Bizi Takip Edin

Ortadoğu

“Barış Kurulu”, İsrail’in Gazze’deki işgalini genişletmesine sessiz kaldı

Yayınlanma

İsrail, geçen sene imzalanan ateşkes anlaşmasındaki “Sarı Hat” pozisyonlarına sadık kalmamasına rağmen “Barış Kurulu” işgalin genişlemesine sessiz kaldı.

Times of Israel’de (ToI) yer alan değerlendirmeye göre, Hamas’ın silahsızlanma önerisini onaylamasından birkaç saat sonra gazetecilere bilgi veren üst düzey bir ABD’li yetkili, bu önerinin uygulanmasına derhal başlanabileceğini, çünkü süreci ilerletmek için İsrail’in onayı bile gerekli olmadığını söyledi.

ABD’li yetkili, İsrail’in eylül ayında ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze savaşını sona erdirmek için hazırladığı 20 maddelik plana zaten razı olduğunu savundu.

Tel Aviv’den sadece bu genel çerçeve içindeki taahhütlerini yerine getirmesi isteniyordu. Oysa 15 maddelik silahsızlanma planı yalnızca “Barış Kurulu” ile Hamas arasında ele alınacak bir konuydu.

Ne var ki, Başbakan Binyamin Netanyahu olaya farklı bir açıdan baktı ve silahsızlanma planına karşı çıktı.

Netanyahu, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) hem 15 maddelik hem de 20 maddelik önerilerde öngörülen hiçbir geri çekilmeyi gerçekleştirmeyeceğini vurguladı.

İsrail’in desteğinin aslında gerekli olduğunu kabul eden “Barış Kurulu”, bunun üzerine Tel Aviv’in desteğini sağlamak için yoğun bir şekilde görüşmeler yaptı. 

Bununla birlikte, silahsızlanma önerisinde herhangi bir değişiklik yapılması halinde, Hamas’ın bu öneri için zorlukla kazanılan desteğini kaybetme riski ortaya çıkacaktı.

Buna bağlı olarak, ToI’ya göre “Barış Kurulu”, savaş sonrası Gazze’nin yeniden inşasının nasıl yürütüleceği konusunda önemli bir belirsizlik sergiledi ve kararlar zaman zaman duruma göre [ad hoc] alındı.

Bunun bir örneği, “Sarı Hat” demarkasyon çizgisinin tanımında görülebilir. Hamas ile Ekim 2025’te imzalanan ateşkes anlaşmasının şartları uyarınca, İsrail’in kuvvetlerini Gazze Şeridini kabaca doğu ve batı olmak üzere ikiye ayıran bu sınır çizgisine çekmesi gerekiyordu.

Bu geri çekilme sonucunda IDF, Şeridin yüzde 53’ünü kontrol altında tutmaya devam edecekti.

Fakat bu ateşkes anlaşması, Trump’ın 20 maddelik planının yalnızca ilk aşamasıydı. İkinci aşamada, Hamas’ın silahlarını teslim etmesi ve İsrail’in Gazze Şeridinden tamamen çekilmesi öngörülüyordu.

Hamas ile yürütülen ikinci aşamadaki silahsızlanma görüşmeleri tıkanınca Netanyahu, IDF’ye Gazze’nin %70’ini işgal etme talimatı verdi.

Böylece Sarı Hat, sahile doğru birkaç yüz metre ilerletildi ve Gazze Şeridinde yaşamaya zorlanan yaklaşık 2 milyon Filistinlinin yaşamak zorunda kaldığı alan daha da daraltıldı.

Ekim ayındaki ateşkesin geri çekilme şartlarının açıkça ihlal edilmesine rağmen, “Barış Kurulu” İsrail’den politikasını değiştirmesini talep etmekten kaçındı.

Bir Arap diplomatın Times of Israel’e aktardığına göre kurulun bazı yetkilileri, arabuluculuk yapan Mısır, Katar ve Türkiye’ye, Hamas’ın kurulun silahsızlanma planını kabul etmesi halinde İsrail’in bunu yapacağına dair güvence verdi.

Aylar süren müzakerelerin ardından, Hamas 30 Temmuz’da tam da bunu yaptı. Hamas’ın kademeli silahsızlandırılmasına ilişkin onaylanan öneri, İsrail’den “Şarm Şeyh Protokolü kapsamında kalan tüm taahhütleri gecikme olmaksızın tam olarak yerine getirmesini” gerektiriyor.

Bu protokol, 2025 ateşkes anlaşmasının adı ve diğer hususların yanı sıra İsrail’in Sarı Hat’a geri çekilmesini öngörüyor.

Öte yandan Times of Israel şu soruları soruyor: “Peki, hangi Sarı Hat? İsrail’in Gazze Şeridi’nin %53’ünü kontrol altında tuttuğu ilk Sarı Hat mı, yoksa İsrail’e bölgenin %60 ila %70’ini kontrol etme imkânı veren daha yeni olanı mı?”

“Barış Kurulu”nun Gazze’deki baş temsilcisi Nikolay Mladenov, pazar günü Kanal 12’a verdiği mülakatta bu konuya ilişkin bazı açıklamalarda bulunurken, bazı soruları da yanıtsız bıraktı:

“İsrail şu anda Sarı Hat’ta bulunuyor. Askerleri orada konuşlanmış durumda. Bizim talebimiz, IDF’nin askerlerini Sarı Hat’tan daha ileriye konuşlandırmamasıdır. Askerlerin bu mevzilerde kalmasını istiyoruz.”

“Barış Kurulu” sözcüsü, Mladenov’un açıklamalarının ötesinde daha fazla ayrıntı vermeyi reddetti.

Gelgelelim, isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan ve konuyu yakından bilen bir kaynak, İsrail’in son aylarda Sarı Hattı kaydırmış olabileceğini ama askerlerinin bu çizgiyle birlikte hareket etmediğini söyledi.

Kaynak, bunun yerine askerlerin orijinal Sarı Hat’ın ötesine uzanmayan mevzilerde kaldıklarını iddia etti.

Bununla birlikte, bir İsrailli yetkili ve arabuluculuk yapan ülkelerden birine mensup bir Arap diplomat bu iddiayı yalanlayarak, IDF’nin orijinal Sarı Hat’ın çok ötesinde konuşlanmış birlikleri olduğunu vurguladı.

Arap diplomat, silahsızlanma önerisinin hayata geçirilmesi için İsrail’in bu güçleri orijinal Sarı Hat’a geri çekmek zorunda kalacağını söyledi.

İsrailli yetkili ise, Hamas silahsızlanmaya başlayana kadar IDF’nin orijinal Sarı Hat’ın ötesindeki mevzilerini koruyacağını belirtti.

İsrail’in kendisinin kabul ettiği şartlara göre, Hamas’ın silahsızlanmaya başlamasından önce, Ekim 2025 ateşkes anlaşması kapsamındaki tüm taahhütlerini yerine getirmesi gerekiyor.

Süreci daha da karmaşık hale getiren bir diğer husus ise, bu taahhütlerin “Barış Kurulu” tarafından tam olarak kamuoyuna açıklanmamış olmasıdır.

Bu taahhütlerin çoğu, Ekim 2025 ateşkes anlaşmasının gizli bir insani yardım ekinde yer alıyor ve bu ek, geçtiğimiz yıl boyunca yalnızca kısmen sızdırılmış durumda.

Diplomat, bu taahhütlerin arasında her gün 600 kamyonluk insani yardımın Gazze’ye girişinin kolaylaştırılması; sınır geçişlerindeki faaliyetlerin genişletilmesi; yakıt, barınak ve tıbbi malzemelere erişimin artırılması; ve kritik altyapı onarımlarına izin verilmesi yer aldığını belirterek, İsrail’in bu taahhütlerin çoğunu yerine getirmediğini vurguladı.

İnsani taahhütlerin yanı sıra, “Barış Kurulu”nun İsrail’den hâlâ beklediği diğer adımlar arasında, Gazze Şeridinin yönetiminde Hamas’ın yerini almakla görevli Filistinli teknokratik komitenin yanı sıra, bölgenin güvenliğini sağlamak ve silahsızlanma önerisini kolaylaştırmaktan sorumlu Uluslararası İstikrar Gücü’nün Gazze’ye girişine izin verilmesi yer alıyor.

Arap diplomat, İsrail’in ayrıca yeni Filistin polis gücüne katılacak birkaç bin aceminin eğitim için Mısır’a gitmesine hâlâ izin vermediğini belirtti.

Konuya yakın bir kaynak, İsrail’in en önemli talebinin (Gazze’deki askeri operasyonların durdurulması) halihazırda yerine getirildiğini belirtti.

Netanyahu başlangıçta bu talebe direndi ve Hamas’ın silahsızlanma planını onaylamasının hemen ardından gelen hafta sonu boyunca Gazze genelinde bir dizi büyük çaplı saldırı emri verdi.

Fakat 3 Ağustos’tan bu yana bu saldırılar azaldı.

Arap diplomat, kurulun şimdi de Hamas’ın Gazze Şeridi genelinde kendi askeri operasyonlarını durdurarak aynı yolu izlemesini beklediğini söyledi.

Diplomat, bunların arasında Gazze sokaklarına silahlı ve üniformalı kişilerin konuşlandırılmasının da yer aldığını belirterek, Hamas’ın Netanyahu’nun silahsızlanma planını kamuoyu önünde reddetmesine tepki olarak bu tür güç gösterilerini yoğunlaştırdığını iddia etti.

Trump yönetimi, Netanyahu’nun teklife karşı kamuoyuna yönelik söylemlerinden pek rahatsız olmamış görünüyor.

Üst düzey bir ABD’li yetkili, gazetecilere başbakanın yaklaşan seçimler öncesinde yalnızca sağcı tabanını memnun etmeye çalıştığını söyledi.

ABD’li yetkili, daha önemli olanın, saldırıların durdurulması gibi başbakanın “sessizce onayladığı” adımlar olduğunu savundu.

Fakat Arap diplomat, İsrail’den hâlâ atılması gereken uzun bir adımlar listesine dikkat çekti ve bunların hepsinin 27 Ekim’deki seçimlerden önce yerine getirileceğine dair şüphelerini dile getirdi.

Gazetecilere brifing veren üst düzey ABD’li yetkili, İsrail’in 15 maddelik planı onaylamasının gerekli olmadığını savunmaya çalışsa da, belgenin metni aksini gösteriyor.

Belgede, “Bu Yol Haritasının zaman çizelgesi ve uygulama mekanizmaları, tüm tarafların Yol Haritasını onaylamasından sonraki 14 gün içinde hazırlanacaktır” deniyor.

Bir “Barış Kurulu” yetkilisi, başlangıçta Times of Israel gazetesine, Hamas’ın 30 Temmuz’da planı onaylamasının bu 14 günlük süreyi başlattığını iddia etmişti.

Fakat bir gün sonra aynı yetkili bu iddiasından geri adım atarak, 14 günlük sürenin ancak İsrail’in tam olarak plana katılmasıyla başlayacağını vurguladı.

“Barış Kurulu”, bu ilk sürenin başladığını henüz kamuoyuna açıklamadı.

Arap diplomat ise arabulucuların, muhtemelen uymayabilecekleri bir zaman çizelgesine bağlı kalmak istemedikleri için bir duyurudan tamamen vazgeçilebileceğini belirtti.

Ortadoğu

Irak, ülkede suç işlemiş IŞİD üyelerini Suriye’ye iade etmek istemiyor

Yayınlanma

Irak, Suriye’nin bu yılın başlarında Suriye’deki gözaltı merkezlerinden Irak’ın gözetimine devredilen binlerce IŞİD şüphelisinin ülkelerine iade edilmesi talebini reddetti.

