Avrupa
Avrupa doğalgazda 2022 krizine geri dönebilir

Avrupa Birliği gaz depolarındaki doluluk oranının gerilemesi ve Asya’nın daha yüksek fiyat teklif etmesi, iki bölgeyi sınırlı LNG arzı için sert bir kış rekabetine sürüklüyor. Financial Times gazetesi, hava sıcaklıklarının mevsim normallerinde seyretmesi halinde dahi ciddi bir yakıt açığı yaşanabileceği uyarısında bulundu.
Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, yaklaşan kış öncesinde depolardaki doluluk oranlarının geçen yıla kıyasla belirgin şekilde düşük kalması ve Asyalı alıcıların daha yüksek fiyat teklif etmesi nedeniyle sınırlı sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) kargoları için Asya ile sert bir rekabete hazırlanıyor.
Sektör temsilcileri ve uzmanlar, kış mevsiminin sert geçmesi durumunda Avrupa’nın ciddi bir yakıt açığıyla yüzleşebileceği uyarısını yapıyor.
Financial Times gazetesinin banka analistleri, enerji şirketi yöneticileri ve Bangkok’taki Gastech konferansı katılımcılarına dayandırdığı haberine göre, Asyalı alıcıların LNG kargolarına Avrupa’dan daha yüksek prim önermesi, sevkiyat rotalarının Asya pazarına kayma olasılığını yükseltti.
LNG fiyatları son yılların en yüksek seviyelerine tırmandı ve İran geriliminin öncesindeki düzeyin iki katını aştı. Fiyatların seyrini Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatların düzenli işleyişi ile Kuzey Yarımküre’deki kış koşulları belirleyecek.
Asya ülkeleri, spot piyasadaki dalgalanmalardan korunmak amacıyla uzun vadeli sözleşmelere yöneldi. İtalyan enerji şirketi Eni’nin Küresel Doğal Kaynaklar Operasyon Direktörü Guido Brusco, Asyalı alıcıların garanti teslimat için ek prim ödemeye hazır olduğunu vurguladı.
Brusco, “Spot piyasaya bağımlı kalmak istemedikleri için uzun vadeli anlaşmalar arıyorlar. Fiyatlardaki oynaklığı görüyorlar ve ne teslim alacaklarını kesinleştirmek için daha fazla ödemeye razı durumdalar” dedi.
Gazeteye konuşan bir LNG üreticisi ise Asyalı müşterilerin artık 20 yıllık kontratlar talep ettiğini aktardı. Üreticiye göre, başta ABD olmak üzere önümüzdeki üç ila dört yıl içinde devreye girmesi beklenen yeni üretim kapasiteleri sayesinde uzun vadeli anlaşma fiyatları görece istikrarlı kalıyor.
Pakistan merkezli Pakistan GasPort Yönetim Kurulu Başkanı İkbal Z. Ahmed, dünyanın en büyük gaz tedarikçilerinden biri olan ABD’nin küçük ölçekli alıcılara yaklaşımında köklü bir değişim yaşandığını söyledi.
Ahmed, geçmişte bu tür şirketlerin geri çevrildiğini, şimdiyse fiyat ve teslimat koşullarının doğrudan müzakere edildiğini aktardı.
Avrupalı alıcılar ise uzun vadeli sözleşmelere mesafeli duruyor. Birlik üyesi şirketler, bu kontratların AB’nin ithalatçılara metan emisyonu verilerini ölçme ve açıklama zorunluluğu getiren yeni düzenlemeleriyle çelişmesinden kaygı duyuyor.
Yunan Aktor Group Yönetim Kurulu Başkanı Aleksandros Eksarhu, kışın yaşanacak LNG kapışması ve enerji maliyetlerinden kaynaklanan enflasyon baskısı karşısında AB’nin bu kurallardan geri adım atmak zorunda kalabileceğini savundu.
Eksarhu, “Henüz anlamadılarsa bile yakında anlayacaklar” değerlendirmesini yaptı.
İki kıta arasındaki mücadelede hava koşullarının belirleyici olacağı vurgulanıyor. Boston Consulting Group Kıdemli Ortağı ve Yönetici Direktörü Anders Porsborg-Smith, “Mevsim ılık geçerse süreci atlatırız. Normal bir kışta ciddi doğalgaz açığı çekeriz; kış sert geçerse 2022’deki fiyat seviyelerini yeniden görürüz” uyarısında bulundu.
AB Enerji Komiseri Dan Jørgensen daha önce üye ülkelere kış hazırlıklarını hızlandırma, gaz ve elektrik tüketimini azaltma çağrısı yaptı.
Jørgensen, kamu binalarında ısıtmanın sınırlandırılması, açık alan ısıtıcılarının yasaklanması ve geceleri gereksiz dış aydınlatmaların kapatılması gibi tedbirler önerdi. AB yetkilisi, buna karşın arz güvenliğine yönelik doğrudan bir tehlike görmediğini belirtti.
Tüm bu kısıtlamalara rağmen AB, 2026’nın ilk yarısında Rusya’nın Yamal LNG projesinden bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 18 artışla 9,89 milyon tonluk rekor seviyede LNG ithal etti.
Rus LNG ithalatına yönelik kapsamlı AB yasağının ise 1 Ocak 2027 tarihinde yürürlüğe girmesi planlanıyor.
Avrupa
AfD ile İtalya arasında “Güney Tirol” krizi

AfD, İtalya’ya bağlı Güney Tirol’de Almanca konuşan topluluk için bir toplantı düzenleyince İtalya hükümeti ile kriz çıktı.
Bir grup AfD milletvekili, Almancada “Südtirol” denilen bölgede yaşayan ve Almanca konuşan topluluğun haklarını güvence altına alan anlaşmanın imzalanmasının 80. yıldönümünü kutlamak üzere geçen çarşamba günü Berlin’de bir toplantı düzenledi.
Tanıtım afişlerinde bu İtalyan eyaletinin bağımsız bir devlet olarak gösterilmesi üzerine Roma ile diplomatik kriz çıktı.
İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, toplantı Bundestag (Federal Meclis) binasında düzenlendiği için Bundestag’dan bir açıklama isteyeceğini duyurdu.
Corriere della Sera gazetesine verdiği röportajda, 1946 anlaşmalarının Almanya ile “hiçbir ilgisi olmadığını” öne sürerek Bundestag’daki etkinliği eleştirdi ve AfD’yi “İtalya karşıtı” bir parti olmakla suçlayarak şöyle devam etti:
“Afiş çok net: Güney Tirol’ün ayrı, bağımsız bir devlet olarak gösterildiği bir harita var. Başka bir deyişle, AfD, Güney Tirol’ün İtalya’dan ayrılmasını destekliyor ve teşvik ediyor. Bu çok ciddi bir mesele.”
Başbakan Giorgia Meloni’nin partisi İtalya’nın Kardeşleri (FdI) temsilcileri de onun sözlerine katıldılar.
Tajani’nin kendi partisi Forza Italia’nın (FI) Avrupa Parlamentosu heyeti de Avrupa Komisyonu’na resmi bir şikayette bulunacağını açıkladı.
FI’dan Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, bir basın açıklamasında “Güney Tirol, İtalya Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir parçasıdır ve toprak statüsü tartışmaya açık değildir,” dediler. Ayrıca, AfD’nin bazı isimlerinin bu konudaki son açıklamalarını “ciddi” ve “kabul edilemez” olarak nitelendirdiler.
Söz konusu açıklamalar, ayrılıkçı grup Süd-Tiroler Freiheit (STF) tarafından Güney Tirol’de düzenlenen bir toplantıya katılan AfD gençlik kanadının lideri Jean-Pascal Hohm’a atıfta bulunuyordu.
Etkinlikte yapılan konuşmalarda, bölgenin İtalyan kimliği sorgulanmış ve 1950’ler ile 1960’larda yaklaşık 350 saldırıdan sorumlu olan STF’nin üyeleri “özgürlük savaşçıları” olarak övülmüştü.
Hohm bu etkinlikte, “Mücadeleniz, kimlik mücadeleleri ve kendi kaderini tayin hakkı için bir mihenk taşıdır,” demişti. AfD gibi STF de “Avrupa karşıtı” ve “tersine göç” destekçisi.
Nitekim, STF’nin gençlik kanadının başkanı Melanie Mair de Hohm’un liderliğindeki AfD gençlik kongresine katıldı. 2008 yılında kurulan STF, 2023’te yapılan son eyalet seçimlerinde oyların %10,9’unu aldı.
Kamuoyu yoklamaları, STF’nin oy tercihlerinde %14’lük bir paya sahip olduğunu gösteriyor; bu da partiyi, eyalet valisi Arno Kompatscher’in liderliğindeki ılımlı bölgeselci Güney Tirol Halk Partisi’nin (SVP) ardından bölgedeki en büyük ikinci siyasi güç haline getirecek.
Kompatscher’e göre, AfD’nin Güney Tirol siyasetine müdahalesi, bu bölgenin “geleceği konusunda Nasyonal Sosyalistler ve Faşistler, Hitler ve Mussolini’nin bir anlaşmaya vardığı çok karanlık bir dönemi” hatırlatıyor.
Öte yandan, AfD’li Avrupa Parlamentosu milletvekili Marc Jongen, partisinin Almanya’nın Güney Tirol’ü ilhak etmesini istediği yönündeki iddiaları “saçmalık” olarak nitelendirerek, tarihsel olarak bu eyaletin Almanya’ya değil Avusturya’ya ait olduğunu vurguladı.
Jongen, bu açıklamaları, emekli general Roberto Vannacci tarafından kurulan ve Avrupa Parlamentosu’nda AfD’nin müttefiki olan İtalya’nın yeni sağcı partisi Ulusal Gelecek’in düzenlediği bir etkinlikte yaptı.
Alto Adige diye de bilinen Güney Tirol, Alpler’in eteklerinde bulunuyor ve İtalya’nın kuzeydoğusunda yer alıyor.
Birinci Dünya Savaşı’nda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun yenilgisinin ardından 1920 yılında Roma’nın kontrolü altına giren bu bölge, faşizm döneminde zorla İtalyanlaştırılmaya maruz kaldı.
Viyana’ya tekrar bağlanmak için on yıllarca süren protestoların ardından bölgenin yaklaşık 540.000 sakini (bunların %69’u ana dil olarak Almanca konuşuyor) şu anda geniş kapsamlı bir özerkliğe sahip.
Avrupa
Katı denetimler ve pahalı enerji Avrupa’da yapay zekayı frenliyor

Uluslararası şirketler, katı yasal düzenlemeler, yetersiz veri merkezleri ve yüksek enerji maliyetleri nedeniyle yapay zeka yatırımlarını Avrupa dışına kaydırma uyarısında bulunuyor. Financial Times gazetesinin haberine göre AB yönetimi bağımsız işlem kapasitesi kurmak için 30 milyar euroluk dev tesis planları yürütürken, küresel sermaye yatırımlar için ABD ve Asya pazarlarına yöneliyor.
Avrupa Birliği’nin katı denetimleri, pahalı enerji tarifeleri, veri merkezi yetersizliği ve finansman darlığı, küresel şirketlerin yapay zeka yatırımlarını kıtadan uzaklaştırma riski yaratıyor.
Financial Times gazetesinin finans, sanayi ve teknoloji sektörlerinden üst düzey yöneticilerle yaptığı görüşmeler, uluslararası sermayenin Avrupa ile ABD arasındaki rekabette rotasını belirlerken bu engelleri doğrudan hesaba kattığını gösteriyor.
Şirket yöneticileri, operasyonlarını genişletecekleri ülkeleri seçerken yapay zeka uzmanlarının varlığına, bilgi işlem kapasitesine ve yasal çerçevenin esnekliğine baktıklarını belirtiyor.
Gazetenin “yapay zekaya açıklık” olarak tanımladığı bu kriterler, şirketlerin doğrudan yatırım ve istihdam kararlarını şekillendiriyor.
Haberde adı açıklanmayan büyük bir ABD bankası, hükümetlerin yapay zekaya yaklaşımını ve kurumsal verilerin kullanımına izin verme düzeyini ölçmek için bir “trafik ışığı sistemi” geliştirdiğini duyurdu.
