Avrupa
Almanya için Maduro’nun kaçırılışı “karmaşık” bir konu
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı ve Nicolas Maduro’nun kaçırılmasıyla ilgili durumun, “bariz suçlar hakkında bir yargıya varılmasına izin vermeyecek kadar karmaşık” olduğunu iddia etti.
Wadephul, Berlin’in, Çin, Rusya ve İran’ın Venezuela’ya “güçlü biçimde müdahil oluşuna” karşı çıkmakta “jeopolitik” bir çıkarı olduğunu belirtti.
Wadephul, Deutschlandfunk’a yaptığı açıklamada, Venezuela’daki durumun “tek boyutlu ele alınamayacağını” ileri sürdü.
Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun “hukuk dışı bir rejime” liderlik ettiğini savunan Wadephul, Birleşmiş Milletler’in ülkedeki insan hakları durumunu uzun süredir “çok kritik” olarak değerlendirdiğini hatırlattı.
Maduro’nun “adaletsiz bir rejime liderlik ettiğini” ileri süren bakan, sekiz milyon insanın ülkeyi terk ettiğini, ülkede siyasi tutuklular bulunduğunu söyledi.
Alman bakan ayrıca Venezuela hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yürüyen süreçler ve ABD’nin “jeopolitik çıkarlarının” da hesaba katılması gerektiğini vurguladı.
Wadephul, tüm bu unsurlara rağmen ABD’den net bir açıklama beklendiğini ifade etti. Balan, Washington yönetiminin uluslararası hukuka hangi temelde hareket ettiğini hem Almanya’ya hem de uluslararası topluma açıklaması gerektiğini söyledi.
Hükümet sözcüsü Sebastian Hille ise daha sert konuştu. “Maduro, son yıllarda ülkesini tehlikeli sulara sürükledi,” diyen Hille, Maduro’nun başkanlık döneminin hileli seçimlerin sonucu olduğu ve bunun da Almanya’nın Maduro’yu hiçbir zaman resmen tanımamasının nedenlerinden biri olduğunu savundu.
Hükümet sözcüsü devamında şunları söyledi:
“Şansölye, ABD de dahil olmak üzere herkesin uluslararası hukuka saygı duyması gerektiğini vurguladı. Bu, devlet egemenliği ve toprak bütünlüğü için açıkça geçerlidir.”
Deutsche Welle’ye göre bu, ABD’yi uluslararası hukuku ihlal etmekle açıkça suçlamaktan özenle kaçınan bir kelime seçimiydi.
Hafta sonu ABD’nin saldırısının “hukuki sınıflandırmasının karmaşık” olduğunu savunan Şansölye Merz, “Bu konuda zaman ayırıyoruz. Ölçüt, uluslararası hukuk olmaya devam ediyor. Venezuela’da şimdi siyasi istikrarsızlık ortaya çıkmamalıdır. Hedef, seçimlerle meşrulaştırılmış bir hükümete düzenli bir geçiş olmalıdır,” ifadelerini kullanmıştı.
Bu açıklamalar, Maduro’yu New York’a getiren işgal harekatını uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak nitelendiren birçok Alman muhalif politikacı tarafından çok zayıf bulunarak eleştirildi.
Yeşiller’in parlamento lideri Katharina Dröge hafta sonu yaptığı açıklamada, “ABD müdahalesi uluslararası hukukun ihlalidir. Şansölyenin bunu açıkça belirtmesini engelleyen nedir? Bu durumda, sessiz kalmak felaket bir stratejidir, Sayın Merz,” dedi.
Die Linke (Sol Parti) Eş Başkanı Jan van Aken, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırılarını ve Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılmasını uluslararası hukuku ihlal eden devlet terörizmi olarak kınadı.
Van Aken, “Trump gibi uluslararası hukuku çiğneyen ve başkanları kaçıran herkes acımasız devlet terörizmi yapmaktadır. Uluslararası hukuku ihlal eden saldırgan savaşlarda çifte standart olmamalıdır. Putin’e yaptırım uygulayanlar Trump’a da yaptırım uygulamalıdır. Alman hükümeti, ABD saldırısının BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulu tarafından derhal kınanmasını sağlamalıdır,” dedi.
Aynı zamanda Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş başkanı olan Şansölye Yardımcısı ve Maliye Bakanı Lars Klingbeil ise, Venezuela’daki olayların “çok endişe verici” olduğunu ileri sürerek, “Venezuela lideri Maduro, şiddet ve baskı yoluyla iktidara tutunan otoriter bir rejime liderlik etti. Fakat bu, uluslararası hukuku hiçe saymak için bir gerekçe olamaz,” diye ekledi.
Sağcı Almanya için Alternatif (AfD) ise, ABD’nin Venezuela’daki eylemini “küresel politikanın yeniden düzenlenmesinin” gerekli bir parçası olarak değerlendirdi.
Federal Meclis Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Armin Laschet (CDU) ise Alman sessizliği için, “Dış politika karmaşık bir konu. Dünyanın gerçeklerini dikkate almak zorundasınız,” dedi.
CDU’lu siyasetçi, Avrupalıların bu olay nedeniyle Trump’ı suçlaması durumunda, bunun Ukrayna politikasında nüfuz kaybına yol açabileceğini de sözlerine ekledi.
Öte yandan Latin Amerika ve Karayiplerde ABD ile Çin arasında şiddetli bir güç mücadelesi bekleniyorsa, Almanya ve AB bu bölgede giderek daha fazla kenara itilecek.
AB’nin Mercosur’un toplam dış ticaretindeki payı 2000 yılında hala yüzde 31 iken, 2023 yılında sadece yüzde 15’ti.
Her iki tarafın 1999’dan beri müzakere ettiği AB-Mercosur serbest ticaret anlaşması, Avrupa Komisyonu’nun yoğun çabalarına rağmen geçen yılın sonunda hâlâ imzalanamamıştı.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, imzaların önümüzdeki hafta başında atılacağını duyurdu. Bunun başarılı olup olmayacağı ise belirsizliğini koruyor.