Dünya Basını

Amerikan medyasındaki yalan imparatorluğu

Yayınlanma

Radyo yayıncısı ve yazar Charles Goyette, Tom Woods’un programında ABD’nin dış müdahale politikalarının perde arkasını ve “yalan imparatorluğu” olarak tanımladığı yapıyı değerlendirdi. Goyette, medyanın savaşları meşrulaştırmak için nasıl bir araç olarak kullanıldığını ve askeri tecrübesi olmadığı halde savaş kahramanı gibi davranan figürlerin sektördeki etkisini örneklerle açıkladı.

Radyo dünyasının kıdemli isimlerinden ve Empire of Lies (Yalan İmparatorluğu) kitabının yazarı Charles Goyette, Tom Woods’un programına konuk oldu.

İkilinin sohbeti, Irak Savaşı öncesindeki döneme ve medyanın bu süreçteki rolüne odaklandı. Goyette, dönemin en büyük radyo ağı Clear Channel bünyesinde yaşadığı deneyimi paylaşarak, ana akım medyanın politik atmosferi nasıl şekillendirdiğini aktardı.

Goyette, Irak Savaşı’na karşı çıkan nadir seslerden biri olması nedeniyle kurum içerisinde marjinalleştirildiğini belirtti. “İnsanlar bana telefon edip ‘radyoyu aç, Howard Stern yine senin hakkında konuşuyor’ dediklerinde şaşırıyordum” diyen Goyette, o dönemde savaş karşıtı olmanın şirket bünyesinde kabul edilebilir bir tutum olmadığını vurguladı.

Goyette, “Clear Channel, Teksas merkezli bir şirketti ve dönemin yönetimiyle iç içeydi. Başkan Bush’un baseball takımını satın alarak onu milyoner yapan Tom Hicks, şirketin başkan yardımcısıydı. Savaş karşıtlığı, kurumun siyasi ajandasıyla çatışıyordu” ifadelerini kullandı.

“Savaş karşıtlığı konusunda yalnız kaldım”

Goyette, çalıştığı dönemde çevresindeki meslektaşlarının kendisinden uzaklaşmaya başladığını, hatta yönetimle yakın ilişki kuran radyo danışmanlarının bile kapalı kapılar ardında kendisini haklı bulduklarını itiraf ettiğini kaydetti.

“Bir gün beni arayan ve sektörün en iyi radyo danışmanlarından biri olan kişi, söylediklerime katıldığını belirttikten bir saat sonra, ‘Sana hak verdiğimi kimseye söyleme’ diyerek geri aradı” şeklinde konuşan Goyette, bu durumun sektörde nasıl bir korku iklimi yarattığını gözler önüne serdi.

Yönetimin kendisini gece kuşağına sürgün ederek etkisiz hale getirmeye çalıştığını belirten Goyette, bu sürecin sonunda, o dönemdeki ‘Bush’un keyfi savaşı’na karşı durmanın, sonradan birçok kişi tarafından anlaşılan haklı bir pozisyon haline geldiğini dile getirdi.

“Yalanlar doğrudan gazetelere ve televizyonlara taşındı”

Goyette, Irak Savaşı’nın meşrulaştırılması sürecinde kullanılan propaganda yöntemlerini, George Orwell’in 1984 eserindeki “hafıza deliği” (memory hole) kavramıyla ilişkilendirdi.

Yönetimin, Amerikan halkını korkutmak için “mantar bulutu” ve “alüminyum borular” gibi kurgusal argümanlar geliştirdiğini ifade eden Goyette, bu bilgilerin nasıl dolaşıma sokulduğunu şöyle anlattı:

“Yönetim, elindeki paketi önce New York Times’a verdi. Judith Miller, bu bilgileri ön sayfadan yayınladı. Ardından Dick Cheney gibi yetkililer, televizyon programlarına çıkarak ‘Bunu benden duymayın, bakın bu sabah New York Times’ın ön sayfasında yazıyor’ diyerek bu bilgileri doğrulattılar. Kendi diktikleri haberi, sanki bağımsız bir kaynak tarafından doğrulanmış gibi tekrar ettiler.”

“Televizyon figürleri savaş tecrübesi uyduruyor”

Goyette, kitapta “savaş kıskançlığı” (combat envy) olarak tanımladığı olguya geniş yer ayırdığını belirtti. Bazı medya figürlerinin, kendilerini savaşın merkezindeymiş gibi göstermek için anılarını abarttıklarını ya da tamamen uydurduklarını söyleyen Goyette, örnek olarak Brian Williams’ı verdi.

Williams’ın Irak Savaşı’nda bir helikopterde vurulduğuna dair anlattığı haberin, zamanla daha dramatik hale geldiğini ve sonunda olay yerindeki askerlerin yalanlamasıyla gerçek dışı olduğunun ortaya çıktığını belirten Goyette, “General Electric, NBC’nin haber sunucusunun itibarını korumak yerine, ordudan hiçbir zaman eleştirel bahsetmediği için onu korumayı tercih etti” yorumunu yaptı.

Bill O’Reilly’nin de savaş bölgelerinde bulunduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını öne süren Goyette, “O’Reilly, Arjantin’deyken Falkland Savaşı’nı haberleştirdiğini ve nunların vurulduğunu gördüğünü iddia etti. Oysa binlerce kilometre uzaktaydı” dedi.

Ayrıca, on yıl boyunca Fox News ekranlarında CIA danışmanı olarak boy gösteren ve İran’a kara harekatı çağrıları yapan Wayne Simmons’ın gerçek bir CIA çalışanı değil, dolandırıcı olduğunun ortaya çıkması vakasına dikkat çeken Goyette, medya kuruluşlarının reyting uğruna bu tür figürleri ekranlarda tuttuğunu ifade etti.

“Dış politika bürokratların elinde”

Goyette, günümüzdeki dış politika süreçlerinin anayasal sınırlar içerisinde işlemediğini, kurumlar arası yapı olarak adlandırılan ve seçilmemiş bürokratlardan oluşan bir grubun kararlar aldığını vurguladı.

Trump döneminde gündeme gelen bu yapıya dikkat çeken Goyette, “Bu kurumlar arası yapı, anayasanın neresinde yer alıyor? Kimler tarafından seçiliyorlar? Kararları nasıl alıyorlar? Amerikan yönetişim sistemine tamamen aykırı bir durumla karşı karşıyayız” diye konuştu.

Geçmişte Nixon yönetimi sırasında Genelkurmay’ın Beyaz Saray’ı gözetleyerek binlerce belgeyi çalması vakasını hatırlatan Goyette, derin devletin faaliyetlerinin yeni olmadığını, bürokrasinin her kademesine sirayet ettiğini savundu.

Goyette, “Derin devlet, Amerikan askeri imparatorluğunun icra koludur ve tek amacı bu imparatorluğun yüceltilmesidir” dedi.

“Sorgulayan bir kamuoyu tek çıkış yolu”

Woods ve Goyette, Ron Paul’un 2008 ve 2012 yıllarındaki seçim kampanyalarının, dış müdahale karşıtı söylemin kamuoyunda duyulabilir hale gelmesinde kritik bir dönüm noktası olduğunu belirtti.

Giuliani’nin, “Aynı durumun sonuçlarından bahsedildiğini hiç duymamıştım” tepkisini hatırlatan ikili, ana akım medyanın on yıllar boyunca bu tür argümanları kamuoyundan nasıl sakladığını tartıştı. Goyette, artık bağımsız kaynakların çoğalmasıyla bilginin tek bir merkezden kontrol edilemediğini, ancak halkın hala devletin yalanlarına karşı bir tür “Stockholm Sendromu” yaşadığını sözlerine ekledi.

Çok Okunanlar

Exit mobile version