Bizi Takip Edin

Diplomasi

Arjantin, Falkland/Malvinas defterini tekrar açtı

Yayınlanma

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, Falkland/Malvinas Adaları çevresindeki petrol projelerinde yer alan şirketlere yönelik yaptırımları sıkılaştıracağını söyledi.

Milei ayrıca ülkenin güneyindeki savunma kaynaklarını artıracağını ve egemenlik ihlalleri olarak nitelendirdiği durumlara karşı Arjantin’in tepkisini güçlendirmeyi amaçlayan bir yasa tasarısını Kongre’ye sunacağını söyledi.

Televizyonda yayınlanan bir konuşmada Milei, Arjantin’in kendi toprağı olarak gördüğü fakat hâlâ İngiliz kontrolü altında bulunan bölgede petrol ve doğalgaz çıkarımı faaliyetlerine katılan şirketlere karşı Arjantin yasaları kapsamında yaptırımları hızlandırmak üzere bir kararname imzalayacağını söyledi.

Cuma günü sabahın erken saatlerinde yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında Milei, İngiltere’nin bir göç ve iktisadi kriz ile karşı karşıya olduğunu ve bunun, Arjantin’in Falkland Adaları üzerindeki hak talebinde galip geleceği anlamına geldiğini söyledi:

“Birleşik Krallık’taki yapısal krize bakarsak, ülkenin göç, demografi ve zorlu iktisadi durum gibi birçok cephede birden fazla krizle karşı karşıya olduğu görülüyor. Arjantin’in geleceğinin son derece umut verici olduğu ve Arjantin’in galip geleceği açık.”

Milei, Arjantin’in sadece ilgili şirketlere değil, aynı zamanda bunların hissedarlarına, yöneticilerine ve tedarikçilerine de yaptırım uygulama çabalarını artıracağını söyledi.

Arjantinli lider, “(Adalardaki) projelerde Arjantin’in izni olmadan doğrudan veya dolaylı olarak yer alan şirketlerin Arjantin topraklarında faaliyet göstermesini engellemeye devam edeceğiz,” dedi.

Ayrıca, hükümetin savunma kaynaklarını genişletmek amacıyla acil bir kararname çıkaracağını ve bununla yakınlardaki Tierra del Fuego eyaletinde bir deniz üssü inşa edileceğini ve telekomünikasyon kapasitesinin güçlendirileceğini de belirtti.

Milei, adalar çevresindeki izinsiz faaliyetlere yönelik cezaları ağırlaştırmak, yaptırımları tedarikçilere de genişletmek ve Arjantin’in doğal kaynaklarını etkileyen diğer faaliyetleri de kapsayacak şekilde yasal çerçeveyi genişletmek amacıyla Kongre’ye acil bir “milli egemenlik savunması” tasarısı sunacağını da ekledi.

Milei, Arjantin’in, Navitas Petroleum ve Rockhopper Exploration tarafından işletilen Sea Lion açık deniz projesinin önümüzdeki aylarda petrol arama çalışmalarına başlayabileceğine karar verdiğini ve bunun Arjantin’in çıkarlarına yönelik acil bir tehdit oluşturduğunu belirtti

Bu açıklamalar, daha önce İngiltere ile daha sıcak ilişkiler kurmaya çalışırken bile Falkland Adaları anlaşmazlığının diplomasi yoluyla çözülmesi çağrısında bulunan Milei’nin daha sert bir tavır sergilediğini gösteriyor.

Arjantin anakarasının yaklaşık 500 km doğusunda yer alan bir İngiliz denizaşırı toprağı olan Falkland Adaları, uzun süredir Arjantin tarafından talep ediliyor.

İngiltere, 1833’ten beri adaları kontrol ediyor ve iki ülke 1982’de bu adalar nedeniyle kısa süreli bir savaşa girmişti.

Londra, Falkland Adaları sakinlerinin Mart 2013’te düzenlenen bir referandumda siyasi statüleri ve kendi kaderini tayin hakkı konusunda oy kullandıklarını savunuyor. Oyların ezici bir çoğunluğu olan yüzde 99,8’i, Birleşik Krallık’ın denizaşırı toprağı olarak kalma yönünde oy kullanmıştı.

