Bizi Takip Edin

Avrupa

Andy Burnham, yaşam standartlarını yükseltmek için program açıklayacak

Yayınlanma

Andy Burnham, Birleşik Krallık’ın “her posta kodunda iyi bir büyüme” sağlayacağına söz verecek ve İşçi Partisi’nin bir on yıl daha iktidarda kalmasını hedefleyecek.

Eski Greater Manchester belediye başkanı, Ada’nın müstakbel başbakanı olarak, on yıl içinde altı başbakanın görevden ayrıldığı “kargaşa döngüsüne” son verme arzusunu da dile getirecek ve “İngiltere’ye ihtiyaç duyduğu çözüm yolunu sunacağını” vaat edecek.

Keir Starmer’ın istifasının ardından potansiyel rakiplerinin ortadan kalkmasıyla Burnham, 20 Temmuz gibi erken bir tarihte başbakan olabilir.

Öte yandan Burnham’ın somut politika önerileri giderek daha fazla mercek altına alınıyor.

Gözlemciler, idari yetkilerin ademi merkeziyetçileştirilmesi ve daha az refah düzeyine sahip bölgelere yatırım yapılması konusundaki hevesinin, Starmer’ın kendi yaklaşımıyla ve eski başbakan Boris Johnson’ın sözde “eşitlik sağlama gündemi” ile çarpıcı bir benzerlik taşıdığına dikkat çekiyor.

Bu arada, İşçi Partisi’nin üst düzey isimleri, Burnham’ın demokratik meşruiyet kazanmak için genel seçim yapması gerektiği fikrini görmezden geliyor.

Konut Bakanı Steve Reed pazar günü, Burnham’ın mali kurallar gibi “temel ilkelere” bağlı kalarak “vurgu değişiklikleri” getirebileceğini öne sürdü.

İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Lucy Powell ise seçmenlerin partiden “işine devam etmesini” istediğini söyledi.

İngiltere’nin muhtemel başbakanı Andy Burnham kimdir?

Pazartesi günü Manchester’daki Halk Tarihi Müzesi’nde konuşacak olan Burnham, o şehirde yeni bir “Başbakanlık” kurmaya yönelik planlarını teyit edecek.

Yeni birim, hükümet binalarının yer aldığı Whitehall’ın çekim gücüne karşı bir denge unsuru olarak hareket ederek, yetki devrini teşvik etmek ve ülke genelinde iktisadi yenilenmeyi koordine etmek amacıyla kurulacak.

Fakat FT’ye göre her posta kodunda büyümeye atıfta bulunması, diğer bölgelerdeki seçmenlere kendi bölgesine ayrıcalık tanımayacağına dair güvence verme çabası olarak görünüyor.

Bazı İşçi Partisi milletvekilleri, Burnham’ın kuzey İngiltere’ye verdiği önem konusunda endişeli; bunun güneyde olumsuz tepkilere yol açabileceğinden korkuyorlar.

Bir Londralı İşçi Partisi milletvekili, “Kuzeybatıdan bahsetmek çok güzel ama Londra’da ve güneyin diğer bölgelerinde de çok sayıda sandalyemiz var; Andy’nin bu konuyu abartması halinde bu bölgeleri kendinden uzaklaştırabileceğinden endişeliyim,” dedi.

Mevcut parlamentonun görev süresinin bitmesine sadece üç yıl kalmış olsa da, Burnham yeniden sanayileşme, konut, altyapı ve temel kamu hizmetlerinin reformu yoluyla “yaşam standartlarını yükseltmeye yönelik 10 yıllık bir misyon” taahhüt edecek.

Starmer ile Burnham arasında “savunma bankası” gerilimi

Bu, ani bir iktisadi toparlanma ya da hızlı kamulaştırmalar konusundaki beklentileri hafifletmeye yarayabilir.

Fakat İşçi Partisi’nin önümüzdeki iki genel seçimi kazanabileceği yönündeki öneri, partinin anketlerde Reform UK ve Muhafazakârlar’ın gerisinde üçüncü sırada kalmasına rağmen ortaya atılıyor.

Gençlerin işsizlik durumunu inceleyen eski sağlık bakanı Alan Milburn ile yaptığı görüşmelerin ardından Burnham, “akademik ve teknik alanlar arasında denge” sağlamak ve eğitim, istihdam veya mesleki eğitim programlarına dahil olmayan gençlerin (NEET’ler) sayısını azaltmak amacıyla eğitim sisteminde büyük reformlar başlatacağını duyuracak.

Burnham’ın konuşmasındaki temel öneri, karar alma yetkisinin bölgelere ve yerel topluluklara devredilmesiyle “modern tarihin en büyük Whitehall dışına yetki devri”dir.

Starmer de benzer şekilde, İngiltere genelinde yetki devri anlaşmaları yürürlüğe koyarak, belediye başkanlarının yetkilerini genişleterek ve bir “Kontrolü Geri Alma Yasası”nı kabul ederek “şimdiye kadarki en büyük siyasi yetki devri”ni ve “bir neslin en cesur yetki devri projesini” vaat etmişti.

Burnham, kendisi de dahil olmak üzere kendi neslindeki politikacıların, siyasete duyulan kamu güveninin yitirilmesinden sorumlu olduğunu öne sürecek.

Kendisini siyasi bir dışardan biri olarak konumlandırsa da, 2017’de Manchester belediye başkanı olmadan önce 16 yıl boyunca milletvekili, kabine bakanı ve gölge bakan olarak görev yaptı.

Donald Trump: Andy Burnham aşırı liberalmiş

Okumaya Devam Et

Avrupa

Hamburg, Alman militarizminin odak noktası haline geliyor

Yayınlanma

Perşembe gününden bu yana, Hamburg’daki Alman Silahlı Kuvvetleri ve sivil kuruluşlar, birliklerin NATO’nun doğu kanadına sevkini simüle eden tatbikatlar yürütüyor.

“Red Storm Charlie” tatbikatının temel senaryosu, bir Rusya saldırısından önce (dolayısıyla olağanüstü hal veya savunma alarmı ilan edilmeden önce) Baltık ülkelerine yönelik bir seferberlik.

German Foreign Policy’ye göre bu da, ülke içinde baskıların büyük ölçüde artırılmasına imkân tanıyan olağanüstü hal yasalarının yürürlüğe konmaması anlamına gelecek.

İki yıl önce Red Storm Alpha ile başlayan ve geçen yıl Red Storm Bravo ile devam eden Red Storm tatbikat serisinin merkezinde, Rusya’ya yönelik askeri seferberlik için “sivil destek hizmetlerinin” seferber edilmesi yer alıyor.

Alman Silahlı Kuvvetleri’ne (Bundeswehr) göre, Doğu Cephesi’ne sevk edilmek üzere toplam 500 asker, ağır teçhizatla eğitim görüyor.

Tatbikat sadece askeri eğitim alanlarında değil, aynı zamanda sivil yaşamın tam ortasında da gerçekleştiriliyor.

Sorumlu Hamburg Bölge Komutanlığı’ndan Yarbay Jürgen Bredtmann, Red Storm Bravo’nun ardından, askerlerin “gülümsediğini” ve “nihayet böyle bir şeyi tatmin edici bir şekilde uygulayabildikleri [için] son derece heyecanlandıklarını” söylüyor.

Sivil yerleşimlerde bu türden “serbest alan” tatbikatları giderek daha sık gerçekleştiriliyor.

Ne barış ne savaş

Yarbay Bredtmann’a göre, ordu bu askeri konvoy seferlerini Hamburg’un kentsel alanında ağırlıklı olarak gece saatlerinde gerçekleştirmeyi planlıyor.

Alman subay, barış zamanında “bir cuma öğleden sonra, yoğun saat trafiğinde bir araç konvoyunu geçirmenin zor olacağını” kabul ediyor.

Alman Anayasası, savaş durumunda devlet kurumlarının, sivilleri ve işletme sahiplerini ordunun hizmetinde işgücü ve malzeme katkısı sağlamaya zorlamak için geniş kapsamlı olağanüstü yetkiler kullanmasına izin veriyor.

Örneğin, şirket binalarını askeri araçlar için dinlenme alanlarına dönüştürmek, sivil kamyonlara el koymak veya sağlık personelini askeri hastanelerde çalışmaya zorlamak bunlar arasında.

Bu tür durumlarda baskıcı önlemlerin kapsamı da genişler; buna, isyancılara karşı anayasal olarak izin verilen ordunun sevk edilmesi de dahil. 

Fakat Red Storm Charlie tatbikatıyla ordu, artık açıkça “askeri güçlerin doğu ittifak topraklarına yönelik ihtiyati yeniden konuşlandırılması” için eğitim görüyor.

Yani, sık sık bahsedilen “Rus saldırısı” gerçekleşmeden önce doğuya doğru seferberlik yapılıyor.

