Bizi Takip Edin

Avrupa

Andy Burnham, silah harcamalarını İngiliz şirketlere yönlendirecek

Yayınlanma

Andy Burnham, milyarlarca sterlin tutarındaki ek savunma harcamalarının Amerikan veya Avrupalı şirketlere aktarılmak yerine yurt içinde kullanılmasını sağlayarak Birleşik Krallık’ın “sert gücünü” yeniden inşa etme sözü verdi.

Dış politika alanındaki ilk büyük açıklamasında İşçi Partili müstakbel başbakan, 2035 yılına kadar GSYİH’nın yüzde 3,5’ini savunmaya ayırma taahhüdünü yerine getirmek için gerekli olan para miktarı konusunda halka “dürüst davranmak” istediğini söyledi.

The Times gazetesinde yazdığı yazıda, yatırımların diğer ülkelerden satın alınan teçhizata güvenmek yerine “ülkenin yeniden canlandırılması ve sanayileştirilmesi”ne yönlendirilmesini, İngiliz istihdamını ve İngiliz işçileri desteklemesini istediğini belirtti.

Ada’nın dışa bağımlılığını azaltması gerektiğini söyleyen Burnham, bunun “hem iktisadi hem de ulusal güvenliğimiz için hayati önem taşıdığını” ekleyerek, meselenin başbakanlığı dönemindeki temel önceliği olacağını ifade etti.

Ayrıca, savunma ve güvenlik konusunda Avrupa ülkeleriyle, özellikle Fransa ve Almanya ile daha yakın ilişkiler kurmayı taahhüt ederken, “yasadışı göç” ile mücadele ve iktisadi güvenlik konusunda AB ile daha geniş kapsamlı müzakereleri hızlandırma sözü verdi.

İngiltere’nin muhtemel başbakanı Andy Burnham kimdir?

Burnham, hükümetinin uluslararası hukuku ve BM gibi uluslararası kurumları desteklemeye devam edeceğini belirtti.

Eski Greater Manchester Belediye Başkanı, “küresel tablonun giderek karardığını” ve bu belirsizliğin sıradan hane halklarını vurduğunu, “toplumumuz ve ekonomimizdeki temel kırılganlıkları ortaya çıkardığını” söyledi.

Burnham bu açıklamayı, görevden ayrılan Başbakan Keir Starmer’ın Ankara’da düzenlenen zirvede Donald Trump da dahil olmak üzere diğer NATO liderleriyle bir araya geldiği sırada yaptı.

Burnham, hükümeti mevcut yüzde 2,56’lık seviyeden 2035 yılına kadar GSYİH’nın yüzde 3,5’ini savunmaya ayırmayı taahhüt eden savunma yatırım planını hayata geçirerek İngiltere’nin “hiç olmadığı kadar ileri gitmesi” gerektiğini söyledi.

Burnham şöyle dedi:

“Mevcut askeri teçhizatımızın büyük bir kısmının ilk tasarlandığı dönemden çok farklı olan yeni bir çağ için sert gücümüzü yeniden inşa etmemiz doğru bir adım. En önemlisi, bunu yaparken İngiliz işçileri ve işletmelerini desteklediğimizden emin olmak istiyorum. Bu, savunma yatırım planı aracılığıyla İngiliz direncini desteklemek için her zamankinden çok daha ileri gitmemiz gerektiği anlamına geliyor; savunma yatırımlarındaki sürdürülebilir artışı sadece silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaç duyduğu teçhizatı sağlamak için değil, aynı zamanda iktisadi büyüme yaratmak ve fırsatların azaldığı topluluklarda çıraklık programları ve işler yaratmak için de kullanmalıyız.”

Al Majalla: Colani’yi Şara yapan Powell, PKK’yı da silah bırakmaya ikna eden kişi

“Dışa bağımlılığı azaltmaya, ülkeye gelen yatırımları güvence altına almaya ve müttefiklerimizle yeni endüstriyel ortaklıklar kurmaya” odaklanacaklarını kaydeden Burnham, savunma ve diğer sektörler aracılığıyla yeniden sanayileşmenin, hem iktisadi hem de ulusal güvenlik açısından “hayati önem taşıdığını” ve “her yerde dayanıklılığı artırdığını söyleyerek, bu meselenin kendisi için temel bir öncelik olacağını ilan etti.

Savunma harcamalarının nasıl yapıldığı konusunda kamuoyuna karşı “daha açık” olmak istediğini belirten Burnham, şunları söyledi:

“Maliyet aşımları veya gecikmelerin kontrolden çıkmadan önce bunlarla başa çıkabilmek için, daha fazla şeffaflık ve hesap verebilirlik içeren, daha ayrıntılı ve kamuya açık ilerleme raporları görmek istiyorum. Artan yatırımlarımız, denetimin de artırılmasıyla birleştirilmeli.”

Burnham ayrıca, Jonathan Powell’ın ulusal güvenlik danışmanı olarak görevine devam edeceğini doğruladı ve “ulusal güvenlik konusunda en iyi ve en deneyimli danışmanlara” sahip olmak istediğini ekledi.

Avrupa

Avrupa otomotiv sektörü krizde

Yayınlanma

Alman Otomotiv Endüstrisi Birliği (VDA) Başkanı’na göre, Avrupa’daki otomobil üreticileri rekabet gücünü yeniden kazanmak için köklü değişiklikler üzerinde çalışıyor.

Hildegard Müller’e göre bu nedenle, “dayanıklı bir sektör oluşturmak için daha fazla işten çıkarma ve fabrika kapatmaları” kaçınılmaz.

VDA Başkanı Müller çarşamba günü yaptığı açıklamada, Volkswagen ve Stellantis gibi üreticilerin, pahalı enerji ve işgücü maliyetlerinin yanı sıra, rakiplerine karşı dezavantaj yaratacak bürokratik engellerle çok uzun süredir mücadele ettiğini belirtti.

Lobi şefine göre bölgenin sanayisinin temellerinden birine yönelik darbenin etkisini azaltmak için reformların hızlandırılması gerekiyor.

Daha fazla Çinli otomobil üreticisinin Avrupa pazarına girmesiyle üreticiler üzerindeki baskı artarken, bölgede elektrikli araç üretim maliyetleri hâlâ yüksek seviyelerde seyrediyor.

Perşembe günü, Avrupa’nın en büyük otomobil üreticisi Volkswagen, Almanya’daki işten çıkarmaların iki katına çıkarılması ve fabrikaların kapatılması konularını görüşecek.

Müller, Bloomberg’e verdiği mülakatta, “Tüm otomotiv sektöründeki durum, VW’deki tartışmaya benziyor. Her üretim tesisi gelecekte de ayakta kalamayacak, bu nedenle yeniden yapılandırma programları olmalı,” dedi.

Müller, ayrı bir e-posta açıklamasında, sektördeki istihdamı korumak amacıyla üreticilerin yabancı rakiplerine fabrikalarına erişim izni vermesi gerektiğini belirtti.

VDA Başkanı, “Tedarik zincirlerinin paylaşılması, insanları ve ülkeleri hâlâ bir araya getiriyor,” diye konuştu.

Avrupa Birliği, “Made in Europe” hükümleri olarak bilinen, yerel olarak otomobil üreten üreticileri ödüllendirmeyi amaçlayan bir öneri üzerinde çalışıyor. 

Birliğin Sanayi Hızlandırıcı Yasası’nın (IAA) bir parçası olan bu düzenleme, hâlâ uzun bir yasama sürecinden geçmekle meşgulken, Zhejiang Leapmotor Technology ve Chery gibi Çinli üreticiler, Avrupa’daki otomobil üretim kapasitelerini artırmak için şimdiden harekete geçti.

Müller yaptığı açıklamada, “Değişim seçenekleri azaldı ama bu değişiklikler daha da acil hale geldi. Bu durum, insanların talepleri ve beklentileri açısından pek çok değişiklik anlamına gelecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

App Store tek hizmet sayıldı, Apple’ın itirazı reddedildi

Yayınlanma

Avrupa Birliği Genel Mahkemesi, Apple’ın Dijital Piyasalar Yasası (DMA) kapsamındaki “geçit bekçisi” statüsüne karşı açtığı davaları reddetti. Mahkeme, şirketin farklı cihazlar için işlettiği App Store’ların tek bir hizmet oluşturduğuna hükmederken, Apple’ın iMessage’a ilişkin itirazlarını da kabul etmedi.

Avrupa Birliği Genel Mahkemesi, Apple’ın Dijital Piyasalar Yasası (DMA) kapsamındaki “geçit bekçisi” statüsüne yönelik itirazlarını reddetti.

Kararla birlikte şirketin App Store ve iOS için belirlenen statüsü geçerliliğini korudu; iMessage’a ilişkin başvurular da kabul edilmedi.

Apple, iPhone, iPad, Apple Watch, Mac ve Apple TV için işlettiği beş ayrı App Store’un farklı hizmetler olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyordu.

Mahkeme ise bu mağazaların cihazdan bağımsız olarak geliştiriciler ile kullanıcıları buluşturan ortak bir amaca hizmet ettiğine hükmederek bu argümanı reddetti.

Mahkeme ayrıca Apple’ın, DMA’nın birlikte çalışabilirlik yükümlülüklerinin temel haklarını ihlal ettiği yönündeki savunmasını da kabul etmedi.

Ancak bu yükümlülüğün hukuka uygunluğu konusunda esasa ilişkin değerlendirme yapmadı; söz konusu düzenleme ile “geçit bekçisi” statüsünün belirlenmesi arasında doğrudan hukuki bağ kurulamayacağını belirtti.

Apple, kararın ardından DMA kapsamındaki yükümlülüklerin “hukukilik ve orantılılık sınırlarını aştığını” savundu. Şirket, yeni kuralların kullanıcı gizliliği ve güvenliğini sağlamak için yıllardır yürüttüğü çalışmaları riske attığını ileri sürdü.

Apple’ın kararı temyize götürme hakkı var, ancak şirket sözcüsü bu yönde bir planları olup olmadığına ilişkin açıklama yapmadı.

Apple daha önce de DMA kurallarının, Siri’nin yenilenen sürümünün Avrupa’da kullanıma sunulmasını engellediğini ve bunun Avrupa’daki kullanıcıların bu hizmetten yararlanamamasına yol açtığını açıklamıştı.

2024’ten bu yana Avrupa Birliği’nde yürürlükte olan DMA, Alphabet, Amazon, Apple, ByteDance, Meta Platforms ve Microsoft’a ait toplam 22 hizmet ve ürünü kapsıyor.

Düzenleme, bu şirketlerin rakiplerle belirli verileri paylaşmasını, kullanıcıların oluşturduğu verilere erişim sağlamasını ve reklam ortaklarına doğrulama araçları sunmasını zorunlu kılıyor.

Ayrıca platformların kendi ürünlerine ayrıcalık tanıyan rekabet karşıtı uygulamalara yönelmesini yasaklıyor. Kurallara uymayan şirketler küresel cirolarının yüzde 10’una, tekrarlanan ihlallerde ise yüzde 20’sine kadar para cezasıyla karşı karşıya kalabiliyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa’da “NATO olmayan NATO” tartışmaları

Yayınlanma

“Avrupalı NATO” kurulması yönündeki tüm çağrılara rağmen, birçok Avrupa ülkesindeki siyasetçiler ve askeri yetkililer, İttifak dışında askeri kapasite seçenekleri üzerinde çalışıyor.

German Foreign Policy’de yer alan analize göre bunun nedeni, kilit komuta merkezleri ve silah sistemlerinin Avrupa ülkeleri tarafından sağlanacağı bir “Avrupa NATO’su”nun bile, faaliyetleri Washington’un işine yaramazsa nihayetinde ABD tarafından “engellenebileceği” yönündeki endişelerden kaynaklanıyor.

Bu nedenle, bir süredir “B Planı” çağrıları giderek artıyor. İskandinav ülkelerinde ise “güçlü bir Kuzey Avrupa savunma kümesi”nin böyle bir planın “çekirdeği” olabileceği düşünülüyor.

Birleşik Krallık ise 2014 yılından bu yana, NATO ile uyumlu ama NATO’dan bağımsız olarak da faaliyet gösterebilen bir askeri güç olan Müşterek Sefer Gücü’nü (JEF) inşa ediyor. Northwood’daki karargahında her türlü bağımsız yapı mevcut.

Son zamanlarda, JEF’in on üye devleti, Rusya’ya karşı ortak deniz kuvvetleri kurmaya karar verdi.

Ayrıca, NATO’nun “modası geçmiş” doktrinlerle hareket ettiği öne sürülüyor; insansız hava aracı savaşına odaklanarak, savaşın “Avrupai” yöntemlerini bulmak hedefleniyor.

“Avrupalı NATO” hızlanıyor

İsveç: Bir B planına ihtiyacımız var

NATO içinde Avrupa’dan gelen personel ve silahlara daha fazla güvenme çabalarının ve böylece aynı zamanda Avrupa üye devletlerinin ABD’ye karşı özerkliğini güçlendirme çabalarının ötesinde artık NATO dışında askeri yetenekler geliştirme seçenekleri de tartışılıyor.

Bunun itici gücü, en azından Avrupa ülkeleri silahlı bir çatışmaya karışırsa Washington’un sadece askeri desteğini esirgemekle kalmayıp Avrupa için NATO yapılarını engelleyebileceği korkusu.

ABD’nin bugüne kadar NATO’yu domine ettiği göz önüne alındığında (örneğin, kilit yapılar ABD liderliği etrafında ve ABD teknolojisi kullanılarak oluşturuldu) yakın zamanda The Economist “içeriden” bir kaynağın şu soruyu sorduğunu aktardı: “Amerika NATO’yu engellerse hangi emir komuta zinciri kullanılabilir?”

Brüksel Özgür Üniversitesi’nden Luis Simón’a göre, ABD olmadan “caydırıcılık ekosisteminin parçalanması” beklenmeye devam ediyor. 

Fakat şu anda bazı silahlı kuvvetlerin, NATO’nun komuta altyapısına başvurmadan nasıl savaşabileceklerine dair gizlice planlar hazırladıkları bildiriliyor.

Yine The Economist, İsveçli bir hükümet yetkilisinin şu sözlerini aktarıyor: “Bir B Planına ihtiyacımız var.”

İskandinavya’da Rusya karşıtı ortak güç doğuyor

Böyle bir “B Planı” şu anda, özellikle de Kuzey Avrupa ülkelerinde tartışılıyor.

Finlandiya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden (FIIA) uzman Matti Pesu, kasım ayında “güçlü bir İskandinav savunma kümesi”nin bu “B Planı”nın çekirdeği haline gelebileceğini belirtmişti.

Avrupalı müttefikler şu anda ABD’nin askeri gücünün yerini hiçbir şekilde tam olarak alamasa da, “daha yakın İskandinav entegrasyonu”nun “inandırıcı bir caydırıcılık ve savunma” sağlanmasına yardımcı olabileceğini söylemişti.

2023 yılından bu yana FIIA’nın “İskandinav Ağı”nın başkanlığını yürüten Pesu, özellikle Birleşik Krallık’ın operasyonel deneyimi ve denizcilik kapasitesiyle, Fransa’nın ise nükleer yetenekleri ve sefer kuvvetleriyle İskandinav ülkeleriyle askeri işbirliği açısından “doğal ortaklar” olarak değerlendirilebileceğini yazıyor.

Fransa, bir süredir nükleer şemsiyesinin genişletilmesi konusunda birkaç Kuzey Avrupa ülkesiyle görüşmeler yürütüyor.

Pesu ayrıca, Rusya’ya karşı Kuzeydoğu Avrupa ittifakına atıfta bulunarak, “dış ve savunma politikasında daha derin bir İskandinav-Baltık-Polonya koordinasyonuna ihtiyaç” olduğunu da belirtti.

Beş Kuzey Avrupa devleti, 2009 yılından bu yana İskandinav Savunma İşbirliği (NORDEFCO) çerçevesinde askeri işbirliği içinde.

Birleşik Krallık’ın Rusya karşıtı askeri yapısı: JEF

Birleşik Krallık liderliğindeki Müşterek Sefer Gücü (JEF), genellikle daha büyük ve her şeyden önce halihazırda faaliyette olan alternatif bir askeri yapı olarak gösteriliyor.

2014 yılında kurulan bu güç, 2018 yılından beri faaliyette ve yapısı “NATO’ya bağlı değil ama NATO ile uyumlu çalışır” diye özetleniyor.

Güç, Birleşik Krallık’ın yanı sıra beş İskandinav ve üç Baltık ülkesi ile Hollanda’dan oluşan on NATO üyesinden oluşuyor. Kanada’nın katılımı ise görüşülüyor.

JEF, NATO çerçevesi içinde müdahale edebiliyor ama ittifak içinde gerekli konsensüs sağlanamadığında bile askeri harekât düzenleyebilme yeteneğine sahip.

Bu bakımdan da Londra’nın kuzeybatısındaki Northwood’da bulunan karargâhı, istihbarat, planlama ve lojistik gibi alanlarda kapsamlı yeteneklere sahip. Ayrıca, NATO altyapısına bağımlı olmayan güvenli iletişim ağlarına da sahip.

Londra’daki Royal United Services Institute (RUSI) uzmanı Edward Arnold’un, bunun “JEF’i tüm alternatifler arasında en köklü yapı haline getirdiğini” söylediği aktarılıyor.

JEF, öncelikle askeri tatbikatlar için olmak üzere, aynı zamanda Rusya’ya yönelik Baltık Denizi’ndeki düzenli devriyeler için de halihazırda birkaç kez harekete geçirildi.

Çok kısa sürede müdahale edebilen hızlı müdahale güçlerine sahip ama odak noktası Kuzey Avrupa.

NATO’ya destek mi, NATO’dan ayrı mı?

Nisan ayında, JEF üye devletleri ortak deniz kuvvetleri kurma konusunda bir sonraki adımı atmaya karar verdiler.

Bu kuvvetler NATO’yu tamamlayıcı nitelikte planlanıyor fakat görünüşe göre kendi başlarına da operasyonel yeteneğe sahip olmaları amaçlanıyor.

İlk hedefler olarak ortak tatbikatlar ve acil durumlara yönelik koordineli hazırlıklar gösteriliyor. Deniz kuvvetlerinin karargâhı, JEF karargâhında olduğu gibi, Northwood’da bulunacak ve haberlere göre birlikler buradan “gerektiğinde” komuta edilecek.

Şu anda İngiliz Donanması’nın en üst rütbeli subayı olan Birinci Deniz Lordu ve aynı zamanda Deniz Kurmay Başkanı olarak görev yapan General Gwyn Jenkins, bu kuvvetlerin “gerekirse gerçek yetenekler, gerçek savaş planları ve gerçek entegrasyonla derhal savaşmaya hazır” olarak tasarlandığını vurguluyor.

Gelecekteki JEF deniz kuvvetlerinin düşmanı olarak, Jenkins’in “güvenliğimiz için en büyük tehdit” olarak tanımladığı Rusya gösteriliyor.

Gözlemciler, sadece deniz kuvvetlerine değil, JEF’e bir bütün olarak baktıklarında, bu güçte hâlâ önemli bir unsurun eksik olduğunu belirtiyorlar: Birleşik Krallık’ın yanı sıra Almanya, Fransa ve Polonya gibi başlıca aktörler.

Almanya şu anda deniz faaliyetlerini büyük ölçüde Baltık Denizi ve Kuzey Atlantik’e yoğunlaştırıyor. Fakat Berlin’in kendisini İngiliz liderliğine tabi kılmaya istekli olacağı şüpheli.

“Modası geçmiş” NATO doktrini

Avrupalı askeri liderler, JEF gibi NATO’dan bağımsız olarak faaliyet gösteren güçlere odaklanmanın yanı sıra, Ukrayna’daki savaş ve günümüzde insansız hava araçlarının (İHA’lar) ve giderek artan oranda robotların sahip olduğu muazzam önemin de etkisiyle, yeni savaş yöntemlerini değerlendirmeye başlıyor.

NATO içinde “taktik-operasyonel kavramsal düşünce”, NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Başkomutan Yardımcısı John Stringer’ın kısa süre önce bir RUSI konferansında açıkladığı üzere, “1991’de büyük ölçüde durma noktasına geldi.”

Askeri yetkililer ve politikacılar, NATO doktrininin tamamının bu nedenle “modası geçmiş” olduğunu kabul ediyor; üstelik çoğu zaman gerekli teknolojiye de sahip değiller.

İran’daki savaş, genel kanıya göre çok daha zayıf olan ülkelerin, geleneksel standartlara göre çok daha güçlü silahlı kuvvetlere karşı stratejik olarak kendilerini savunmada başarılı olabileceğini gösteriyor.

Avrupa’daki silahlı kuvvetler, Ukraynalı askeri personel ve uzmanların yardımıyla artık savaşa yönelik yeni yaklaşımlar keşfetmeye başladı.

Financial Times (FT) bir Fransız hükümet yetkilisinin, bu süreçte Amerika Birleşik Devletleri’nden uzaklaşmanın avantajlı olabileceği yönünde bir açıklamasına yer veriyor: “‘Daha az Amerika’, en azından şu soruyu nihayet sorabileceğimiz anlamına gelir: ‘Artık Amerikalılar gibi savaşmak zorunda kalmazsak, nasıl savaşacağız?’”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English