Konuşmasında Milei, Falkland Adaları sakinlerinin kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olmadığını belirtti ve ülkeye adalar üzerindeki hak iddiası etrafında birleşme çağrısında bulundu.

Şu anda dünyada, rüzgarın “Arjantin’in talepleri lehine estiğini” öne süren Milei, “Kısa bir süre önce Başkan [Donald] Trump, ABD’nin Malvinas adaları konusundaki tarihi tutumunu yeniden değerlendirdiğini açıkladı,” dedi.

İngiliz muhafazakâr gazetesi The Telegraph, bu adımın tartışmaya müdahil olan ve Birleşik Krallık’a Falkland Adaları’na yönelik bir işgale karşı mücadele etmesinde yardım etmeyeceğini ima eden ABD başkanını yatıştıracağını yazdı.

ABD’nin İngiltere’ye “yardıma gelip gelmeyeceği” sorulduğunda Trump, İran’a karşı yürüttüğü savaşa atıfta bulunarak, “Ülkeniz bana yardım etmek için orada değildi,” dedi.

Ardından, İngiltere’nin adaları savunma kapasitesine sahip olup olmayacağını sorgulayan Trump, GB News’e şunları söyledi:

“Bakın, ilk savaş çıktığında ben oradaydım. Bu çok uzun zaman önceydi ve ben olayı çok dikkatli bir şekilde izledim. Siz de kendinizi çok iyi idare ettiniz. Adaları oldukça kararlı bir şekilde geri aldınız, ama orası çok uzak.”

Buenos Aires ile Washington’un, ABD’ye Malvinas açıklarında çıkarılan petrole erişim hakkı tanıyan bir anlaşma üzerinde görüşme yaptıklarına dair spekülasyonlar giderek artıyor.

Milei’nin konuşmasının arifesinde, Arjantin Enerji ve Madencilik Bakanı Daniel González Casartelli, Amerikan petrol şirketleri ve Trump yönetiminin üyeleriyle enerji yatırımlarını görüşmek üzere Washington’da bulunuyordu.

Yair Netanyahu İngiliz sağını kızdırdı

Öte yandan Binyamin Netanyahu’nun oğlu Yair de Falkland Adaları’nın Arjantin egemenliği altına alınmasını talep ederek İngiltere’deki sağ ile çatışmaya girdi.

Bloomberg’e göre Arjantin, şu sıralarda bir petrol patlamasının ortasında bulunuyor. Patagonya’daki Vaca Muerta şist sahasında sondaj faaliyetleri hız kazanıyor ve bu sahada halihazırda günde 1 milyon varilden fazla petrol ve gaz üretiliyor.

Ülkenin ayrıca bazı açık deniz üretim faaliyetleri de bulunuyor ve son yıllarda Güney Atlantik sularında arama çalışmaları yürütülüyor.

Bu arada Milei, Şili’de düzenlenen muhafazakâr bir siyasi forumda ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili olan Sarah Rogers ile bir araya geldi.

Arjantin’in adalar üzerindeki hak iddiasını yineleyen Milei, “Ulusal açıdan önemsiz olan bu adaları geri almamız gerekiyor. İleriye dönük başka bir yol yok. Bu, bu dava uğruna hayatlarını feda edenlere saygı göstermenin en iyi yoludur,” dedi.

Diplomasi

Rubio, UCM’ye karşı kampanya için Yunanistan’ın desteğini arıyor

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) karşı yürüttüğü kampanyada Yunanistan’ın desteğini istedi.

Bir diplomatın Rapporteur’e verdiği bilgiye göre Rubio, Yunan mevkidaşı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı görüşmede UCM konusunu gündeme getirerek, mahkemenin “aktivist” yaklaşımını eleştirdi.

Diplomatın verdiği bilgiye göre, Rubio, Yunanistan’ın UCM’nin kuruluş antlaşması olan Roma Statüsü’nden çekilmesini istiyor.

Lahey merkezli mahkeme, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarıyla suçlanan kişileri yargılamak üzere 2002 yılında kurulmuştu.

Fakat diplomat, AB’nin UCM’ye yönelik yasal taahhütleri göz önüne alındığında, Atina için böyle bir adımın imkansız olacağını belirtti.

Tüm AB üye devletleri UCM’nin tarafı. Geçen ay AB dışişleri bakanları mahkemeye olan desteklerini yeniden teyit etmişti.

Bununla birlikte diplomat, ABD’nin UCM’ye karşı gerginliği daha da tırmandırması durumunda Yunanistan’ın sessiz kalmayı tercih edebileceğine dikkat çekti.

Rapporteur’ün konuyla ilgili olarak ulaştığı ABD Dışişleri Bakanlığı, olayı yalanlamadı.

Washington’un UCM’ye karşı tutumu yeni değil. Eski ABD Başkanı Bill Clinton, Roma Statüsü’nü imzalamış olsa da, halefi George W. Bush, 2002 yılında BM’ye ABD’nin bu antlaşmaya taraf olmayı planlamadığını bildirmişti.

O zamandan beri Washington, UCM’nin ABD vatandaşları üzerindeki yargı yetkisini, bu yetkinin meşru olmadığını düşündüğü durumlarda reddediyor.

Ne var ki Donald Trump daha da ileri giderek, “haydut” olarak nitelendirdiği UCM’ye karşı kapsamlı yaptırımlar uyguladı.

Rubio, geçen cuma yaptığı açıklamada, “Ya UCM tehditlerine son verecek ya da biz UCM’yi ortadan kaldıracağız” demiş ve şöyle devam etmişti:

“Çoğu UCM üyesi olan ve savunmaları için ABD’li askerlere güvenen müttefiklerimizi, mahkemeyi dizginlemeye çağırıyoruz.”

ABD’nin kararı Brüksel’den sert bir tepki gördü. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 10 Ekim’de yaptığı açıklamada, “AB, UCM’nin temel bir parçası olduğu kurallara dayalı uluslararası düzene olan sarsılmaz bağlılığını yeniden teyit eder,” demişti.

Öte yandan Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, konunun görüşüldüğü iddiasını yalanladı.

Atina, Rubio’nun ziyaretini olumlu bir ışıkta sunmuştu; zira Rubio, Yunanistan’ı bölgedeki güvenilir bir müttefik olarak övmüştü.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna’da askeri Starlink terminallerine hız kısıtlaması getirildi

Yayınlanma

Ukrayna semalarındaki Starlink askeri terminallerinde hız sınırı getirilmesi nedeniyle ordunun operasyonları aksadı. Saatte 160 kilometreyi aşan hareketlerde başlayan bağlantı kesintisinin daha sonra 60 kilometre seviyesine kadar genişletildiği öne sürüldü.

Ukrayna semalarında uydu interneti sağlayan Starlink terminallerinin çalışmasının 14 Ekim gecesi sınırlandırıldığı ortaya çıktı.

Uygulanan kısıtlamanın ardından Ukrayna ordusunun yürüttüğü bazı önemli askeri görevlerin sekteye uğradığı kaydedildi.

Gelişmeyi Ukrayna Savunma Bakanlığı eski Danışmanı Serhiy Sternenko kendi Telegram kanalından duyurdu.

Sternenko, araç ve teçhizatların hareket hızının saatte 160 kilometreyi aşması halinde bağlantının kesilmeye başladığını ifade etti.

Kısıtlamanın arka planına değinen Sternenko, SpaceX şirketinin bu adımı ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin talebi doğrultusunda atmış olabileceğini dile getirdi.

Sternenko, sivil kullanım amaçlı standart uydu haberleşme terminallerinin ise kesintisiz çalışmayı sürdürdüğünü aktardı.

Eski danışman ayrıca, Trump’ın Ukrayna’nın savunma kabiliyetine darbe vurmak için her fırsatı kolladığını ve bu adımla bunu gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Starlink terminallerine yönelik kısıtlamayı Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savunmada teknolojik gelişmelerden sorumlu kadrosuz danışmanı Serhiy Beskrestnov da doğruladı.

Beskrestnov, kısıtlamanın askeri, istihbari ve hükümet ihtiyaçları için geliştirilen daha korunaklı Starshield sistemini kapsadığını ve hız sınırının saatte 100 mil, yani yaklaşık 160 kilometre olarak belirlendiğini açıkladı.

Ukrayna savunma kuvvetlerinin söz konusu hız kısıtlamaları hakkında önceden uyarılmadığını belirten Beskrestnov, bu durumun bir dizi kritik operasyonun aksamasına yol açtığını bildirdi.

Beskrestnov, yaşanan bu gelişmenin bir tesadüf olamayacağını ve doğrudan mevcut siyasi tabloyla bağlantı taşıdığını savundu.

Kısıtlamanın saatte 60 kilometreye kadar düşürüldüğü iddia edildi

Sternenko daha sonra Ukraynalı askerlerin beyanlarına dayandırdığı yeni bir paylaşımda, terminal operatörlerine yönelik kısıtlamaların daha da sıkılaştırıldığını aktardı.

Yeni bildirimlere göre bağlantı kaybı hızının saatte 60 ila 70 kilometre seviyesine kadar indiği öne sürüldü.

Kiev ile Washington yönetimleri arasındaki kriz, Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlediği saldırılardan Trump’ın rahatsızlık duymasıyla derinleşti.

Axios’un 10 Ekim’de Ukraynalı bir yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD özel temsilcilerinin Kiev yönetimini uyardığı aktarılmıştı.

Haberde, Kiev’in Washington’ın taleplerine kulak asmaması durumunda ABD liderinin Ukrayna’ya yönelik istihbarat paylaşımını tamamen durdurabileceği uyarısında bulunulduğu kaydedilmişti.

Trump ise 13 Ekim’de yaptığı açıklamada, ABD’nin Ukrayna’ya istihbarat verilerini aktarmayı sürdürdüğünü ifade etti. Buna karşılık Zelenskiy aynı gün içinde yaptığı açıklamada, füze fırlatmalarına ilişkin istihbarat bilgilerini ortaklarından yine alamadıklarını dile getirdi.

Starlink sistemi, 2022’de başlayan çatışmaların hemen ardından Ukrayna genelinde faaliyete geçti.

Uydu ağı, cephe hattındaki Ukrayna haberleşme omurgasının temelini oluşturuyor ve özellikle insansız hava araçlarının yönlendirilmesinde yaygın şekilde kullanılıyor.

SpaceX CEO’su Elon Musk, Starlink’in Ukrayna ordusunun omurgası haline geldiğini belirterek “Bağlantıyı kesmem durumunda cephe hatlarının tamamı çöker” ifadelerini kullanmıştı.

11 Ekim’de Zelenskiy’nin haddini aştığını savunan Musk, Trump’a destek vererek Ukrayna’nın yeni bir devlet başkanı seçmesi gerektiğini kaydetmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Alman istihbaratının 2 bin belgesi ve Mossad bağlantılı şirket trafiği

Yayınlanma

Eski BND Başkanı August Hanning, kuruma ait yaklaşık 2 bin gizli belgeyi sızdırdığı iddiasıyla tutuklanırken sızan e-postalar, Hanning ile eski Mossad Direktörü Danny Yatom arasındaki para karşılığı bilgi paylaşımı ve ticari ortaklıkları ortaya çıkardı.

Almanya Federal İstihbarat Teşkilatını (BND) 1998-2005 döneminde yöneten August Hanning, kuruma ait yaklaşık 2 bin gizli belgeyi ele geçirdiği ve bunları yabancı bir ülkenin istihbarat görevlileriyle yürüttüğü temaslarda kullandığı iddiasıyla 6 Ekim’de tutuklandı.

Vatana ihanet ve yabancı bir istihbarat kuruluşu adına casusluk yapmakla suçlanan eski istihbarat şefinin, belgeleri eski BND çalışanı Manfred D.’den temin ettiği ileri sürülüyor.

Savcılık, sızdırılan evrak arasında üst düzey Alman yetkililere sunulan kurum içi bilgilendirme notlarının da yer aldığını aktarırken, söz konusu gizli verilerin hangi ülkeye aktarıldığı Berlin yönetimi tarafından henüz kamuoyuna açıklanmadı.

The Cradle’dan Jake Green’in özel haberine göre, ele geçirilen elektronik posta yazışmaları, tutuklanan Hanning ile eski Mossad Direktörü Danny Yatom arasındaki kapsamlı ilişkileri açığa çıkardı.

Yazışmalar, iki eski istihbarat yöneticisinin kamu görevlerinin ardından ticari faaliyetler, siyasi nüfuz arayışları ve istihbarat bağlantılarını bir araya getiren süreklilik arz eden bir temas ağı kurduğunu ortaya koyuyor.

Bu durum, kişisel bağlantıların ve resmi yetkilerden kaynaklanan bilgi erişiminin özel kazanç amacıyla kullanılmasının Alman istihbarat mekanizmasını savunmasız bıraktığı tartışmalarını beraberinde getiriyor.

Yazışmalarda 10 bin avroluk istihbarat notu ve seçim kampanyası teklifleri yer alıyor

İncelenen e-postalara göre Hanning, 2018 yılında Yatom’a gönderdiği iletide, kimliği açıklanmayan bir aday hakkında “üst düzey Alman yetkililerden ve istihbarat kurumlarından edinilen bilgilere dayalı genel bir değerlendirme” hazırlayabileceğini iletti.

Eski BND başkanı, bu raporu 10 bin avro karşılığında 13 Temmuz tarihine kadar tamamlama taahhüdünde bulundu.

İki isim arasındaki temaslar sonraki süreçte Almanya’daki siyasi süreçleri de kapsayacak biçimde genişledi. Yatom, Eylül 2021’deki Almanya federal seçimleri öncesinde Hanning’den önde gelen adaylarla temas kurmasını talep etti.

Eski Mossad şefi, bir “siyasi kampanya şirketi” diye nitelediği CIY Global’in imkanlarını Alman siyasetçilere tanıtmayı hedeflediğini kaydetti ve aynı yazışmada bir siber güvenlik şirketine ilişkin belgeleri aktarma niyetinden söz etti.

MI6, eski BND Başkanı’nın gizli bilgileri sızdırmasından endişe ediyor

Siber güvenlik şirketindeki ortaklık ve Avrupa’daki gözetim operasyonları

Yatom ve Hanning arasındaki ortaklık siyasi lobi girişimlerinin ötesine geçerek siber güvenlik sektörüne de uzandı.

Hanning’in, Yatom’un ilişkili olduğu World Health Energy Holdings adlı siber güvenlik şirketinde danışman olarak görev yaptığı belirtiliyor.

Eski istihbarat mensuplarının kurduğu veya yönettiği bu tip şirketler, İsrail menşeli gözetim, siber istihbarat ve siyasi nüfuz kabiliyetlerine uluslararası pazarda ticari bir zemin kazandırıyor.

İsrail merkezli özel gözetim teknolojilerinin Avrupa’daki operasyonel varlığı, son dönemde Polonya, İspanya ve Yunanistan’daki skandallarla adli kayıtlara girdi.

Polonyalı savcılar, 12 Ekim’de yaptıkları açıklamada, önceki hükümet döneminde siyasi muhalifleri hedef alan Pegasus casus yazılımıyla toplanan verilerin ülke dışına aktarıldığını ve üretici NSO Group’un teknik altyapıya erişimi sürdürdüğünü duyurdu.

İspanya’da ise 2022 tarihli CatalanGate araştırmasıyla aralarında siyasetçi, avukat ve sivil toplum temsilcilerinin yer aldığı en az 65 kişinin Pegasus veya Candiru yazılımlarıyla hedef alındığı saptandı; Citizen Lab araştırmacıları operasyonu İspanyol makamlarıyla ilişkilendiren kuvvetli kanıtlar yayımladı.

Yunanistan’da gazeteci Thanasis Koukakis ile Avrupa Parlamentosu üyesi Nikos Androulakis’i hedef alan dinleme sürecinde de eski İsrail istihbarat mensubu Tal Dilian’ın kurucusu olduğu Intellexa bağlantılı Predator yazılımının kullanıldığı belirlendi.

Almanya’da yürütülen casusluk soruşturmasında, Hanning’in Yatom ile kurduğu ücretli raporlama, seçim adayı temasları ve ticari ortaklık trafiği, yaklaşık 2 bin gizli belgenin nihai varış noktasına dair henüz kesin hukuki bir kanıt sunmuyor.

Bununla birlikte ortaya çıkan yazışmalar, Alman soruşturma makamlarına gizli devlet sırlarının İsrail istihbaratıyla ilişkili ticari ağlara ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmek adına somut bir inceleme alanı sağlıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English