Diplomasi
East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez

Dünya siyasetinin ağırlık merkezi değişirken İstanbul, yeni küresel düzen tartışmasının buluşma noktalarından biri oldu. Washington’dan Pekin’e, Moskova’dan Tahran’a, Berlin’den Kahire’ye, Yeni Delhi’den Roma’ya uzanan geniş bir coğrafyadan önde gelen diplomatlar, akademisyenler, güvenlik uzmanları ve eski askerler East-West Forum’da bir araya geldi. 30 ülkeden katılımcıların toplandığı forumun ana mesajı netti: Batı merkezli tek kutuplu düzen çözülüyor, çok kutupluluk ise artık geri döndürülemez bir gerçekliğe dönüşüyor.
26 Eylül’de Akatlar Kültür Merkezi’nde Harici Medya ev sahiplinde Berlin merkezli European Transcontinental Initiative (ETI) ile birlikte düzenlenen East-West Forum, farklı kıtalardan ve farklı siyasi geleneklerden önde gelen isimleri İstanbul’da aynı masada buluşturdu. Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Kuzey Amerika’dan gelen katılımcılar, küresel güç dağılımındaki tarihsel kırılmayı, savaşın değişen karakterini ve yeni güvenlik mimarisini iki gün boyunca tartıştı.
30 ülkeden uzmanların katıldığı forumda öne çıkan değerlendirme, dünyanın Soğuk Savaş sonrasında kurulan Batı merkezli düzenden hızla uzaklaştığı ve yeni güç merkezlerinin artık küresel sistemin kalıcı unsurlarına dönüştüğü yönündeydi. Katılımcılar, vekâlet savaşlarının büyük güçler arasındaki doğrudan çatışma eşiğini düşürdüğüne, nükleer tırmanma riskinin yeniden küresel siyasetin merkezine yerleştiğine ve yapay zekâ destekli harp teknolojilerinin savaşın sınırlarını belirsizleştirdiğine dikkat çekti.
East-West Forum böylece yalnızca mevcut krizlerin tartışıldığı bir konferans değil, değişen dünya düzeninin hangi ilkeler ve güç dengeleri üzerinde şekilleneceğine ilişkin farklı merkezlerin doğrudan söz aldığı yeni bir uluslararası platform iddiasıyla sahneye çıktı.
Konferansın açılışını yapan Harici Medya Genel Yayın Yönetmeni Tunç Akkoç, forumun birbirinden farklı siyasi ve entelektüel gelenekleri kalıcı bir diyalog zemini üzerinde buluşturmayı hedeflediğini söyledi.
Akkoç, “Bugün hep birlikte yeni bir başlangıç yapıyoruz. Farklı bakış açılarına sahip insanların buluşup konuşabileceği bir zemin kuruyoruz. Bu ilk buluşmanın her yıl daha da güçlenen bir geleneğe dönüşmesini umuyoruz” dedi.

Guérot: Kıtadaki kriz güçten değil, kabullenilemeyen zaaftan kaynaklanıyor
Açış konuşmasını kurucuları arasında yer aldığı European Transcontinental Initiative (ETI) adına yapan Prof. Dr. Ulrike Guérot, dünyanın üçüncü bir dünya savaşının eşiğinde durduğu bir dönemde küresel eleştirel topluluğun sesini yükseltmesi gerektiğini vurguladı.
Immanuel Kant’ın “Ebedi Barış” tezine ve 1789 İnsan Hakları Bildirisi ile Birleşmiş Milletler Şartı’nda güvenceye alınan “bütün insanların özgür ve eşit doğduğu” ilkesine atıf yapan Guérot, 21. yüzyılda eksik olan unsurun kaynak ya da enerji değil; diplomasi, bilgelik, siyasi irade ve sevgi olduğunu söyledi.
Jacques Delors, François Mitterrand ve Helmut Kohl dönemindeki sosyal ve barışçıl Avrupa ideallerinin bugün tahrif edildiğini söyleyen Guérot, Avrupa’nın Rusya ile savaş istemeyen ve Amerikan jeostratejik çıkarlarına kurban edilmeye karşı çıkan sessiz çoğunluğunun sesi olduğunu dile getirdi.
Almanya vatandaşı olan Guérot, Kuzey Akım boru hatlarına yönelik saldırıyı hatırlatarak, kritik altyapısı eski müttefiki tarafından tahrip edilen ve hükümeti buna sessiz kalan Alman kamuoyunun derin rahatsızlık duyduğunu söyledi.
Guérot, Fransız şair Raymond Queneau’ya atıfla Avrupa’nın içine düştüğü nihilizmi özetledi:
“Avrupa tehlikelidir; ancak gücünden ötürü değil, bir türlü kabullenemediği zaafından ötürü tehlikelidir. Kendi siyasi başarısızlığı ve suçluluğuyla yüzleşmemek adına savaşı tırmandırmayı tercih ediyor. Avrupa Transkontinental Girişimi olarak iki temel şiarımız var: Avrupa Birliği’nin ötesinde bir Avrupa ve çok kutuplu bir dünya için Avrupa. Bu dengede Türkiye kilit bir rol üstleniyor.”
Guérot, açış konuşmasının tamamlanmasıyla birlikte forumun her yıl eylül ayının üçüncü haftasında İstanbul’da düzenli olarak toplanacağını duyurdu.

Tunç Akkoç’un teşekkür konuşmasının ardından forumun “Dönüşen Dünya: Çok Kutupluluk ve Liberal Düzenin Sonu” başlıklı ilk genel kurul oturumuna geçildi. Moderatörlüğü üstlenen Guérot, paneli ABD’li akademisyen Prof. Pilkington’ın yeni yayımlanan “The End of the Liberal Order” (Liberal Düzenin Sonu) kitabından bir alıntıyla açtı.
Guérot, katılımcıların tartışmasına şu tespiti sundu:
“Bugün bir ideoloji olarak liberalizm, Amerikan çizgisi doğrultusunda yorumlanmaktadır. Yani temel olarak, zaman içinde ABD’de inşa edilen ve özellikle bu ülkenin İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde öne çıkmasıyla gelişen liberalizmin belirli bir varyantı üzerinden tanımlanmaktadır.”
Zhang: Beş yüz yıllık Batı hakimiyeti sona erdi
Fudan Üniversitesi Çin Enstitüsü Direktörü ve Çin’in tarihi lideri Deng Şiaoping’in eski tercümanı Prof. Zhang Weiwei, çok kutuplu yapının iktisadi verilerle kesinleştiğini ifade etti.
Satın alma gücü paritesine dayalı gayrisafi yurt içi hasıla hesaplamalarında BRICS ülkelerinin toplam iktisadi büyüklüğünün G7 ülkelerini geride bıraktığına dikkat çeken Zhang, bu göstergenin beş yüz yıllık Batı hakimiyetinin bittiğini kanıtladığını vurguladı.
Zhang, “Bizim düşünce dünyamızda bir aktör ya dosttur ya da potansiyel dosttur. Batı’nın dünyayı felakete sürükleyen ‘ya dostsun ya düşman’ ayrımı bizde yer almaz. Çin diplomasisi askeri zorlamadan kaçınır; tahakküm yerine uyumu, dayatma yerine eşitliği esas alır” dedi.

Diesen: Avrupa egemenliğini devrederek lojistik üsse dönüştü
Güneydoğu Norveç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Glenn Diesen, 1990 Paris Şartı ile vaat edilen bölünmemiş Pan-Avrupa güvenlik mimarisinin NATO’nun doğuya genişlemesi uğruna bilinçli biçimde feda edildiğini söyledi. Rusya’yı dışlayan bu politikanın kıtayı çatışma sarmalına soktuğunu belirten Diesen, güvenliğin bölünmezliği ilkesinin hiçe sayıldığını aktardı.
Avrupa başkentlerinin stratejik sorumluluklarını Washington’a devrettiğini ifade eden Diesen, “Kendi enerji hatlarını tahrip eden, sanayisini zora sokan yaptırımlara imza atan ve diplomasiyi reddeden bu yaklaşım, Avrupa’yı küresel bir aktör olmaktan çıkarıp Atlantik ötesinin lojistik üssü haline getirdi” değerlendirmesini yaptı.
Lieven: Kurallara dayalı düzen Amerikan hegemonyasının örtüsüdür
Quincy Sorumlu Devlet Yönetimi Enstitüsü Avrasya Programı Direktörü Anatol Lieven, Batılı hükümetlerin dilinden düşürmediği “kurallara dayalı uluslararası düzen” ifadesinin Amerikan hegemonyasını gizleyen diplomatik bir örtü olduğunu dile getirdi. Lieven, kuralların bizzat Washington tarafından konulduğunu ve çıkarları gerektirdiğinde yine Washington tarafından çiğnendiğini, bu keyfiyetin egemen eşitliği yok ettiğini belirtti.
Stockholm Güney Asya ve Hint-Pasifik İşleri Merkezi Başkanı Prof. Jagannath Panda ise Asya güçlerinin yükselişinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin temsil kabiliyetini sarstığını anlattı.
Hindistan gibi 1,5 milyarı aşan nüfusa sahip bir gücün daimi karar alma süreçlerinden dışlanmasının tüm sistemin meşruiyetini aşındırdığını belirten Panda, Yeni Delhi’nin stratejik özerkliğini koruduğunu ve Asya ülkelerinin kendi sınır anlaşmazlıklarını doğrudan müzakerelerle çözecek diplomatik olgunluğa sahip olduğunu kaydetti.
Ünal: Ankara gibi bağımsız aktörler dünya savaşını önleyen emniyet sübaplarıdır
Forumun “Kontrolden Çıkan Tırmanma: Yıkıcı Bir Dünya Savaşını Önlemek, Yeni Bir Düzeni Birlikte Barışçıl Şekilde Kurumsallaştırmak” başlıklı ikinci oturumunu yöneten Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Ünal, diplomasinin tasfiye edilmesinin küresel barışı tehlikeli bir eşiğe getirdiğini vurguladı.
Batı ile Küresel Güney ve BRICS arasındaki kutuplaşmanın kontrolsüz bir tırmanma yarattığını belirten Ünal, silah kontrol anlaşmalarının yürürlükten kalktığı ve yapay zekâ destekli sistemlerin devreye girdiği bu dönemde Türkiye gibi orta ölçekli güçlerin dengede hayati rol oynadığını söyledi.

Yapay zekâ algoritmaları nükleer çatışma riskini tırmandırıyor
Tsinghua Üniversitesi Uluslararası Güvenlik ve Strateji Merkezi Uzmanı, emekli albay Zhou Bo, insansız sistemler ve yapay zekâ algoritmalarının karar alma sürelerini saniyelere indirdiğini, bu durumun askeri yanlış hesaplama riskini azami düzeye çıkararak nükleer eşiği aşağı çektiğini ifade etti.
Büyük güçlerin modern savaş teknolojilerini denetleyen kurallar üzerinde derhal uzlaşması gerektiğini belirten Zhou, aksi halde distopik bir felaketle karşılaşılacağı uyarısını yaptı.
Emekli ABD Ordusu Yarbayı ve Savunma Öncelikleri uzmanı Daniel Davis, Washington’daki güvenlik bürokrasisinin askeri gücü her sorunun tek çözümü görme yanılgısına düştüğünü belirtti.
Ukrayna’dan Ortadoğu’ya uzanan vekalet savaşlarının nükleer güçleri doğrudan karşı karşıya getirme sınırına yaklaştırdığını belirten Davis, Birinci Dünya Savaşı öncesindeki kör diplomatik kilitlenmenin benzerinin yaşandığına dikkat çekti.
Davis, Amerikan savunma sanayisinin sürekli yeni düşmanlar yaratarak bütçesini büyüttüğünü, sınırsız müdahaleciliğin Amerikan halkına zarar verdiğini ve BM Şartı’nın egemenlik sınırlarına dönülmesi gerektiğini vurguladı.
Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, Avrupa Birliği’nin tehlikeli bir askeri tırmanma tuzağına sürüklendiğini, barış müzakerelerini savunan seslerin marjinalleştirildiğini söyledi.
Brüksel bürokrasisinin halkların iradesini yok sayarak kıtayı militaristleştirdiğini ifade eden Schulenburg, BM Şartı’nın ilkelerinin güçlendirilerek çok kutuplu dünyanın ana sütunu yapılması gerektiğini kaydetti.
Shenderyuk-Zhidkov: Yaptırımlar Rusya’nın yüzünü Doğu’ya çevirdi
Rusya Federasyon Konseyi Kaliningrad Temsilcisi ve Bütçe ile Finansal Piyasalar Komitesi Birinci Başkan Yardımcısı Alexander Shenderyuk-Zhidkov, Rusya’yı küresel ekonomiden izole etme girişimlerinin iflas ettiğini, ticaret yollarının ve finansal ödeme hatlarının Asya ile Küresel Güney’e yöneldiğini bildirdi.
Eski İran Atom Enerjisi Kurumu Temsilcisi ve Viyana Uluslararası Orta Doğu Çalışmaları Enstitüsü Başkanı Ali Asghar Soltanieh, Ortadoğu’daki yabancı askeri üslerin istikrarsızlığın başlıca kaynağı olduğunu vurguladı. Bölgesel güvenliğin dış müdahalelerle kurulamayacağını belirten Soltanieh, Tahran ile Riyad arasındaki diplomatik diyalog zemininde Mekke Ortak Savunma Anlaşması ve ortak su arıtma tesisleri gibi altyapı projelerinin hayata geçirilebileceğini kaydetti.
İsviçre merkezli Die Weltwoche dergisi sahibi ve eski parlamenter Roger Köppel ise İsviçre’nin tek taraflı yaptırımlara katılarak tarihi tarafsızlık ilkesini zedelemesini eleştirdi; barışın silah sevkiyatlarıyla değil, tarafsız arabuluculuk mekanizmalarıyla korunabileceğini söyledi.

Avrupa felsefi köklerinden ve iktisadi egemenliğinden koptu
“AB’nin Ötesinde Avrupa ve Felsefi Temelleri: Atlantikçilik, Avrasya ve Stratejik Özerklik” başlıklı üçüncü oturumu araştırmacı Isabelle Casel yönetti. Tarih felsefecisi Dr. Hauke Ritz, Avrupa medeniyetinin hümanizm ve Aydınlanma ideallerinden uzaklaşarak piyasanın ve teknolojinin mutlak egemenliğine teslim olduğunu söyledi.
Ritz, kontrolsüz yapay zekâ ve genetik mühendisliğinin Doğu bilgeliği ile Avrupa hümanizminin bir araya gelmesiyle dizginlenebileceğini kaydetti.
İktisatçı Thomas Fazi, Avrupa Birliği’nin sosyal devlete dayalı karma ekonomi modelini sermaye tahakkümü uğruna tasfiye ettiğini, Brüksel ve Frankfurt merkezli yapıların demokratik iradeyi çiğneyen oligarşik mekanizmalara dönüştüğünü dile getirdi.
Fazi, gerçek stratejik özerkliğin devletin iktisadi egemenliğini geri kazanmasıyla mümkün olacağını ifade etti.
Belgrad Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dragana Mitrovic, Doğu Asya’nın küresel imalat ve ticaretin merkezi haline geldiğini, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nin Balkanlar üzerinden Avrupa’ya bağlandığını belirterek, Brüksel’in ideolojik engelleri kaldırması gerektiğini vurguladı.
Fransız analist Georges Kuzmanovic, Fransa’nın Gaullist bağımsızlık çizgisinden uzaklaştığını ve savunma alanında bütünüyle ABD lojistiğine bağımlı hale geldiğini söyledi.
Verilerini ve iletişim ağlarını Amerikan teknoloji şirketlerine teslim eden Avrupa’nın dijital egemenliğini kurmadan bağımsız karar alamayacağını belirtti. Oturum yorumcusu Walter Komarek de Avrasya’daki enerji boru hatları ile demiryollarının barışın somut teminatı olduğunu ekledi.

Shehada: Gazze geleceğin kuralsız savaşlarının habercisidir
Forumun Dr. Pascal Lottaz yönetimindeki son oturumunda bölgesel vekalet savaşları ele alındı.
Gazze doğumlu araştırmacı ve insan hakları savunucusu Muhammad Shehada, bölgedeki yıkımın yerel çatışma sınırını aştığını belirterek, “Gazze’deki soykırım yerel bir vaka değildir. Bizler kömür madenindeki kanarya görevi görüyoruz; tüm dünyaya sıranın kime geleceğini, geleceğin savaşlarının nasıl yürütüleceğini haber veriyoruz” dedi.
Yapay zekâ destekli hedefleme ve gözetleme sistemlerinin Gazze’de tüm sivil halkı hedefe koyduğunu belirten Shehada, İsrail ordusunun küçük çocukların cep telefonu sinyallerini izleyerek aileleri yok ettiğini dile getirdi.
Batılı hükümetlerin çifte standardına değinen Shehada, üst düzey bir Avrupalı yetkilinin kendisine “Sabahları Gazze halkına yiyecek ve sargı bezi gönderiyoruz; öğleden sonraları ise İsraillilere sivil yerleşim yerlerine atmaları için bomba temin ediyoruz” dediğini aktardı.
Kent Üniversitesi Emekli Profesörü Richard Sakwa, günümüz krizlerinin 1945’in çözülmemiş çelişkilerinden doğduğunu, İkinci Soğuk Savaş’ın ideolojik netlik ve kurallar taşımadığı için daha tehlikeli olduğunu kaydetti.
The American Conservative kıdemli editörü Andrew Day, Amerikan halkının Washington elitlerinin sonu gelmeyen askeri maceralarını ve özellikle İran odaklı savaş politikalarını onaylamadığını söyledi.
Waseda Üniversitesi Kürsü Başkanı Prof. Abdullah Baabood, Körfez ülkelerinin dış müdahale olmaksızın kendi yerli güvenlik sistemlerini kurabileceğini ve Tahran ile Riyad arasındaki normalleşmenin bu yönde hayati bir adım olduğunu belirtti.

East-West Forum kurumsallaşma için beş temel karar aldı
Forumun kapanışının ardından 27 Eylül sabahı düzenlenen çalışma kahvaltısında katılımcılar, girişimi daimi bir uluslararası ağa dönüştürme konusunda mutabakata vardı. Toplantıda beş maddelik eylem planı kamuoyuna duyuruldu:
İlk olarak, East-West Forum çok kutuplu paradigma değişimini izleyen ve belgeleyen daimi bir fikir meclisi kimliğiyle her yıl eylül ayının üçüncü haftasında İstanbul’da düzenli toplanacak.
İkinci olarak, konferans tebliğleri ve stratejik raporları her yıl kitaplaştırılarak Almanya merkezli Westend Yayınevi öncülüğünde uluslararası dağıtımla yayımlanacak.
Üçüncü olarak, güvenlik mimarisi, yapay zekâ yönetişimi, iktisadi egemenlik ve diplomasi başlıklarında üçer aylık dönemlerle toplanacak ihtisas çalışma grupları kurulacak.
Dördüncü olarak, tek kutuplu yaklaşımlara ve askeri tırmanmaya karşı çıkan bağımsız aydınları, uzmanları ve araştırmacıları kapsayan “EWF Ağı” hayata geçirilecek.
Beşinci olarak, çok kutuplu dünyanın üretim çevrelerini, ekonomik aktörlerini ve bağımsız ticaret girişimlerini bir araya getiren “EWF İş Konseyi” ihdas edilecek.


Diplomasi
NATO’nun Rusya hazırlığında beş kritik anlaşmazlık

NATO üyesi 32 ülke, 2029 yılına kadar ordularına kazandırmaları gereken asker ve silah kapasitesini belirlemek üzere müzakerelere başlıyor. İttifak içinde ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığından insansız hava araçlarının bütçe payına kadar beş temel başlıkta görüş ayrılığı yaşanıyor.
NATO, Rusya ile olası bir çatışmaya hazırlık çerçevesinde ittifakın savunma planlarını şekillendirecek kritik bir müzakere sürecine giriyor.
Politico‘nun haberine göre ittifak üyesi ülkeler, 2029 yılına kadar sağlamaları gereken asker ve silah kapasitesini belirlemek üzere bu ay masaya oturuyor.
Bazı Avrupalı yetkililer, Moskova’nın 2029’a kadar bir NATO ülkesine saldırabilecek askeri hazırlığa ulaşmasından endişe duyuyor. İttifakın görevdeki ve eski 15 temsilcisi ile diplomatlarla görüşen Politico, 32 üyenin uzlaşmaya çalıştığı beş temel görüş ayrılığını aktardı.
Müzakerelerin ilk başlığını, savunma için gereken kuvvet büyüklüğü ve silah miktarı oluşturuyor.
Müttefikler, savunma ihtiyaçlarının yanı sıra ittifak sınırları dışındaki küçük çaplı operasyonlar için ayrılan ve her biri yaklaşık 5 bin kişiden oluşan 18 ek tugayın korunup korunmayacağını tartışıyor.
ABD’nin Avrupa’dan kendi güvenliği için daha fazla sorumluluk almasını istemesi nedeniyle, bu dış operasyon taahhütlerinin azaltılması veya tamamen kaldırılması gündemde tutuluyor.
ABD Avrupa’daki askeri varlığını gözden geçiriyor
İkinci anlaşmazlık noktası, Amerikan ordusunun kıtadaki varlığını azaltma ihtimali olarak öne çıkıyor. Pentagon, Avrupa’daki kuvvet yapısına dair hazırladığı incelemeyi aralık ayında tamamlamayı planlıyor.
Daha önce bazı savaş uçaklarını, insansız hava araçlarını ve savaş gemilerini NATO kullanımındaki güç havuzundan çeken Washington’ın bu adımı, Avrupalı müttefikleri zorluyor. Avrupa ülkelerinin ağır nakliye uçakları ve keşif araçları gibi kritik Amerikan askeri teçhizatındaki eksikliği kendi imkanlarıyla kapatmak zorunda kalabileceği belirtiliyor.
Üçüncü başlıkta coğrafi öncelikler yer alıyor. Ukrayna’daki çatışmaların başlamasıyla doğu kanadına yoğunlaşan NATO, son dönemde rotasını aynı zamanda Arktik bölgesine çevirmiş durumda.
Dördüncü tartışma konusu ise savunma bütçelerinin dağılımında düğümleniyor. Müttefiklerin askeri harcamalarda insansız sistemler ile tank ve topçu gibi geleneksel ağır silahlar arasında nasıl bir denge kuracağı henüz netleşmedi.
Ukrayna tecrübesi ittifak doktriniyle ne kadar örtüşüyor?
Son görüş ayrılığı, Ukrayna sahasından çıkarılan derslerin NATO planlarına nasıl aktarılacağı sorusundan kaynaklanıyor. İttifak içindeki bazı ülkeler Kiev ile insansız hava araçları, hava savunması ve askeri teknolojiler alanında daha yakın işbirliğini savunuyor.
Fakat diğer üyeler, Ukrayna’daki çatışma tecrübesinin NATO doktrinine doğrudan kopyalanamayacağı uyarısında bulunuyor. Bu görüşü savunanlar, ittifakın askeri yaklaşımının hızlı birlik manevralarına ve mutlak hava üstünlüğüne dayandığını vurguluyor.
Genel Sekreter’den doğrudan tehdit açıklaması
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada ittifakın üye ülkelerden herhangi birine yönelik acil bir Rusya saldırısı tehdidi görmediğini kaydetti.
Rutte, NATO’nun gerekli savunma planlarına sahip olduğunu ve müttefiklerin bütün topraklarını korumaya hazır olduğunu ifade etti.
Buna karşılık NATO liderleri, temmuz ayında Ankara’da düzenlenen zirvede Rusya’yı Avrupa-Atlantik güvenliğine yönelik “uzun vadeli tehdit” olarak tanımladı.
Liderler, askeri harcamaları 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’ine çıkarma hedefini de bu toplantıda teyit etti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise daha önce yaptığı değerlendirmelerde, ülkesinin saldırgan planları olduğuna dair iddiaları “saçmalık, kaba ve küstahça bir yalan” olarak nitelendirmişti.
Diplomasi
ABD, Avrupa’daki Rus varlıklarını kısmen serbest bırakmayı önerdi

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD, dondurulan Rus devlet varlıklarının bir kısmını serbest bırakarak kendi denetimindeki bir fona aktarmayı önerdi. Avrupa ülkeleri, 260 milyar avroluk rezervin denetimini devretmeyi ve Moskova’ya kaynak iadesini reddetti. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, fonlar hakkında yalnızca Avrupa’nın karar verebileceğini söyledi.
ABD yönetimi, Ukrayna’da barış görüşmelerini yeniden başlatabilmek amacıyla Avrupa ülkelerine dondurulan Rus devlet varlıklarının bir bölümünü serbest bırakma önerisi götürdü.
Financial Times gazetesinin konuya aşina dört kaynağa dayandırdığı habere göre plan, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile damadı Jared Kushner tarafından Miami’deki müzakerelerde gündeme taşındı.
Washington fonların kendi denetimine devredilmesini istedi
Görüşmelerde Ukrayna, Fransa, Almanya, İngiltere, AB ve NATO yetkilileri yer aldı. Amerikan heyeti, Rusya’nın dondurulan egemen varlıklarının çözülmesi için çeşitli yöntemler sundu.
Bu seçenekler arasında, söz konusu kaynakların Washington denetimindeki özel amaçlı yeni bir mali yapıya aktarılması da yer aldı.
Amerikalı bir yetkili, konunun kapsamlı bir barış anlaşmasının parçası olarak ele alındığını doğruladı. Yetkili, fonların nasıl serbest bırakılacağı ve çatışma sonrasında nerelere harcanacağı konusunda henüz kesinleşmemiş birçok fikrin tartışıldığını dile getirdi.
Aynı yetkili, Washington’ın Kiev’den hangi kaynaktan gelirse gelsin fonların nasıl harcanacağına dair bir plan sunmasını istediğini aktardı. ABD tarafı ayrıca Ukrayna’nın yolsuzlukla mücadele reformları ve hesap verebilirlik mekanizmaları için Dünya Bankası ile ortak çalışmasını talep etti.
Benzer bir varlık planı, Trump yönetiminin bir yıl önce hazırladığı ancak kabul görmeyen 28 maddelik barış taslağında da yer almıştı.
Avrupalı müzakerecilerden Washington’ın planına ret
Görüşmeye katılan Avrupalı heyetler, varlıklar üzerindeki denetimi devretmeye ve fonların bir kısmını Moskova’ya iade etmeye karşı çıktı. Süreci izleyen bir kaynak, heyetlerin Amerikan tarafına “Bunun kesinlikle gerçekleşmeyeceğini” ilettiğini kaydetti.
Öneri, Washington’ın savaşı sonlandırma yaklaşımı ve niyetleri konusunda Avrupa başkentleri ile Kiev’de tedirginlik yarattı.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Brüksel’deki AB liderler zirvesi öncesinde yaptığı açıklamada girişime doğrudan tepki gösterdi. Merz, “Bunlar Avrupa’da dondurulan varlıklar ve Avrupa’da dondurulmuş olarak kalmalı. Bu bizim meselemiz, kararını da biz veririz” dedi.
Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski de varlıkların serbest bırakılarak Moskova’ya dönmesi fikrini 13 Ekim’de sert sözlerle reddetmişti. Sikorski, “Ortak görüşü yansıttığımı düşünerek söylüyorum: Ancak cesedimizi çiğnerseniz olur” açıklamasını yapmıştı.
260 milyar avroluk rezervin kaderi belirsizliğini koruyor
Batılı müttefikler, Rusya’nın 2022’deki Ukrayna işgalinin ardından Moskova’ya ait yaklaşık 260 milyar avroluk devlet varlığını dondurdu. Bu tutarın büyük çoğunluğu AB sınırları içinde kalıyor.
En büyük pay olan yaklaşık 170 milyar avro, Belçika merkezli menkul kıymet takas kurumu Euroclear bünyesinde tutuluyor. AB, Aralık 2025’te 210 milyar avroluk Rus varlığını süresiz dondurma kararı aldı.
Avrupa Birliği mevcut düzende bu varlıkların getirilerini Ukrayna’ya aktarıyor. Ukrayna, G7 ülkelerinden dondurulan bu varlıkların faiz gelirleriyle temin edilen 45 milyar avroluk bir kredi sağladı.
Buna karşın birçok Avrupa başkenti, ana paraya dokunmanın yaratacağı hukuki ve mali risklerden kaçınıyor. Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, bu kaynaklar üzerinden tazminat kredisi verilmesini getireceği riskler nedeniyle en kötü seçenek olarak nitelemişti.
AB liderleri geçen yılın sonunda, Rusya’nın savaş tazminatı ödememesi halinde bu fonları Ukrayna’nın yeniden inşasında kullanma taahhüdünde bulundu. Ancak varlıkların serbest bırakılması 27 AB üyesinin oybirliğini gerektiriyor ve üye ülkelerin mevcut tutumu bu yönde bir kararı uzak kılıyor.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Rus devlet medyasına yaptığı açıklamada, Moskova’nın varlıkları geri almak için her yolu deneyeceğini belirtti. Peskov, bu çabaların hukuki çalışmaları, mahkeme süreçlerini ve adli kovuşturmaları kapsadığını bildirdi.
Diplomasi
ABD barış planı kapsamında Rus gazının Avrupa’ya dönüşünü önerdi

ABD yönetiminin Ukrayna’daki savaşı bitirmeye yönelik yeni barış planında, Avrupa’nın Ukrayna üzerinden Rus doğalgazı alımına yeniden başlaması öngörüldü. Müzakerelerde Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın taşıdığı teklifin bir parçasını da hasar gören su altı boru hatlarının devreye alınması ve Rus gazı ihracatından pay alma planı oluşturuyor.
ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Ukrayna’daki savaşı sona erdirmeye yönelik yeni barış planı, Avrupa’nın Rusya’dan yüksek hacimli doğalgaz alımına yeniden başlamasını öngörüyor.
The New York Times gazetesinin müzakere sürecine yakın kaynaklara dayandırdığı habere göre Washington, Rus gazını Avrupa’ya taşıyan Ukrayna’daki boru hatlarının tekrar işletmeye alınmasını teklif etti.
Haberde, Amerikalı yetkililerin bu adımı Moskova’yı çatışmayı bitirmeye teşvik edecek bir araç olarak sunduğu aktarıldı.
ABD Başkanının Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Trump’ın damadı Jared Kushner’ın, Ukrayna ve Avrupalı yetkililerle yaptıkları görüşmelerde bu öneriyi gündeme getirdiği, konunun geçen ay Kiev’de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile de ele alındığı kaydedildi.
Washington su altı boru hattını da değerlendiriyor
Amerikan yönetiminin su altı boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesi seçeneğini de masada tuttuğu belirtildi. Gazeteye konuşan bir kaynak, olası bir barış mutabakatı halinde bu adımı kolay erişilebilir bir fırsat olarak nitelendirdi.
Müzakerecilere göre Rusya’nın Avrupa’ya gaz ihracatına tekrar izin verilmesi, Kushner ve Witkoff’un ele aldığı uzun vadeli bir planı oluşturuyor.
Temsilciler bu ihracatı; Rusya-NATO ilişkilerinin geleceğini, Ukrayna için güvenlik garantilerini ve toprak düzenlemelerini kapsayan geniş bir uzlaşının parçası ve ekonomik teşvik unsuru olarak görüyor.
Görüşmelere yakın çevreler, bazı Avrupalı ve Ukraynalı yetkililerin Washington’ın Rus gazı ihracatından pay almaya çalışacağını düşündüğünü aktardı.
Bu yaklaşıma göre ABD yönetimi, Amerikan şirketlerine veya federal bütçeye kardan pay sağlamayı hedefliyor.
Kuzey Akım için yatırımcı arayışı
Üst düzey Rus ve Amerikalı temsilcilerin Kuzey Akım boru hatlarına ABD’den yatırımcı çekilmesi konusunu da görüştüğü, Reuters tarafından bu ay beş kaynağa dayandırılarak duyurulmuştu.
The New York Times, ekim başında yayımladığı haberde iki ülke arasındaki Ukrayna müzakerelerinin genişlediğini ve milyarlarca dolarlık bir petrol anlaşmasını da kapsadığını yazmıştı.
Söz konusu müzakerelerin Lukoil’in Doğu Avrupa’daki rafinerilerini, ABD’deki akaryakıt istasyonlarını, petrol sahalarını ve rafinerilerini içeren yurt dışı varlıklarını kapsadığı belirtildi.
Gazete, Washington’ın bu anlaşmayı Ukrayna’daki çatışma bitmeden imzalamayı önerdiğini aktardı.
Üç kaynağın anlatımına göre petrol anlaşması, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in eylül ayında Witkoff ve Kushner ile yaptığı görüşmede de gündeme geldi.
Potansiyel katılımcılar arasında ABD’li finansçı Todd Boehly ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’dan iş insanlarının isimleri geçti.
Bir ABD hükümet yetkilisi, Witkoff ve Kushner’ın federal yatırımların mali koşullarının belirlenmesine doğrudan katıldığını açıkladı.
Öte yandan Rusya’da 20 yılı aşkın süre iş yapan ABD’li yatırımcı Stephen Lynch, Kasım 2024’te Washington’dan lisans talebinde bulunmuştu.
The Wall Street Journal gazetesine göre Lynch, açık artırmaya çıkarılması halinde Kuzey Akım 2 boru hattını satın alma ihalesine girmek istiyor.
Monte Valle Partners şirketinin kurucusu olan Lynch, sorunlu varlıklarla ilgileniyor.
Amerikalı yatırımcı 2007’de Promneftstroy şirketi üzerinden, Yukos’un Hollanda’da kurulu iştiraki Yukos Finance’ı devralmıştı.
Kuzey Akım’ın iki hattı ile Kuzey Akım 2’nin bir hattı, Eylül 2022’de Baltık Denizi’nde, İsveç ve Danimarka’nın münhasır ekonomik bölgelerinde düzenlenen sabotajlarla patlatılmıştı.
Avrupa Birliği Rus gazından çıkış takvimini koruyor
Avrupa Birliği (AB) ise Rus gazını aşamalı olarak terk etme politikasını sürdürüyor. Birlikte haziran ayında yürürlüğe giren kararla bazı kısa vadeli boru hattı sözleşmeleri yasaklandı.
Brüksel, Rusya’dan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını 1 Ocak 2027’de, boru hattı gazı alımını ise 30 Eylül 2027’de sonlandırmayı planlıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ay başında yaptığı açıklamada AB’nin 2027 sonuna kadar Rus gazı ithalatını sıfırlayacağını söyledi.
Rusya, Gazprom ile Naftogaz arasındaki beş yıllık transit sözleşmesinin süresinin dolmasıyla 1 Ocak 2025’te Ukrayna üzerinden Avrupa’ya gaz sevkiyatını kesti.
Rusya Devlet Başkanı Putin, Kiev yönetiminin transit anlaşmasını uzatmayı reddettiğini kaydetti.
Ukrayna güzergahının kapanmasının ardından Rus boru hattı gazının Avrupa’ya ulaştığı tek rota TürkAkım kaldı. Bu hat üzerinden gaz Türkiye’ye, ardından Macaristan ve Sırbistan başta olmak üzere Güney ve Güneydoğu Avrupa ülkelerine iletiliyor.
Avrupa Komisyonu’nun ön verilerine göre AB, gazı bırakma hedefine rağmen 2025 yılında Rusya’dan boru hattı ve LNG dahil toplam 36 milyar metreküp doğalgaz satın aldı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceHindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor











