Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Ateşkes müzakereleri çıkmaza girdi: İran misillemede el yükseltti

Yayınlanma

ABD’li ve İsrailli yetkililer, İsrail ile Hamas arasında ateşkes ve esir takası anlaşması için yürütülen dolaylı müzakerelerin “çöküşün eşiğinde” olduğunu ve alternatif bir anlaşmanın bulunmadığını söylüyor. İran, ateşkes müzakereleri gerekçesiyle askıya aldığı İsrail’e yönelik misillemede kara saldırısı ihtimalini gündeme getirerek el yükseltti.

ABD’de yayın yapan Politico’ya göre, isimleri açıklanmayan iki Amerikanlı ve iki İsrailli yetkili; ABD, Katar ve Mısır arabuluculuğunda yürütülen müzakere görüşmelerinin çıkmaza girdiğini söyledi.

Yetkililer, mevcut önerinin hem Hamas’ın hem de İsrail’in talepleri çerçevesinde uyarlanan “bugüne kadarki en güçlü anlaşma teklifi” olduğunu dile getirdi.

ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin “sadece birkaç hafta önce” anlaşma konusunda daha iyimser olduğunu kaydeden yetkililer, Amerikan tarafının, Hamas ve İsrail’in anlaşmazlığı nedeniyle mevcut teklifin de öncekiler gibi başarısızlığa uğrayacağından “giderek daha fazla endişelendiğini” ifade etti.

“Mevcut tabloda anlaşma mümkün değil”; Hizbullah’ın misillemesi kaçınılmaz

New York Times (NYT) gazetesi de bazı yetkililerin, ABD’nin Gazze’de ateşkes sağlanması adına yaptığı girişimlerin kilit noktalarda yetersiz kaldığını söylediğini yazdı.

Gazetenin haberine göre, ABD’nin ateşkes için yaptığı “teklifler” ve görüşmeler hakkında bilgi sahibi “İsrailli ve Hamaslı yetkililer”, NYT’ye konuştu. İsrail’e gelen ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun anlaşma teklifini kabul ettiğini öne sürmesine rağmen yetkililer, Hamas ve İsrail arasındaki önemli anlaşmazlıkların çözümsüz kaldığını belirtti.

Yetkililer, ABD’nin girişimlerinin kilit noktalarda yetersiz kaldığını bildirerek, ABD’nin teklifinin, İsrail ordusunun Gazze’nin Mısır sınırında kalmasını içerdiğini aktardı.

ABD’nin yeni teklifine göre İsrail askerlerinin sayıları azalsa da bu sınır bölgesinin bir kısmında devriye atmaya devam edebileceğini ifade eden yetkililer, Katar’ın başkenti Doha’da yapılan müzakerelerde ABD’li yetkililerin, İsrail’in, Gazze’nin kuzeyine dönen, yerlerinden edilmiş Filistinlilerin “silah taramasından geçirilmesi” talebine ilişkin müzakerelerin ertelenmesini istediğini kaydetti.

İsrail ile Hamas arasında esir takası ve Gazze Şeridi’nde ateşkese varılması amacıyla Katar’ın başkenti Doha’da 15-16 Ağustos’ta müzakereler yapılmıştı.

Gazze Şeridi’nde ateşkes ve esir takası müzakerelerini görüşmek üzere 19 Ağustos’ta İsrail’e gelen ABD Dışişleri Bakanı Blinken, düzenlediği basın toplantısında, “İsrail’in masadaki ateşkes teklifini kabul ettiğini” söylemiş ancak taslaktaki şartları açıklamaktan kaçınmıştı.

Blinken, anlaşma için ön şartlar konusunda ısrarcı olacağını açıklayan Netanyahu’nun “boşlukları kapatan yeni teklifi kabul ettiğini” ileri sürmüştü.

“Ya Philadelphia ya anlaşma”

“Anlaşma olmazsa İran’ın saldırma ihtimali bulunuyor”

Netanyahu’nun, 27 Mayıs’ta ABD Başkanı Joe Biden’ın açıkladığı ateşkes taslağının İsrail’in hazırladığı tekliften farklı olduğunu ileri sürerek yeni şartlar eklenmesindeki ısrarının anlaşmayı zora soktuğu dile getiriliyor.

Haziran ayına kadar ABD Dışişleri Bakanlığının İsrail-Filistin İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı olarak görev yapan Andrew Miller, Politico’ya “(Anlaşma) Çıkmaza girmiş gibi görünüyor, ancak anlaşmaya varma olasılığı düşük olsa da daha iyi bir strateji düşünmenin zor olduğu anlardan biri” dedi.

İsrailli bir yetkili de Hamas’ın anlaşma konusundaki yaklaşımını henüz bilmediklerini ifade ederek, “Ancak anlaşmayı elde edemezsek İran’ın saldırma ve bunun tam anlamıyla bir çatışmaya dönüşme ihtimali bulunuyor” değerlendirmesinde bulundu.

“Gazze’de anlaşma, Hizbullah ile çatışmada çıkış yolu”

Andrew Miller, nihai bir anlaşmaya varmak için “hem Hamas hem de İsrail tarafından ilave çabasına ihtiyaç” olduğunu savundu. Biden yönetiminin, ayrıca Gazze’de sağlanacak anlaşmanın İsrail ve Hizbullah arasındaki çatışmanın çözümünde de “çıkış yolu” olacağına inandığı belirtiliyor. Yetkililer, mevcut anlaşma müzakerelerinin başarısız olmasının hem Gazze’de hem de Hizbullah ile çatışmayı tırmandıracağını kaydediyor.

İran: Ateşkes ile misilleme farklı konular

İran: İsrail’e cevabımız karadan da olabilir

Öte yandan İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği, Hamas lideri İsmail Heniyye suikastına ilişkin Tahran’ın İsrail’e vereceği cevabın karadan da olabileceğini, “beklenmedik” ve “pişman edici” olacağını belirtti.

İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’na (ISNA) göre, İran’ın BM Daimi Temsilciliği “İran, İsrail’e tepkisini Gazze’deki ateşkes görüşmelerinin sonucu belli olana kadar kasıtlı olarak mı erteledi” sorusunu yanıtladı.

Temsilcilik tarafından yapılan açıklamada, “İran’ın cevabının 2 belirgin sonucu olmalı. Birincisi, saldırganı, ‘terör’ ve ‘İran’ın ulusal egemenliğini ihlal’ nedeniyle cezalandırmalı. İkincisi, İran’ın caydırıcılık gücünü güçlendirmeli ve gelecekte herhangi bir saldırıyı önlemek için İsrail’i pişman etmeli” ifadeleri kullanıldı.

İran’ın tepkisinin olası bir ateşkesi olumsuz yönde etkilemekten kaçınmayı da içerdiği belirtilen açıklamada, “Muhtemelen İran’ın cevabı, İsrail’in en az ihtimal vereceği zaman ve koşullarda olacaktır. Belki, kara saldırısını göz ardı ettikleri, gözlerinin gökyüzünde ve radar ekranında olduğu bir sırada veya her ikisinden müteşekkil bir saldırı” ifadelerine yer verildi.

İran Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı Ali Fedevi, dün yaptığı açıklamada, “Şehit Heniyye’nin intikamının ne zaman ve ne şekilde alınacağını biz belirleyeceğiz ve mutlaka gerçekleşecektir.” ifadelerini kullanırken, Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü Ali Muhammed Naini de “Zaman bizim lehimize. Düşman vurulacağı zamanı beklesin” demişti.

Ortadoğu

Şara: İsrail’in Suriye politikasını 7 Ekim belirlememeli

Yayınlanma

Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, İsrail ile Suriye ilişkilerine değinerek “güvenlik düzenlemeleri” ile barışa ulaşabileceklerini savundu.

BM Genel Kurulu için gittiği New York’ta Atlantik Konseyi’nin düzenlediği bir etkinlikte konuşan Şara, İsrail ile ilişkilerine dair bir soruya da yanıt verdi.

Şara, iki ülkenin geçtiğimiz yıl içinde doğrudan görüşmeler yaptığını belirtti. Ardından İsrail’in öncelikle Esad yönetiminin düşüşünden sonra işgal ettiği Suriye’nin güneyindeki bölgelerden çekilmesi gerektiğini söyledi.

Şara şöyle devam etti:

“O zaman güvenlik düzenlemeleri konusunda görüşmelere başlayabiliriz. Bu düzenlemeler başarılı olursa, kalıcı bir barışa ulaşabiliriz. Golan Tepeleri, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Suriye toprağı… Dolayısıyla bu konuda tartışma söz konusu değil.”

Daha sonra kendisine, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın düzenlediği Aksa Tufanı operasyonunun ardından İsraillilerin endişelerini anlayıp anlamadığı ve İsrail halkına ne tür bir mesajı olduğu soruldu.

Şara buna yanıt olarak, “7 Ekim’de bazı masum insanların başına gelenleri anlıyorum ama aynı zamanda tüm politikaların tek bir olay üzerine kurulması mümkün değil. Aynı zamanda Gazze’de neler olduğunu da anlamamız gerekiyor; orada 70.000’den fazla insan hayatını kaybetti,” dedi.

“7 Ekim’de yaşananların Suriye’ye yönelik politikayı belirlemesi uygun değil,” diye ekleyen eski HTŞ lideri, “İsrail, çevresinde sorunlar yaratıyor olduğu için politikasını değiştirmeli,” dedi.

ABD, Birleşik Krallık ve Lübnan ile çok iyi ilişkiler kurduklarını hatırlatan Şara, “Sorunun İsrail’de olduğuna inanıyorum, Suriye’de değil,” diye konuştu ve Tel Aviv’in faaliyetlerinin İsrail vatandaşlarına daha fazla güvenlik getirmediğini öne sürdü.

İsrail’in “meşru güvenlik endişeleri” olduğunu kabul etmekle birlikte, Şara bu endişelerin İsrail’in her eylemini haklı gösterebileceği fikrini reddetti.
Öte yandan Şara’ya göre şu anda “tüm taraflar için faydalı olabilecek tarihi bir an” yaşanıyor.

Eski HTŞ lideri, Başkan Donald Trump’ın kendisine Golan Tepeleri’nin İsrail’e ait olduğunu söylediğinde kendisinin şöyle karşılık verdiğini aktardı:

“Neden New Jersey’i İsraillilere vermiyorsun? Golan Tepeleri’ni verecek kadar sana ait değil, ama New Jersey sana ait.”
Şara daha sonra bu şakayı biraz daha detaylandırarak şöyle dedi:

“Sanırım New Jersey Demokratlarla dolu ve onlar Trump’a oy vermiyorlar, bu yüzden orayı İsraillilere vermek iyi olur. En azından bu senin malın. Trump’ın Golan Tepeleri’nde sahipliği yok.”
Tartışma daha sonra Şara’nın geçmişine, özellikle de El Kaide ile geçirdiği döneme geldi.

Bu örgüte bağlılığını ve bunun arkasındaki ideolojiyi artık açıkça reddedip reddetmediği sorulduğunda doğrudan bir reddetme yapmadı fakat o dönemde “farklı bir yaşta olduğunu ve bölgedeki koşulların farklı olduğunu” iddia ederek, yaşam deneyimlerinin Esad yönetimine karşı mücadelede yer almasından kaynaklandığını açıkladı.

Özellikle 11 Eylül saldırıları hakkında sorulduğunda, Şara “bununla hiçbir ilgisi olmadığını” hemen vurguladı ve o dönemde 13 yaşında olduğunu söyleyerek, “Bu konulardan hiç haberim yoktu,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor

Yayınlanma

Başta BAE ve Katar olmak üzere Körfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin yeniden düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) “yeni bir zihniyet” çağrısında bulunurken, Katar ise savaşın İran saldırılarına karşı savunmasızlıklarını ortaya çıkarması ve ABD’nin bölgedeki itibarını zedelemesinin ardından Tahran ile bölgesel bir “güvenlik çerçevesi” kurulmasını savundu.

BM Genel Kurulu’nun yan etkinliklerinden birinde konuşan Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman es-Sani, ABD ve İsrail’in Şubat ayında başlattığı İran’a karşı savaşı bir “uyarı sinyali” olarak nitelendirdi.

Körfez ülkelerinin “bölge olarak sorumlu bir şekilde birlikte hareket etmesi ve İran ile iyi ilişkiler kurduğumuzdan emin olması” gerektiğini söyleyen Başbakan, “Bu yönde çalışıyoruz. Bölgesel ortaklarımız buna inanıyor,” dedi.

Ayrı bir etkinlikte konuşan BAE Cumhurbaşkanı’nın diplomatik danışmanı Enver Gergeş, Arap devletlerinin İran’la diyalog kurması yönündeki çağrılara katılarak, Tahran’ın Washington’la yürüttüğü görüşmelerin “gerçek anlamda ilerlemediğini” ekledi.

Gergeş, “Hepimizin nasıl bir bölge istediğimize dair bu tür tartışmalarda yeni bir zihniyete ihtiyacımız var,” dedi.

Bölgenin gelecekteki istikrarı konusunda ABD ile İran arasında görüşmeler yapılabilse de, Gergeş bu görüşmelerin “İran-Arap düzeyinde de gerçekleştirilmesi gerektiğini” belirtti.

Bu açıklamalar, Körfez bölgesinde, ABD’yi savaşa girmemesi için uyarmış olan bölgesel devletlerin, Washington’un çatışmada çıkmaza girmesinin ardından Tahran ile ilişkileri yönetmek zorunda kalacağına dair artan bir farkındalığı yansıtıyor.

Şeyh Muhammed, “Körfez ülkeleri olarak bizi İran’la bir araya getirecek ve hiçbirimizin diğerine tehdit oluşturmadığından emin olacak bir güvenlik çerçevesi olmadan, bu bölge eskisi gibi devam edemeyecek,” dedi.

Bu ay yaptığı başka bir konuşmada Gergeş de şunları söylemişti:

“İran hâlâ komşumuz ve bir noktada geri kazanılabilecek olanı geri kazanmanın bir yolunu bulmak zorunda kalacağız . . . Coğrafya, bize ilişki kurmaktan başka bir seçenek bırakmıyor.”

Diplomatlar ve analistler, savaşın patlak vermesinden bu yana Suudi Arabistan’ın da, çatışma sona erdiğinde bölgesel gerilimlerin nasıl yönetileceğine dair müttefiklerle yapılan görüşmelerin bir parçası olarak, Orta Doğu ülkeleri ile İran arasında bir saldırmazlık paktı fikrini tartıştığını belirtti.

Financial Times’a (FT) konuşan Chatham House’tan Sanam Vakil şu yorumları yaptı:

“Savaşın ertesi günü hakkında düşünürken Körfez liderleri, dış garantörlerinin eskisi kadar güvenilir olmadığını, İran ile gergin bir ilişki içinde olduklarını ve güvenilir bir ABD dayanağının yokluğunda kendi güvenliklerini kendileri yönetmeleri gerektiğini kabul ediyorlar. Bu bir zorunluluk ama aynı zamanda bir fırsat da; çünkü İran zayıfladı ve Orta Doğu ülkeleri kendi güvenlik düzenlemeleri üzerinde inisiyatif alabilirler.”

Yemen direnişinin son haftalarda Suudi Arabistan ile on yılı aşkın süredir devam eden çatışmayı yeniden alevlendirmesi ve krallığa neredeyse her gün füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlemesi üzerine Riyad yeni bir krizin ortasında kaldı.

ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Ensarullah’a (Husiler) karşı saldırılar düzenlemek üzere Amerikan kuvvetlerinin Riyad’a katılması yönündeki çağrılarına şu ana kadar direndi.

Savaşın ilk aylarında İran’ın Arap komşularına yönelik saldırılarının en ağır yükünü BAE üstlendi.

Körfez devletine yaklaşık 3.000 füze ve insansız hava aracı fırlatıldı. BAE, Körfez güçleri arasında en şahin tutumu benimsedi ve İran’a onlarca hava saldırısıyla misilleme yaptı.

Fakat o zamandan beri, bölgenin önde gelen finans, ticaret ve turizm merkezi konumunu korumak amacıyla gerilimi azaltmaya çalışıyor.

Bu ay, Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed bin Zayed el-Nahyan, Hindistan’da düzenlenen BRICS ülkeleri zirvesi kapsamında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya geldi.

Arap devletleri için daha geniş kapsamlı endişe, zayıflamış ama hâlâ bir tehdit oluşturduğu öne sürülen savaş sonrası İran’ı yönetmek zorunda olmaları.

Tahran, bölge genelinde saldırı düzenleyebilme ve Körfez’in ihracat ve ithalatı için hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığını kesintiye uğratabilme yeteneğini kanıtladı.

Katar, ABD-İran savaşını durdurmaya yönelik diplomatik çabalarda merkezi bir rol oynuyor.

Washington ile Tahran arasında doğrudan görüşmeler yapılmasa da, arabulucular gizli kanalları açık tutuyor.

Arap liderlerin, krizi görüşmek üzere bu hafta New York’ta düzenlenecek BM zirvesi sırasında Trump ile görüşmeler yapması bekleniyor.

Pezeşkiyan ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı’nın de BM zirvesine katılması planlanıyor.

Trump, hafta sonu Fox News’e yaptığı açıklamada, İran Cumhurbaşkanı ile görüşmeye “muhtemelen” açık olacağını söyledi.

ABD’li haber kanalının aktardığına göre, Trump “karar verme aşamasında” olduğunu ve seçeneklerinin “İran’ı ortadan kaldırmak”, “iktisadi olarak çürümeye terk etmek” ya da bir anlaşma yapmak olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Ensarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’

Yayınlanma

Ensarullah lideri Abdülmelik Husi, Yemen güçlerinin Mekke şehrine SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi iddiasını kesin biçimde reddetti.

Husi, Riyad’ın Mekke’nin kutsallığını Yemen’e yönelik saldırı ve ablukayı meşrulaştırmak için istismar ettiğini söyledi.

Yemen’deki Ensarullah hareketinin lideri Abdülmelik Husi, Yemen Silahlı Kuvvetlerinin Mekke’ye SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi Arabistan iddiasını “büyük, çirkin ve iğrenç bir yalan” olarak nitelendirerek reddetti.

Perşembe akşamı El-Mesire televizyonunda yayımlanan konuşmasında Husi, Riyad’ın bu suçlamayı Yemen’e yönelik saldırılarını ve ablukayı meşrulaştırmak amacıyla ortaya attığını söyledi.

“Halkımıza yönelik yalanlarla başkalarını kandırmak amacıyla Mekke’nin kutsallığını istismar ettiklerinde, onun kutsallığına saygı göstermemiş olurlar” diyen Husi, Müslümanların Mekke’nin kutsallığının bu şekilde kullanılmasını kınaması gerektiğini belirtti.

Husi, “Suudi Arabistan, Müslüman halkımıza yönelik saldırganlığını ve haksız ablukasını meşrulaştırmak için Mekke ile bağlantılı asılsız suçlamalara başvuruyor” dedi.

“Mekke uğruna her şeyimizi feda etmeye hazırız”

Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin İslam’ın kutsal mekânlarına derin bir saygı beslediğini vurgulayan Husi, Suudi Arabistan’ın suçlamasının Yemen halkının İslami, insani ve ahlaki onuruna yönelik doğrudan bir saldırı olduğunu söyledi.

Husi şöyle devam etti:

“Kutsal mekânlara en derin saygıyı besleyen, Mekke’yi korumaya en bağlı ve kutsal mekânlar tehlikeyle karşılaştığında harekete geçmeye en hazır halklardan biriyiz. Canlarımız, ruhlarımız, mallarımız ve sahip olduğumuz her şey Mekke ve bütün İslami kutsal mekânlar uğruna feda edilmeye hazırdır.”

İslami kimliğine saygı duyan hiçbir Müslümanın, Hz. Muhammed’in “iman ve hikmet ehli” olarak nitelendirdiği Yemen halkına yöneltilen bu suçlamayı kabul edemeyeceğini söyleyen Husi, Yemenlilerin İslam’a, Kur’an’a ve kutsal mekânlara yönelik saldırılar karşısında daima ilk harekete geçen halklardan biri olduğunu hatırlattı.

Husi, “Bu asılsız suçlamayı kendine bayrak edinen Suudi rejimi, fitne ve yalanın kaynağıdır. Mekke’nin kutsallığına hakaret eden büyük yalanları ve uydurmaları istismar edecek kadar alçalmıştır”, ifadelerini kullandı.

Yemen halkına yöneltilen suçlamanın “asrın yalanı” olarak nitelenmeyi hak ettiğini belirten Husi, Suudi Arabistan’ın iddialarının doğrulanmadan kabul edilmemesi gerektiğini söyledi.

“Suudi Arabistan, insanların hemen inanması gereken bir kaynak değildir. Tüm İslam dünyasında ve küresel ölçekte yolsuzluk, adaletsizlik ve suçlulukla tanınmaktadır” diyen Husi, Riyad’ı Yemen halkına karşı suç işlemek, “eğlence adı altında yozlaşmayı yaymak” ve Siyonizmle ittifakı çerçevesinde İslam dünyasında bölünmeyi körüklemekle suçladı.

Doğrulamadan kınayanlara tepki

Ensarullah lideri, Suudi Arabistan’ın iddiasını araştırmadan kınama açıklaması yayımlayan hükümetler, devlet başkanları, din adamları ve siyasi şahsiyetlere de sert tepki gösterdi.

Husi, “Bu tür vahim suçlamalar karşısında takınılması gereken doğru tavır; doğrulamak, araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır,” dedi.

Kur’an’ın güvenilir olmayan kaynaklardan gelen haberlerin araştırılmasını emrettiğini hatırlatan Husi, “Suudi Arabistan’ın iddialarını reddetmeli ya da en azından kabul etmeden önce doğrulamalıydılar. Suudi rejimi asılsız bir haber ve büyük bir iftira ortaya attı. Asgari yükümlülük, yalancıyla birlikte yalancı durumuna düşmemek için bu iddiayı doğrulamaktı,” ifadelerini kullandı.

Husi, suçlamayı araştırmadan tekrarlayanların “yalana ve ahlaki çöküşe ortak olduğunu” belirterek şunları söyledi:

“Halkımıza yönelik bu iftirayı benimseyenler, Allah katında Suudi Arabistan’la birlikte bütün sorumluluğu taşımaktadır. Halkımıza iftira atmak, İslam’daki en büyük suçlardan biridir. Bu suçlamayı dillendiren devlet başkanları, krallar, prensler, hükümetler, din adamları ve siyasi şahsiyetler rezilliği, utancı ve kınanmayı hak ediyor. Batıla kulak verip yalancı şahitlik yaptılar.”

“Petrodolar ve mali çıkarlar”

Bazı devletlerin Suudi Arabistan’la mali ilişkilerinin tepkilerinde belirleyici olduğunu savunan Husi, “Onlar için önemli olan petrodolarlar ve mali çıkarlardır,” dedi.

Bazı hükümetlerin İslam’ın kutsal mekânlarını ve ümmeti yüzüstü bırakmalarına rağmen kutsal mekânları savunduklarını ileri sürdüğünü söyleyen Husi, bu çevrelerin tepkilerini “gerçek ve açık düşmana” yöneltmesi gerektiğini belirtti.

Siyonist rejimin açıklama, yayın ve siyasi planlarında Mescid-i Aksa, Mekke ve Medine’ye yönelik tehditlerin açıkça yer aldığını kaydeden Husi, İslam dünyasına Suudi Arabistan’ın anlatılarına kapılmak yerine bu tehditle mücadele etme çağrısı yaptı.

Husi, Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin kendilerine yöneltilen iftiraya ve süregelen haksızlıklara karşılık verme konusunda hukuki, ahlaki ve dini haklarını saklı tuttuğunu vurguladı.

Suudi Arabistan, Yemen’e yönelik askeri harekâtın başladığı 2015’ten bu yana Yemen Silahlı Kuvvetlerini çeşitli dönemlerde Mekke’ye ve diğer Suudi kentlerine balistik füze ve SİHA göndermekle suçladı.

Yemenli yetkililer ise askeri operasyonlarının savunma amaçlı olduğunu; Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonu saldırılarını durdurmaya, Yemen’in egemenliğine saygı göstermeye ve ülkeye uygulanan kara, deniz ve hava ablukasını kaldırmaya zorlamayı hedeflediğini belirtiyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English