Bundeswehr, Red Storm Charlie ile ilgili olarak şunları belirtiyor:

“Tasvir edilen senaryoda, Alman Federal Meclisi tarafından belirlenen bir gerginlik durumu veya savunma durumu henüz mevcut değildir; bu nedenle, hukuki açıdan barış halinde kalmaya devam ediyoruz.”

“Sivil” güçler orduya entegre ediliyor

Berlin, iç ulusal savunmasında, Doğu Cephesi’ndeki çatışmalar için mümkün olduğunca çok sayıda askeri serbest bırakabilmek amacıyla öncelikle sivil güçlere güveniyor.

Geride sadece birkaç asker kalacak; geri kalan işler “vatan savunma güçleri” (yani askeri yedek kuvvetler) ve siviller tarafından üstlenilecek.

Red Storm’un amacının “tüm katılımcıların operasyonel yeteneklerini geliştirmek” olduğu söyleniyor.

Federal Polise ek olarak, katılımcılar arasında Hamburg, Aşağı Saksonya ve Schleswig-Holstein’dan polis güçleri; itfaiye ve Federal Teknik Yardım Ajansı (THW); Hamburg-Eppendorf Üniversite Tıp Merkezi; Alman Kızılhaçı; havaalanı, liman ve Hamburg yüksek raylı sistemi; Ticaret ve Zanaat Odaları; Lufthansa; Airbus; Blohm + Voss; Philips; Hamburg Ticaret Fuarı ve Edeka yer alıyor.

Yerel medya da desteğini esirgemiyor: Tatbikat vesilesiyle NDR, Federal Sivil Koruma ve Afet Yardımı Dairesi’nin (BBK) tavsiyelerini yayınlıyor.

Bu tavsiyelere göre tüm Almanlar, nükleer silaha sahip Rusya ile bir savaşa hazırlık amacıyla 20 litre su, 14 günlük yiyecek, ilaç, acil durum kiti ve el kranklı bir radyo stoklamalı.

Savaş hazırlığına perakende zinciri de katıldı

Edeka perakende zinciri, sadece bu yılki Red Storm tatbikatını desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda BBK’nın savaş hazırlık önlemlerinin uygulanmasına da katılıyor.

Savaş hazırlığını teşvik eden halkla ilişkiler çabalarının ve konvoy kampanyasına katılımın yanı sıra, Edeka ve Edeka Grubu’na ait indirimli market zinciri Netto, savaş tatbikatının bir parçası olarak, “özel olarak geliştirilmiş acil durum sırt çantası”nı, “özel kriz hazırlığı için kompakt bir temel” olarak pazarlıyor. Çantaya, bir paketleme listesi ve el kranklı bir radyo da dahil.

Ayrıca Edeka, Bundeswehr’in açıkça dahil olmadığı bir Ticaret Odası girişimi olan Red Storm Business’e de katılıyor.

Ticaret Odası, sivil bir eğitim programı olan Red Storm Business ile şirketlerin “kendi eylem yeteneklerini” test etmek amacıyla “kendi operasyonları kapsamında belirli bir kriz senaryosunu uygulamalı olarak deneyimlemelerini” sağlamayı hedefliyor.

Tatbikat, uzun süreli bir elektrik kesintisini simüle ediyor. Edeka’nın yanı sıra Airbus, Rheinmetall, Deutsche Bahn, Unilever ve Hamburger Hochbahn gibi şirketlerin yanı sıra küçük ve orta ölçekli işletmeler de dahil olmak üzere 160’tan fazla şirket bu tatbikata gönüllü olarak kaydoldu.

Alman ordusu olası protestolara hazırlanıyor

Fakat sivil halk sadece destek vermekle kalmıyor, aynı zamanda muhalefetini de dile getiriyor.

GEW gibi sendikalardan Disarm Rheinmetall gibi gruplara kadar uzanan, giderek büyüyen savaş karşıtı hareketin çok sayıda örgütü, tatbikata karşı protesto ve direniş çağrısında bulunuyor.

Öte yandan sivil protestolarla başa çıkmak da elbette Red Storm tatbikat serisinin açık bir parçası: Geçen yıla ait görüntülerde, kırmızı piroteknik malzemelerle simüle edilmiş bir oturma eylemi ablukası ve kendilerini yere yapıştırmış kişiler görülüyordu.

Tatbikatta Bundeswehr askerleri bu ablukayı aşmak zorundaydı.

Buna bağlı olarak, federal hükümet bir seferberlik durumunda halkın, tırmanan gösterilerden ve abluka eylemlerinden sabotaja kadar uzanan kitlesel protestolar düzenleyeceğini öngörüyor.

