Asya
Singapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor

Financial Times gazetesi, Singapur’un nitelikli kadroları devlette tutmak ve yolsuzluğun önüne geçmek amacıyla siyasetçilere milyon dolarlık maaşlar ödediğini yazdı. Son artışla birlikte Başbakan Lawrence Wong’un yıllık geliri 2,8 milyon dolara çıkarken, kıdemsiz bakanların gelirleri de en çok kazanan bin vatandaşın gelirine endeksleniyor.
Singapur’da siyasetçilerin ve üst düzey bürokratların maaşları, özel sektördeki en başarılı bankacılar ve hukukçularla rekabet edebilmek amacıyla milyon dolarlık seviyelerde belirleniyor.
Financial Times gazetesinin haberine göre, gelirlerin piyasa koşullarına endekslendiği bu formül, liyakatli kadroları devlete çekme ve yolsuzluğu önleme stratejisine dayanıyor.
Ülkede bu hafta Başbakan Lawrence Wong’un maaşına 1 milyon dolarlık artış yapıldı. Yeni düzenlemeyle birlikte Wong’un yıllık geliri 2,8 milyon dolara ulaştı. Bu rakam, ABD Başkanı Donald Trump’ın aldığı yıllık başkanlık maaşının yedi katına denk geliyor.
Formül yolsuzluğu önlemeyi ve liyakati korumayı hedefliyor
Singapur, siyasetçilerine piyasa normlarına göre ödeme yapma modelini 1994 yılında benimsedi.
Dönemin Başbakanı Lee Kuan Yew tarafından hayata geçirilen bu düzenleme, kamu yönetiminin en yetenekli uzmanları bünyesine katarken büyük şirketler ve küresel hukuk bürolarıyla rekabet edebilmesini amaçlıyor.
Yüksek maaş politikası aynı zamanda tecrübeli siyasetçilerin karlı özel sektör teklifleri karşısında görevlerini terk etmelerini önlüyor. İyi gelir elde eden bakanların rüşvete yönelme ihtimalinin düşeceği varsayımıyla sistem, yolsuzluğa karşı kurumsal bir kalkan görevi de görüyor.
Financial Times, bu yaklaşım sayesinde Singapurlu siyasi liderlerin dünyanın en çok kazanan yöneticileri arasına girdiğine dikkat çekiyor.
Ülkedeki barem sistemine göre kıdemsiz bir bakanın geliri, Singapur’un en yüksek kazanca sahip bin vatandaşının medyan gelirine endeksleniyor.
Siyasete adım atmanın getirdiği bir “özveri payı” sayılarak bu tutardan yüzde 40 kesinti yapılıyor. Son endekslemenin ardından kıdemsiz bir bakanın yıllık maaşı yaklaşık 941 bin dolar düzeyine çıktı.
Siyasetçilere yapılan toplam ödemelerin yüzde 65’i sabit maaştan, yüzde 35’i ise gayrisafi yurt içi hasıla büyümesi, istihdam oranları ve devletin reel gelir artışına bağlı performans primlerinden oluşuyor.
Başbakan Wong, kendi maaşına yapılan zammı beş yıl boyunca hayır kurumlarına bağışlayacağını duyururken ülkedeki maaş mimarisini savundu.
Wong, “Hiç kimse siyasete para için girmemelidir. Rekabetçi maaşlar devlete hizmet motivasyonu üretmez. Ancak bu motivasyona zaten sahip olanların öne çıkıp adım atmasını mümkün kılar” dedi.
Küresel yetenekleri çekmek için yeni adımlar atılıyor
Singapur yönetimi, yüksek maaş uygulamasının yanı sıra ülkeye küresel sermaye ve beyin gücü çekme adımlarını sürdürüyor.
Hükümet ağustos ayında, dünyanın önde gelen fon yöneticilerini ülkeye çekmek amacıyla uygulanan üst düzey ONE Pass vize programını genişleteceğini duyurdu. Program, ülkenin kalkınmasına somut katkı sunabilecek uluslararası liderleri ve kıdemli yatırım uzmanlarını hedef alıyor.
2023 yılında yürürlüğe giren ONE Pass, geleneksel çalışma vizelerinden farklı olarak yabancı uzmanlara birden fazla işveren bünyesinde eş zamanlı faaliyet gösterme hakkı tanıyor.
Singapur, haziran ayında dünyanın en rekabetçi ekonomileri sıralamasında ilk kez İsviçre’yi geride bırakarak zirveye yerleşti.
Hong Kong’un ikinci sırada yer aldığı endekste üçüncü sıraya gerileyen İsviçre ise Avrupa’nın en rekabetçi ekonomisi olma unvanını koruyor.
Bu sırada bölgedeki diğer ülkeler farklı gündemlerle öne çıkıyor.
Irak Başbakanı, ülkedeki nakit yetersizliğine esprili bir dille yaklaşarak para yokluğu sayesinde yolsuzluğun da yaşanmayacağını savundu.
Asya
Japonya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, hükümetinin maliye politikası konusunda finans piyasalarına güven vermeye çalışarak pazartesi günü ekonomik ve piyasa koşullarına “esnek” yanıt verme sözü verdi. Ancak genişlemeci harcama gündeminden geri adım atacağına dair çok az işaret verdi.
Takaichi’nin tonundaki bu değişim, Japonya’nın mali durumu konusunda piyasalarda artan endişeler ve yenin daha da zayıflamasına yol açabilecek reflasyonist mesajlardan kaçınması yönünde ABD’den gelen baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi. Ancak analistler, açıklamalarının politikada köklü bir değişikliğe işaret etmediğini belirtti.
Japonya Başbakanı Takaichi, olağanüstü Diet oturumunun açılışı dolayısıyla yaptığı konuşmada, hükümetin maliye politikasını ekonomik ve piyasa koşullarına göre “esnek ve hızlı” biçimde ayarlayacağını söyledi.
Tokyo’nun yıllık tahvil ihracı miktarını faiz oranları ve diğer piyasa koşullarını dikkate alarak belirleyeceğini söyleyen Takaichi, hükümetinin “geleneksel politika önlemleri yoluyla hükümete yönelik piyasa güvenini inşa edeceğini” de sözlerine ekledi.
Bu açıklamalar uzmanlara göre, Takaichi’nin enflasyonun yol açtığı hayat pahalılığını hafifletmeyi amaçlayan genişlemeci ekonomik gündemine bağlılığı ile yen ve Japonya’nın zaten zorlanmış durumdaki kamu maliyesine ilişkin artan kaygılar arasında denge kurma çabasını yansıtıyor.
Takaichi, kendi politika sloganı olan “sorumlu proaktif maliye politikası”na atıfta bulunarak, “mali sürdürülebilirlik, elbette sorumlu proaktif maliye politikasının ön koşuludur” dedi ve bu yaklaşımın gerekli harcama reformları ve finansman sağlanmasına yönelik önlemlerle birlikte yürütüleceğini söyledi.
Politika konuşmasından önce Takaichi, pazar günü Okinawa’da bir Japon kadını soymak ve öldürmek şüphesiyle bir ABD deniz piyadesinin gözaltına alınmasına değindi. Olayın ardından Japonya, ABD nezdinde resmi protestoda bulunmuştu.
Takaichi, “Böylesine son derece vahşi ve zalimce bir olayın meydana gelmesi son derece üzücüdür” dedi.
Pazar günü açıklanan ifadesini yineleyen Takaichi, “Japonya hükümeti ABD tarafını güçlü biçimde protesto ediyor ve soruşturmayla azami düzeyde işbirliği yapılmasını güçlü biçimde talep ediyor” dedi. Ayrıca disiplinin sıkılaştırılması ve benzer bir olayın tekrar yaşanmaması için kapsamlı önlemler alınması çağrısında bulundu.
Gözaltı, Takaichi’nin muhafazakâr hükümeti açısından siyasi olarak hassas bir döneme denk geliyor. Geçen ay, iktidar partisinin desteklediği bir aday Okinawa valilik seçimini kazanarak, eyaletteki yoğun ABD askeri üs varlığına karşı çıkan valilerin 12 yıllık yönetimine son verdi.
Okinawa, Japonya’da konuşlu yaklaşık 18 bin ABD deniz piyadesinin büyük bölümüne ev sahipliği yapıyor. Adalar, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaklaşık 30 yıl boyunca ABD yönetiminde kaldıktan sonra 1972’de Japonya’nın kontrolüne iade edildi.
Japonya Başbakanı, genişlemeci harcama gündemi kapsamında büyümeyi desteklemek ve hayat pahalılığı baskısını hafifletmek amacıyla 2040’a kadar kamu ve özel sektörden toplam 370 trilyon yenlik (2,3 trilyon dolar) yatırım yapılmasını savunuyor. Ayrıca gıda üzerindeki tüketim vergisinin geçici olarak düşürülmesini istiyor.
Takaichi’nin ekonomi politikasını destekleyenler, stratejik yatırıma yapılan vurgunun kısa vadede talebi canlandıracağını, zaman içinde ise ekonominin üretim kapasitesini genişleterek Japonya’nın potansiyel büyümesini artıracağını savunuyor.
Ancak yatırımcılar, ilave mali teşviklerin enflasyonist baskıları artırabileceği ve Japonya’nın mali durumunu daha da zayıflatabileceği konusunda giderek daha fazla endişe duyuyor.
Bu kaygılar tahvil piyasasına da yansıdı. Eylül sonlarında, gösterge niteliğindeki 10 yıllık Japon devlet tahvilinin getirisi, ABD’nin İran’la savaşıyla bağlantılı olarak yükselen petrol fiyatlarının tetiklediği enflasyon endişeleriyle satışların hızlanması sonucu yüzde 3,115’e çıkarak 30 yılın zirvesine ulaştı. Tahvil fiyatları genel olarak getirilerle ters yönde hareket ediyor.
Takaichi ayrıca yen konusunda Washington’ın baskısıyla da karşı karşıya. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, para biriminin süregelen zayıflığı konusunda defalarca endişelerini dile getirerek Tokyo’ya, yeni zayıf tutabilecek reflasyonist mesajlardan kaçınması çağrısında bulundu.
Bessent geçen ay yene karşı pozisyon alan döviz yatırımcılarına meydan okuyarak, kumarhane benzetmesiyle “Artık kasa benim” dedi.
Maliye Bakanı Satsuki Katayama ise geçen hafta Nikkei’ye yaptığı açıklamada, hükümet içinde Japonya’nın reflasyonist politikasının sona erdiği konusunda görüş birliği bulunduğunu söyleyerek Bessent’in açıklamalarını yineledi.
Nomura Research Institute’un baş ekonomisti Takahide Kiuchi ise Takaichi’nin konuşmasının basına geniş biçimde yansıyan taslağını değerlendirdiği analizinde, başbakanın açıklamalarının maliye politikasında köklü bir değişiklik anlamına gelmediğini ve tek başına piyasa kaygılarını gidermesinin muhtemel olmadığını söyledi.
Nikkei Asia’ya konuşan Kiuchi, konuşmanın “piyasaları yatıştırmayı ve piyasa güvenini korumayı amaçlayan ifadelerle dolu” olduğunu belirtirken, “Bu, politikanın gerçekten de finans piyasaları gözetilerek ayarlanacağı anlamına gelmez” dedi.
Kiuchi, genişlemeci maliye ve para politikalarının sürmesinin yen ve Japon devlet tahvili fiyatları üzerinde ilave aşağı yönlü baskı yaratabileceği, enflasyonu daha da artırabileceği ve uzun vadeli faizleri yukarı çekebileceği uyarısında bulundu. Bunun da ekonomi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirtti.
Japonya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya
İmran Han’ın binlerce destekçisi Pakistan’ın başkentine yürüyüşe başladı

Pakistan’ın tutuklu eski Başbakanı İmran Han’ın binlerce destekçisi, serbest bırakılması talebiyle başkent İslamabad’a doğru uzun yürüyüşe başladı. Han’ın partisi pazartesi günü yaptığı açıklamada, yürüyüşün Pakistan yönetimiyle yaşanan derin görüş ayrılıklarının gölgesinde gerçekleştiğini bildirdi.
Miting, pazar günü İmran Han’ın Pakistan Adalet Hareketi (PTI) partisinin yönetimindeki kuzeybatıdaki Hayber Pahtunhva eyaletinde başladı. Yürüyüşçülerin İslamabad’a ulaşmadan önce çeşitli noktalarda durması planlanıyor.
Yürüyüşe öncülük eden eyalet Başbakanı Sohail Afridi, “Hepinizi dışarı çıkmaya çağırıyorum. Gençler, cezaevinde bulunan lideriniz için sokağa çıkın” dedi.
Han’ın partisi ile Pakistan yönetimi arasındaki anlaşmazlığın kökeni, Han’ın 2022’de parlamento tarafından iktidardan uzaklaştırılmasına dayanıyor. Han, devrilmesinin arkasında ordunun bulunduğunu öne sürerken, ordu bu suçlamayı reddediyor.
Gerilim, Han’ın Mayıs 2023’te tutuklanmasının ardından destekçilerinin sert eylemleriyle daha da derinleşti. Başlatılan operasyonlarda binlerce PTI destekçisi gözaltına alındı ve daha sonra onlarca kişi askeri mahkemelerde mahkûm edildi.
Eski bir kriket yıldızı olan 74 yaşındaki Han, kendisini siyasi tutuklu olarak tanımlıyor.
Han, 2023’te tutuklanmasından önce orduyla ters düşmüştü. Analistler, nükleer silaha sahip Pakistan’da ordunun siyasette nihai belirleyici güç olduğunu düşünüyor. Ordu ve mevcut sivil hükümet ise Han’ın siyasi tutuklu olduğu iddiasını reddediyor ve Pakistan yargısının bağımsızlığına işaret ediyor.
Han çeşitli davalarda mahkûm edildi. Hakkındaki mahkûmiyet kararlarının biri hariç tamamı daha sonra askıya alındı ya da bozuldu. Temyiz süreçleri ise devam ediyor.
Yürüyüşün başlangıçta 27 Eylül’de yapılması planlanıyordu.
Ancak Başbakan Şahbaz Şerif hükümetinin partinin talepleri konusunda müzakere teklif etmesi üzerine yürüyüş ertelendi. Görüşmeler hafta sonu sonuçsuz kaldı.
PTI’ın iki yıl önce düzenlediği son büyük çaplı protesto, güvenlik güçleriyle ölümcül çatışmalarla sona ermişti.
İslamabad ve çevresine binlerce polis ve paramiliter güvenlik görevlisi konuşlandırıldı. Parlamento, başbakanlık konutu ve yabancı büyükelçiliklerin bulunduğu İslamabad’ın hükümet bölgesine girişleri engellemek amacıyla nakliye konteynerleriyle barikatlar kuruldu.
“BU MESELEYİ BİR DAHA AÇILMAMAK ÜZERE BİTİRECEĞİZ”
Hükümet, yürüyüşçülerin İslamabad’a girmesine izin verilmeyeceğini açıkladı.
İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, “Bu meseleyi bir daha açılmamak üzere bitireceğiz” dedi ve partinin istediği zaman başkentte hayatı sekteye uğratmasına izin verilemeyeceğini söyledi.
Hükümeti müzakerelerde temsil eden Nakvi, görüşmelerin, Han’ın partisinin Afganistan sınırındaki Hayber Pahtunhva eyaletinde artan militan faaliyetleriyle mücadele etmek için öngörülen terörle mücadele politikasında işbirliği yapmayı reddetmesi nedeniyle çöktüğünü iddia etti.
PTI ise bu açıklamayı reddederek, hükümetin parti üzerinde haksız tavizler vermesi için baskı kurmaya çalıştığını savundu.
Asya
Çin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı

Çin yönetimi, finansal riskleri azaltmak amacıyla 2025 yılında çoğu kırsal bölgelerde yer alan 670’ten fazla bankayı birleşmeler ve tasfiyeler yoluyla kapattı. Son dört yılda ülkedeki banka sayısı yüzde 23 azalarak 3 bin 139’a gerilerken Financial Times gazetesi, operasyonun sektör tarihinde görülmemiş bir ölçekte gerçekleştiğine dikkat çekiyor.
Çin hükümeti, finansal sistemi güçlendirme ve sektördeki riskleri azaltma adımları kapsamında 2025 yılında 670’ten fazla bankayı kapattı.
Kapanan kuruluşların neredeyse tamamını kırsal bölgelerdeki kreditörler oluştururken, bu yapıların önemli bir bölümü birleşmeler yoluyla bağımsız tüzel kişiliklerini kaybetti.
Financial Times’ın (FT), Çin Ulusal Finansal Düzenleme İdaresi (NFRA) verilerine ve uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in raporuna dayandırdığı habere göre, tasfiye ve birleşme dalgası denetimi artırmayı hedefliyor. Süreçte bankaların yükümlülükleri başka kredi kuruluşlarına devredildi.
Gazetenin aktardığı verilere göre, 2025 dahil son dört yılda ülkedeki toplam banka sayısı yüzde 23 azalarak 3 bin 139’a geriledi.
Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, özellikle az gelişmiş bölgelerdeki küçük ölçekli kırsal ve kentsel bankaları, düşük varlık kalitesi, yetersiz sermaye ve kurumsal yönetim zayıflıkları nedeniyle finansal sistemin en kırılgan halkası olarak nitelendiriyor.
Gzetenin toplam büyüklüğünü yaklaşık 64 trilyon dolar olarak hesapladığı Çin bankacılık varlıklarının dörtte birinden fazlasını bu küçük kuruluşlar elinde tutuyor.
Singapur Ulusal Üniversitesi Doğu Asya Enstitüsü kıdemli konuk araştırmacısı Jason Bedford, birleşmelerin regülasyonu kolaylaştırdığını ve likidite sıkıntısı yaşayabilecek kurum sayısını azalttığını belirtti.
Bedford operasyonu, “Daha önce hiçbir zaman bu ölçekte bir konsolidasyon görmemiştik” sözleriyle değerlendirdi.
Kırsal bankalar tek çatı altında toplanıyor
Uygulamanın somut örnekleri eyalet düzeyinde öne çıkıyor. FT’nin aktardığına göre, İç Moğolistan’da bankaların geçen yıl Inner Mongolia Rural Commercial Bank çatısı altında birleştirilmesinin ardından, daha önce 100’ü aşan kredi kuruluşu sayısı 12’ye indi.
Temmuz ayında Wuhan kenti yönetimi mali güçlük çeken Z-Bank’ın kontrolünü devraldı ve kurum daha sonra Hankou Bank bünyesine katıldı. Moody’s verilerine göre Z-Bank’ın varlık büyüklüğü 2024 sonu itibarıyla 124 milyar yuan seviyesindeydi.
Çin ekonomi yayını Caixin de ağustos ayında yayımladığı haberde, düzenleyici kuruma dayanarak küçük ve orta ölçekli kırsal banka sayısının 2025’te 670 azaldığını duyurmuştu.
Düzenleme, kırılgan kurumların daha yüksek sermayeye sahip büyük yapılar içinde eritilmesini öngörüyor.
Düşük faiz, deflasyon ve gayrimenkul krizi baskı yaratıyor
Sektör genelinde banka karları; düşük faiz ortamı, deflasyonist baskılar ve gayrimenkul sektöründeki devam eden durgunluk nedeniyle daralıyor.
Kredi araştırma şirketi CreditSights analisti Karen Wu, kredi gelirleri ile fonlama maliyetleri arasındaki faiz marjının zayıflamasının küçük bankaları daha korumasız bıraktığına işaret etti.
Wu, çözüm için “Ya büyük bankalar küçükleri devralmalı ya da yerel yönetimler bu kuruluşlara doğrudan sermaye aktarmalı” görüşünü paylaştı.
Uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Başkan Yardımcısı Nicholas Zhu, hanehalkının başta konut kredileri olmak üzere borçlarını azaltmasıyla bankaların kurumsal kredilere ağırlık verdiğini ifade etti.
Zhu, bu yönelimin soru işaretleri yarattığını ancak bankacılık sektörünün bütünü açısından henüz sistemik bir tehdit oluşturmadığını kaydetti.
Kamu bankaları sermaye artırımına gidiyor
Kırsal kesimdeki daralmanın yanı sıra Çin’in önde gelen kamu bankaları da sermaye tabanlarını güçlendiriyor.
Reuters’ın şirket açıklamalarına dayandırdığı eylül tarihli habere göre, devlete ait bankalar ve sigorta şirketleri sermaye artırımı yoluyla toplamda yaklaşık 54 milyar dolar toplamayı planladı.
Agricultural Bank of China 160 milyar yuan, ICBC ise 100 milyar yuan büyüklüğe kadar hisse ihracı planı açıkladı. Söz konusu payların Maliye Bakanlığı, China National Tobacco ve bağlı ortaklıklarına tahsis edilmesi hedeflendi.
South China Morning Post’un Hong Kong Borsası bildirimlerine dayandırdığı bilgiye göre, Mart 2025’te diğer dört büyük kamu bankası; Bank of China, China Construction Bank, Bank of Communications ve Postal Savings Bank of China, çekirdek birinci kuşak sermayelerini takviye etmek amacıyla 520 milyar yuana varan kaynak temin etme planlarını duyurmuştu.
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri