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Abudi çarşamba günü yaptığı açıklamada, tutukluların akıbetini görüşmek üzere Suriye, Irak ve ABD arasında yakın zamanda bir toplantı düzenlendiğini söyledi.

El-Abudi, Suriye’nin yaklaşık 4.000 Suriyeli tutuklunun Suriye’de yargılanmak üzere teslim edilmesini talep ettiğini ama Irak’ın bunu reddettiğini belirtti.

Irak, yaklaşık 400 Suriyeli tutuklunun IŞİD üyesi olmadığına karar verdi ve bu kişilerin serbest bırakılabileceğini söyledi. Yaklaşık 50 kişi halihazırda ülkelerine geri gönderildi.

Öte yandan Irak’ta hâlâ gözaltında tutulan yüzlerce Suriyelinin, IŞİD’in üst düzey üyeleri olduğu düşünülüyor.

El-Abudi, “Irak soruşturmalar yürütüyor ve Irak’ta suç işlediği kanıtlanan herkes Irak yasalarına göre yargılanacak,” dedi.

Danışman, bazı mahkumların, cezalarını tamamlamak üzere daha sonra kendi ülkelerine nakledilebileceğini söyledi.

Ocak ayında yeni Suriye güçleri ile, bu mahkumların tutulduğu gözaltı merkezlerini uzun süredir koruyan Suriye Demokratik Güçleri arasında çatışmaların patlak vermesinin ardından, IŞİD ile bağlantılı olduğu iddia edilen 5.700’den fazla mahkum (bunların arasında yaklaşık 4.000 Suriyeli de bulunuyor) Suriye’nin kuzeydoğusundan Irak’a nakledilmişti.

Çatışmaların yarattığı kargaşa sırasında IŞİD ile bağlantılı bazı tutuklular kaçmayı başardı ve daha büyük çaplı bir kaçışın yaşanacağına dair endişeler vardı. 

IŞİD yıllar önce Irak ve Suriye’de ele geçirdiği topraklar üzerindeki kontrolünü kaybetmiş olsa da, hücreleri her iki ülkede de hâlâ periyodik olarak saldırılar düzenliyor.

Mahkumların akıbetine ilişkin tartışmalar, ABD’nin Irak’ta IŞİD’le mücadeleye yönelik 12 yıllık misyonunu sona erdirmesinin ardından ortaya çıktı.

El-Abudi, Irak’ın mahkumların barındırılma masraflarına yardımcı olması için ABD’den ve IŞİD’e karşı küresel koalisyona katılan diğer ülkelerden mali destek talep ettiğini söyledi.

Danışman, “Irak, 500 milyon dolarlık bir ödenek talep etti. Koalisyon destek sözü verdi, ancak Irak hâlâ bekliyor,” dedi.

El-Abudi, idam cezasını uygulamayan ülkelerden gelen mahkumların idam cezasına çarptırılmayacağını söyledi.

Irak ile mahkum değişim anlaşmaları olan ülkelerden gelenlerin ise, mahkumiyetlerinin ardından cezalarını tamamlamak üzere ülkelerine nakledilebileceğini belirtti.

Fakat birçok Batılı ülke, IŞİD ile bağlantılı olmakla suçlanan veya bu suçtan mahkum edilen vatandaşlarının yanı sıra, militanların aile üyeleri olduğu düşünülen kadın ve çocukları da ülkelerine geri göndermekte isteksiz davranıyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail muhalefetinden 7 Ekim kayıtları nedeniyle Netanyahu’ya soruşturma talebi

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon görüşmesi saatlerinin tahrif edilmek istendiğini öne sürdü. Muhalefet partileri, Başsavcıya başvurarak Netanyahu ve ekibi hakkında vatana ihanet ve sahtecilik suçlamalarıyla adli soruşturma açılmasını talep etti. İktidardaki Likud Partisi ise iddiaları reddederek Gil’in kendi ihmallerini gizlemeye çalıştığını savundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, Başbakanlıkta 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon kayıtlarının saatlerinin değiştirilmek istendiğini ileri sürdü.

Bu açıklamaların ardından İsrail muhalefeti, Başsavcı Gali Baharav-Miara’ya başvurarak Netanyahu ve çalışma ekibi hakkında cezai soruşturma açılmasını talep etti.

Saldırının gerçekleştiği dönemde askeri sekreterlik görevini yürüten Gil, Israel Hayom gazetesi ile Kanal 12 televizyonuna verdiği mülakatta, Netanyahu’nun Özel Kalem Müdürü Tzachi Braverman’ın o sabah yapılan kritik bir görüşmenin saatini değiştirmeye çalıştığını söyledi.

Girişimin “suç teşkil eden bir davranış biçiminin” parçası olduğunu savunan Gil, devlet soruşturma komisyonu kurulmasını beklediği için bugüne kadar sustuğunu, ancak kamuoyuna anlatılanların gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.

Braverman’ın resmi tutanakları yasa dışı biçimde değiştirme şüphesiyle sahtecilik ve dolandırıcılık iddiaları kapsamında polis tarafından sorgulandığı ve soruşturulduğu biliniyor.

Resmi görüşme saatinin geriye çekilmek istendiği iddiası

Gil, 7 Ekim 2023 sabahı iç güvenlik servisi Şin Bet Başkanı Ronen Bar’ın ofisinden saat 06.12’de arandığını, saat 06.17’de güvenli hat üzerinden Bar ile yaptığı görüşmede Gazze’de SIM kartlarının etkinleştirildiği ve Hamas mensuplarının yer altına geçtiği bilgisini aldığını aktardı.

Netanyahu’yu ilk olarak saat 06.29’da arayarak uyandırdığını belirten Gil, Başbakana Hamas’ın sürpriz bir saldırı başlattığını ve bilgi toplamayı sürdürdüğünü söylediğini kaydetti.

Gil, saat 06.40’taki ikinci telefon görüşmesinde ise Netanyahu’ya “Savaştayız” bilgisini ilettiğini ifade etti.

Eski askeri sekreter, aylar sonra ocak ayında bir stenografın kendisine gelerek Braverman’ın ikinci görüşme saatini resmi tutanaklarda 06.40 yerine 06.29 olarak değiştirmesini talep ettiğini aktardığını söyledi.

Gil, bu adımla Netanyahu’nun saldırının ilk anından itibaren talimat verdiği izleniminin yaratılmak istenmiş olabileceğini ya da ikinci aramada iletilen bilgilerin ilk görüşmede zaten bilindiği algısıyla istihbaratın Başbakandan gizlendiği tezine zemin hazırlanmaya çalışılmış olabileceğini kaydetti.

Olayların başlamasından iki hafta sonra Netanyahu’nun çalışma ekibinin olağandışı biçimde belge topladığını fark ettiğini belirten Gil, tutanakların tahrif edilmesinden şüphelenerek Başsavcı Baharav-Miara’ya başvurduğunu ve kuralların netleştirilmesini istediğini söyledi. Gil, kurulacak olası bir komisyonun yazılı evrakla yetinmeyip orijinal ses kayıtlarını incelemesi gerektiğine dikkati çekti.

Mısır’ın saldırı öncesinde uyarı yaptığı iddialarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Gil, böyle bir mesajı bilmediğini fakat eylül ayı sonunda İsrail’e bir Mısır istihbarat uçağının inerek bir saatten fazla kaldığını belirtti.

Gil, hiçbir uçağın sebepsiz yere gelmeyeceğini ifade ederek, heyeti karşılayan veya mesajı alan yetkililerin bunu halen sakladığını öne sürdü.

Netanyahu’nun devlet denetçisine sunduğu güvenlik evrakının da eksik olduğunu savunan Gil, belgenin gerçeğin tamamını yansıtmadığını kaydetti.

Likud iddiaları reddetti: “Gil Başbakanı zamanında uyandırmadı”

İktidardaki Likud Partisi, iddiaların Netanyahu ve partiye yönelik siyasi amaçlı bir propaganda olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.

Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda muhalefetin yalan kampanyasının gerçeği değiştiremeyeceğini savundu.

Likud’un açıklamasında, Gil’in kendi ihmallerini örtbas etmeye çalıştığı iddia edilerek, 7 Ekim sabahı saat 03.55’te askeri sekreterliğe bağlı istihbarat subayından gelen uyarı mesajına rağmen Gil’in hiçbir adım atmadığı ve Başbakanı zamanında uyandırmadığı öne sürüldü.

Parti, Netanyahu’nun zamanında bilgilendirilmesi durumunda gelişmelerin farklı yönde ilerleyeceğini savundu.

Muhalefetten vatana ihanet suçlaması

Muhalefet partileri ise açıklamaların ardından Netanyahu ve ekibine yönelik adli adımların hızlandırılmasını istedi.

Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi, Ronen Bergman’ın Yedioth Ahronoth’taki araştırması ve Gil’in açıklamalarını gerekçe göstererek Başsavcıya ceza soruşturması açması çağrısında bulundu. Parti, Netanyahu’yu Hamas’ın güçlenmesi ve İran ekseniyle bağlarına dair kritik değerlendirmeleri devlet denetçisinden gizlemekle suçladı.

İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Liberman, Başsavcı Baharav-Miara’nın Netanyahu ve yardımcıları hakkında vatana ihanet ve komplo suçlamalarıyla derhal soruşturma başlatması gerektiğini söyledi.

Liberman, Genelkurmay Başkanına da ordunun siyasi amaçlarla kullanılması girişimlerine engel olma çağrısı yaptı.

Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ise Gil’in ifadelerini tarihi bir tanıklık olarak nitelendirerek, 1200 kişinin öldüğü ve 251 kişinin esir alındığı olaylardaki sorumluluğun gizlenemeyeceğini kaydetti.

Golan, Başbakanlık bünyesindeki tüm özgün ses kayıtları ve belgelerin acilen koruma altına alınmasını talep etti.

7 Ekim Konseyi liderliği de Gil’in ifadelerinin, hükümetin saldırı öncesi durumdan habersiz olduğu yönündeki tezlerini çürüttüğünü bildirdi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

NYT: ABD Büyükelçiliğinde İsrail’e dair diplomatik raporlar sansürlendi

Yayınlanma

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in eylemlerine ilişkin büyükelçilik raporlarını sansürlediği öne sürüldü. Engellenen belgeler arasında öldürülen dokuz Filistin kökenli ABD vatandaşı ile Gazze’deki yardım noktalarında 1400 kişinin ölümüne yol açan operasyonlara dair resmi tespitler yer alıyor.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin üst düzey yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki eylemlerine dair büyükelçilik tarafından Washington’a iletilen diplomatik raporları engellediği ve içeriklerini değiştirdiği öne sürüldü.

The New York Times gazetesinin Kudüs ve Washington’da Milstein ile çalışan 12 kişiye dayandırdığı haberine göre, Nisan 2025’te Kudüs’teki ABD Büyükelçiliğinde göreve başlayan ve fiilen Huckabee’nin özel kalem müdürlüğünü yürüten Milstein, Batı Şeria ile Gazze dosyalarını kapsamlı biçimde denetim altına aldı.

Milstein’ın makamını; yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci saldırıları, Filistin kökenli ABD vatandaşlarının öldürülmesi ve Gazze’deki yardım dağıtımlarında yaşanan can kayıplarına ilişkin diplomatik yazışmaları durdurmak veya metinleri değiştirmek amacıyla kullandığı aktarıldı.

Öldürülen ABD vatandaşlarına ilişkin inceleme engellendi

Milstein’ın iletilmesini durdurduğu belgeler arasında, Batı Şeria’da dört yıl içinde İsrailli yerleşimciler ile askerler tarafından öldürülen dokuz Filistinli ABD vatandaşı hakkında büyükelçiliğin mart ayında hazırladığı inceleme yer aldı.

Yaşamını yitirenlerin sonuncusu olan 19 yaşındaki Nasrallah Ebu Siyam, şubat ayında köyündeki hayvanların gasbedilmesini engellemeye çalışırken bir yerleşimci tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.

Söz konusu inceleme, Senatör Chris Van Hollen öncülüğündeki 30 Kongre üyesinin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan açıklama talep etmesi üzerine hazırlandı.

Raporda, yürütülen soruşturmaların çoğunda ilerleme sağlanamadığı, bazı dosyaların kapatıldığı ve tek bir şüpheliye dahi suçlama yöneltilmediği kaydedildi.

Milstein’ın, hazırlanan raporu iletmek yerine Kongre üyelerine İsrail makamlarının vakaları gerektiği gibi ele aldığı yönünde güvence veren bir metin düzenlettiği bildirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığının 4 Mayıs’ta Senatör Van Hollen’a ulaştırdığı mektupta inceleme bulgularına yer verilmediği, büyükelçiliğin savaş koşullarında İsrail ile yürüttüğü güvenlik işbirliğine odaklandığı ifade edildi.

Gelişmeye tepki gösteren Senatör Van Hollen, “Hesap sorulmasını sağlamazsanız daha fazla Amerikan vatandaşını tehlikeye atarsınız” değerlendirmesinde bulundu.

Gazze’deki yardım ölümleri ve komutanların uyarıları kayıtlardan çıkarıldı

Haberde, 2025 yazında gıda arayışındaki Filistinlilerin Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) dağıtım noktalarında kitlesel şekilde öldürüldüğü bilgisine yer verildi. ABD ile İsrail ortak girişimi niteliğindeki bu yapının yardım dağıtım faaliyetleri sırasında en az 1400 kişi hayatını kaybetti.

Can kayıpları sürerken büyükelçilik diplomatları, operasyonların daha fazla toplu ölüme yol açabileceği yönünde Washington’ı uyardı. Milstein’ın ise diplomatik metni operasyonu bir başarı olarak sunacak biçimde yeniden yazdığı ve can kayıplarına dair bilgileri resmi kayıtlardan tamamen çıkardığı kaydedildi.

Nisan ayında üst düzey İsrailli askeri yetkililer, Batı Şeria’da tırmanan yerleşimci saldırılarının yeni bir Filistin ayaklanmasını tetikleyebileceği uyarısını kayda geçirdi.

Milstein’ın personelin hazırladığı bu uyarı raporlarını engellediği, bunun yerine kendi imzasıyla Washington’a, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun şiddetin üzerine kararlılıkla gittiğini öven bir metin gönderdiği bildirildi.

Öte yandan İsrail’in şubat ayında Batı Şeria’da gayrimenkul alımına ilişkin yasal kısıtlamaları kaldırması uluslararası alanda ilhakı hızlandırdığı gerekçesiyle kınanırken, büyükelçilik Washington’a bu kararın yerleşimcilerin “insani ihtiyaçlarına” hizmet ettiği bilgisini aktardı.

Diplomatlara yönelik tutum raporlama trafiğini düşürdü

Dört yetkilinin verdiği bilgiye göre Milstein, büyükelçilik çalışanlarını ideolojik sorgulamalara tabi tuttu. Personele “İsrail yanlısı” mı yoksa “Hamas yanlısı” mı oldukları yönünde sorular yöneltilmesi, çalışanların görüş bildirmekten çekinmesine neden oldu.

Uygulanan denetimler sebebiyle kimi çalışanların metinlerinin sansürlenmesi yerine rapor hazırlamaktan vazgeçtiği, bu durumun Filistin konularındaki diplomatik yazışma sıklığını haftalık düzeyden ayda birkaç rapora gerilettiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English