Avrupa
Almanya’nın yeni Kültür Bakanı Wolfram Weimer: Sömürgecilik medeniyet başarısıdır
Almanya’da yakında resmen ilan edilecek ‘siyah-kırmızı’ (CDU-SPD) koalisyonunun lideri Friedrich Merz tarafından seçilen yeni Kültür Bakanı, muhafazakâr yayıncı ve gazeteci Wolfram Weimer.
CDU lideri Merz’in uzun yıllardır yol arkadaşı olarak bilinen yeni bakan, daha önce Welt, Cicero, Focus gibi yayınlarda çalışmış ve son olarak kendi yayıncılık şirketi Weimer Media Group’u kurmuştu. Bu şirketin bünyesinde “The European” dergisi de yer alıyor.
Federal Hükümetin Kültür ve Medya Sorumlusu –kısaca Kültür Bakanı– olarak Weimer’in yeni Federal Şansölye tarafından resmi olarak göreve atanması gerekiyor. Friedrich Merz’in 6 Mayıs’ta seçilmesi bekleniyor.
Alman ana akım medyasında Weimer’e yönelik eleştiriler, genelde selefi Yeşil Kültür Bakanı Claudia Roth kadar “kültürel” tecrübeye sahip olmamasına odaklanıyor.
Bununla birlikte yeni bakan, çok daha “radikal sağcı” görüşleri nedeniyle daha yakından incelenmeyi hak ediyor.
Örneğin Weimer, göç tartışmalarının doruk noktasında, Cicero dergisinde “Die Multikulti-Lüge” (Çokkültürlülük Yalanı) başlıklı bir makale yazmış; Das konservative Manifest. Zehn Gebote der neuen Bürgerlichkeit [Muhafazakar Manifesto. Yeni Burjuvazinin On Emri] adlı kitabını “solcular için zehir” olarak tanımlamıştı.
Weimer’in bir başka kitabı ise, Sehnsucht nach Gott. Warum die Rückkehr der Religion gut für unsere Gesellschaft ist [Tanrıya Özlem. Dinlerin Geri Dönüşü Neden Toplumumuz İçin İyi?] başlığını taşıyor.
‘Prusya değerlerine’ dönüş çağrısı
Weimer kendini “orta sınıf adamı” olarak tanımlıyor. Yıllardır AfD ve sağcı popülizme karşı yazılar yazıyor ve konuşmalar yapıyor ve “Liberal, kozmopolit demokrasi benim yuvam. Tutkulu bir Avrupalı olarak milliyetçilik bana yabancı,” diyor.
Ama aynı zamanda, “açıkça liberal muhafazakâr ve orta sınıf değerlerinin savunucusu” olduğunu belirtiyor. Örneğin, “eğitimin kapsamı, düşünce özgürlüğü, özlemin derinliği, estetiğin büyüsü ve şüpheciliğin güzelliği. Ve farklı görüşleri zenginleştirici olarak görme özgürlüğü” ile ilgili olduğunu söylüyor ve “her zaman antisemitizmle mücadeleye kendini adadığını” da ekliyor.
Wolfram Weimer, birkaç yıl önce Muhafazakâr Manifesto adlı kitabında dünya görüşünün temel unsurlarını özetlemişti. Bu kitapta, muhafazakâr ve sağcı çevrelerin klasik değerlerine (aile, vatan, ulus ve gelenek) olumlu atıflar yapıyor, Hıristiyanlığa temel bir önem atfediyor ve eski Prusya erdemlerini (“çalışkanlık, sadakat, itaat, disiplin”) övüyordu.
Weimer, “Alman solu”nun “modası geçmiş olduğu düşünülen Prusya eğitim hedeflerini çöpe atmak ve bunların yerine “eşitlik, özgürleşme ve dayanışma” gibi hedefler içeren yeni bir değerler dizisi koymak istediğinden şikayet ediyor.
Yazara göre bunları uygulamak için, kumarın düzenlendiği ve belirli alanlarda kadınlar için kota uygulanan bir “erdem cumhuriyeti” kuruldu: Weimer, “Kota ve yasaklarla birlikte geliyorlar,” diye yazıyor ve “tüketici ve aile koruyucuları, eşitlik görevlileri ve entegrasyon danışmanları”nın, tıpkı “iyilikseverlerin yüksek rahipleri” gibi davrandığını öne sürüyordu.
Bu fikirlerin, DEI (Çeşitlilik, Eşitlik, Kapsayıcılık) karşıtı politikaları savunan Trump yönetimi ile paralel olduğu görülüyor.
