Avrupa
Avrupa’nın “uzak” topraklarını NATO savunabilir mi?
Birçok NATO üyesi Avrupa ülkesi, sömürgecilik döneminden kalan, kendi sınırlarının çok ötesindeki toprakları yönetiyor.
Karayiplerden Hint Okyanusuna kadar, Avrupa’nın bazı bölgeleri kıtadan binlerce kilometre uzakta yer alıyor ve bu durum temel ancak çözülmemiş bir soruyu gündeme getiriyor: Bu bölgelerin savunması için kolektif bir mekanizma var mı?
Euractiv’de yer alan analize göre teorik olarak, bir NATO üyesi, saldırıya uğradığı takdirde ittifakın 5. maddesini devreye sokarak yardım talep edebilir.
Fakat kolektif savunma maddesi her yerde geçerli değil ve coğrafi kapsamı aslında çok daha az bilinen 6. maddede tanımlanmış durumda.
Bu madde, 5. maddenin devreye girmesi için “Avrupa veya Kuzey Amerika’daki Taraflardan herhangi birinin topraklarında (…), Türkiye topraklarında veya Yengeç Dönencesi’nin kuzeyindeki Kuzey Atlantik bölgesinde Taraflardan herhangi birinin yargı yetkisi altındaki adalarda” silahlı bir saldırı meydana gelmesi gerektiğini belirtiyor.
Dolayısıyla NATO’nun nihai güvenlik garantisi, Avrupa’nın denizaşırı topraklarının büyük bir kısmını kapsamıyor.
Bu noktada, AB’nin karşılıklı yardım maddesinin bu boşluğu doldurup dolduramayacağı gündeme geliyor.
NATO’nun 5. maddesinden farklı olarak, AB Antlaşmaları’nın 42(7) maddesi bir karşılıklı savunma maddesi değil, bir karşılıklı yardım maddesi.
Bununla birlikte, ilgili maddenin coğrafi bir sınırlaması yok.
Avrupa Dış Eylem Servisi (EEAS) sözcüsü Anitta Hipper, Euractiv’e yaptığı açıklamada, bu maddenin devreye girmesi halinde “tüm AB üye devletlerinin, topraklarında silahlı saldırıya uğrayan üye devlete ‘elindeki tüm imkanlarla’ yardım etmekle yükümlü olduğu” garantisini sağladığını doğruladı.
AB’nin karşılıklı yardımı, Brüksel’de giderek artan bir şekilde siyasi tartışma konusu haline geliyor.
Bazı üye devletler, bunun olası sonuçları konusunda temkinli davranmaya devam ediyor.
Özellikle AB’nin karşılıklı savunma mekanizmalarına daha açık bir şekilde güvenilmesinin, ABD’nin Kıta’dan kısmi çekilmesini hızlandırabileceği riski söz konusu.
AB diplomatlarının bu hafta, siyasi olarak tanımlanmış fakat net bir şekilde test edilmemiş olan 42. maddenin 7. fıkrasının uygulanmasına ilişkin bir simülasyon yapması bekleniyor.
Sömürgecilik bakiyesi: AB denizaşırı toprakları
Fransa, en fazla denizaşırı toprağa sahip AB üye ülkesi.
Paris, ESA’nın Avrupa Uzay Üssü’nün bulunduğu Güney Amerika’daki Fransız Guyanası’nın yanı sıra Karayiplerdeki Guadeloupe, Martinik, Saint-Martin ve Saint-Barthélemy’yi kontrol ediyor.
Bu topraklar Yengeç Dönencesinin altında ve dolayısıyla NATO’nun 5. Madde kapsamı dışında kalıyor.
Hint Okyanusunda Réunion ve Mayotte de Fransız devletinin bir parçası olmaya devam ediyor.
Bu bölgelerin güvenliği yalnızca Fransız silahlı kuvvetlerinin sorumluluğunda fakat Avrupa Birliği’nin bir parçası olarak, herhangi bir silahlı saldırı Paris’i AB karşılıklı yardım mekanizmasını devreye sokmaya sevk edebilir.
Hollanda da Aruba, Curaçao, Sint Maarten, Bonaire, Sint Eustatius ve Saba dahil olmak üzere Karayip bölgelerine sahip.
Euractiv’e konuşan Hollanda Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, bu bölgelerin Yengeç Dönencesinin güneyinde yer aldıkları için NATO’nun 5. Maddesinin “coğrafi kapsamı dışında” olduğunu doğruladı.
Sözcü, “Bununla birlikte, bu bölgelerden herhangi birine silahlı bir saldırı olması durumunda müttefiklerin (askeri) yardım talep etmeleri veya sağlamaları için 5. Madde gibi bir hüküm gerekli değil,” diye ekledi.
Fransa’nın durumundan farklı olarak, Aruba, Curaçao ve Sint Maarten Hollanda Krallığı içinde özerk ülkeler.
42. maddenin 7. fıkrası sorulduğunda bakanlık, bu hükmün “kendini ifade ettiğini” ve “AB üye ülkeleri arasındaki dayanışmanın bir ifadesi olarak anlaşılması gerektiğini” söyledi.
Euractiv’e göre Hollanda Karayiplerini daha iyi anlamak için Grönland örneği yararlı bir karşılaştırma sunuyor.
AB yardımının kapsamı sorulduğunda, sözcü “Grönland’ın Danimarka Krallığı topraklarının bir parçası olduğunu ve bu nedenle karşılıklı yardım maddesinin kapsamına girdiğini” doğruladı.
Ayrıca Grönland, Yengeç Dönencesinin oldukça kuzeyinde yer aldığı için coğrafi çerçevesi gereği NATO koruması için de uygun durumda.
İspanya, 6. maddeyle ilgili bir başka ilginç örnek. Kuzey Afrika’daki Ceuta ve Melilla eksklavları, Avrupa ve Kuzey Amerika dışında yer aldıkları için bir gri bölgede bulunuyor gibi görünüyor.
2022’de, Madrid’deki NATO zirvesi öncesinde, bu konu iç siyasi tartışmalarda kısa süreliğine gündeme geldi.
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez bu tartışmayı önemsemiyor gibi görünüyor.
İspanya’nın 40 yılı aşkın süredir NATO üyesi olduğunu ve bu tür şüphelerin hiç gündeme gelmediğini belirterek, “Ceuta ve Melilla İspanya’dır” dedi.
NATO’nun 5. maddesinin uygulanabilirliği tartışılabilir olsa da, AB’nin karşılıklı yardım maddesiyle ilgili böyle bir belirsizlik yok.
AB üyesi olmayan NATO denizaşırı toprakları: Britanya
AB üyesi olmayan bir NATO üyesi olan Birleşik Krallık, egemenliği altında 14 denizaşırı toprağa sahip.
Bu topraklar Karayipler, Atlantik ve Pasifik okyanuslarına yayılmış durumda ve çoğu, NATO’nun 5. maddesinin temel coğrafi çerçevesinin dışında yer alıyor.
Fakat son dönemdeki jeopolitik tartışmalar, bu bölgeleri yeniden gündeme getirdi. Buna Falkland Adaları anlaşmazlığına yönelik artan ilgi de dahil.
Reuters tarafından ilk kez bildirilen yakın tarihli bir iç e-postada, ABD Savunma Bakanlığının, kısmen İran’daki ABD-İsrail savaşı konusunda Birleşik Krallık’tan yeterli destek görmediğini düşünmesi nedeniyle, adaların egemenliği konusundaki Washington’un tutumunu yeniden gözden geçirmeyi düşündüğü belirtilmişti.
NATO’nun 5. Maddesi’nin kapsamı dışında kalan İngiliz denizaşırı toprakları, korunmaları için tamamen Londra’ya güveniyor.
ABD de coğrafi bir sorunla karşı karşıya. Hawaii, Yengeç Dönencesinin güneyinde yer alıyor.
Porto Riko, Guam, ABD Virjin Adaları ve Amerikan Samoası gibi topraklar da anlaşmanın geleneksel Kuzey Atlantik çerçevesinin dışında kalıyor.
Dolayısıyla, bunlar 5. Maddenin katı coğrafi kapsamı dışında fakat güvenlikleri için yine de NATO’nun en büyük ordusuna güvenebiliyorlar.
Denizaşırı toprakların güvenlik anlayışındaki bu boşluk, kolektif savunma sistemleri daha dar bir Avrupa için tasarlanmış çerçevelere dayansa da, küresel toprak ayak izine sahip Avrupa devletlerinin mirasını yansıtıyor.
Bu durum, bir kriz durumunda denizaşırı topraklara ilişkin sorumluluğun zaman zaman belirsiz kalmasına neden oluyor.