Diplomasi
Prof. Ulrike Guérot: Çok kutuplu bir dünya yükseliyor, ABD hegemonyası sona ermeli

Editörün notu: 26-27 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum’un açılış konuşmasını gerçekleştiren saygın Alman siyaset bilimci Prof. Ulrike Guérot, küresel jeopolitiğin kırılma hatlarını değerlendirdi. Harici Medya platformu ile Avrupa Kıtalararası İnisiyatifi ortaklığında hayata geçirilen bu ilk buluşmada Guérot, dünyanın eşiğinde durduğu çatışma sarmalına karşı barış, adalet ve çok kutupluluk çağrısında bulundu. Avrupa’nın mevcut teknokratik ve Atlantikçi yöneliminin kıtayı tarihsel köklerinden kopardığını savunan düşünür, Rusya’yı dışlamayan bağımsız bir güvenlik mimarisinin elzem olduğunu vurguladı.
***
Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,
Saygıdeğer Konuklar,
Sevgili Katılımcılar,
Türk medya platformu Harici ve Avrupa Kıtalararası İnisiyatifi adına, sizleri ilk İstanbul East-West Forum’da ağırlamaktan büyük bir onur ve içten bir kıvanç duyuyorum.
Bu forumu kurma iradesini gösteren, bu yeni uluslararası zemini yüzyıllardır Doğu ile Batı arasında köprü vazifesi gören İstanbul’da hayata geçiren kararlı meslektaşım, dostum Tunç Akkoç’a ve bütün çalışma arkadaşlarına en kalbi teşekkürlerimi sunarım.
East-West Forum ile küresel ölçekteki eleştirel düşünce topluluğu için ortak bir zemin inşa etmek istiyoruz. Dünyanın üçüncü bir dünya savaşının eşiğinde durduğu böylesi bir dönemde barışa inanmaktan vazgeçmeyenler; yirmi birinci yüzyılı, vaktiyle Immanuel Kant’ın ebedi barış üzerine kaleme aldığı denemesinde tahayyül ettiği gibi, tüm insanlık için barış, adalet ve eşitliğin izinde şekillendirmek isteyenler için buradayız. Ve ilk kez 1789’da ilan edilen o sözü -bütün insanların onur ve haklar bakımından özgür ve eşit doğduğu vaadini- kıymetli bir mücevher gibi muhafaza eden Birleşmiş Milletler Şartı’na hâlâ inanan herkes için bu adımı atıyoruz.
Aradan geçen iki asrı aşkın sürenin ardından, artık bu hedefe yaklaşmanın vakti geldi; yirmi birinci yüzyıl dünyası da bunu başarmak için gereken her türlü imkâna sahip.
Eksik olan ne?
Bugün eksikliğini hissettiğimiz şey enerji değil. Gıda değil. İletişim değil. Kaynaklar hiç değil. Bunların hepsi elimizde mevcut.
Kıtlık söylemleri, yeni feodal bir zihniyetin ürünüdür; paylaşmaya yanaşmayanların başvurduğu dildir.
Budist, İslam ve Hristiyan geleneklerinin tümü çok daha derin bir hakikatin farkındadır: Bereket neredeyse, orada bereket çoğalır. Kültürlerin kavşağında, bu kadim köprünün üzerinde, yani İstanbul’da inandığımız şey de tam olarak budur.
Bugün asıl eksik olan diplomasi, bilgelik, siyasi irade ve sevgidir.
Ve umuyoruz ki BM Genel Kurulu’nun kapandığı tam da bu günde, İstanbul’dan yükselen bu işaret dünya basınına ulaşır:
Evet, başka bir dünya düzeni mümkün.
Evet, ABD hegemonyası son bulabilir ve bulmalıdır.
Evet, barış tesis edilebilir.
Evet, küresel bir savaştan kaçınmak mümkündür.
Evet, çok kutuplu bir dünya yükseliyor; ne mutlu ki böyle.
Evet, dünya vaktiyle “Batı” diye adlandırdığımız şeyin sonunu da atlatacaktır.
Evet, sözde “kurallara dayalı düzen”in içinin boş olduğu tescillenmiştir ve uluslararası toplum BM Şartı’nın kurallarına dönebilir.
Bugün bu selamı İstanbul’dan New York’a yolluyoruz. Yirmi birinci yüzyılın uluslararası düzeni üzerine kafa yormak ve mevcut duruma seçenekler aramak üzere buradayız.
Dünyanın ahvali
Bu kolay olmayacak. Hepinizin bildiği üzere, uluslararası düzen tam bir karmaşa içinde.
Bizler tam da şu anda konuşurken, birden çok savaşa, kaynak kavgalarına, ülkelerin ve toprakların gasbedilmesine şahitlik ediyoruz. Hepsinden öte, BM Genel Sekreteri António Guterres’in “katlanılamaz” olarak nitelediği Gazze’deki tablo karşımızda duruyor.
Dünya, İsrail’in orada yaptıklarını unutmayacak. Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davayı hepimiz yakından izliyoruz.
Nelson Mandela’nın şu sözlerini hatırlatmak isterim: “Filistinlilerin özgürlüğü olmadan kendi özgürlüğümüzün eksik kalacağını çok iyi biliyoruz.”
Uluslararası sistemdeki bu tektonik kırılmaların yanı sıra, aynı anda birçok düzlemde köklü bir paradigma değişiminden geçiyoruz.
Liberal düzen sona eriyor.
Türümüzün bekasını sorgulatan; transhümanizmin, yani homo deus anlayışının kibrini sergileyen yapay zekâ ve robotik teknolojiler var.
Sanki hepimizin paylaştığı bu tek yerküre, şayet ona layıkıyla baksaydık bize yetmeyecekmiş gibi, Mars’ı fethetme hırsı var. İşte bu yüzden, Vatikan’ın bu yıl East-West Forum’a nihayetinde bir temsilci gönderememiş olmasından şahsen derin bir üzüntü duyuyorum; zira Papa XIV. Leo, son genelgesi Magnifica Humanitasta bütün bu hususlara dair ilham verici değerlendirmelerde bulunmuştu.
Avrupalı bir ses
Şimdi, bu ilk East-West Forum’un açılışını yapma onuruna erişmiş biri olarak, bir Avrupa vatandaşı sıfatıyla birkaç söz söylememe müsaade ediniz.
Yıllar önce, 1985 ile 1995 yılları arasında Avrupa Komisyonu Başkanlığı görevini yürüten; François Mitterrand ve Helmut Kohl ile birlikte barışçıl, demokratik ve sosyal bir Avrupa Birliği kurmayı hedefleyen Jacques Delors ile çalıştım. Delors bir sosyalist, bir Katolik ve bir sendikacıydı.
Onun hayal ettiği Avrupa, bugün tanınmayacak derecede tahrif edildi. Bu durum sadece Avrupa için değil, bütün dünya için bir trajedidir.
Burada, Rusya ile savaş istemeyen sayısız Avrupa vatandaşının sesi olarak konuşuyorum. Avrupa kıtası için intihar niteliği taşıyan ABD menşeli jeostratejik çıkarlara alet edilmek istemeyenlerin; 1990 tarihli Paris Şartı’nda kayda geçirilen o vizyona, yani Rusya’yı da içeren bir Avrupa güvenlik mimarisine hâlâ bağlı kalanların tercümanıyım.
450 milyon Avrupalının menfaatlerini yansıtmayan, Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi’nin dar veya intikamcı hesaplarına teslim edilmemiş, siyaseten birleşmiş bir Avrupa’yı düşlemeyi sürdürenlerin sesiyim… Bu 450 milyon insan, Leipzig Havalimanı’ndaki gibi gülünç sahte bayrak operasyonlarından ve bizzat Ukraynalıların dahi bir an önce bitmesini istediği savaşa NATO ülkelerini çekmeye dönük ayan beyan çabalardan artık usandı.
Ve bu yurttaşlar, gittikçe teknokratlaşan bir Birliğin otoriter eğilimlere savrulmasını; aykırı sesleri hukuk dışı AB yaptırım listelerine alarak Aydınlanma’nın kıtasını yeniden karanlık Orta Çağ’a sürüklemesini kabul etmiyor.
Müsaadenizle, bir de Alman vatandaşı olarak bir söz söyleyeyim.
Kendi topraklarımızdaki kritik altyapının, vaktiyle dostumuz ve ortağımız olan bir ülke tarafından tahrip edilebilmesi ve hükümetimizin bu konuda tek bir kelime dahi edememesi karşısında şaşkına dönen sessiz Alman çoğunluğunun yanındayım.
Bu Almanlar, hükümetimizin hâlâ Volodimir Zelenskiy’i desteklemesi karşısında da aynı sarsıntıyı yaşıyor; ki kendisi -Marta Havryshko’nun Substack’teki yazısından alıntıyla ve hepinize okumanızı tavsiye ederek aktarıyorum- “Ukrayna’daki aşırı sağcı rönesansın Yahudi çehresi”dir.[1] Alman vatandaşlarının bu sessiz -yahut susturulmuş- çoğunluğu, geçen yüzyıldaki Holokost’un (Şoa) sorumlusu olan tek ülkenin hükümetinin, bugün Ukrayna ve İsrail yönetimlerinin faşizan ve ırkçı tutumları ile askeri eylemlerini desteklemesinden ötürü derin bir tiksinti duyuyor. Bunu yapmak benim yetki alanımda değil; ancak elimde olsaydı, bunun için bizzat özür dilerdim!
Neden buradayız?
Tunç Akkoç ve Harici ile birlikte İstanbul East-West Forum’u kurarken şahsi gayem, dünyanın en parlak ve bağımsız zihinlerinden bazılarını bir araya getirerek biz Avrupalıların AB-Avrupa’sına hâkim olan mevcut nihilizm girdabını aşmasına katkı sunmaktı. Çok sevdiğim Fransız şair Rimbaud’nun dediği gibi: Qui ne peut pas construire, doit détruire (İnşa edemeyen, yıkmak zorundadır). Gelinen noktada Avrupa, Ukrayna’daki savaşı sona erdirmede yapıcı bir rol oynamanın ve itibarını korumanın bir yolunu bulamıyor gibi görünüyor. Bu sebeple de gerilimi tırmandırmayı yeğliyor; sırf kendi suçluluğuyla, kendi hezimetiyle ve siyasi acziyetiyle yüzleşmemek adına.
Hanımefendiler, Beyefendiler, lütfen görünüz: Bu AB-Avrupa’sı tehlikelidir; gücünden ötürü değil, itiraf edemediği zaafından ve kendisini öz yıkıma sürükleyebilecek bir nihilizmden dolayı tehlikelidir.
Bugün her ikisi de birer oturumu yönetecek olan Hauke Ritz ve Isabell Casel ile birlikte kurduğumuz Avrupa Kıtalararası İnisiyatifi tam da bu sebeple iki temel şiar edinmiştir:
AB’nin ötesinde bir Avrupa inşa etmek ve
Çok kutuplu bir dünya için Avrupa’yı şekillendirmek.
Doğu ile Batı arasında denge kuran bir Avrupa… Ve kuşkusuz böylesi bir Avrupa’da, bugün topraklarında bulunduğumuz Türkiye’nin üstleneceği mühim bir rol var! Şunu bilmenizi isteriz ki Avrupalıların pek çoğu, hatta kahir ekseriyeti tam da bunun hayalini kuruyor: Çok kutuplu bir dünyaya hazır olabilmek adına AB’den, NATO’dan ve ABD’den bağımsızlaşan bir Avrupa. Lütfen bu Avrupa’yı inşa etmemize yardımcı olun!
Nasıl çalışacağız?
Bugün dört ayrı oturumda dört ana başlığı ele alacağız.
Konuşmacılarımızdan ricamız şudur: Lütfen sözlerinizi öz tutun, hedefe odaklanın ve sizlere ilettiğimiz soru çerçevesine sadık kalın. Son derece disiplinli bir konferans amaçlıyoruz; çünkü ulaştığımız sonuçları yayımlamak ve gelecek yılın gündemini bu temeller üzerine kurmak niyetindeyiz.
Hanımefendiler, Beyefendiler, East-West Forum kalıcıdır!
Bundan böyle her yıl eylül ayının üçüncü hafta sonunda İstanbul’da bir araya geleceğiz. Bu nedenle şimdiden bu tarihleri ajandalarınıza not ediniz.
Yirmi birinci yüzyılı tasarlamak; kavramsal, zihinsel ve duygusal bakımdan muazzam bir mesai gerektirecektir. Tek bir konferans buna yetmez.
Ve lütfen unutmayın: Sizler dinleyici değilsiniz. Konferansın bizzat kendisisiniz.
Yarın sabah katkılarınıza ihtiyacımız olacak. Bu forumun etrafında güçlü bir ağ örmek istiyoruz: bir yayın takvimi, çalışma grupları, gelecek yılları finanse etmeye katkı sağlayacak bir iş konseyi, bir akademik danışma kurulu ve medya ortakları grubu.
Sahip olduğunuz çevreler, kanallarınız, fikirleriniz, araştırmalarınız, yazılarınız ve temaslarınızla… Hepimiz bir arada İstanbul East-West Forum’uz.
Bu yüzden lütfen sürece müdahil olun. Talepkâr davranın. Ve önümüzdeki yıllarda bu forumu daha büyük, daha güçlü ve daha görünür kılmamıza yardım edin.
Geldiğiniz için teşekkür ederim. Burada bulunduğunuz için hepinize şükranlarımı sunarım!
[1] Bahsi geçen makaleye Substack üzerinden şu adresten ulaşılabilir: https://martahavryshko.substack.com/p/volodymyr-zelensky-the-jewish-face
East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Diplomasi
NATO’nun Rusya hazırlığında beş kritik anlaşmazlık

NATO üyesi 32 ülke, 2029 yılına kadar ordularına kazandırmaları gereken asker ve silah kapasitesini belirlemek üzere müzakerelere başlıyor. İttifak içinde ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığından insansız hava araçlarının bütçe payına kadar beş temel başlıkta görüş ayrılığı yaşanıyor.
NATO, Rusya ile olası bir çatışmaya hazırlık çerçevesinde ittifakın savunma planlarını şekillendirecek kritik bir müzakere sürecine giriyor.
Politico‘nun haberine göre ittifak üyesi ülkeler, 2029 yılına kadar sağlamaları gereken asker ve silah kapasitesini belirlemek üzere bu ay masaya oturuyor.
Bazı Avrupalı yetkililer, Moskova’nın 2029’a kadar bir NATO ülkesine saldırabilecek askeri hazırlığa ulaşmasından endişe duyuyor. İttifakın görevdeki ve eski 15 temsilcisi ile diplomatlarla görüşen Politico, 32 üyenin uzlaşmaya çalıştığı beş temel görüş ayrılığını aktardı.
Müzakerelerin ilk başlığını, savunma için gereken kuvvet büyüklüğü ve silah miktarı oluşturuyor.
Müttefikler, savunma ihtiyaçlarının yanı sıra ittifak sınırları dışındaki küçük çaplı operasyonlar için ayrılan ve her biri yaklaşık 5 bin kişiden oluşan 18 ek tugayın korunup korunmayacağını tartışıyor.
ABD’nin Avrupa’dan kendi güvenliği için daha fazla sorumluluk almasını istemesi nedeniyle, bu dış operasyon taahhütlerinin azaltılması veya tamamen kaldırılması gündemde tutuluyor.
ABD Avrupa’daki askeri varlığını gözden geçiriyor
İkinci anlaşmazlık noktası, Amerikan ordusunun kıtadaki varlığını azaltma ihtimali olarak öne çıkıyor. Pentagon, Avrupa’daki kuvvet yapısına dair hazırladığı incelemeyi aralık ayında tamamlamayı planlıyor.
Daha önce bazı savaş uçaklarını, insansız hava araçlarını ve savaş gemilerini NATO kullanımındaki güç havuzundan çeken Washington’ın bu adımı, Avrupalı müttefikleri zorluyor. Avrupa ülkelerinin ağır nakliye uçakları ve keşif araçları gibi kritik Amerikan askeri teçhizatındaki eksikliği kendi imkanlarıyla kapatmak zorunda kalabileceği belirtiliyor.
Üçüncü başlıkta coğrafi öncelikler yer alıyor. Ukrayna’daki çatışmaların başlamasıyla doğu kanadına yoğunlaşan NATO, son dönemde rotasını aynı zamanda Arktik bölgesine çevirmiş durumda.
Dördüncü tartışma konusu ise savunma bütçelerinin dağılımında düğümleniyor. Müttefiklerin askeri harcamalarda insansız sistemler ile tank ve topçu gibi geleneksel ağır silahlar arasında nasıl bir denge kuracağı henüz netleşmedi.
Ukrayna tecrübesi ittifak doktriniyle ne kadar örtüşüyor?
Son görüş ayrılığı, Ukrayna sahasından çıkarılan derslerin NATO planlarına nasıl aktarılacağı sorusundan kaynaklanıyor. İttifak içindeki bazı ülkeler Kiev ile insansız hava araçları, hava savunması ve askeri teknolojiler alanında daha yakın işbirliğini savunuyor.
