Alman dış politikası kendisini tamamen ABD çıkarlarına tabi kılmıştır. Başkan Steinmeier bile İran’a yönelik saldırıların yasa dışı olduğunu ima ettiğinde medya ve hükümet tarafından anında linç edildi” dedi.

Yazar, Alman hükümetinin Gazze’deki operasyonlar sırasında uluslararası hukuku hiçe sayan açıklamalarını hatırlatarak, “Dışişleri Bakanı Baerbock, hastanelerin ve okulların bombalanabileceğini söyleyerek Cenevre Sözleşmesi’ni masadan sildi” ifadelerini kullandı.

“AB içinde temel haklar yargısız ve sorgusuz infaz ediliyor”

Avrupa Birliği’nin demokratik yapısındaki bozulmaya değinen Lottaz, Alman vatandaşı Hüseyin Doğru gibi bireylerin Rusya yaptırım listelerine dahil edilerek banka hesaplarının dondurulmasını ve mülksüzleştirilmesini “orta çağ uygulaması” olarak tanımladı. Scheidler, bu durumu AB’nin “totaliter bir kuruma” dönüşme sancısı olarak gördüğünü belirtti.

“Temel hakların herhangi bir yargı süreci veya savunma hakkı tanınmadan ellerinden alınması tehlikeli bir yoldur” diyen Scheidler, bu baskıların “Rusya istilası” korkusuyla meşrulaştırılmaya çalışıldığını kaydetti.

Scheidler, “Rus ordusunun birkaç köyü ele geçirmek için yıllardır uğraştığını gördüğümüz halde, bu ordunun birkaç yıl içinde Berlin veya Paris’e geleceği iddiası sadece militarizasyonu haklı çıkarmak için kullanılan bir bahanedir” dedi.

“Savaş devleti inşa etmek için sosyal refah feda ediliyor”

Mülakatın en kritik noktalarından biri, Avrupa’nın ekonomik dönüşümü üzerineydi. Scheidler, Alman hükümetinin askeri bütçeyi yıllık 50 milyar avrodan 150 milyar avroya çıkarma planını “akılalmaz” olarak nitelendirdi. Federal bütçenin yarısının askeri harcamalara gitmesinin, Avrupa’nın meşhur “sosyal refah modeli”nin sonu anlamına geleceğini vurguladı.

Financial Times’ın “AB, savaş devleti kurmak için refah devletini budamalıdır” başlığına atıf yapan Scheidler, “Siyasetçilerimiz bu ajandayı ‘Rus tehlikesi’ arkasına saklıyor ancak asıl hedef, demokrasimizi totaliter bir sisteme, refah devletimizi ise yağmacı bir kapitalizme dönüştürmektir” dedi.

“Sömürüye dayalı modelin dirençle karşılaşması sistemi şiddete itiyor”

Lottaz’ın, Batı’nın sömürgeci kaynak çıkarma modelinin artık Çin, Güneydoğu Asya ve İran gibi bölgelerde eskisi kadar kolay işlemediği yönündeki tespitine katılan Scheidler, sistemin özündeki çelişkiyi şu sözlerle özetledi:

“Kapitalizm, sermaye biriktirebilmek için sömürecek yoksul ülkelere ve yoksul insanlara ihtiyaç duyar. Küresel Güney yükseldikçe, bu sömürü alanı daralıyor. Bu direnç karşısında Batı, yeniden kaba kuvvete ve militarizasyona başvurarak hakimiyetini tesis etmeye çalışıyor.”

Scheidler, Hollanda ve İngiliz Doğu Hindistan Şirketlerinin tarihteki kanlı monopol kurma çabalarından örnekler vererek, bugünkü küresel çatışmaların da özünde “pazar hakimiyeti ve kaynak kontrolü” yattığını ifade etti.

Yazar, mülakatın sonunda mega makinenin bu yüzyılı deviremeyeceğine olan inancını yineleyerek, insanlığın hayatta kalmak için bu yıkıcı mekanizmanın dışında yeni toplumsal örgütlenme biçimleri inşa etmesi gerektiğini belirtti.

Çok Okunanlar

Exit mobile version