Ukrayna savaşını eleştirenler iç istihbaratın takibinde

Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı (Anayasa Koruma Federal Dairesi – BfV) başkanı Sinan Selen’e göre, “memnuniyetsizlik” ya da sadece “mevcut sisteme yönelik eleştiri” bile, “Rus anlatılarına” karşı “zayıf noktalar” oluşturduğu için şüpheli olarak değerlendirilmeli.

Selen’e göre, BfV ve polis tarafından ortaklaşa yürütülen “Tek Kullanımlık Ajan Olma” kampanyası, “Ukrayna çatışmasına eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan… ve Rusya’yla ilgilenen” kişileri hedef almayı amaçlıyor.

Son zamanlarda birkaç trafo merkezine yönelik saldırılar meydana geldiğinde, polis sadece şüpheli bir “aşırı sol arka plan”ı değil, aynı zamanda olayların “yabancı bir devlet tarafından yönlendirilmiş sabotaj” olup olmadığını da soruşturdu.

Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, “aşırılık unsurları ile devlet terörizmi arasında” bağlantılar olabileceğini öne sürdü; “birinin diğerine bağlı olup olmadığı”nın, “soruşturmaların bir parçası olarak her zaman incelendiğini” de ekledi.

Sivil-askeri işbirliğinin genişlemesiyle birlikte, devlet kurumları orduyla polis, iç ve dış istihbarat servisleri arasındaki sınırları giderek daha da bulanıklaştırıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

ABD, yapay zekada İngiltere’nin erken erişimini engellemek istiyor

Yayınlanma

Beyaz Saray, OpenAI ve Anthropic’ten yeni yapay zeka modellerini ABD hükümetinin testlerinden geçmeden İngiltere’deki kurumlara açmamasını istedi. Washington’ın bu adımı, teknoloji şirketlerini İngiliz denetçiler ile Donald Trump yönetimi arasında bıraktı.

Beyaz Saray, yapay zeka geliştiricileri OpenAI ve Anthropic’ten, yeni geliştirdikleri modelleri ABD hükümetinin denetimindeki testler tamamlanmadan İngiltere’deki test kurumuna iletmemelerini istedi.

Politico’nun üst düzey bir Washington yetkilisine ve konuyu yakından takip eden bir kaynağa dayandırdığı habere göre talep, yeni modellerin denetim süreçlerini doğrudan hedef alıyor.

ChatGPT’yi geliştiren OpenAI ile Claude’un arkasındaki Anthropic, Washington’ın bu girişimiyle zorlu bir tercihle karşı karşıya kaldı.

Şirketler, küresel çaptaki önemli bir kamu denetçisini geri çevirmek ile ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle ilişkileri bozma riski arasında bir seçim yapmak zorunda kalıyor.

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan ABD hükümeti yetkilisi, yapay zeka geliştiricilerine iletilen talebi şu sözlerle savundu:

“Bunlar Amerikan şirketleridir ve geleceğe dönük her yeni model için benimsediğimiz politika budur.”

İngiltere Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü (AISI), kamu kaynakları bakımından dünyanın en donanımlı resmi test kurumları arasında gösteriliyor ve daha önce geliştirilen modeller üzerinde ayrıcalıklı erken erişim hakkına sahipti.

Anthropic’in Washington’ın getirdiği şartı benimsediği görülüyor.

Şirket, eylül ayı başında yeni modeli Claude Mythos 5.1’i tanıtırken, sistemin şu anda sadece “ABD’deki belirli kuruluşların” kullanımına açık olduğunu duyurdu.

Şirket açıklamasında, “Yerli ve uluslararası ortaklardan oluşan daha geniş bir çevreye erişimi en kısa sürede sağlamak adına ABD hükümetiyle koordinasyon halindeyiz” ifadelerine yer verdi.

İngiliz Parlamentosu’na bir mektup gönderen AISI Direktörü Henry de Zoete, kurumun yeni modellerin güvenliğini artırmak amacıyla ABD Yapay Zeka Standartları ve İnovasyon Merkezi (CAISI) gibi Amerikalı meslektaşlarıyla yakın temas içinde çalıştığını kaydetti.

De Zoete, enstitü uzmanlarının ChatGPT-6 Astra modeline, OpenAI’ın sistemi eylül ayı başında kamuoyuna duyurmasından bir ay önce erken erişim sağladığı bilgisini paylaştı.

ABD Başkanı Trump daha önce OpenAI yöneticisi Sam Altman, Anthropic yöneticisi Dario Amodei ve xAI yöneticisi Elon Musk’ın küresel güvenlik tehditlerini önlemek amacıyla yapay zekanın gelişim hızını yavaşlatma yönündeki çağrılarını geri çevirmişti.

Trump, ABD’nin bu alanda Çin’in önünde yer aldığını vurgulayarak Washington’ın teknoloji yarışında geriye düşmesine izin veremeyeceğini savunuyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB ülkeleri Göç Paktı’nı ağırlaştırmak için yeni adımlar planlıyor

Yayınlanma

AB başkentleri, yürürlüğe girmesinden aylar sonra Göç ve İltica Paktı’nda yeni değişiklikler yapılması için hazırlıklara başladı. Almanya’nın ev sahipliğinde Münih’te toplanacak yaklaşık 18 ülkenin temsilcileri, iltica kurallarının esnetilmesini ve ağır suçluların sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılmasını ele alacak.

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, sınır güvenliği ve iltica kurallarını kökten değiştiren Göç ve İltica Paktı’nın yürürlüğe girmesinden yalnızca aylar sonra, yeni yasal düzenlemeler için zemin yokluyor.

Geniş katılımlı bir grup ülkenin bakanları, söz konusu paktta yapılabilecek değişiklikleri ele almak üzere cumartesi günü Münih’te toplanıyor.

Euractiv haber sitesinin ulaştığı toplantı belgesine göre gündemin ilk sırasında, Avrupa Komisyonu’na 2027 ortasına kadar bir “sadeleştirme” yasa paketi hazırlama çağrısı yapılması yer alıyor.

Toplantıda iltica prosedürlerinin basitleştirilmesi ve aralarında ağır suçluların da yer aldığı belirli vakalarda koruma statüsünün iptal edilip bu kişilerin sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılması masaya yatırılacak.

Katılımcılar ayrıca iltica süreçlerindeki tercüme işlemlerinde yapay zeka kullanımına yasal dayanak oluşturacak adımları değerlendirecek.

Ele alınan seçenekler arasında ilk tarama süreçlerinin hızlandırılması ve AB’nin göç veri tabanı Eurodac’ın tarama esnasında toplanan verileri içerecek şekilde genişletilmesi de öne çıkıyor.

Bu adım, ulusal makamların AB göç sistemine giren kişilere ait daha kapsamlı kayıtlara erişmesini amaçlıyor.

Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in ev sahipliğinde düzenlenen Münih buluşması, Göç ve İltica Paktı’nın tüm birlik genelinde uygulanmaya başlamasından üç ay sonra gerçekleşiyor.

Toplantıya aralarında AB üyelerinin ve İngiltere gibi blok dışındaki aktörlerin de yer aldığı yaklaşık 18 ülkenin katılması bekleniyor.

AB içişleri bakanları ise ekim ayındaki zirvede liderlerin yürüteceği stratejik göç tartışmalarına hazırlık amacıyla gelecek hafta Lüksemburg’da bir araya gelecek.

Birliğin temel göç paktı, AB’nin dış sınırlarında yer alan ülkeler ile daha kuzey ve batıda kalan hükümetler arasındaki hassas bir uzlaşmanın sonucunda kabul edilmişti.

Maddelerin tek tek yeniden müzakereye açılması, geçmiş görüşmeleri zorlaştıran görüş ayrılıklarını yeniden canlandırma ve varılan uzlaşmaları tartışmaya açma riski barındırıyor.

Öte yandan Avrupa Parlamentosu’ndaki mevcut dönemde merkez sağ ve sağ partiler, daha kısıtlayıcı düzenlemeleri geçirebilecek sayısal gücü elinde tutuyor.

AB başkentleri, üçüncü ülkelerde geri gönderme merkezlerinin kurulmasına imkan tanıyan yeni bir geri dönüş çerçevesi de dahil olmak üzere daha sert kurallara destek vermişti.

Birçok hükümet bu seçeneği sahada hayata geçirmeye çalışıyor.

Almanya, Avusturya, Danimarka, Yunanistan ve Hollanda, eylül ayı başında sınır dışı edilmeyi bekleyen düzensiz göçmenlerin nakledilebileceği merkezler için bir takvim ve model üzerinde uzlaşmaya vardı.

Göç eksenindeki tartışmalar, Avrupa Komisyonu’nun AB sınır koruma ajansı Frontex’in işleyiş kurallarında değişiklik planladığı bir dönemde yürütülüyor.

Ajansın üçüncü ülkelerle işbirliği yapma yetkisinin güçlendirilmesi, geri gönderme operasyonlarında daha etkin rol üstlenmesi ve sosyal medyada yayılan dezenformasyonu izleme yetkilerinin genişletilmesi öngörülüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English