Avrupa kültürü: Hıristiyanlığa methiye
Kültür ve Medya Bakanı, Avrupa’yı “Hıristiyan Batı dünyası” olarak tanımlıyor.
Hatta Muhafazakâr Manifesto’ya göre, “vaftiz belgesi, Avrupa kültürüne giriş bileti”dir; Hıristiyanlıkla bağ ise Avrupa kimliğinin önemli bir bileşenidir.
Buna göre, Alman Romantikler “Avrupa kültür alanını İslamın etkisi altındaki Doğunun zıttı” olarak görüyorlardı. Fakat şimdi, “Hıristiyanlık birkaç yüzyıldır göreceleştirilmiş, mücadele edilmiş ve nihayet terk edilmiştir,” diye açıklıyor Weimer.
Bunu “dini mazoşizm” olarak nitelendiren Weimer, bu yüzden Avrupa’nın “kültürel çekirdek gücünü etkisiz hale getirdiğini,” hatta Kıtanın “birkaç yıldır çöküş sklerozundan” muzdarip olduğunu ileri sürüyor ve Avrupa’nın bir dünya gücü olarak geri dönüşünün pek olası olmadığını hissediyor.
Weimer, daha önce yayınladığı Cicero dergisinde Orta Avrupa ülkelerindeki “kültürel kendini yok etme”yi eleştirmiş ve “eski ulusal içgüdüleri kebapçılar, gayretli göçmenler ve Kanak Almancaya tapınma ile ortadan kaldırmaya çalıştıklarını” söylemişti.
“Kanak Almanca”, Güneydoğu Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika kökenli insanlara yönelik bir etnik hakaret sözü. Bunun yanı sıra işçi sınıfını ve kırsalda yaşayanları tanımlamak için de kullanılır.
“Büyük şehirlerimizde milyonlarca işsiz Müslüman paralel dünyalarda yaşıyor,” diye devam eden Weimer, buradaki durumu “yabancılaşma Halloween’i” olarak nitelendiriyor.
‘Sömürgecilik’ değil, ‘medeniyet başarısı’
Weimer’e göre neden, Avrupa’nın küresel politikada “genişleme gücü” rolünü terk etmiş olması ve şu anda “artık coğrafi olarak genişlememesi.”
Muhafazakâr Manifesto’ya göre, Avrupa’nın “genişleme çağı” 1945’te sona erdi ve toprak bakımından Avrupa başkentlerinin hakimiyetindeki alanlar gittikçe küçülüyor.
Kültür Bakanına göre, son koloni olan Portekiz kontrolündeki Makao 1999’da Çin’e iade edildi. Fakat bu bilgi doğru değil, zira özellikle Karayipler, Hint Okyanusu ve Pasifik’te birçok bölge hâlâ Avrupa devletleri tarafından fiilen sömürge olarak tutuluyor.
Dekolonizasyon ve genel olarak “bu ezici güç kaybı” nedeniyle Avrupa’da “pişmanlık bile duyulmadığını” söyleyen Weimer, Avrupa’nın “600 yıl içinde fethettiği toprakları” kaybettiğine işaret ediyor.
Weimer’e göre, ne yazık ki, Kıtanın “kendi sömürge tarihi” artık sadece “gayri meşru genişleme” olarak sınıflandırılıyor; “dünya fethinde yatan kendi medeniyet başarısı” görmezden geliniyor.
‘Kültürel protesto’ olarak AfD’nin başarısı
Weimer’in AfD ile de uyumlu olduğu veya olabileceği görülüyor. Weimer, bu partinin başarısını “kültürel protesto” olarak sınıflandırıyor: “İnsanlar artık Müslüman erkeklerin sınırsız kitlesel göçünü istemiyor.”
Merkez partilerin bu sorunu çok uzun süredir doğru bir şekilde ele almadığını savunan bakan, bir sonraki federal hükümetin şimdi bunu telafi etmesi gerektiğini söylüyor.
Weimer, federal seçimlerden önce AfD’ye karşı birkaç kez açıkça konuştu, fakat bunu esas olarak partinin NATO ve AB karşıtı bazı sözleri nedeniyle yaptı.
Üstelik AfD söz konusu olduğunda bu tutum da kesin değil: Partinin bazı kesimleri uzun süredir NATO’da kalmaktan yana. Ayrıca AfD, federal seçimler için hazırladığı programdan AB’den ayrılma (Dexit) talebini de çıkardı.
AfD’nin birçok üyesinin şu anda talep ettiği Avro bölgesinden ayrılma konusunda ise parti lideri Alice Weidel şubat ayında verdiği bir mülakatta bunun için “çok geç” olduğunu söylemişti.