GÖRÜŞ

Amerikan seçimine ayarlı Ukrayna projesi; krizin Avrupalılaşması, Avrupa’nın krizi

Yayınlanma

Rusya Federasyonu’nun Ukrayna iç savaşına müdahalesinin üçüncü yılına; siyasi, ekonomik ve askeri cephelerde küresel jeopolitiği sallayan bir konjonktürle giriliyor. ABD’deki Joe Biden yönetiminin izlediği ‘büyük güç stratejisi’; Soğuk Savaş’ın galibi Batı bloğunun hegemonyasını daha önce hiç görülmemiş bir biçimde sarsıyor.

İki yıldır İngilizce medyadan dünya kamuoyuna boca edilen gerçekliği şüpheli iyimserlik hali artık yok. İşin aslı, Batı cephesinde tam bir ‘panik havası’ var.

ABD’nin Avrupa kanadıyla birlikte yürüttüğü ‘Ukrayna projesi’, ‘büyük güç rekabeti’ ve kolektif Batı’nın neoliberal küresel hegemonyasından bağımsız anlaşılamaz. O zaman taşları yerli yerine oturtalım.

21. YÜZYILIN JEOPOLİTİĞİ VE UKRAYNA DİNAMİĞİ

21. yüzyıl Çin’in ekonomik, teknolojik ve askeri güç olarak yükselişiyle anılırken; Ukrayna çatışması, büyük güçlerin ilişkileri ve rekabetlerine yeni ve negatif bir dinamizm ekledi.

Amerikan Ulusal Güvenlik Stratejisi, malum, dünyada yerini alabilecek tek güç olarak Çin’i görüyor. Bu bakış strateji belgesinde “Çin Halk Cumhuriyeti, uluslararası düzeni yeniden şekillendirme kapasitesine sahip tek rakip güçtür ve bunu ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik olarak yapabilme kapasitesi giderek artıyor” diye açıkça tarif ediliyor.

ABD ilkin, Asya jeopolitiğinde asıl hedefi bakımından da önemli olan daha zayıf ikinci jeopolitik rakibi, Rusya Federasyonu’na hamle yaptı. Ukrayna çatışmasının hedefi, Sovyetler Birliği’nin mirasçısı olan çok uluslu Rusya Federasyonu’nu etkisiz kılacak ve hatta parçalayacak bir süreci tetiklemek. Bu da; geniş ve doğal kaynak zengini bir coğrafyanın 1990’larda yarım kalan işe, yani neoliberal Batı’ya rahatça açılabilmesi için örgütlü bir devlet modeli ile başındaki siyasi kadrodan kurtulmakla ve siyasi hafızayı tümden silmekle mümkün görülüyor. Moda tabirle ‘rejim değişikliği’. Elbette kaynakların Batı’nın hayrına işletileceği bir ‘demokrasi’…

Rusya Federasyonu, Ukrayna iç savaşına tüm diplomatik çabalarının boşa çıkarılmasının ardından 8 yıl sonra müdahale etti. Bunun ilk sonucu da ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası düzeni bizzat tesis ettiği Avrupa’yla ilişkilerini tahkim etmesi oldu. Avrupalılar iki yıldır ABD stratejisinin arzulu uygulayıcısı. Avrupa’nın başını çeken Almanya, ekonomik gücünün en önemli girdisini sağlayan ucuz Rusya enerjisinden hızla vazgeçerek pek çok insanı şaşırttı. Hatta Biden yönetimi söz verdiği gibi Alman ekonomisinin stratejik altyapısı Kuzey Akım-2 boru hattını Eylül 2022’de imha ettiğinde bile sesi çıkarmayarak, fedakarlık boyutlarını sergilemiş oldu.

ABD’nin patronu olduğu NATO; Rusya ile uzun sınırı bulunan tarafsız Finlandiya’yı ve pratikte üyelikten farksız konumdaki İsveç’i de ittifaka eklemledi. Tabii hala süreci tamamlanmayan İsveç için Macaristan’ın onayı bu ay sonunda bekleniyor.

Ayrıca Avrupa kanadı, Asya’da da ABD jeopolitiğine hizmete gönüllü. Gelecekte Çin’le olası çatışmaya dahil olmayı da dışlamadıklarını bir kenara not etmeli. Japonya’da açılacak NATO irtibat ofisi eşliğinde gelecekte Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Kore ve Filipinler ile birlikte ‘Hint Pasifik’ ortaklığına dahil edecek bir müttefik ağı ile anlamak mümkün.

Batı’da kimileri ABD’nin Rusya’ya ilk vekalet saldırıyı başlatıp, ikincisini Tayvan üzerinden Çin’e yapmasını ‘akıllı strateji’ olarak görüyor. Ancak ‘iki cephede birden çatışmanın’ imkansızlığı değil ama zorluğu, Ukrayna çatışmasıyla daha görünür hale geldi.

İKNA EDİLEMEYEN ÇİN VE AMERİKAN CAYDIRICILIĞI

Çin liderliği, Ukrayna çatışmasına; Batı ülkelerinin son 30 yılda altını oydukları BM temelli uluslararası düzen bağlamında, küresel riskler üzerinden baktı ve ABD’nin asli hedefi olduğunun bilinciyle yaklaştı. Ukrayna krizinde Rusya’yı kınamayan Çin Dışişleri Bakanlığı’nın daha ilk açıklamasında meselenin ‘karmaşık tarihsel arka planı’ vurgusunun yer alması boşuna değildi.

İki yıllık süreç, tahmin edileceği üzerine Çin-Rusya’nın ilişkilerini pekiştirdi. Çin’in Rusya’yı ‘terk edeceğini’ iddia edenler, tıpkı Rusya kalesinin çabucak düşeceği tezlerinde olduğu gibi yanıldılar. Aksine iki ülke ‘çok kutuplu’ bir dünyanın inşası için elbirliği etti. Bunu yaparken kolektif Batı’nın hegemonya yitimine karşı tam gaz militarizme yönelmesi riskini algıladıklarından, ‘paktlaşmama’ vurgusunu titizlikle koydular.

Pekin; ABD ile ‘Tek Çin’ ilkesi temelli ilişkilerinin zayıflığının da ABD’nin 1979 tarihli Tayvan’la İlişkiler Yasasının ‘stratejik belirsizliğinin’ de ayırdında. Biden’ın “Çin saldırırsa Tayvan adasını savunuruz” temelli çıkışları, vekalet savaşının mühimmatına işaret ederken, Çin liderliğinin gardını yükseltmesine yaradı. İki yılda iki kez buluştuğu Biden ile elle tutulur bir diplomatik sonuç alamayan Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Tayvan’daki Çinlilerle ana karanın birleşmesinin doğasını defalarca ‘barışçı’ diye ifade ederken, sonunda ‘şiddetten kaçınmanın mümkün olmaması halinde gerekenin yapılacağını’ da vurgular oldu.

Biden selefi Donald Trump’ın Çin’e karşı açtığı gümrük savaşını ‘çip savaşıyla’ teknoloji cephesine taşımışken, Pekin’in tıpkı Moskova gibi ‘sabırlı bir diplomasi’ ile hamle yaptığı söylenebilir. Ve aslında Ukrayna çatışması, Çin için avantaja dönüştü. ABD engellemeleri Çinlilerin çip teknolojisindeki atılımlarını engellemek bir yana hızlandırdı. Çin stratejik teknolojik silahlanmada, hipersonik sistemler dahil giderek yetkinleşiyor. Donanmasını geliştiriyor. ABD Stratejik Kuvvetler Komutası’ndan sorumlu General Charles Richard’ın daha 2022 sonunda “Çin geliyor ve gemimiz batıyor” diye uyarmasını not etmeli.

Ne ki, Çin’i Rusya’yı desteklememe konusunda ikna edemeyen ABD, bugün Pasifik bölgesindeki 3 uçak gemisi grubuna 2 uçak gemisi grubu daha ekliyor. Pekin’in bu blöfü görmeyeceğini düşünmek doğrusu tuhaf kaçar.

Diğer yandan Çin liderliği Körfez bölgesinde ve küresel petrol piyasalarında daha etkili bir oyuncu oldu. Rusya ile birlikte Amerikan gücünün temeli olan dolara karşı ağır ancak kararlı adımlarla alternatif inşasına odaklandılar. Emtia ve altın temelli seçenekleri kolluyorlar. Biden yönetimi ‘Ukrayna projesine’ batmışken, petrol arzı taleplerini dinlemeyen Suudi Arabistan’ın yanı sıra BAE, Mısır ve Etiyopya ilk BRICS genişlemesinde yerlerini aldı. ‘Çok kutupluluk’ formatının odağı BRICS’e ve yaratacağı ekonomik ortama 40 ülke daha ilgi gösteriyor.

Bugün ABD, güneyindeki Meksika’nın BRICS’e ilgisini engellemeye çabalıyor. Bu arada karşı kıyıda sömürge gücü Fransa kovulurken, Çin’in yanı sıra Rusya’nın da varlığını hissettirdiği Afrika’ya yeniden odaklanmaya çalışıyor. Biden’ın zayıf halkayı vuracak ‘Ukrayna projesi’ ABD için Avrupa’yı kolayca tahkim ederken, dünyanın diğer alanlarında sürekli yeni ‘zafiyet alanları’ yaratıyor.

DÖNÜM NOKTASINA KOŞAN AVRUPA: BİR AMERİKAN KABUSU

Avrupa açısından iki yıl sonra durum daha hassas ve trajik. İkinci Dünya Savaşı’nın üzerine tesis edilen bir ‘barış projesi’ olarak sunulan Avrupa Birliği, ara sıra gündeme alınan ‘stratejik özerklik’ tartışmalarının göz boyama olduğunu ispatladı. Ukrayna krizi,  ‘diplomasi, müzakere, çatışmaların önlenmesi ve kontrol altına alınması’ gibi temaları çöpe attırdı. ‘Değerler Avrupası’ yıllarca azınlık haklarına vurgu yapmışken, iki yıldır Ukrayna’nın Rus ve Rusça konuşan nüfusunun değil haklarını, ismini bile anmıyor! Kiev’de nazi işbirlikçisi Stepan Bandera’yı alenen idol belleyip devlet ideolojisi kılan neonazilerle dolu siyasi ve askeri yapıdan rahatsız dahi olmuyorlar. Rusya’da nazi selamlı yürüyüşlere öncülük etmiş, ‘doğululara’ hamamböcekleri diyen ve ısrarla nedamet getirmeyen faşist bir isim artık Batı’nın ‘kahramanı’ da olabiliyor. Aynı Avrupa kendi içinde ‘aşırı sağ’ korkusundan bahsediyor. Tam bir oksimoron!

Avrupa’yı dönüm noktasına getiren ise ABD’deki başkanlık seçimi. Doğrusu, iki yıl sonra Avrupalı elitlerin Ukrayna paniği, ‘ABD’siz hiçiz’ mesajı yayıyor.

ABD siyasetinde iki partili kutuplaşma, dünyanın mali hakimi mertebesinin Çin faktörüyle zorlandığı dönemde ortaya çıkmıştı. Kendini Donald Trump’ta bulan bir çalkantıya dönüştü. Amerikan devletinin adeta Trump’a ‘başkanlık yaptırmadığı’ dört yıl, 2020 önseçim sürecinde Demokratların kontrollü mini bir isyanıyla finale koştu. Trump’ın seçimi kaybetmesi ve 6 Ocak’taki tuhaf Kongre baskınıyla perde kapandı.

Muhalefetteki Cumhuriyetçi Parti içindeki şiddetli tartışmalara rağmen üç yıllık Biden başkanlığı Trump’ın bumerang gibi dönüşüne engel olamadı. Anketler, 2020’nin intikamını almaya yeminli Trump’ın, ABD müesses nizamının yargının da yardımıyla önleyememesi halinde, önseçimlerde zayıf rakiplerini alt edip yeniden seçilebileceğine işaret ediyor. Yaşı geçkin Biden, Ortadoğu kriziyle imajı altüst olmuş halde, çareyi Ukrayna projesinde bileğini bükemediği Rus hasmına belden aşağı küfretmekte buluyor. Demansı ifşa olsa da ekibiyle iktidar hırsından vazgeçmiyor. Dolayısıyla huzursuz Demokratlar yerine bir lider bulamazsa, Biden, gerçekten Trump’a yenilebilir.

Ukrayna projesi kabusa dönen Biden, iç siyasette tam bir demografi projesine dönüştürdüğü göç krizi eşliğinde son 30 yıla damgasını vuran Kongre’deki ‘savaş partisini’ bir türlü kuramıyor. Cumhuriyetçiler Biden’ın ‘Ukrayna projesine’ daha fazla para vermemekte diretiyor. Hakikaten, geçen yıl iki katı verilmiş ve başarı getirmemişken, yarısı ile ne sonuç elde edilecek? neye yarayacak?

Ve Trump… müesses nizamın ‘büyük güç rekabetine’ meydan okuyor, seçilirse ‘24 saat sonra Ukrayna savaşını bitireceğini’ söylüyor. ABD’nin Avrupa’yı ‘bedavaya korumayacağı’ restini çekiyor, NATO konforu yaşayan Avrupa’nın refaha harcadığı paraları savunmaya koymasını söylüyor. Avrupa’ya korku salıyor.

 İKİ YIL SONRA AVRUPA’NIN ÜZERİNE YIKILAN UKRAYNA PROJESİ

Avrupalı siyasi elitler Ukrayna’ya yardımda ‘ABD’nin yerini alamayacaklarını’ vurgularken haklı. Ama Kiev’i 5 Kasım’daki ABD seçimine kadar ‘ayakta tutma’ misyonuyla karşı karşıyalar.

Başrolde Almanya var. Şansölye Olaf Scholz, Alman ekonomisindeki sıkıntıya aldırmadan 7 milyar Euro ve yeni askeri paketler çıkarırken, Avrupa’nın diğer ülkelerini Kiev’e katkıya çağırıyor. Ancak Batı’nın savunma sanayi üretimi Ukrayna’nın ihtiyacına yetmezken, üçüncü ülkelerden satın almaları tartışıyorlar. Ve Trump seçilirse, o Amerika ile ne yapacaklarını…

Ukrayna için Ramstein formatındaki koordinasyonun ABD’den NATO’ya geçirilebileceği konuşuluyor. Ancak ABD salt finansör değil, Wiesbaden’deki merkezden Ukrayna sahasını gözetleme, hedef saptama ve operasyonel planlamada karar verici. Ve Avrupalıların bu misyonlarla tek başlarına başa çıkmaları zor.

AB Ukrayna’yı fonlamakta bile kapışıyor. ‘Ukrayna çatışmasının çoktan kaybedildiğini’ söyleyen Macaristan’daki Orban yönetimi, alenen tehdit ile vetosunu geri çekti. Öncesinde kendi üyesinin ekonomisini sabote etme tehdidi bile savurdu. Orban ‘aşırı sağcı’ ilan edilmişken, Slovakya’dan sosyal demokrat Robert Fico belirdi. Nihayetinde AB Kiev için dört yıllığına 50 milyar euro’luk paket çıkardı. Ancak bunun bütçesinin yarısını Batı’nın karşıladığı Kiev’in ne hükümet etme ne de askeri ihtiyaçlarına yetmeyeceğini biliyorlar.

KUTSAL MÜLKİYET HAKKINI AYAKLAR ALTINA ALMAYA BİLE RAZILAR

‘Kurallar’ vurgulu Avrupa, ABD teşvikiyle işi Rusya’nın dondurulan 300 milyar dolar civarındaki varlığını çalmanın yollarını aramaya kadar ‘düştü’. ‘Kutsal kapitalizmin mülkiyet hakkına’ tecavüz etmenin yolu aranıyor. Rusya’ya ait varlıkların faizlerini başka hesaplara koyup Kiev’e aktarmanın ‘hukuki’ yolları aranıyor. İtiraz eden uzmanların sesleri Financial Times ve Bloomberg gibi yayınlarda kısık sesle işitiliyor. Başkasının ‘malını yahut o malın getirisini’ alenen çalmanın Euro’nun küresel para birimi olarak itibarına etkilerinin altını çiziyorlar. Ama anlaşılan o ki, Rusya’yı stratejik yenilgiye uğratmak hırsıyla her yol mubah görülüyor.

STRATEJİK YENİLGİ TATTIRMA SARHOŞLUĞU VE HAKİKATLERLE YÜZLEŞMEK

Bütün uğraşlara rağmen zafer Ukrayna ordusuna uzak. Batı, 2022-23 kışında Rusya’dan ‘kış saldırısı’ beklerken, soğukkanlı Ruslar Zaporojye’de çok katmanlı ‘Surovikin hattı’ tesis etmişti. Batılılar Moskova semalarında beliren küçük İHA’larla sevinirken, Ruslar Bahmut/Artyomovsk’u uzun bir yıpratma savaşının sonunda aldılar. Mayıs’taki zaferin sahibi olarak Batılılar neredeyse ‘terörist’ ilan edecekleri Vagner güçleri ve Prigojin’in hazirandaki isyanından medet umdu. 24 saatte bitti. Sonuçta Batı’nın ‘tank koalisyonu’ eşliğinde her tür silahı sunduğu Kiev 4 Haziran’da giriştiği yaz taarruzunda ekim ayı gelmeden mağlup olmuştu. Hedef Azak denizine ulaşmaktı, Surovikin hattında birkaç köy ve kasabanın ötesine geçilemedi.

Bugün artık Ukrayna yeni taarruza geçecek askeri kaynaktan da insan gücünden de yoksun. Rusya’nın Belgorod şehri yahut Donetsk’e misket bombaları atarak yol açtıkları katliamlar cephede bir şey değiştirmiyor. Moskova 2024’ün ilk zaferlerini iç savaş boyunca Kiev’in 10 yıl Donetsk’i vurduğu Mariinka ve ardından Avdeyevka’nın kontrolüyle elde etti. Donbass’ta bu konsolidasyonun ardından Rusya’nın ‘kuzeyden mi güneyden mi’ hamle yapacağına dair papatya falları açılıyor.

Bu koşullarda ABD, toprak kayıplarını unutup Kiev’i ‘savunma stratejisine’ geçiriyor. Kimi bölgelerde savunma hatları inşası başlatıldı. Kiev dört aşamalı bir plan kondu: Savaş, inşa et, iyileş ve reform yap. Hesap; Ukrayna’nın 10 yıl içinde yeniden hatırı sayılır bir savaş gücü elde etmesi. ABD’deki değişken siyasi iklime önlem olarak Avrupa ülkeleri Kiev ile 10 yıllık güvenlik anlaşmaları imzalıyor. Britanya açılışı yaptı, onu Fransa ve Almanya izledi. Ukrayna doğrudan NATO’ya alınamıyor ama ‘kolektif danışmayı’ içeren 4. Madde muhtevasını çağrıştıran bir ‘arka kapı’ açılıyor.

Ukrayna krizi ABD seçiminin sonuçlarına bağlanacak şekilde Avrupalılaştırılıyor.

AVRUPA’DA SAVAŞ HİSTERİSİ

Stratejinin ideolojik ayağı ise ‘Avrupa’da savaş’ histerisi. Rusya liderinin Ukrayna iç savaşına müdahaleye bir sabah uyanıp aniden karar verdiği algısı yaratanlar, bu histeriyi yayıyor. Almanya’da muhalefetteki CDU’lu siyasetçiler doğrudan Rusya topraklarının vurulması çağrıları yaparken, ‘Ukrayna’yla durmayacak olan Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağı’ teması öne çıkarılıyor.

24 Şubat 2022’deki başlangıca bakan aklı başında herkes, Rusya’nın tarihsel olarak ‘kendinden’ saydığı Ukrayna’daki siyasi-askeri motivasyonunu anlayabilir. Avrupa’nın en genişi topraklarına sahip olan, cephe hattının 1000 kilometre ile ifade edildiği bir ülkeyi, karşılarında iki katı bir ordu da bulunuyorken, Rusların 150-190 binlik bir güçle operasyona girişmiş olması, mesele eğer istila ise, Rusların matematik bilmediklerini iddia etmek olur.

Moskova’nın 24 Şubat 2022’de ‘özel askeri harekât’ diye adlandırdığı askeri eyleminin siyasi motivasyonu açık. Çünkü 6 hafta sonra İstanbul’daki müzakere masasında Almanya ve Fransa liderliklerinin arzusuyla üç koldan kıskaca alınmış Kiev’den çekilen Ruslar, kardeş Ukraynalılara mesajın yeteceğini düşündüler. Yanıldılar. Bedelini de çekildikleri Buça’daki ‘katliam komplosuyla’ ödediler. Hala yerleştirilen cesetlerin kimlikleri açıklanmıyor.

Neticede 2022 Mart sonunda İstanbul’da Kiev’in sunduğu taslak, Biden yönetiminin ulağı Britanya Başbakanı Boris Johnson’ın açık talimatıyla geri çekildi. İsrail’in eski başbakanının ardından bizzat Ukrayna müzakerecisi David Arahamiya da ifşa etti. Sonucu iki yılın sonunda yarım milyon insanın ölümü oldu.

Elbette savaş ve çatışmalarda hedefler değişkenlik gösterebilir. Ancak Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağına dair hiçbir makul gerekçe yok. Devlet Başkanı Putin, tarihsel olarak Polonya ile bağladığı Batı Ukrayna ile ilgilenmediklerini açıkça söylüyor. Moskova, NATO ile arasında bir tampon bir koridor ihtiyacını vurguluyor. Mesele nereden geçeceği. Ve Dinyeper nehrini baz alanlar açısından ‘Kiev’ de güneyde Büyük Katerina’nın kenti Odessa da artık elzem gibi görünüyor. Ama batısı değil.

NATO’nun genişlemesini engellemeye çalışan Rusya Avrupa’nın neresine gidecek? Almanya basınına bakarsanız Baltık ülkeleri ve Polonya senaryolarının saçıldığını görüyorsunuz. Bir ‘emperyal’ stratejiden bahsediyorlar, Putin’in Sovyetleri yeniden kurmayı hedeflediğini iddia ediyorlar. Rusya lideri geçen ekimdeki Valday konferansında açıkça, “Ukrayna’daki kriz toprakla ilgili bir çatışma değil. Bunun altını çizmek istiyorum. Rusya dünyanın en geniş topraklarına sahip ülkesi. Daha fazla toprak iddia etmekle ilgili değiliz” demişti.

İki yılın sonunda sahadaki gerçekliği temel alacak basit bir ateşkes ilanı ve müzakereye dönüş iradesi, kimin neye niyetlendiğini kolayca ortaya koyabilir. Ama Avrupa; ABD seçimine ayarlı 5 Kasım kumarını oynamaya kararlı görünüyor. Üstelik Kiev’in daha da yıkıcı bir yenilgisini önlemek için doğrudan müdahale olasılığı var. Ve bu açık nükleer savaş riski yaratıyor.

SOMUT DURUMUN SOMUT ANALİZİ

Üçüncü yıla girerken, Ukrayna krizinin göze soktuğu olgular şunlar:

X Batı Rusya’yı uluslararası planda tecrit edemedi. Aksine BRICS etrafında ‘küresel güney’ söylemi şekil alıyor.

X Orta büyüklükteki ülkeler Batı’yla çıkar alanlarını gözetseler de ‘alternatif’ algısı eski gönüllü itaatkarlığı aşındırıyor.

X Rusya ekonomisi 12 yaptırım paketiyle çökmedi, 13’üncüsüne ihtiyaç duyuldu. Ekonomik büyüme IMF tahminlerini ters yüz ediyor.

X Varlıklı Batı ekonomilerinde teknik resesyonlar, zaten pandemiyle tetiklenmiş enflasyon olgusu, yüksek faiz döngüsü, sanayisizleşme, büyüme oranları etkileyen sorunlar konuşuluyor.

X ‘Yeşil ajandası’ ile tarımı büyük şirketlerin hakimiyetine sokma modeli Avrupalı çiftçilerin isyan dalgasıyla karşı karşıya. Ukrayna’dan AB istisnasıyla yayılan regülasyonsuz ürünler öfkeyi katlıyor.

X Kiev’e sunulan ‘mucize silahlar’ sıkıntılı bir görünümde. Almanların Leopard tankları darbe yerken, İngilizler Challenger’larını hemen ‘geri çekti’. Amerikan ‘Abramsları’ ortada yok. Donbass cephesinde ismini ABD’nin ünlü zırhlılarından alan ‘Bradley bulvarı’ alay konusu.

X Batı elitleri, Rusya savunma sanayi üretimi ve örgütlenmesinden şaşkın. Hipersonik füze sistemleri kaygı konusu.

X Gazze savaşı, Batı’nın ‘insani’ anlamda tüm ideolojik argümanlarını ve ilkelerini boşa düşürdü.

X Batı liderliğindeki entelektüel sığlık dikkatten kaçacak gibi değil.

Çok Okunanlar

Exit mobile version