Dünya Basını
Avustralyalı tarihçi Hughes: Siyasi sınıf ile halk arasındaki uçurum hiçbir zaman bu kadar derinleşmedi
Avustralyalı tarihçi ve aktivist Vern Hughes, ülkesinin dış politikasında köklü bir paradigma değişimi çağrısında bulunarak, ABD ile kurulan askeri ittifakın mevcut risklerini ve “silahlı tarafsızlık” modelinin tarihsel gerekliliğini gündeme taşıdı.
Avustralyalı tarihçi ve aktivist Vern Hughes, Doç. Pascal Lottaz’ın “Neutrality Studies” (Tarafsızlık Çalışmaları) YouTube kanalında yayınlanan mülakatında, Avustralya’nın dış politika rotasını ve 1988 yılında kurucusu olduğu Avustralya Silahlı Tarafsızlık Derneği’nin (Australian Association for Armed Neutrality) tarihsel gelişimini değerlendirdi.
Hughes, 1980’li yıllarda nükleer silahsızlanma hareketinin içinden gelen bir isim olarak, bugün küresel ölçekte yeniden canlanan tarafsızlık tartışmalarının Avustralya için taşıdığı stratejik önemi kapsamlı bir perspektifle dile getirdi.
Vern Hughes, 1980’li yıllarda nükleer savaş tehdidinin sadece Avustralya’da değil, Avrupa ve Amerika kıtalarında da ciddi bir endişe kaynağı olduğunu belirterek, bu dönemde stratejik bir ilerleme kaydetme arayışında olduklarını ifade etti.
Hughes, 1984 yılında Macar asıllı Avustralyalı yazar David Martin tarafından kaleme alınan “Avustralya İçin Silahlı Tarafsızlık” (Armed Neutrality for Australia) kitabının kendi düşünce dünyasında bir dönüm noktası teşkil ettiğini kaydetti.
Hughes, Martin’in bir savunma uzmanı değil, kurgu ve şiir yazarı olmasına rağmen, savaş ve barış meselelerinde halkın uzmanlara teslim olma eğilimini eleştirdiğini ve bu konularda herkesin söz söyleme hakkı bulunduğunu vurguladığını aktardı.
“Tarafsızlık savaşın bir çocuğudur ve çatışma bağlamında anlam kazanır”
Doç. Pascal Lottaz, tarafsızlığın sanılanın aksine barışın değil, savaşın bir “çocuğu” olduğunu ve ancak bir çatışma bağlamında anlam kazandığını belirtti.
Hughes, bu tespiti destekleyerek, Avustralya’nın askeri ittifaklara olan tarihsel bağımlılığının değişmez bir gerçeklik olmadığını, aksine değiştirilebilir ve dönüştürülebilir bir süreç olduğunu ifade etti.
Hughes, 1988 yılında tarafsızlık üzerine faaliyetlere başladığında, dış politika ve askeri meseleler konusunda uzmanlığı olmayan bir 19. yüzyıl sosyal gelişim tarihçisi olarak hava, deniz ve kara kuvvetlerinin kurmay kolejlerinde dersler verdiğini hatırlattı.
Bu sürecin kendisi için büyük bir öğrenme eğrisi olduğunu dile getiren Hughes, askeri dünyanın toplumun geri kalanından kopuk bir “balon” içinde yaşadığını gözlemlediğini ve bu durumun politika yapıcılar açısından rahatsız edici sorular doğurduğunu vurguladı.
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte 1991 yılında dernek faaliyetlerinin durduğunu belirten Hughes, “30 yılı aşkın bir süre sonra tarafsızlık sorusunun dünya çapında yeniden canlanmasından büyük heyecan duyuyorum. Bir anlamda 30 yıl önce başlattığım bir konuşmayı devralıyor gibiyim ve artık bu konuşmayı nihayete erdirmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
“Geçmişte izolasyon olarak görülen coğrafyamız bugün en büyük şansımızdır”
Avustralya’nın dünya haritasındaki konumuna dikkat çeken Hughes, kuşaklar boyunca Avustralyalıların ve Yeni Zelandalıların “dünyanın sonunda” ve izole bir halde yaşadıkları düşüncesiyle büyütüldüklerini kaydetti.
Bu izolasyonun uzun süre bir kırılganlık ve savunmasızlık işareti olarak algılandığını ifade eden Hughes, bugünün dünyasında bu durumun bir avantaja dönüştüğünü belirtti.
Hughes, “Şu an haritaya baktığımızda kendimizi çok şanslı hissediyoruz. Dünyanın çatışmalarından güvenli bir şekilde uzaklaşmış durumdayız. Basra Körfezi’nden veya Ukrayna’dan uzak olmamız iyi bir şeydir” dedi.