Banka temsilcisi, yapay zekaya uyum açısından “kırmızı” kategoride gördükleri ülkelerde istihdam artırmaktan kaçındıklarını belirterek, “Kıta Avrupası’ndaki bazı ülkeler bu kırmızı kategoriye giriyor; İngiltere’yi ise ‘daha çok yeşil’ olarak değerlendiriyoruz” dedi.
Banka, kırmızı listedeki ülkelerin adlarını paylaşmadı.
İtalyan kablo üreticisi Prysmian’ın Strateji Direktörü Maria Cristina Bifulco, söz konusu şartların sadece işe alımları değil; yeni araştırma programlarını, üretim tesislerini ve operasyonel projelerin konumunu da belirlediğini söyledi.
Bifulco, “Avrupa uygun koşulları sağlayamazsa, bu yatırımlar yapay zeka dostu politikaları daha yüksek yasal öngörülebilirlikle, uzun vadeli talep güvenceleriyle ve yerel üretimin stratejik değerini kavrayan bir yaklaşımla birleştiren pazarlara kayma riskiyle karşı karşıya kalır” uyarısını yaptı.
Hukuk firması Slaughter and May’in teknoloji birimi eş başkanı Laura Houston da Avrupa Birliği’nin yapay zekayı denetleme konusunda diğer büyük ekonomilerden çok daha ileri gittiğine dikkat çekti.
Houston, Avrupa modelinin getirdiği maliyet ve karmaşıklığın, şirketlerin Avrupa, ABD ve Asya arasında tercih yaparken Avrupa aleyhine karar vermesinde temel etkenlerden biri haline geldiğini vurguladı.
Schneider Electric bünyesindeki endüstriyel yazılım geliştiricisi Aveva da yatırım kararlarında ülkelerin “yapay zeka olgunluğunu” ölçeceğini açıkladı.
Şirketin CEO’su Caspar Herzberg; nitelikli uzmanlara erişim, işlem gücü, elektrik şebekelerinin durumu ve ileri araştırmaların gelişmişlik düzeyini temel kriterler arasında saydı.
Brüksel ise bir yandan yapay zeka entegrasyonunu hızlandırmaya çalışırken diğer yandan ABD merkezli teknoloji devlerine olan bağımlılığı kırmayı amaçlıyor. Bir Avrupa Komisyonu temsilcisi, Avrupa’nın “dünya standartlarında sanayi kollarına” ve endüstriyel yapay zeka modelleri için kaliteli verilere sahip olduğunu savundu.
AB, işlem kapasitesini artırmak amacıyla “yapay zeka dev fabrikaları” projesine güveniyor.
Bu tesisler, en güçlü yapay zeka modellerinin eğitimi, geliştirilmesi ve işletilmesi için tasarlanan büyük bilişim merkezlerinden oluşuyor; gelişmiş işlemcileri, yazılımları, bulut hizmetlerini, yüksek hızlı ağları ve enerji tasarruflu veri merkezlerini bir araya getiriyor.
Birlik, temmuz ayında yediye kadar dev tesis kurmak için ihale süreci başlattı.
AB ve üye ülkeler bu merkezler için 10 milyar euroya kadar kaynak ayırmayı planlarken, en az 20 milyar euro da özel sektör yatırımı çekmeyi hedefliyor.
Avrupa Parlamentosu, 2024 yılında yapay zekaya yönelik ilk kapsamlı yasal çerçeveyi onaylamıştı.
Sistemleri risk derecelerine ayıran düzenleme; kabul edilemez risk taşıyan teknolojileri yasaklarken, yüksek riskli uygulamalara katı denetim ve ek şartlar getiriyor.
Siemens, Airbus, Renault, Heineken, Henkel ve Danone gibi dev şirketlerin temsilcileri, 2023 yılında yaptıkları ortak uyarıda aşırı katı kuralların Avrupa’nın rekabet gücünü zedeleyeceğini ve geliştiricileri projelerini başka yargı alanlarına taşımaya zorlayacağını vurgulamıştı.
Buna karşın Avrupalı karar mercileri yerli yapay zeka modelleri geliştirilmesinde ısrar ediyor. ABD merkezli Anthropic şirketinin haziran ayında yabancı kullanıcıların gelişmiş modellerine erişimini sınırlandırması, AB’de teknolojik bağımlılık kaygılarını derinleştirdi.
Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, bu gelişmenin ardından bağımsız bir yapay zeka altyapısı kurma çalışmalarının hızlandırılması çağrısında bulundu.
Avrupa
Sendikalar, Avrupa hükümetlerine “Palantir’i kovun” diyor

Sendikalar ve sivil toplum örgütlerinden oluşan bir koalisyon, Avrupa hükümetleri ve kurumlarından Palantir ile olan tüm sözleşmeleri sonlandırmalarını talep ediyor.
Palantir uzun süredir tartışmalı bir şirket konumunda; kurucu ortağı Peter Thiel ve CEO’su Alex Karp, siyasi konularda kamuoyu önünde açıkça görüşlerini dile getiriyor.
Şirketin teknolojilerine yönelik uygulamalar da aktif olarak endişe uyandırıyor; müşterileri arasında polis teşkilatları, ordular ve göçmenlik kurumları bulunuyor.
Pazartesi günü, 30 ülkeden ve Avrupa düzeyinden gruplar, açık bir mektupta “demokratik bir Avrupa’da” Palantir’e yer olmaması gerektiğini savundular.
Mektupta, şirketin ABD göçmenlik yetkililerine teknoloji sağlamasına ve Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım davasıyla karşı karşıya olan İsrail’e yönelik Karp’ın güçlü desteğine dikkat çekildi.
Örgütler ayrıca, Avrupa’nın tek bir ABD şirketine olan güçlü bağımlılığının egemenliği için risk oluşturduğu konusunda uyarıda bulundular:
“Şirketin Trump’ın Amerikan milliyetçi yönetimi ile yakınlığı, bu bağımlılığı akıl dışı kılıyor; zira başkan, ABD’nin iktisadi ve ticari ilişkilerini bir silah olarak kullanma konusunda büyük bir istek göstermiştir.”
Mektup, hükümetlere ve kurumlara Palantir ile mevcut tüm sözleşmeleri sonlandırmaları, şirketi gelecekteki sözleşmelerden men etmeleri ve alternatif çözümler geliştirmeleri çağrısında bulunuyor.
Ayrıca emeklilik fonları gibi yatırımcıların da elindeki Palantir hisselerini satmalarını istiyorlar.
Palantir, yıllar boyunca birçok Avrupa hükümetiyle ilişkiler kurdu. Örneğin, Fransız güvenlik birimleri, 2015’teki Paris saldırılarının ardından bir sözleşme imzalamıştı.
Diğer hükümetler ise Covid-19 salgını sırasında şirketin sağlık sektörüne yönelik özel çözümlerini tercih etmiş, NATO ise bu yaz Palantir’in askeri yazılımını kendi kullanımı için onaylamıştı.
Yine de son dönemde, siyasi tartışmalar ve Avrupa’nın ABD’ye olan teknoloji bağımlılığı konusundaki endişeler, Karp’ın şirketini de etkilemeye başlamış görünüyor.
İngiltere’den Quantexa’ya, İrlanda’dan Siren ve Octostar’a kadar pek çok Avrupalı şirket, Palantir’e karşı bağımsız rakipler olarak konumlanmak için rekabet ediyor.
Bu ay, Fransız teknoloji devi Thales de Palantir’in askeri yazılımına bir alternatif tanıttı.
Fransa’nın güvenlik birimleri de Palantir’in yerine, sivil alanda şu ana kadar ortaya çıkan en güçlü Avrupalı rakip olan yerel rakip Chapsvision’ı tercih etmeye hazırlanıyor.
1.000’den fazla çalışanı bulunan ve Paris merkezli şirketin CEO’su Silvano Sansoni, geçtiğimiz günlerde Euractiv’e, bölgesel hükümetlerin ABD’li devle olan mevcut ilişkilerini aktif olarak tartıştığı Almanya’ya genişleme çabalarından bahsetti.
Son aylarda Palantir, Avrupa’da ödediği vergi miktarı nedeniyle de eleştirilere maruz kaldı.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Rusya2 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Avrupa2 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Asya2 hafta önceSingapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor
Rusya2 hafta önceWSJ: Rusya ucuz silah üretiminde ABD ve Ukrayna’yı geride bıraktı










