Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya’da vicdani ret başvuruları üç katına çıktı

Yayınlanma

Almanya’da yeni askerlik modelinin yürürlüğe girmesinin ardından 2026’nın ilk sekiz ayında vicdani ret başvurusu sayısı üçe katlanarak 12 bini aştı. Hükümet 2035’e kadar ordu mevcudunu NATO hedefleri doğrultusunda 460 bine çıkarmayı planlıyor.

Almanya’da yeni askerlik modelinin yürürlüğe girmesinin ardından vicdani ret başvurularında belirgin bir artış kaydedildi.

RedaktionsNetzwerk Deutschland’ın (RND) Federal Aile ve Sivil Toplum Görevleri Dairesi (BAFzA) verilerine dayandırdığı haberine göre, 2026 yılının ilk sekiz ayında askerlik hizmetini reddetmek için 12 bin 102 başvuru yapıldı.

Bu sayı, 3 bin 879 başvurunun kaydedildiği 2025 yılının tamamına kıyasla üç katı aştı.

BAFzA, başvuruların yalnızca yedek askerler ve muvazzaf personelden değil, daha önce hiç askerlik yapmamış yurttaşlardan da geldiğini açıkladı.

Daire, 2024 yılında 2 bin 249, genel zorunlu askerliğin askıya alındığı 2011 yılında ise 4 bin 348 başvuru almıştı.

Vicdani ret hakkı yasal güvence altında

Kurumdan yapılan değerlendirmede, zorunlu askerlik askıya alınmış olsa dahi vicdani gerekçelerle silahlı hizmeti reddetme hakkının sürdüğü hatırlatıldı.

Vicdani ret başvurusunda bulunmak isteyenlerin imzalı bir üst yazı, özgeçmiş ve kararlarını ayrıntılı biçimde açıklayan kişisel gerekçe mektubunu yazılı olarak iletmesi gerekiyor.

Almanya’da 1 Ocak’ta yürürlüğe giren yeni askerlik yasası, 18 ile 25 yaş arasındaki erkeklerin motivasyon ve orduya uygunluk durumlarının değerlendirilmesi amacıyla bir anket doldurmasını zorunlu kılıyor.

Gönüllüler orduda yedi ile 23 ay arasında görev yapabiliyor.

Ancak askerlik çağındaki Almanların ülke dışına çıkmadan önce ordunun kariyer merkezinden onay alması şartı aranıyor.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius yeni modelde gönüllülük ilkesini savunurken, Hristiyan Demokrat Birlik ile Hristiyan Sosyal Birlik (CDU/CSU) ittifakı hedeflenen asker sayısına ulaşılamaması halinde zorunlu askerliğin devreye sokulmasını istiyor.

Ülkede askerlik tartışmaları sürerken gençlerin zorunlu hizmet karşıtı protestoları da devam ediyor.

Süddeutsche Zeitung’un haziran ayı sonundaki haberine göre, ordu tarafından gönderilen 300 bin anketin ardından yaklaşık 530 kişi orduya gönüllü olarak katıldı.

Erkeklerin yüzde 96’sının anketi doldurduğu ve yaklaşık her beş kişiden birinin askerlikle ilgilendiğini belirttiği aktarıldı.

Hükümet, ordunun mevcudunu 2035 yılına kadar yaklaşık 80 bin kişi artırmayı planlıyor.

Pistorius’un nisan ayında sunduğu ilk askeri strateji belgesi doğrultusunda, NATO talepleri çerçevesinde olası bir çatışma senaryosunda ordunun 260 bin muvazzaf personel ile kadın ve erkeklerden oluşan 200 bin yedek askere ulaşarak toplam 460 bin kişilik kapasiteye erişmesi hedefleniyor.

Avrupa

İngiliz Yeşil Parti, “tek, demokratik bir Filistin devleti” çağrısı yaptı

Yayınlanma

İngiltere’de Yeşil Parti, kongresinde kendisini resmen anti-Siyonist bir parti olarak tanımlayan bir önergeyi kabul etti.

1022 lehte, 813 aleyhte oyla kabul edilen önerge, “etno-milliyetçi” bir siyasi proje olarak tanımlanan Siyonizme karşı partinin muhalefetini ortaya koyuyor ve anti-Siyonizmin antisemitizmle eşdeğer tutulmaması gerektiğini belirtiyor.

Önerge, Filistin’in kurtuluşu, geri dönüş hakkı, Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar (BDS) hareketi ile İsrail’e karşı tam bir silah ambargosu konusundaki partinin kararlılığını yeniden teyit ediyor.

Önerge ayrıca Yeşil Parti’nin kendi kaderini tayin hakkına verdiği desteği yeniden vurguluyor ve tarihi Filistin toprakları genelinde “tek bir demokratik devletin” kurulmasını talep ediyor.

Yeşil Parti Sözcüsü şunları söyledi:

“Bu, üyelerimiz arasında ciddi ve derinden hissedilen bir tartışma konusu oldu. Üyelerimiz, parti politikasını gündeme getirme ve bu konuda karar verme imkânına büyük önem veriyorlar; konferans da artık kararını verdi. Yeşil Parti, ırkçılık karşıtı bir partidir ve hem Filistin hem de Suriye topraklarının yasadışı işgaline tutarlı bir şekilde karşı çıkmış, İsrail hükümetine silah satışının sona erdirilmesi çağrısında bulunmuş ve Gazze ile Batı Şeria’daki yıkıcı durum hakkında korkusuzca sesini yükseltmiştir. Bu tutumlar, yaklaşımımızın merkezinde yer almaya devam etmektedir. Herkes için eşitlik, adalet ve insan haklarına olan derin bağlılığımız ve her türlü ırkçılığa karşı duruşumuz da öyle.”

Kendisi de bir Yahudi olan parti lideri Zack Polanski, oy kullanmadı. Polanski, önergeye yönelik bazı düzeltmeleri destekledi. Bu düzeltmeler arasında parti üyelerinin Siyonizm destekçisi sinagoglara gitmesinin engellenmemesi gibi öneriler de yer alıyor.

Partinin önergesinin, 1975 yılında BM Genel Kurulu’nda kabul edilen 3379 sayılı Karar üzerine şekillendiği görülüyor. Aralarında Sovyetler Birliği’nin de bulunduğu 25 ülke tarafından kurula sunulan 3379 sayılı Karar, “Siyonizm’in bir tür ırkçılık ve ırk ayrımcılığı olduğunu” tespit ediyordu.

Karar, 10 Kasım 1975 tarihinde 72 lehte, 35 aleyhte ve 32 çekimser oyla kabul edildi. Aynı Karar, 16 Aralık 1991 tarihinde 111 lehte, 25 aleyhte ve 13 çekimser oyla kabul edilen 46/86 sayılı Karar ile yürürlükten kaldırıldı.

Bu karar, İngiliz Yahudi grupları tarafından da kınandı. “Yeşil Parti, antisemitizmi parti politikası haline getirmiş ve ırkçı bir parti haline gelmiştir,” diyen İlerici Yahudilik Hareketi, bazı Yahudilerin önergeye destek vermesinin, bunun diğerlerine karşı ayrımcılık yapmak için kullanılmayacağı anlamına gelmediğini de ekledi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı da pazar günü X’te yaptığı bir paylaşımda, Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın Polanski’nin İsrail’e girişinin yasaklandığını ilan etmeye karar verdiğini duyurdu.

Bakanlık, Yeşil Parti’nin önergesinin “Yahudi halkının kendi kaderini tayin etme hakkını reddettiği için IHRA (Uluslararası Holokost Anma İttifakı) tanımına göre açıkça antisemitik bir metin oluşturduğunu” belirtti.

Yeşil Parti’nin genel başkan yardımcısı ve önergenin destekçisi Mothin Ali Sky News’e yaptığı açıklamada, Gazze’de İsrail ile Hamas arasında yaşanan çatışmada Filistinlilerin ağır kayıplar vermesinin, oylamanın temel bağlamını oluşturduğunu söyledi.

Ali, “Önerge, Siyonizmi oldukça net bir şekilde tanımlıyor. Onu etnik milliyetçi bir hareket olarak tanımlıyor. Etnik temizlik olarak tanımlıyor. Soykırım olarak tanımlıyor,” dedi.

Polanski ve Yeşil Parti’nin diğer üst düzey isimleri, “Netanyahu hükümetinin iğrenç suçlarını ifşa etmeye devam edeceklerini” ve “Filistinlilerin haklarını desteklemekle Yahudi halkının haklarını desteklemek arasında hiçbir çelişki olmadığını” belirttiler.

Öte yandan Avrupa Parlamentosu’ndaki Yeşiller’in politikası, Siyonizmi ırkçılıkla eşdeğer görmek değil. AP’deki Yeşiller Grubu’nun başkanlığı için yarışan dört adaydan üçü, Rapporteur’e yaptıkları açıklamada İngiliz Yeşil Parti ile aynı pozisyonda olmadıklarını söylediler.

Yeniden aday olan görevdeki Alman eş başkan Terry Reintke’nin de aralarında bulunduğu Avrupa Yeşiller Partisi, İngiliz Yeşiller Partisi tarafından yapılan oylamaya genel olarak mesafe koydu.

Örneğin Belçikalı Avrupa Parlamentosu Üyesi Sara Matthieu, “Avrupa genelindeki Yahudi toplulukları, nefret ve şiddetin artışıyla karşı karşıya ve antisemitizmle mücadele, benim tam anlamıyla üstlendiğim bir sorumluluk. Aynı kararlılıkla, aşırı sağcı Netanyahu hükümetini de hesap vermeye zorluyoruz,” dedi.

AP’deki Yeşiller grubunun bir başka başkan adayı olan Bir başka aday olan Romanyalı Nicolae Ștefănuță da Rapporteur’e bu önergeyi şiddetle reddettiğini söyledi.

Eşbaşkanlık için dördüncü aday olan İsveçli Isabella Lövin, Rapporteur’un sorularını yanıtlamadı; bunun yerine bir asistanı, yorum yapmak için “uygun” kişinin Reintke olduğunu belirtti.

53 kişilik grubun başkanlığı için yarışan Belçikalı Avrupa Parlamentosu üyesi Matthieu, İsrail’i Gazze’de “soykırım” yapmakla suçladı, AB-İsrail ticaret anlaşmasının askıya alınmasını talep etti ve iki devletli çözüme desteğini ifade ederek, “İsrail’in barış ve güvenlik içinde var olma hakkı vardır,” dedi.

Polanski’nin partisinin tam üye olduğu pan-Avrupa örgütü Avrupa Yeşiller, bir açıklamada, İngiltere ve Galler Yeşiller Partisi’nin sunduğu önergeye “kesin bir şekilde” mesafe koyduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman iç istihbarat teşkilatı Sol Parti ve Eralp’i soruşturacak

Yayınlanma

Alman Federal Anayasa Koruma Dairesi (BfV), Sol Parti ve Elif Eralp’in “aşırıcı” gruplarla olan bağlarını incelemeyi planlıyor.

Partinin Berlin baş adayı Elif Eralp, seçim kampanyası devam ederken “PKK’nin paravan örgütünün üyeleri ile görüşmek” ile itham ediliyor.

WELT’te yer alan habere göre Eralp, BfV tarafından mercek altına alındı. Federal Meclis’te Almanya’nın güvenlik kurumlarının başkanlarıyla yapılan bir oturumda, Federal Anayasa Koruma Dairesi Başkanı Sinan Selen, başkentteki Sol Parti’den ve partinin “aşırılıkçı ve terörist” gruplarla olan bağlarından da bahsetti.

Selen, “Bazı yerel durumları çok yakından incelememiz gerekiyor,” dedi.

Anayasa Koruma Dairesi, Eralp ve diğer Sol Parti siyasetçilerinin (örneğin Federal Meclis üyesi Ferat Koçak) “terörist gruplar” ve diğer örgütlerle ne ölçüde bağlantı kurduklarını araştırmayı planlıyor.

Örneğin seçim gecesi, aşiret lideri ve organize suçla bağlantılı olduğu öne sürülen Issa Remmo ve FHKC destekçisi olduğu ileri sürülen İbrahim İbrahim, Sol Parti’nin kutlamasına katılmıştı.

Sol Parti’de “çete lideri” krizi

Son olarak Eralp, geçmişte solcu “Rote Hilfe” (Kızıl Yardım) örgütüne üye olması nedeniyle de eleştirilere maruz kaldı.

Bu örgütün, diğer faaliyetlerinin yanı sıra RAF üyesi olma iddiasıyla yargılanan Daniela Klette için bağış topladığı vurgulanıyor.

Bild gazetesinin öğrendiğine göre Eralp seçim kampanyası sırasında, bazı Kürt örgütlerinden oluşan bir heyetle bir araya gelmişti. Toplantıda NAV Berlin üyeleri de hazır bulunmuştu.

Güvenlik kurumları, bu grubu Almanya’da yasaklı olan PKK’nin paravan örgütü olarak değerlendiriyor.

Seçim kampanyası sırasında Eralp, Berlin Anayasa Koruma Dairesi’ni kaldırmak istediğini söylemişti.

Bild gazetesinin sorusu üzerine Eralp, PKK’ye ilişkin tutumu hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

Anayasa Koruma Dairesi ise şu açıklamayı yaptı:

“PKK, Almanya’daki yurtdışı bağlantılı aşırılıkçılık ve terörizm alanında en fazla üyeye ve en büyük etkiye sahip örgüt olmaya devam etmektedir.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman istihbarat şefinden Rusya uyarısı

Yayınlanma

Almanya’nın dış istihbarat şefi, ülkesinin “Kremlin’in askeri hırslarının artmasıyla birlikte bir çatışmanın içine çekilme riski” ile karşı karşıya olduğunu söyledi.

Almanya Federal İstihbarat Servisi (BND) Başkanı Martin Jäger, Rusya’dan gelen tehdidin “yeni ve daha tehlikeli bir nitelik” kazandığını ve bunun Avrupa’nın en büyük ekonomisinin “şiddetli bir çatışmaya” karışması ihtimalini ortaya çıkardığını belirtti.

Jäger, pazartesi günü Berlin’de düzenlenen bir kamuya açık oturumda milletvekillerine yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Rusya bizi başlıca bir rakip olarak görüyor çünkü Rusya’nın revizyonist, yayılmacı politikalarını ve Ukrayna’ya karşı yürüttüğü saldırı savaşını kabul etmiyoruz çünkü Baltık ülkeleri ve Avrupa’nın diğer bölgelerindeki müttefiklerimize yönelik Rus tehditlerine karşı çıkıyoruz.”

Bu açıklamalar, Şansölye Friedrich Merz’in Kiev’e yaptığı ziyaretin ertesi günü geldi. Merz, Kiev’de Ukrayna’ya silah paketi ve enerji sektörüne yönelik yardım yoluyla Almanya’nın askeri desteğini sürdüreceğini taahhüt etmişti.

Merz’in ziyareti ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşmeleri, savaşın izlerini taşıyan başkentte Rus insansız hava araçlarının bir köprüye saldırdığı sırada gerçekleşti.

Yurt içinde baskı altında kalan Alman lider, yalnızca istikrarlı bir Alman hükümetinin Ukrayna’ya yönelik yardımın devamını ve dolayısıyla Avrupa’nın istikrarını sağlayabileceği uyarısında bulundu.

ABD’nin desteğini azaltmasının ardından Almanya, Ukrayna’nın en büyük askeri destekçisi haline geldi.

Merz hükümeti, Ağustos ayında Leipzig’deki bir havalimanına düzenlenen başarısız insansız hava aracı saldırısının arkasında Rusya’nın olduğunu iddia etti.

Alman Dışişleri Bakanlığı, Bonn’daki Rusya konsolosluğunun ve Berlin’deki “Rus Evi” kültür merkezinin kapatıldığını duyurdu.

Rusya ise buna karşılık olarak Almanya’daki Goethe Enstitüsü’nün şubelerinin kapatılacağını açıkladı.

Jäger, istihbarat operasyonlarını denetleyen Bundestag parlamento denetim komitesine, “Almanya, Rusya’nın Avrupa’daki hegemonyasını yaymasının önündeki en büyük engel haline geldi ve dolayısıyla Rusya’nın eylemlerinin hedefi oldu,” dedi.

İstihbarat şefi, Vladimir Putin’in son 4,5 yıldır sürdürdüğü savaş çabalarının, Rusya içinde, siyasi bir bedel ödemeden işgali sona erdirmesini zorlaştıran bir dinamik yarattığını söyledi.

Almanya dış istihbarat servisi başkanı, “Putin, ülkesindeki iktidar tabanını tehlikeye atmadan Ukrayna’ya yönelik saldırıyı basitçe durdurabileceği noktayı çoktan geçti. Rusya’nın bakış açısıyla, şimdiye kadar yapılan muazzam fedakarlıkları haklı çıkaracak bir başarıyı Ukrayna’da sergilemesi gerekiyor,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English