Tarihsel perspektifte Avustralya’daki tehdit algılarının “saçmalık” derecesine vardığını belirten Hughes, 1870’li yıllarda Melbourne’deki körfez girişlerine yerleştirilen topların Rus saldırısını caydırmak amacıyla inşa edildiğini hatırlattı.
Hughes, Rusya’nın o dönemde Avustralya için temel tehdit olarak görüldüğünü, daha sonra bu algının Çin’e kaydığını belirterek, “120 yıldır Çin tehdidi üzerimizde beliriyor ancak ondan önce Ruslar vardı. Geriye dönüp baktığınızda bunun ne kadar absürt olduğunu görüyorsunuz” tespitinde bulundu.
“Siyasi sınıf ile halk arasındaki uçurum hiçbir zaman bu kadar derinleşmedi”
Güncel siyasi tabloda, Avustralya halkı ile siyasi seçkinler arasında ciddi bir kopukluk yaşandığını vurgulayan Hughes, anketlerin çarpıcı veriler sunduğunu bildirdi.
Hughes, “Kamuoyu yoklamaları, Avustralyalıların yüzde 73’ünün Basra Körfezi’ndeki savaşa karşı olduğunu, sadece yüzde 23’ünün bunu desteklediğini gösteriyor. Suçun kimde olduğu sorulduğunda ise halkın yüzde 62’si Donald Trump’ı işaret ediyor” bilgisini paylaştı.
Siyasi sınıfın bu verilere rağmen ABD ittifakını destekleme konusunda “oy birliği” içinde hareket ettiğini belirten Hughes, resmi söylemin toplumsal iradeden tamamen koptuğunu kaydetti.
Hughes, siyasetçilerin maddi olarak savaşa girmek istemeseler de siyasi düzeyde ABD’ye destek vermeye devam ettiklerini, ancak bu durumun toplumun büyük kesimi tarafından paylaşılmadığını vurguladı.
“Andrew Hasty’nin çıkışı resmi dış politika ortodoksisinde bir kırılmadır”
Hughes, Avustralya siyasetinde yaşanan önemli bir gelişmeye dikkat çekerek, muhafazakâr Liberal Parti içindeki yeni lider adaylarından Andrew Hasty’nin pozisyonunu değerlendirdi.
Askeri geçmişi olan ve özel kuvvetlerde Afganistan’da görev yapmış bir isim olan Hasty’nin, mevcut savaşı “çılgınlık” olarak nitelendirdiğini ve Avustralyalıların buna dahil olmasının çok tehlikeli olacağını söylediğini aktardı.
Hughes, “Hasty, nominally olarak partinin sağ kanadında yer alan biri. Ancak onun bu çıkışı, geleneksel sol ve sağ kavramlarımızı yerle bir ediyor” dedi.
Bu gelişmenin resmi dış politika ortodoksisinde gerçek bir kırılmaya işaret ettiğini belirten Hughes, “Bu durum, Avustralya güvenliği için yeni bir vizyonun bu karmaşadan doğabileceğini gösteriyor. Eğer ulusal egemenlikle gerçekten ilgileniyorsanız, sağda veya solda olmanız fark etmez; tarafsızlık en iyi seçenek haline gelir” değerlendirmesini yaptı.
“İç toplumsal uyumun sağlanması için tarafsızlık bir zorunluluktur”
Avustralya’nın, özellikle de Melbourne şehrinin olağanüstü bir etnik çeşitliliğe sahip olduğunu belirten Hughes, bu durumun tarafsızlığı bir dış politika tercihi olmanın ötesinde bir “iç güvenlik ve uyum” meselesi haline getirdiğini vurguladı.
Melbourne nüfusunun yüzde 37’sinin ülke dışında doğduğunu kaydeden Hughes, şehirde hem önemli bir Yahudi nüfusun hem de yaklaşık 1 milyon kişilik Müslüman ve Arap nüfusun bulunduğunu hatırlattı.
İsrail-Filistin çatışması gibi dış gerilimlerin bu topluluklar arasında büyük bir huzursuzluğa yol açtığını belirten Hughes, tarafsızlık savunusunu şu sözlerle temellendirdi:
“Avustralya hükümeti düzeyinde açıkça taraf tutamayız. Biz çok çeşitli tutumlara sahip, çeşitli bir nüfusuz. Bizim çıkarımız her zaman gerilimi düşürmekte, arabuluculukta ve çatışmaları çözmeye çalışmaktadır. İsrail’i, Hamas’ı veya Hizbullah’ı desteklemek yerine, bir ulus olarak bütünlüğümüze hizmet edecek bir pozisyon almalıyız. Bu da ideolojik içgüdülerimizi pragmatik bir ulusal amaç uğruna dizginlemek anlamına gelir.”
“Küreselleşme ve sanayisizleşme Avustralya’nın öz savunma kapasitesini zayıflattı”
Ekonomik ve endüstriyel gerçeklerin tarafsızlık seçeneğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade eden Hughes, son 40 yıllık küreselleşme ve neoliberal politikaların Avustralya’yı sanayisizleştirdiğini belirtti. Eskiden var olan önemli imalat sanayiinin büyük ölçüde dağıtıldığını dile getiren Hughes, bu durumun ülkenin kendi kendine yetme ve savunma kabiliyetini azalttığını kaydetti.
Hughes, sağ kanattaki pek çok ismin artık sanayisizleşmenin bir hata olduğunu kabul etmeye başladığını belirterek, “Kendi savunma kapasitemize sahip değiliz çünkü imalat, enerji ve iletişim altyapımızda kendi kendine yetme özelliğimiz darbe aldı. Tarafsızlık için bazı küreselleşme bağlarını koparmak ve imalat kapasitesini yeniden inşa etmek gerekiyor” dedi. Hughes, küreselleşme döneminde tarafsızlığın ekonomik olarak “yapılamaz”, askeri olarak ise ABD koruması altında “gereksiz” görüldüğünü ancak bu modelin artık çöktüğünü ifade etti.
“ABD’nin öngörülemez liderliği güvenliğimiz için başlı başına bir risk teşkil ediyor”
Hughes, ABD’nin son 20 yıldaki gelişiminin ve özellikle Donald Trump’ın liderlik tarzının ittifakın güvenilirliğini sarstığını dile getirdi. Hughes, “Kendi keyfine göre hareket edebilecek, tahmin edilemeyen bir narsist tarafından yönetilen bir ulusla ittifak halinde olmanın ne anlama geldiği tartışılıyor. Bu kadar öngörülemeyen bir güce bağlı olmak, güvenliğimiz için başlı başına büyük bir tehdittir” ifadelerini kullandı.
Bu durumun toplumdaki nesiller arası bölünmeyi de derinleştirdiğini kaydeden Hughes, 50 yaş üstü nüfusta hâlâ İngiliz veya ABD imparatorluğu yanlısı, “etnik olarak beyaz” bir kalıntının olduğunu ancak 30 yaş altı gençlerin bu emperyal kavramlara hiçbir ilgisinin kalmadığını vurguladı.
Hughes, “Gençler için Avustralya, dünyanın güvenli bir köşesinde yaşayan, halkların eşsiz bir karışımıdır. Bu düşünce tarzı onlar için çok daha çekici ve doğaldır” dedi.
“Güneydoğu Asya ülkeleriyle tarafsızlık ve iş birliği ekseninde buluşulabilir”
Bölgesel iş birliği olanaklarına da değinen Hughes, Endonezya ve Malezya gibi komşu ülkelerin de benzer arayışlar içinde olduğunu belirtti.
Hughes, Malezya’nın “Barış, Özgürlük ve Tarafsızlık Bölgesi” (ZOPFAN) konseptini ASEAN’ın temel direklerinden biri olarak gördüğünü hatırlatarak, büyük güçlerin askeri müdahalelerini bölgeden uzak tutmanın Güneydoğu Asya ülkeleri için de mantıklı bir yol olduğunu ifade etti.
Hughes, Çin’in bir “tehdit” mi yoksa “ekonomik rakip” mi olduğu konusundaki algının tarafsızlık tartışmasının seyrini belirleyeceğini kaydetti.
Eğer Çin, askeri bir niyet taşımayan ancak agresif bir ekonomik rekabet içinde olan bir güç olarak görülürse, Hughes’a göre tüm bölge için tarafsızlık mükemmel bir seçenek haline geliyor.
Mülakatın sonunda Hughes, tarafsızlığın hem sağın hem solun geleneksel hedeflerine ulaşması için ortak bir platform sunabileceğini belirterek, “Sağ için liberal değerlerin korunması, sol için ise daha bağımsız bir ülke olma hedefi tarafsızlık çatısı altında birleşebilir. Bu platform, bizi birbirimize düşüren gereksiz siyasi tartışmaları etkisiz hale getirebilir” dedi.
Hughes, tarafsızlık platformlarını tüm dünyada inşa etmeye devam edeceklerini ve bu konuda iletişimi sürdüreceklerini sözlerine ekledi.