Bizi Takip Edin

Avrupa

Batı, yeşil dönüşümde neden çıkmaza girdi?

Yayınlanma

Batı ülkelerinin yenilenebilir enerjiye geçiş çabaları, Ukrayna krizi, yaptırımlar ve ekonomik zorluklar nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı. Yenilenebilir enerji kaynaklarının verimsizliği, yüksek maliyetleri ve çevreye olan olumsuz etkileri, bu geçişin zorluğunu artırıyor.

İklim değişikliği, Batılı ülkeleri yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş yapma hedefini belirlemeye zorladı.

Ancak, bu kaynakların toplam üretimdeki payı hala düşük seviyede kalırken, Ukrayna krizi ve Rusya’ya uygulanan yaptırımlar, AB’yi nükleer santrallerin ömrünü uzatmaya ve kömür kullanımını yeniden canlandırmaya mecbur bıraktı.

ABD Başkanı Donald Trump göreve geldikten sonra, ülkenin Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesine yönelik bir kararname imzaladı ve yeni petrol ve gaz yataklarının geliştirilmesine devam etme niyetini açıkladı. Transnasyonal BP ve İngiliz Shell gibi büyük petrol ve gaz şirketleri, geçen yıl yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili varlıklarını satma ve bu alandaki yatırımlarını azaltma planlarını açıkladı.

BP şirketi, yeşil projelerden elde edilen kârın azalması ve hidrokarbonlardan elde edilen kârın artması nedeniyle, 2019’dan 2030’a kadar petrol ve doğalgaz üretimini yüzde 25 azaltma hedefini terk etti. Ukrayna’daki kriz ve ardından Rusya’ya uygulanan yaptırımların alternatif enerji kaynaklarının gelişimini hızlandıracağı yönündeki beklenti gerçekleşmedi.

Ekipman tedarik zincirlerindeki aksamalar ve elektrik maliyetindeki artış nedeniyle, yeşil yatırımların cazibesi azaldı ve şirketler zarar etmeye başladı.

Avrupa ülkelerindeki ekonomik kriz, Avrupa Komisyonu’nun Yeşil Mutabakat üzerindeki kısıtlamaları azaltma, içten yanmalı motorlar üzerindeki yasağı kaldırma ve nükleer enerji üretimine yenilenebilir enerji kaynaklarına tercih etmeme yönünde bir girişime yol açtı. Yenilenebilir enerji kaynaklarının hava durumuna bağlı olması, fiyat dalgalanmalarına ve şebekede kapasite yetersizliğine yol açması nedeniyle, 2022 gibi erken bir tarihte Hollanda ve Belçika, nükleer enerjiden vazgeçme kararlarını gözden geçirdi.

İsveç, mevcut nükleer santralleri korudu ve yenilerini inşa etme sözü verdi. İspanya, eski nükleer santralleri yeniden yapılandırma planlarını açıkladı. Nükleer santralleri olmayan ve yüzde 60 oranında kömür üretimine bağımlı olan Polonya ise 2033 yılında bir nükleer reaktör başlatmayı planlıyor. Benzer planlar nükleer enerjisi olmayan İtalya tarafından da düşünülüyor.

Rüzgâr türbinleri ve güneş panelleri beklentileri karşılamadı

Rüzgâr enerjisinin verimliliği yüzde 35’e, güneş panellerinin ise yüzde 17 ila 20’ye ulaşıyor. Bunlar, verimliliği sırasıyla yüzde 93 ve yüzde 64 olan nükleer ve gaz santrallerine kıyasla önemli ölçüde düşük performans gösteriyor. Ayrıca, güneş pillerinin ve rüzgâr jeneratörlerinin performansı, yerleşim yerine ve bakım kalitesine bağlıdır ve 5-10 yıl sonra kesin olarak düşer.

Batı’da verilen büyük sübvansiyonlara rağmen, kömür, gaz ve nükleer enerjinin yerine alternatif üretim yöntemleri konulamadı, çünkü bunlar hala önemli ölçüde daha pahalıya mal oluyor ve güvenilir değiller.

Karşılaştırılabilir üretim hacimlerinde, gazla çalışan elektrik santralleri “güneş çiftliklerinden” 10 kat daha az yer kaplarken, rüzgâr türbini istasyonlarından altı kat daha az yer kaplıyor. Genellikle güneş panelleri tarım arazilerine yerleştiriliyor ve bu eğilimin devam etmesi halinde, gıda üretimindeki kayıplar 2050 yılına kadar neredeyse 16 kat artabilir.

Yeşil enerjinin çevreye zararı

Fotoelektrik güneş panelleri küresel ısınmayı hızlandırıyor: Bunlar çöllere yerleştirilemez ve evlerin çatılarında şehirlerin aşırı ısınma riskini artırabilir. Bu durum, Nature Cities dergisinde yayınlanan bilimsel bir raporda da doğrulandı.

Rüzgâr türbinleri, kuşların ve yarasaların ölümüne neden oluyor. Deniz rüzgar santralleri üreten şirketler, tesislerin işletmeye alınmadan önce yaydığı ses dalgaları nedeniyle balinalara, yunuslara, foklara ve domuz balıklarına zarar verme konusunda özel izin talep ediyor. Rüzgâr türbinlerinin üretiminde, çıkarılması çevreye zarar verebilen nadir toprak mineralleri ve fosil yakıtlar kullanılıyor. Bir megavatlık karasal rüzgâr santrali gücü için, gaz santraline göre 11 kat daha fazla veya bir nükleer santrale göre iki kat daha fazla bu minerallere ihtiyaç duyuluyor.

Rüzgâr türbinlerinin kanatlarının imhası, ABD ve Avrupa’da ciddi bir sorun. Rüzgâr türbinleri yüzde 90 oranında geri dönüştürülebilirken, cam elyafından yapılmış kanatlar ya çöplüklere gönderiliyor ya da yakılıyor, bu da çevre kirliliğine yol açabiliyor. Kanatların kendisi 100 metreyi aşabiliyor ve rüzgâr enerjisi atıklarının büyük bir kısmını oluşturuyor.

Güneş panelleri geri dönüştürülmüyor, zira parçalarına ayırmak zor ve içlerinde bulunan lityum piller neredeyse geri dönüştürülemiyor.

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA) resmi tahminlerine göre, çöplüklerdeki kullanılmış güneş panellerinin sayısı 2050 yılına kadar 78 milyon tonu bulabilir.

Tüketici davranışları üzerine yapılan istatistiksel bir modele göre ise, sadece dört yıl içinde bu rakamın 50 katına kadar çıkabileceği tahmin ediliyor.

Yeşil dönüşüme olan ilgi azaldı

AB ülkelerinde yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam üretimdeki payı artıyor, ancak bu, esas olarak elektrik enerjisinin ana tüketicisi olan sanayinin küçülmesi ve yaptırımlar sonucu Rusya’dan enerji kaynaklarından zorunlu olarak vazgeçilmesi nedeniyle yaşanıyor.

Almanya’da 2023 yılında kapasitenin yüzde 40’ı rüzgâr ve güneş enerjisiyle sağlandı, ancak aynı dönemde ülkede elektrik tasarrufu ve enerji yoğun sektörlerde üretimin azaltılması yönünde bir rejim uygulandı.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Rus enerji kaynaklarından vazgeçmenin Avrupa’daki tüketicilere fahiş bir fiyata mal olduğunu ve Avrupa ülkelerinin bütçe açıklarının hızla arttığını, bunun da sadece vatandaşların refahını değil, devletlerin savunma kabiliyetini de tehlikeye attığını doğruladı.

Ucuz Rus gazından daha pahalı ve daha az güvenilir olan, alışılmış kömür ve gaz santralleriyle desteklenmek zorunda kalınan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş fikri, sıradan Avrupalılar arasında destek görmedi.

AB ülkelerinde, yeşil girişimlere karşı çıkan, fosil yakıtların korunmasını ve Rusya ile bağların devamını savunan sağcı partiler benzeri görülmemiş bir destek aldı.

Genel olarak, yeşil girişimler şu anda iyi bir dönemden geçmiyor. Paris İklim Anlaşması’nda belirlenen sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin üçte birinden fazlası, on yıl öncesine göre daha kötü bir durumda: Finansman sorunları devam ediyor, iklim değişikliğine uyum için yeterince çaba gösterilmedi.

Fakat uzmanlara göre, bu elde edilen başarılardan vazgeçmek için bir neden değil. Yeşil geçiş, ekonomiye zarar vermeden gerçekleşmemeli: Örneğin, hidrokarbon kullanımının yanı sıra yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapan Çin gibi diğer ülkelerin deneyimi, yeşil ajandaya rasyonel bir yaklaşımın çok daha etkili olduğunu gösteriyor, ancak daha büyük yatırımlar gerektiriyor.

Avrupa

Avrupa lüks pazarı Çin’deki talep kaybıyla 350 milyar dolar eridi

Yayınlanma

Avrupa’nın önde gelen on lüks tüketim markası, Çin pazarındaki talep kaybı ve sektördeki durgunluk nedeniyle yıl başından bu yana yaklaşık 350 milyar dolar piyasa değeri kaybetti. LVMH hisseleri yüzde 40’ın üzerinde düşüşle en büyük kaybı yaşarken, saat ve mücevher üreticisi Richemont daha dirençli bir tablo çizdi.

Avrupa’nın önde gelen on lüks tüketim markası, sektördeki durgunluk ve Çin pazarındaki talep kaybı nedeniyle 2026 başından bu yana piyasa değerinden yaklaşık 350 milyar dolar kaybetti.

Reuters’ın piyasa verilerine dayandırdığı habere göre, STOXX Europe Luxury 10 endeksinde yer alan şirketler yatırımcıların toparlanma beklentisini karşılayamadı.

Satış artışını uzun süre sırtlayan Çin ekonomisindeki sıkıntılar derinleşirken, Avrupalı moda devlerinin yaşadığı kayıplar belirginleşti.

İspanyol sektörel yayın organı Modaes, değer kaybının temel etkenlerinden birinin fiyat politikası olduğuna işaret etti.

Kuruluşlara göre şirketler, birkaç yıldır üst üste yaptıkları zamlarla gelirlerini artırmayı başardı ancak ürünlerin alıcılar açısından erişilebilirliğini azalttı.

LVMH hisseleri yüzde 40’tan fazla eridi

Bünyesinde Louis Vuitton, Dior, Tiffany, Bulgari, Moët ve Hennessy gibi markaları barındıran Fransız LVMH grubu, sektördeki en sert düşüşü kaydetti.

Şirketin hisseleri yıl başından itibaren yüzde 40’ın üzerinde gerileyerek rakiplerine kıyasla en zayıf performansı sergiledi.

LVMH’nin açıkladığı üçüncü çeyrek bilançosuna göre, moda ve deri ürünleri biriminin geliri yıllık bazda yüzde 2,96 düşüşle 8,24 milyar avroya indi.

Analist beklentilerinin altında kalan birimin organik satışları yüzde 5 daraldı. Vogue’un şirket verilerinden aktardığına göre, grubun toplam çeyreklik geliri yüzde 1,22 artışla 18,5 milyar avroya çıkarken organik büyüme yüzde 1 düzeyinde gerçekleşti.

Bölgesel dağılımda LVMH’nin satışları Japonya hariç Asya pazarında yüzde 5 geriledi. Buna karşılık satışlar ABD’de yüzde 5, Avrupa’da yüzde 4, Japonya’da ise yüzde 6 arttı.

Vogue’un paylaştığı verilere göre, yıl başından bu yana LVMH hisselerinin yüzde 40 eridiği dönemde Hermès yüzde 39, Gucci’nin sahibi Kering ise yüzde 30 değer kaybetti. Saat ve mücevher üretimine odaklanan Richemont’un hisse değeri ise neredeyse değişmedi.

Vogue’un yer verdiği HSBC analistlerinin tahminlerine göre, sektörün önde gelen sekiz lüks şirketinin satış büyümesi ikinci çeyrekteki yüzde 7 seviyesinden üçüncü çeyrekte yüzde 2,7’ye yavaşladı.

Richemont hariç tutulduğunda aynı grup için beklenen satış artışı yüzde 5,1’den yüzde 1,1’e geriledi.

Büyük üreticilerin toplam piyasa değeri yarı yarıya eridi

Reuters, sektördeki gerilemenin birkaç yıldır kesintisiz sürdüğünü vurguladı. LVMH, Hermès, Kering ve Richemont olmak üzere dört büyük Avrupalı üreticinin toplam piyasa değeri, yaklaşık 2024 yılındaki seviyesine kıyasla neredeyse yarı yarıya azaldı.

Cartier ile Van Cleef & Arpels’in çatı kuruluşu Richemont, mücevher ve saat odaklı yapısıyla genel düşüşe karşı daha dirençli kaldı. Modaes, grubun mücevher segmentindeki olumlu piyasa koşullarından yararlandığını kaydetti.

LVMH hisselerindeki sert düşüş, şirketin en büyük hissedarı ve yöneticisi Bernard Arnault’nun kişisel servetine de yansıdı. Forbes verilerine göre Fransız milyarder milyarlarca dolar kaybetti.

Financial Times’ın mayıs ayında yayımladığı haberde, talep daralması karşısında LVMH yönetiminin Marc Jacobs moda evi ve Fenty Beauty kozmetik markasındaki payı dahil bazı varlıklarını elden çıkarmayı değerlendirdiği bildirilmişti.

Gazete, 2023’ten beri süren bu dönemi “lüks kışı” olarak nitelemiş; gerekçeler arasında salgın sonrası tüketim patlamasının sona ermesini, harcanabilir gelirlerin gerilemesini ve art arda yapılan yüksek zamları göstermişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Kuzey Akım davası başladı: Almanya sabotajı savaş suçu saydı

Yayınlanma

Kuzey Akım boru hatlarına düzenlenen sabotajın kilit ismi Sergey Kuznetsov, Almanya’da hakim karşısına çıktı. Federal Başsavcılık, Ukrayna makamlarının talimatıyla yapıldığını savunduğu eylemi savaş suçu sayarken sanık hakkındaki dava 17 Aralık’a kadar 16 duruşmada görülecek.

Kuzey Akım boru hatlarına düzenlenen sabotajla ilgili dava Almanya’da başladı.

Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesinde 14 Ekim’de hakim karşısına çıkan Ukrayna vatandaşı Sergey Kuznetsov, saldırıyı gerçekleştiren sabotaj grubunu yönetmekle itham ediliyor.

Tagesschau’nun haberine göre Almanya Federal Başsavcılığı, Baltık Denizi’ndeki boru hatlarına yönelik eylemi Ukrayna devlet makamlarının talimatıyla yapılmış bir savaş suçu sayıyor.

Stern’in aktardığı iddianamede, Rusya ile Ukrayna arasındaki askeri çatışmanın sabotaja zemin hazırladığı kaydedilirken Kuznetsov sivil tesislere saldırı düzenleyerek savaş suçuna ortak olmakla suçlanıyor.

Savunma heyeti: Dava siyasi gösteriye dönüştürülüyor

Stern’e konuşan avukatlarından biri, sanığın duruşmalar boyunca ifade vermekten kaçınacağını bildirdi. Kuznetsov’un savunma heyeti, yargılamanın siyasi bir gösteriye dönüştürülmek istendiğini ileri sürüyor.

Kuznetsov, Ağustos 2025’te İtalya’da yakalandı ve aynı yılın sonbaharında Almanya’ya iade edildi.

Alman savcılığı, eski bir Ukrayna ordusu subayı olan Kuznetsov’un sabotaj timini yönettiğini ve operasyonda kullanılan “Andromeda” adlı yatı sevk ve idare ettiğini savunuyor.

Teknenin içinde heksojen ve oktogen karışımı patlayıcı maddeler tespit edildi. Daha önce The Wall Street Journal, sanığın Ukrayna Silahlı Kuvvetleri ile Ukrayna Güvenlik Servisinde (SBU) görev aldığını yazmıştı. Kuznetsov ise saldırıyla herhangi bir bağı olmadığını iddia ediyor.

N-tv kanalının Alman Başsavcılığı iddianamesine dayandırdığı habere göre Kuznetsov, İtalya’daki tutukluluk sürecinde eşiyle yaptığı telefon görüşmesinde sabotaj sırasında Ukrayna ordusunda görev yaptığını ve SBU için çalıştığını söyledi. Sanık ayrıca amiri olarak nitelediği Roman adlı bir kişiyle irtibat kurmak istedi.

Soruşturma makamları, bu kişinin eski Ukrayna istihbarat görevlisi Roman Çervinskiy olabileceğini değerlendiriyor.

Çervinskiy, boru hatlarına yapılan saldırı sırasında Kuznetsov’un kendi komutası altında yer aldığını öne sürmüştü.

Kuznetsov davası kapsamında 14 Ekim ile 17 Aralık tarihleri arasında 16 duruşma yapılması planlanıyor.

Hırvatistan’da yakalanan dalgıç iltica talep etti

Almanya’nın sabotajla bağlantılı gördüğü bir diğer Ukrayna vatandaşı Vladimir Juravlyov ise ağustos ayında Hırvatistan’da yakalandı.

Juravlyov daha önce, Eylül 2025’te Almanya’nın çıkardığı yakalama emri doğrultusunda Polonya’da gözaltına alınmış, fakat Varşova’daki mahkeme serbest bırakılmasına hükmetmişti.

Alman savcılığı, profesyonel dalgıç olan Juravlyov’un Eylül 2022’de Bornholm Adası açıklarındaki boru hatlarına patlayıcıları yerleştiren ekipte yer aldığını iddia ediyor.

Juravlyov, gözaltına alınmasının ardından Hırvatistan’dan siyasi sığınma talebinde bulundu.

Eylül 2022’de Kuzey Akım hatlarına düzenlenen bombalı saldırılarda toplam dört hattan üçü ağır hasar gördü. O tarihte henüz işletmeye alınmamış olan Kuzey Akım 2’nin tek bir hattı sağlam kaldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İngiliz futbol kulüplerinin yarısından fazlası iflas riskiyle karşı karşıya

Yayınlanma

İngiltere’de profesyonel futbol kulüplerinin büyük bölümü mali açıdan sürdürülemez bir yapıyla karşı karşıya. Bağımsız Futbol Düzenleme Kurumunun raporuna göre kulüplerin yüzde 94’ü zarar ederken yüzde 66’sı dış finansman olmadan 90 günden fazla ayakta kalamıyor

İngiltere’de profesyonel futbol kulüplerinin büyük bölümü ciddi mali sorunlarla karşı karşıya. İngiliz Bağımsız Futbol Düzenleme Kurumu (IFR), kulüplerin yarısından fazlasının teknik açıdan ödeme güçlüğü yaşadığını ortaya koyarken mevcut mali yapının değişmemesi halinde futbol sektörünü ağır bir krizin beklediği uyarısında bulundu.

IFR’nin yayımladığı “Oyunun Durumu” başlıklı rapora göre İngiliz futbol kulüpleri 1992’den bu yana ülke ekonomisinden 10 kat daha hızlı büyüdü. Ancak en üst düzey beş ligdeki kulüplerin yüzde 94’ü, 2025/26 sezonunu zararla kapattı.

2025 yılında İngiltere’de kabul edilen Futbol Yönetimi Yasası uyarınca kurulan IFR, Avrupa Süper Ligi girişimi ve kulüplerdeki mali usulsüzlüklerin ardından futbolun mali denetimini güçlendirmek amacıyla oluşturuldu. Kurum, Manchester City hakkındaki mali usulsüzlük iddialarına ilişkin soruşturmalarda da rol üstleniyor.

Kulüplerin üçte ikisi dış finansman olmadan ayakta kalamıyor

Rapora göre Premier Lig kulüplerinin yüzde 20’si, İngiltere Futbol Ligi (EFL) bünyesindeki ikinci, üçüncü ve dördüncü ligler ile beşinci, altıncı ve yedinci kademeleri kapsayan Ulusal Lig sistemindeki kulüplerin ise yüzde 60’ı teknik açıdan ödeme güçlüğü yaşıyor.

EFL ve Ulusal Lig kapsamındaki 17 kulüp, futbolcularına hiç maaş ödemese bile zarar etmekten kurtulamıyor. Bu liglerdeki kulüplerin yüzde 60’ından fazlasının mali yükümlülükleri, bilançolarında kayıtlı varlıklarının değerini aşıyor.

Kulüplerin yüzde 66’sı, yeni sahiplerinden finansman desteği alamamaları halinde 90 günden fazla faaliyetlerini sürdüremeyeceklerini bildirdi. Bu süreyi 30 günün altında gösteren kulüplerin oranı yüzde 29’a ulaşırken kulüplerin yüzde 68’inin mevcut sahiplerinin ayrılması ihtimaline karşı hazırlanmış herhangi bir eylem planı yok.

Futbolcu maaşları kulüplerin gelirlerini tüketiyor

İngiliz futbolunda mali sorunları derinleştiren başlıca etkenlerden biri, futbolcu ücretlerindeki artış. Rapora göre 2021’den bu yana bütün liglerde maaş harcamaları belirgin biçimde yükseldi.

Maaş giderlerinin gelirlere oranı Premier Lig’de ortalama yüzde 33, ikinci kademe Championship’te yüzde 32, üçüncü ligde yüzde 71, dördüncü ligde ise yüzde 63 düzeyinde.

Alt liglerdeki 20 kulüp, gelirlerinin yüzde 80’inden fazlasını futbolcu maaşlarına harcadı. Üçüncü ligde mücadele eden iki kulüpte ise maaş giderleri toplam gelirin tamamına ulaştı.

EFL kulüplerinin ankete katılan sahiplerinin yüzde 94’ü, harcamaların daha sıkı denetlenmesini destekledi. Kulüp sahipleri, İngiliz futbolunun karşı karşıya olduğu en büyük sorunun futbolcu maaşları olduğunu belirtti.

Bazı kulüpler, mali düzenlemelere uyum sağlamak amacıyla kadın futbol takımlarını, otellerini ve diğer varlıklarını satmaya yöneldi. Ancak IFR’ye göre bu satışlar, kulüplerin yapısal mali sorunlarını çözmüyor.

Transfer borçları 3,3 milyar sterline ulaştı

Raporda, transfer harcamalarından kaynaklanan net borçların giderek arttığına da dikkat çekildi. Transfer bedellerinin ertelenerek ödenmesi ve gelecekteki transfer gelirlerinin teminat gösterilerek bugünden finansmana dönüştürülmesi, kulüplerin mali çöküş riskini artırıyor.

2020/21 sezonunda 55 milyon sterlin düzeyindeki transfer finansmanı, 2024/25 sezonunda 779 milyon sterline yükseldi. Böylece söz konusu finansman hacmi dört sezonda 14 kattan fazla arttı.

Bugüne kadar gelecekte elde edilmesi beklenen yaklaşık 1,2 milyar sterlinlik transfer geliri önceden nakde çevrildi. Bu tutar, 2020/21 sezonundaki seviyenin yaklaşık 22 katına karşılık geliyor.

İngiliz futbolunda transfer sözleşmelerinden kaynaklanan ödeme yükümlülükleri, transferlerden elde edilen gelirlerin 3,3 katına ulaştı. Kulüpler 2025/26 sezonunda 4,8 milyar sterlinlik transfer ödemesi yükümlülüğü ve 1,5 milyar sterlinlik transfer geliri bildirdi. Böylece net transfer borcu yaklaşık 3,3 milyar sterlin olarak hesaplandı.

Premier Lig’de gelir uçurumu giderek büyüyor

İngiliz futbol kulüplerinin 2025/26 sezonundaki toplam geliri 9 milyar sterline ulaşmasına rağmen bu kaynağın büyük bölümü Premier Lig’de toplandı. Üst düzey kulüplerin Avrupa kupalarından elde ettiği gelirler de aradaki farkı büyüttü.

İngiliz takımları, UEFA Şampiyonlar Ligi’nin lig aşamasına katılımlarından ortalama 80 milyon sterlin gelir elde ediyor. Chelsea ise 2025 FIFA Kulüpler Dünya Kupası’nı kazanarak 84 milyon sterlinden fazla gelir sağladı.

Premier Lig’in en yüksek gelirli altı kulübü ile diğer takımları arasındaki fark son otuz yılda belirgin biçimde açıldı. 1992/93 sezonunda en yüksek gelirli altı kulübün ortalama geliri diğer kulüplerinkinden 9,4 milyon sterlin fazlayken bu fark 2024/25 sezonunda 421 milyon sterline yükseldi.

Premier Lig gelirlerinin yüzde 56’sı en yüksek gelirli altı kulübe giderken kalan 14 takım toplam gelirin yüzde 44’ünü paylaşıyor.

Üst lig ile alt ligler arasındaki eşitsizlik de büyüyor. Premier Lig’deki bir kulübün ortalama geliri, Championship’te mücadele eden bir kulübün gelirinin sekiz katını aşıyor. Bu oran 1992/93 sezonunda 2,7 düzeyindeydi.

Premier Lig ile EFL arasında, üst lig gelirlerinin futbol piramidinin diğer kademeleriyle daha geniş ölçekte paylaşılmasını sağlayacak yeni finansman düzenlemesi konusunda yıllardır süren görüşmelerden henüz anlaşma çıkmadı.

Raporda, Premier Lig’den Championship’e düşen kulüplere yapılan mali destek ödemeleri de eleştirildi. IFR’ye göre mevcut sistem, Championship kulüplerini mali imkanlarının üzerinde harcama yapmaya yöneltiyor ve futbolcu maaşlarındaki enflasyonu körüklüyor.

Düzenleyici kurum müdahale yetkisini kullanabileceği uyarısı yaptı

IFR, mali denetimlerin sıkılaştırılması ve hukuki süreçlerin artmasının kulüplerin maliyetlerini yükseltebileceğini, bunun da İngiliz futbolunun yatırımcılar açısından cazibesini azaltabileceğini belirtti.

Kurum, kulüplere mevcut sahiplerinin finansman desteğini kesmesi ihtimaline karşı güvenilir eylem planları hazırlama çağrısında bulundu. Ligler arasındaki gelir paylaşımının yeniden düzenlenmesini, kulüplerin zararlarının azaltılmasını ve alt ligler için uzun vadeli kalkınma stratejisi geliştirilmesini istedi.

IFR, gerekli değişikliklerin futbolun kendi kurumları arasında uzlaşmayla gerçekleştirilememesi halinde düzenleyici yetkilerini kullanabileceğini de hatırlattı.

Kurum, “Futbol kendi içinde çözüm üretemezse” sonraki adımları değerlendireceğini ve uzun vadeli değişimi sağlamak amacıyla “elindeki bütün yetkileri kullanmaktan çekinmeyeceğini” açıkladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English