Fakat diğer üyeler, Ukrayna’daki çatışma tecrübesinin NATO doktrinine doğrudan kopyalanamayacağı uyarısında bulunuyor. Bu görüşü savunanlar, ittifakın askeri yaklaşımının hızlı birlik manevralarına ve mutlak hava üstünlüğüne dayandığını vurguluyor.
Genel Sekreter’den doğrudan tehdit açıklaması
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada ittifakın üye ülkelerden herhangi birine yönelik acil bir Rusya saldırısı tehdidi görmediğini kaydetti.
Rutte, NATO’nun gerekli savunma planlarına sahip olduğunu ve müttefiklerin bütün topraklarını korumaya hazır olduğunu ifade etti.
Buna karşılık NATO liderleri, temmuz ayında Ankara’da düzenlenen zirvede Rusya’yı Avrupa-Atlantik güvenliğine yönelik “uzun vadeli tehdit” olarak tanımladı.
Liderler, askeri harcamaları 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’ine çıkarma hedefini de bu toplantıda teyit etti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise daha önce yaptığı değerlendirmelerde, ülkesinin saldırgan planları olduğuna dair iddiaları “saçmalık, kaba ve küstahça bir yalan” olarak nitelendirmişti.
Diplomasi
ABD, Avrupa’daki Rus varlıklarını kısmen serbest bırakmayı önerdi

Financial Times gazetesinin haberine göre ABD, dondurulan Rus devlet varlıklarının bir kısmını serbest bırakarak kendi denetimindeki bir fona aktarmayı önerdi. Avrupa ülkeleri, 260 milyar avroluk rezervin denetimini devretmeyi ve Moskova’ya kaynak iadesini reddetti. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, fonlar hakkında yalnızca Avrupa’nın karar verebileceğini söyledi.
ABD yönetimi, Ukrayna’da barış görüşmelerini yeniden başlatabilmek amacıyla Avrupa ülkelerine dondurulan Rus devlet varlıklarının bir bölümünü serbest bırakma önerisi götürdü.
Financial Times gazetesinin konuya aşina dört kaynağa dayandırdığı habere göre plan, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile damadı Jared Kushner tarafından Miami’deki müzakerelerde gündeme taşındı.
Washington fonların kendi denetimine devredilmesini istedi
Görüşmelerde Ukrayna, Fransa, Almanya, İngiltere, AB ve NATO yetkilileri yer aldı. Amerikan heyeti, Rusya’nın dondurulan egemen varlıklarının çözülmesi için çeşitli yöntemler sundu.
Bu seçenekler arasında, söz konusu kaynakların Washington denetimindeki özel amaçlı yeni bir mali yapıya aktarılması da yer aldı.
Amerikalı bir yetkili, konunun kapsamlı bir barış anlaşmasının parçası olarak ele alındığını doğruladı. Yetkili, fonların nasıl serbest bırakılacağı ve çatışma sonrasında nerelere harcanacağı konusunda henüz kesinleşmemiş birçok fikrin tartışıldığını dile getirdi.
Aynı yetkili, Washington’ın Kiev’den hangi kaynaktan gelirse gelsin fonların nasıl harcanacağına dair bir plan sunmasını istediğini aktardı. ABD tarafı ayrıca Ukrayna’nın yolsuzlukla mücadele reformları ve hesap verebilirlik mekanizmaları için Dünya Bankası ile ortak çalışmasını talep etti.
Benzer bir varlık planı, Trump yönetiminin bir yıl önce hazırladığı ancak kabul görmeyen 28 maddelik barış taslağında da yer almıştı.
Avrupalı müzakerecilerden Washington’ın planına ret
Görüşmeye katılan Avrupalı heyetler, varlıklar üzerindeki denetimi devretmeye ve fonların bir kısmını Moskova’ya iade etmeye karşı çıktı. Süreci izleyen bir kaynak, heyetlerin Amerikan tarafına “Bunun kesinlikle gerçekleşmeyeceğini” ilettiğini kaydetti.
Öneri, Washington’ın savaşı sonlandırma yaklaşımı ve niyetleri konusunda Avrupa başkentleri ile Kiev’de tedirginlik yarattı.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Brüksel’deki AB liderler zirvesi öncesinde yaptığı açıklamada girişime doğrudan tepki gösterdi. Merz, “Bunlar Avrupa’da dondurulan varlıklar ve Avrupa’da dondurulmuş olarak kalmalı. Bu bizim meselemiz, kararını da biz veririz” dedi.
Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski de varlıkların serbest bırakılarak Moskova’ya dönmesi fikrini 13 Ekim’de sert sözlerle reddetmişti. Sikorski, “Ortak görüşü yansıttığımı düşünerek söylüyorum: Ancak cesedimizi çiğnerseniz olur” açıklamasını yapmıştı.
260 milyar avroluk rezervin kaderi belirsizliğini koruyor
Batılı müttefikler, Rusya’nın 2022’deki Ukrayna işgalinin ardından Moskova’ya ait yaklaşık 260 milyar avroluk devlet varlığını dondurdu. Bu tutarın büyük çoğunluğu AB sınırları içinde kalıyor.
En büyük pay olan yaklaşık 170 milyar avro, Belçika merkezli menkul kıymet takas kurumu Euroclear bünyesinde tutuluyor. AB, Aralık 2025’te 210 milyar avroluk Rus varlığını süresiz dondurma kararı aldı.
Avrupa Birliği mevcut düzende bu varlıkların getirilerini Ukrayna’ya aktarıyor. Ukrayna, G7 ülkelerinden dondurulan bu varlıkların faiz gelirleriyle temin edilen 45 milyar avroluk bir kredi sağladı.
Buna karşın birçok Avrupa başkenti, ana paraya dokunmanın yaratacağı hukuki ve mali risklerden kaçınıyor. Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, bu kaynaklar üzerinden tazminat kredisi verilmesini getireceği riskler nedeniyle en kötü seçenek olarak nitelemişti.
AB liderleri geçen yılın sonunda, Rusya’nın savaş tazminatı ödememesi halinde bu fonları Ukrayna’nın yeniden inşasında kullanma taahhüdünde bulundu. Ancak varlıkların serbest bırakılması 27 AB üyesinin oybirliğini gerektiriyor ve üye ülkelerin mevcut tutumu bu yönde bir kararı uzak kılıyor.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Rus devlet medyasına yaptığı açıklamada, Moskova’nın varlıkları geri almak için her yolu deneyeceğini belirtti. Peskov, bu çabaların hukuki çalışmaları, mahkeme süreçlerini ve adli kovuşturmaları kapsadığını bildirdi.
Diplomasi
ABD barış planı kapsamında Rus gazının Avrupa’ya dönüşünü önerdi

ABD yönetiminin Ukrayna’daki savaşı bitirmeye yönelik yeni barış planında, Avrupa’nın Ukrayna üzerinden Rus doğalgazı alımına yeniden başlaması öngörüldü. Müzakerelerde Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın taşıdığı teklifin bir parçasını da hasar gören su altı boru hatlarının devreye alınması ve Rus gazı ihracatından pay alma planı oluşturuyor.
ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Ukrayna’daki savaşı sona erdirmeye yönelik yeni barış planı, Avrupa’nın Rusya’dan yüksek hacimli doğalgaz alımına yeniden başlamasını öngörüyor.
The New York Times gazetesinin müzakere sürecine yakın kaynaklara dayandırdığı habere göre Washington, Rus gazını Avrupa’ya taşıyan Ukrayna’daki boru hatlarının tekrar işletmeye alınmasını teklif etti.
Haberde, Amerikalı yetkililerin bu adımı Moskova’yı çatışmayı bitirmeye teşvik edecek bir araç olarak sunduğu aktarıldı.
ABD Başkanının Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Trump’ın damadı Jared Kushner’ın, Ukrayna ve Avrupalı yetkililerle yaptıkları görüşmelerde bu öneriyi gündeme getirdiği, konunun geçen ay Kiev’de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile de ele alındığı kaydedildi.
Washington su altı boru hattını da değerlendiriyor
Amerikan yönetiminin su altı boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesi seçeneğini de masada tuttuğu belirtildi. Gazeteye konuşan bir kaynak, olası bir barış mutabakatı halinde bu adımı kolay erişilebilir bir fırsat olarak nitelendirdi.
Müzakerecilere göre Rusya’nın Avrupa’ya gaz ihracatına tekrar izin verilmesi, Kushner ve Witkoff’un ele aldığı uzun vadeli bir planı oluşturuyor.
Temsilciler bu ihracatı; Rusya-NATO ilişkilerinin geleceğini, Ukrayna için güvenlik garantilerini ve toprak düzenlemelerini kapsayan geniş bir uzlaşının parçası ve ekonomik teşvik unsuru olarak görüyor.
Görüşmelere yakın çevreler, bazı Avrupalı ve Ukraynalı yetkililerin Washington’ın Rus gazı ihracatından pay almaya çalışacağını düşündüğünü aktardı.
Bu yaklaşıma göre ABD yönetimi, Amerikan şirketlerine veya federal bütçeye kardan pay sağlamayı hedefliyor.
Kuzey Akım için yatırımcı arayışı
Üst düzey Rus ve Amerikalı temsilcilerin Kuzey Akım boru hatlarına ABD’den yatırımcı çekilmesi konusunu da görüştüğü, Reuters tarafından bu ay beş kaynağa dayandırılarak duyurulmuştu.
The New York Times, ekim başında yayımladığı haberde iki ülke arasındaki Ukrayna müzakerelerinin genişlediğini ve milyarlarca dolarlık bir petrol anlaşmasını da kapsadığını yazmıştı.
Söz konusu müzakerelerin Lukoil’in Doğu Avrupa’daki rafinerilerini, ABD’deki akaryakıt istasyonlarını, petrol sahalarını ve rafinerilerini içeren yurt dışı varlıklarını kapsadığı belirtildi.
Gazete, Washington’ın bu anlaşmayı Ukrayna’daki çatışma bitmeden imzalamayı önerdiğini aktardı.
Üç kaynağın anlatımına göre petrol anlaşması, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in eylül ayında Witkoff ve Kushner ile yaptığı görüşmede de gündeme geldi.
Potansiyel katılımcılar arasında ABD’li finansçı Todd Boehly ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’dan iş insanlarının isimleri geçti.
Bir ABD hükümet yetkilisi, Witkoff ve Kushner’ın federal yatırımların mali koşullarının belirlenmesine doğrudan katıldığını açıkladı.
Öte yandan Rusya’da 20 yılı aşkın süre iş yapan ABD’li yatırımcı Stephen Lynch, Kasım 2024’te Washington’dan lisans talebinde bulunmuştu.
The Wall Street Journal gazetesine göre Lynch, açık artırmaya çıkarılması halinde Kuzey Akım 2 boru hattını satın alma ihalesine girmek istiyor.
Monte Valle Partners şirketinin kurucusu olan Lynch, sorunlu varlıklarla ilgileniyor.
Amerikalı yatırımcı 2007’de Promneftstroy şirketi üzerinden, Yukos’un Hollanda’da kurulu iştiraki Yukos Finance’ı devralmıştı.
Kuzey Akım’ın iki hattı ile Kuzey Akım 2’nin bir hattı, Eylül 2022’de Baltık Denizi’nde, İsveç ve Danimarka’nın münhasır ekonomik bölgelerinde düzenlenen sabotajlarla patlatılmıştı.
Avrupa Birliği Rus gazından çıkış takvimini koruyor
Avrupa Birliği (AB) ise Rus gazını aşamalı olarak terk etme politikasını sürdürüyor. Birlikte haziran ayında yürürlüğe giren kararla bazı kısa vadeli boru hattı sözleşmeleri yasaklandı.
Brüksel, Rusya’dan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını 1 Ocak 2027’de, boru hattı gazı alımını ise 30 Eylül 2027’de sonlandırmayı planlıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ay başında yaptığı açıklamada AB’nin 2027 sonuna kadar Rus gazı ithalatını sıfırlayacağını söyledi.
Rusya, Gazprom ile Naftogaz arasındaki beş yıllık transit sözleşmesinin süresinin dolmasıyla 1 Ocak 2025’te Ukrayna üzerinden Avrupa’ya gaz sevkiyatını kesti.
Rusya Devlet Başkanı Putin, Kiev yönetiminin transit anlaşmasını uzatmayı reddettiğini kaydetti.
Ukrayna güzergahının kapanmasının ardından Rus boru hattı gazının Avrupa’ya ulaştığı tek rota TürkAkım kaldı. Bu hat üzerinden gaz Türkiye’ye, ardından Macaristan ve Sırbistan başta olmak üzere Güney ve Güneydoğu Avrupa ülkelerine iletiliyor.
Avrupa Komisyonu’nun ön verilerine göre AB, gazı bırakma hedefine rağmen 2025 yılında Rusya’dan boru hattı ve LNG dahil toplam 36 milyar metreküp doğalgaz satın aldı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceHindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor











