Görüş

Batı Pasifik’te barışı kim tehdit ediyor?

Yayınlanma

Yan Penglei, Şanghay Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi Araştırma Görevlisi

Aralık 2025, Batı Pasifik jeopolitiğinde sarsıcı bir çalkantıya sahne oldu. Liaoning uçak gemisi ve taarruz grubunun Miyako Boğazı’nın doğusundaki sularda gerçekleştirdiği uzun menzilli muharebe tatbikatları sırasında, Japon donanma gemileri ve uçakları defalarca yakın mesafe keşif uçuşları yaparak Çin’in meşru eğitim faaliyetlerini aksattı; deniz ve hava güvenliği riskleri yarattı. Ancak Japonya, durumu tersyüz ederek Çin donanma uçaklarını Japon Hava Öz Savunma Kuvvetleri savaş uçaklarına “radar kilitlemekle” suçladı ve rutin askeri tatbikatları tehlikeli provokasyonlar gibi göstererek çarpıttı. Ne var ki kayıtların ve detayların ifşa edilmesiyle gerçek gün yüzüne çıktı: Bu, Japon tarafınca kasıtlı olarak kurgulanmış bir kumpas ve provokasyondu; sonuçları bilinerek işlenmiş açık bir ihlaldi. Çin’in karşı tedbirleri yalnızca haklı olmakla kalmadı, aynı zamanda bölgesel güvenliği ve düzeni de savundu.

I. Kuralları kasıtlı olarak hiçe sayan kimdi? Japonya, durumun tamamen farkında olmasına rağmen operasyonları aksatmak için tatbikat bölgesine zorla girdi

Bu kriz, Japonya’nın iddia ettiği gibi bir “karşılaşma” değil, önceden tasarlanmış bir provokasyondu. Gerçekler ortadadır. Miyako Boğazı, uluslararası hukuka göre tüm ulusların gemi ve uçaklarının seyrüsefer ve uçuş serbestisinden yararlandığı uluslararası bir geçiş kanalıdır. Çin Donanmasının Miyako Boğazı’nın doğusundaki açık denizlerde gerçekleştirdiği tatbikat tamamen meşru ve yasaldır. Kamuoyuyla paylaşılan ses kayıtları, 6 Aralık’ta Liaoning uçak gemisi taarruz grubunun eğitim planlarını telsiz yoluyla Japon savaş gemilerine bildirdiğini ve Japon tarafının bu bildirimi aldığını teyit ettiğini ortaya koyuyor. Kayıtlarda net bir ses şöyle diyor: “Burası Çin Donanması Savaş Gemisi 101. Formasyonumuz planlandığı üzere uçak gemisi konuşlu uçuş eğitimi düzenliyor. Tamam.” Japon destroyeri JS Mutsuki bu çağrıyı doğrulayarak yanıt veriyor: “Çin Donanması Gemisi 101, burası Japon Savaş Gemisi 116. Mesajınız anlaşıldı.” Ancak Japon savaş uçakları, tam olarak bilgilendirilmelerine rağmen tatbikat bölgesine girdi ve Çin’in uyarılarına aldırmadan ısrarla yaklaşarak tatbikat güvenliğini ciddi şekilde tehdit etti.

II. Kırmızı çizgiyi kim aştı? Japon uçakları tatbikat bölgesine girdikten sonra ısrarla yaklaşarak Çin filosunun güvenliğini ciddi şekilde tehdit etti

Japonya Savunma Bakanlığı, savaş uçaklarının gözetleme yaparken “güvenli mesafeyi” koruduğunu iddia etti ve ayaklarının altındaki kırmızı çizgiyi görmezden gelerek Çin’in “radar aydınlatmasını” bir “aşırı tepki” olarak suçladı. Oysa Japon uçakları tatbikat bölgesine girdikten sonra Çin filosuna ısrarla yaklaşarak mesafeyi 50 kilometrenin altına indirdi. Modern hava muharebesi literatüründe bu mesafe “güvenli mesafe” olarak değil, “füze kaçışsız bölge” (missile no-escape zone) olarak adlandırılır ve kesin bir vuruş ihtimalini ifade eder. Böylesi bir baskı, yalnızca Çin komuta kademesi için büyük zorluklar yaratmakla kalmaz, aynı zamanda filo güvenliğini de ağır bir şekilde tehlikeye atar; bu, kırmızı çizgilerin açık bir ihlalidir. Bu tehlikeli durum karşısında Çin’in radarını aktive etmesi saldırı değil, meşru müdafaadır.

III. Uluslararası denizcilik sözleşmelerini kim ihlal ediyor? Japonya, sözleşmenin “gerekli özen” ilkesini ve tatbikat güvenliğini sağlama yükümlülüğünü çiğnedi

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS), açık denizlerde uçuş serbestisini öngörse de aynı zamanda “Gerekli Özen” (Due Regard) ilkesini de tesis eder; yani tüm ülkeler bu özgürlükleri kullanırken diğer devletlerin çıkarlarına zarar vermemelidir. Benzer şekilde, Denizde Planlanmamış Karşılaşmalar Kuralları’nın (CUES) ruhu da deniz unsurlarının tehlikeli yakınlaşmalardan kaçınmasını gerektirir. Uluslararası uygulamadaki “önce güvenlik” ilkesi, hava sahası açıklığı şeklindeki biçimsel ilkenin aslında önündedir. Açık denizlerdeki tatbikat bölgeleri yasal olarak mutlak egemenlik altındaki uçuşa yasak bölgeler olmasa da, diğer ulusların gerçek mühimmatla atış veya uçuş tatbikatı yaptığı alanlara saygı göstermek, deniz ve hava askeri tatbikatlarında evrensel olarak uyulan profesyonel bir davranış kuralıdır.

Japonya’nın tehlikeli uçuş manevralarını haklı çıkarmak için “açık deniz serbestisi” kavramını kullanmaya çalışması bir kelime oyunundan ibarettir. Dolayısıyla “açık deniz serbestisi” bayrağı, Japonya’nın zorbaca tabiatını gizleyemediği gibi, aksine Japonya’nın uluslararası denizcilik sözleşmelerini hiçe saydığını teyit eder. Çin’in tatbikat bölgesini önceden bildirmesine rağmen Japonya, savaş uçaklarını çekirdek bölgeye girmeleri için göndererek sözleşmelerde belirtilen “gerekli özen” ve “tehlikeli yaklaşımlardan kaçınma” ilkelerini ve ruhunu ihlal etti. Bu durum, yasa dışı bir müdahale teşkil eder ve Çin’in tatbikat güvenliğine ciddi bir tehdit oluşturur. Özgürlük, riskleri görmezden gelmek, hele ki risk yaratmak demek değildir. Japonya’nın yakın mesafe provokasyonları ve müdahalesiyle karşı karşıya kalan Çin’in radar aydınlatması kullanması, tatbikat düzenini ve uçuş güvenliğini korumak adına gerekli ve ölçülü bir meşru müdafaa tedbiridir.

IV. Kamuoyunu art niyetle kim manipüle ediyor? Japonya belirsizlik yaratmak, gerçekleri çarpıtmak ve durumu tırmandırmak için laf cambazlığına başvuruyor

Sahadaki tehlikeli provokasyonların ötesinde, Japonya’nın olay sonrasındaki medya manipülasyonu da aldatmacalarla doludur ve kötü niyetlerini açığa vurur.

Askeri uzmanlar, Japonya’nın F-15J savaş uçaklarının nispeten eski elektronik keşif ekipmanlarına sahip olduğunu, bu nedenle radar “arama aydınlatması” ile “atış kontrol radarı kilidini” birbirine karıştırmanın son derece kolay olduğunu belirtiyor. Bu yüzden radarları kesin ve doğrulanabilir parametreler sağlayamaz ve sık sık yanlış alarmlara yol açar. Bu durum, 2018’de Japonya’nın Güney Kore Donanmasını haksız yere “radar kilitlemekle” suçladığı durumu yansıtmaktadır. Daha da ürkütücü olan ise Japonya’nın dış iletişimindeki alçakça kelime oyunudur: Japonca versiyonda kışkırtıcı “kilitleme” (lock-on) terimini kullanırken, Çince çeviride daha yumuşak olan “aydınlatma” ifadesini tercih etmiştir. Bu çifte standart, Japonya’nın çelişkili zihniyetini ifşa ediyor: Uluslararası alanda “Çin tehdidi anlatısını” büyütmeye çalışırken, iddialarını kanıtlayacak inandırıcı delillerden yoksundur. Bu, suçlunun masumu suçladığı, art niyetlerin ortaya döküldüğü klasik bir vakadır.

V. Bu kimin siyasi tezgâhı? Japonya’nın sağcı hükümeti dikkatleri iç krizden başka yöne çekmeye ve ABD’nin Hint-Pasifik stratejisiyle hizalanmaya çalışıyor

Bu kriz tesadüfi bir sürtüşme değil, Japon aşırı sağcı hükümetinin titizlikle hazırladığı siyasi tezgâhın ve stratejik oportünizmin bir sonucudur.

2025 yılında Japonya’nın siyasi manzarası gizli çalkantılarla doludur. Başbakanlık görevini devraldığından beri “Demir Leydi” lakabıyla anılan Sanae Takaichi, dışarıda güç gösterisi yaparken içeride siyasi finansman skandallarına batmış durumdadır. Dibe vuran onay oranları ve muhalefetin amansız saldırıları, Takaichi yönetimini ülke içindeki dikkatleri dağıtacak bir kıvılcım bulmak için çaresiz bıraktı. Bu arka planda, “Çin tehdidi teorisini” şişirmek Sanae Takaichi’nin can simidi haline geldi. Yönetimi, Batı Pasifik’te Çin ve Japonya arasında askeri bir sürtüşmeyi kışkırtarak ülke içinde hızla bir kriz havası yaratabilirdi. Bu sayede “içeriyi istikrara kavuşturmak için dış tehditlere karşı savunma” stratejisiyle muhafazakâr desteği arkasına alabilir ve böylece muhalif sesleri bastırabilirdi.

Daha derin bir neden ise bunun, Japonya’daki sağcı güçlerin militarizm hayaletini yeniden canlandırmak için attığı kritik bir adım olmasıdır. Takaichi yönetimi, Şinzo Abe’nin ajandasını tamamen devralarak daha da radikal duruşlar benimsiyor. Sadece “Tayvan’daki bir olay Japonya için de bir olaydır” iddiasını pervasızca dillendirmekle kalmıyor, aynı zamanda pasifist anayasanın kısıtlamalarından kurtulmaya çalışıyorlar. Savunma bütçesini ikiye katlamayı hedefliyor ve hatta nükleer denizaltı geliştirme imasında bulunuyorlar. Japonya’nın, ABD-Japonya’nın Tayvan Boğazı’na müdahalesi için kritik bir koridor olan Miyako Boğazı’nda proaktif bir şekilde kriz yaratması iki amaca hizmet ediyor: Birincisi, Amerika’nın Hint-Pasifik çevreleme stratejisinde öncü kuvvet olarak hareket edip Çin’in sabrını sınamak; ikincisi, ülke içindeki anayasa değişikliği ve askeri genişleme için gerekçe uydurmak. Devasa savunma harcamalarını meşrulaştırmak için halka “Japonya’nın yakın askeri tehditlerle karşı karşıya olduğunu” kanıtlamak zorundalar.

Sonuç: Çin’in kırmızı çizgisi çiğnenmemeli

2025 yılı, Dünya Anti-Faşist Savaşı’ndaki zaferin ve Tayvan’ın kurtuluşunun 80. yıl dönümüdür. Bu derin tarihi öneme sahip anda, Japon sağcı güçlerinin Çin’i çevreleyen sulardaki provokasyonları bilhassa rahatsız edicidir. Seksen yıl önce Potsdam Bildirisi, Japon militarizminin köklerinin kazınacağını resmen ilan etmişti; seksen yıl sonra, militarizmin yeniden dirilip Asya’nın barış ve istikrarını bir kez daha tehdit etmesine asla izin vermeyeceğiz.

Mevcut Çin-Japon anlaşmazlığı, bölgesel barışı baltalayan Japon sağcı güçlerinin gerçek yüzünü ortaya çıkaran bir ayna görevi görüyor. Japonya’nın provokatif hamleleri karşısında Çin’in aldığı karşı tedbirler sadece taktiksel bir meşru müdafaa değil, aynı zamanda stratejik bir uyarıdır. Çin ordusunun ulusal egemenliği ve toprak bütünlüğünü koruma kararlılığı kaya gibi sağlamdır. Çin sorun çıkarmaz ama sorundan da korkmaz. Biz barış istiyoruz ancak ulusal güvenliğimizi zedeleyen acı bedelleri asla sineye çekmeyeceğiz. Batı Pasifik’te suları bulandırmaya ve ateşle oynamaya çalışan siyasi fırsatçılar bilsin ki, Çin’in itidalinin de sınırları vardır. Kırmızı çizgiyi aşan ve Çin’in ulusal güvenliğini hedef alan her türlü cüretkâr eylem, Çin’in kararlılığının çelik duvarına çarpıp parçalanmaya mahkûmdur.

Çok Okunanlar

Exit mobile version