Diplomasi
Thiel ödül aldı, yine Papa ve ÇKP’ye çattı

Palantir’in kurucusu Peter Thiel, Axel Springer medya grubundan ödül aldı ve verdiği mülakatta Papa Leo ile Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP) eleştirdi.
Thiel, Axel Springer Ödülü’nü aldıktan sonra yaptığı konuşmada medyanın bazı kesimlerini sert bir şekilde eleştirdi.
Berlin’de düzenlenen törende konuşan Thiel, medyanın büyük bir kısmının neden “bir tür solcu nefret fabrikasına dönüştüğünü” merak ettiğini söyledi.
Medya ortamının “çok, çok tek taraflı” ve “istediğimiz kadar özgür olmaktan çok uzak” olduğunu iddia eden yatırımcı, aynı zamanda Springer CEO’su Mathias Döpfner’i ve CBS’ten ABD’li gazeteci Bari Weiss’i övdü.
Thiel, Döpfner ve Weiss gibi insanlar olmasaydı durumun “gerçekten çok, çok kötü” olacağını savundu.
Döpfner, Weiss ve Axel Springer çalışanlarına “cesaretleri” nedeniyle takdirlerini dile getiren Thiel, onları bu medya ortamındaki “muhalif sesler” olarak nitelendirdi.
Thiel, ayrıca Sol Parti’nin son Berlin Temsilciler Meclisi seçimlerindeki başarısına da değindi.
İnsanların bu partiye neden oy verdiğini anlayabildiğini vurgulayan ABD’li, ortada “çok gerçek bir sorun” olduğunu, konutların çok pahalı ve aşırı derecede düzenlemeye tabi bulunduğunu söyledi.
Sol Parti’nin buna yönelik iyi çözümleri olmadığını savunan Thiel, kira kontrollerinin muhtemelen “Berlin’i bir gecekondu mahallesine dönüştüreceğini” ileri sürdü.
Axel Springer Ödülü, Springer’e göre “piyasaları olağanüstü bir şekilde dönüştüren” kişileri onurlandırıyor.
CEO Döpfner konuşmasında, Springer’in Thiel’i girişimciliği, risk alma istekliliği ve alışılmışın dışında düşünme tarzı nedeniyle ödüllendirdiğini belirtti.
Geçmişteki ödül sahipleri arasında Facebook CEO’su Mark Zuckerberg, Amazon kurucusu Jeff Bezos, Tesla CEO’su Elon Musk ve World Wide Web’in mucidi Tim Berners-Lee yer alıyor.
Ödül töreninin kenarında, çok sayıda kişi Thiel’e karşı bir protesto mitingine katıldı. Polise göre, gösteri olaysız bir şekilde gerçekleşti. Protesto çağrısını sol gruplar yapmıştı.
Axel Springer binasının dışında, “Thiel Shall Not Pass” (Thiel Geçemeyecek) yazan bir pankart da sergilenenler arasındaydı.
Alman Gazeteciler Birliği (DJV) de daha önce teknoloji milyarderine ödül verilmesini eleştirmişti.
Ödül töreni sırasında kısa süreli bir aksaklık yaşandı. Springer’in verdiği bilgiye göre, bir hizmet sağlayıcısının çalışanı, üzerinde “Onlar, bizim onların yalan söylediğini bildiğimizi biliyorlar” yazan bir pankartla sahneye çıktı.
Springer, bir soruya yanıt olarak, adamın güvenlik görevlileri tarafından sahneden uzaklaştırıldığını ve kimsenin yaralanmadığını belirtti.
Mathias Döpfner’e verdiği röportajda ise Thiel, Papa Leo’nun Mayıs ayında yayınladığı yapay zeka genelgesinin Çin’in yapay zeka alanındaki hedeflerini dizginlemeye hiçbir katkısı olmayacağını fakat ABD ve müttefiklerinin bu teknolojiye ağır kısıtlamalar getirmesine neden olabileceğini savundu.
Thiel, “Çin Komünist Partisi’nin Papa’yı dinlemeyeceği kesin. Fakat ABD’deki insanların dinleme ihtimali var. Dolayısıyla, papa’nın genelgesi aslında Komünist Parti’nin işine yarıyordu. Onun komünistlerin ajanı olduğunu söylemiyorum, ama en azından ÇKP için ‘kullanışlı bir aptal’ olarak hareket ediyordu,” diye ekledi.
Thiel, “Bence AI, internetten daha önemli olabilir ve büyümeyi hızlandırma potansiyeline sahip; bununla birlikte gelen tüm olumlu ve olumsuz sonuçlarla birlikte,” dedi.
“Teorik olarak, küresel düzeyde gerçek ve derin bir işbirliği olsaydı, bu gelişimi yavaşlatmak mümkün olabilirdi.,” diyen Palantir’in kurucusu, bununla birlikte bunun için gerçek yetkileri ve gerçek gücü olan bir dünya hükümeti gerektiğini düşündüğünü aktardı.
Peter Thiel, Almanya-Avusturya siyaseti ile güçlü bağlara sahip
Thiel, “İçimdeki klasik liberal, bunun ‘kötüden daha kötüye’ gitmek olacağına inanıyor. Çare, dertten daha kötü olurdu,” diye konuştu.
Thiel’e göre Batı’da gelişimin frenlenmesi, Çin’de ise frenlenmemesi tehlikesi bulunuyor.
AfD ve Sol Parti’nin seçim başarılarına da değinen Thiel, bunun nedeninin “orta yol partilerinin Almanya için tüm toplumun yararına olacak bir iktisadi gelecek tasarlama konusundaki başarısızlığını yansıttığını” söyledi.
Thiel AfD ile ilgili olarak, “Bence Ukrayna, Çin ve İsrail hakkında mantıklı bir şekilde tartışılabilir. Fakat aynı zamanda AfD’nin bu üç konuda da yanıldığını düşünüyorum. Ve bu üç konuda da yanılmak mümkün değil,” dedi.
Eskiden Almanya’nın “önemli yeni şirketler kurma yeteneği” olduğunu savunan Thiel, Mittelstand‘ların yanı sıra 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan çok daha büyük şirketler de olduğuna işaret etti.
Thiel’e göre 1995’ten bu yana bu yetenek gerçekten büyük ölçüde kayboldu.
En zengin Almanlarla Amerikalıları kıyaslayan süper zengin, “ABD’de bu on iki kişiden dokuzu servetini kendi çabalarıyla kazanmış. Almanya’da ise 20 kişiden 20’si de servetini miras yoluyla almış. Hiçbiri yeni bir şey yaratmamış, yeni bir servet kazanmamış ya da uygun şekilde büyütülebilecek büyük bir şirket kurmamış,” iddiasında bulundu.
Trump yönetimi hakkındaki görüşlerini de dile getiren Thiel, ilk Trump döneminde birbirleriyle hiçbir konuda anlaşamayan insanların ekipte olduğunu, ikinci yönetimde ise bu hatayı düzeltmeye çalışırken “aşırıya kaçarak”, yönetimde “pek zeki olmasa da son derece sadık kişilerin” yer aldığını söyledi.
Kendisinin Marco Rubio yerine hâlâ JD Vance’in destekçisi olduğunu söyleyen Thiel, “Fakat korkarım ki her iki aday için de kazanması zor olacak,” dedi.
Kasım ayındaki ara seçimlere de değinen ABD’li şunları söyledi:
“Eğer Cumhuriyetçiler bu sonbahardaki ara seçimlerde ağır bir yenilgiye uğrarsa, Demokratlar 2028’de zaten kazanacaklarına inanacaklar. Ve o zaman muhtemelen bir demokratik sosyalistin zaferine karşı o kadar da güçlü bir engel olmayacaktır. (…) Bence Demokratlar, bir buçuk ay sonra yapılacak ara seçimlerde yeterince iyi bir sonuç alacaklar; bu durumda, başkanlık adaylarının merkez sol mu yoksa aşırı sol kanattan mı geleceği, sonuçta onlar için pek de önemli olmayacak. Ve o zaman yarış tamamen açık, sonuç ise tamamen belirsiz olacak.”
Diplomasi
Rubio, UCM’ye karşı kampanya için Yunanistan’ın desteğini arıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) karşı yürüttüğü kampanyada Yunanistan’ın desteğini istedi.
Bir diplomatın Rapporteur’e verdiği bilgiye göre Rubio, Yunan mevkidaşı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı görüşmede UCM konusunu gündeme getirerek, mahkemenin “aktivist” yaklaşımını eleştirdi.
Diplomatın verdiği bilgiye göre, Rubio, Yunanistan’ın UCM’nin kuruluş antlaşması olan Roma Statüsü’nden çekilmesini istiyor.
Lahey merkezli mahkeme, soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarıyla suçlanan kişileri yargılamak üzere 2002 yılında kurulmuştu.
Fakat diplomat, AB’nin UCM’ye yönelik yasal taahhütleri göz önüne alındığında, Atina için böyle bir adımın imkansız olacağını belirtti.
Tüm AB üye devletleri UCM’nin tarafı. Geçen ay AB dışişleri bakanları mahkemeye olan desteklerini yeniden teyit etmişti.
Bununla birlikte diplomat, ABD’nin UCM’ye karşı gerginliği daha da tırmandırması durumunda Yunanistan’ın sessiz kalmayı tercih edebileceğine dikkat çekti.
Rapporteur’ün konuyla ilgili olarak ulaştığı ABD Dışişleri Bakanlığı, olayı yalanlamadı.
Washington’un UCM’ye karşı tutumu yeni değil. Eski ABD Başkanı Bill Clinton, Roma Statüsü’nü imzalamış olsa da, halefi George W. Bush, 2002 yılında BM’ye ABD’nin bu antlaşmaya taraf olmayı planlamadığını bildirmişti.
O zamandan beri Washington, UCM’nin ABD vatandaşları üzerindeki yargı yetkisini, bu yetkinin meşru olmadığını düşündüğü durumlarda reddediyor.
Ne var ki Donald Trump daha da ileri giderek, “haydut” olarak nitelendirdiği UCM’ye karşı kapsamlı yaptırımlar uyguladı.
Rubio, geçen cuma yaptığı açıklamada, “Ya UCM tehditlerine son verecek ya da biz UCM’yi ortadan kaldıracağız” demiş ve şöyle devam etmişti:
“Çoğu UCM üyesi olan ve savunmaları için ABD’li askerlere güvenen müttefiklerimizi, mahkemeyi dizginlemeye çağırıyoruz.”
ABD’nin kararı Brüksel’den sert bir tepki gördü. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 10 Ekim’de yaptığı açıklamada, “AB, UCM’nin temel bir parçası olduğu kurallara dayalı uluslararası düzene olan sarsılmaz bağlılığını yeniden teyit eder,” demişti.
Öte yandan Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, konunun görüşüldüğü iddiasını yalanladı.
Atina, Rubio’nun ziyaretini olumlu bir ışıkta sunmuştu; zira Rubio, Yunanistan’ı bölgedeki güvenilir bir müttefik olarak övmüştü.
Diplomasi
Ukrayna’da askeri Starlink terminallerine hız kısıtlaması getirildi

Ukrayna semalarındaki Starlink askeri terminallerinde hız sınırı getirilmesi nedeniyle ordunun operasyonları aksadı. Saatte 160 kilometreyi aşan hareketlerde başlayan bağlantı kesintisinin daha sonra 60 kilometre seviyesine kadar genişletildiği öne sürüldü.
Ukrayna semalarında uydu interneti sağlayan Starlink terminallerinin çalışmasının 14 Ekim gecesi sınırlandırıldığı ortaya çıktı.
Uygulanan kısıtlamanın ardından Ukrayna ordusunun yürüttüğü bazı önemli askeri görevlerin sekteye uğradığı kaydedildi.
Gelişmeyi Ukrayna Savunma Bakanlığı eski Danışmanı Serhiy Sternenko kendi Telegram kanalından duyurdu.
Sternenko, araç ve teçhizatların hareket hızının saatte 160 kilometreyi aşması halinde bağlantının kesilmeye başladığını ifade etti.
Kısıtlamanın arka planına değinen Sternenko, SpaceX şirketinin bu adımı ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin talebi doğrultusunda atmış olabileceğini dile getirdi.
Sternenko, sivil kullanım amaçlı standart uydu haberleşme terminallerinin ise kesintisiz çalışmayı sürdürdüğünü aktardı.
Eski danışman ayrıca, Trump’ın Ukrayna’nın savunma kabiliyetine darbe vurmak için her fırsatı kolladığını ve bu adımla bunu gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Starlink terminallerine yönelik kısıtlamayı Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savunmada teknolojik gelişmelerden sorumlu kadrosuz danışmanı Serhiy Beskrestnov da doğruladı.
Beskrestnov, kısıtlamanın askeri, istihbari ve hükümet ihtiyaçları için geliştirilen daha korunaklı Starshield sistemini kapsadığını ve hız sınırının saatte 100 mil, yani yaklaşık 160 kilometre olarak belirlendiğini açıkladı.
Ukrayna savunma kuvvetlerinin söz konusu hız kısıtlamaları hakkında önceden uyarılmadığını belirten Beskrestnov, bu durumun bir dizi kritik operasyonun aksamasına yol açtığını bildirdi.
Beskrestnov, yaşanan bu gelişmenin bir tesadüf olamayacağını ve doğrudan mevcut siyasi tabloyla bağlantı taşıdığını savundu.
Kısıtlamanın saatte 60 kilometreye kadar düşürüldüğü iddia edildi
Sternenko daha sonra Ukraynalı askerlerin beyanlarına dayandırdığı yeni bir paylaşımda, terminal operatörlerine yönelik kısıtlamaların daha da sıkılaştırıldığını aktardı.
Yeni bildirimlere göre bağlantı kaybı hızının saatte 60 ila 70 kilometre seviyesine kadar indiği öne sürüldü.
Kiev ile Washington yönetimleri arasındaki kriz, Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlediği saldırılardan Trump’ın rahatsızlık duymasıyla derinleşti.
Axios’un 10 Ekim’de Ukraynalı bir yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD özel temsilcilerinin Kiev yönetimini uyardığı aktarılmıştı.
Haberde, Kiev’in Washington’ın taleplerine kulak asmaması durumunda ABD liderinin Ukrayna’ya yönelik istihbarat paylaşımını tamamen durdurabileceği uyarısında bulunulduğu kaydedilmişti.
Trump ise 13 Ekim’de yaptığı açıklamada, ABD’nin Ukrayna’ya istihbarat verilerini aktarmayı sürdürdüğünü ifade etti. Buna karşılık Zelenskiy aynı gün içinde yaptığı açıklamada, füze fırlatmalarına ilişkin istihbarat bilgilerini ortaklarından yine alamadıklarını dile getirdi.
Starlink sistemi, 2022’de başlayan çatışmaların hemen ardından Ukrayna genelinde faaliyete geçti.
Uydu ağı, cephe hattındaki Ukrayna haberleşme omurgasının temelini oluşturuyor ve özellikle insansız hava araçlarının yönlendirilmesinde yaygın şekilde kullanılıyor.
SpaceX CEO’su Elon Musk, Starlink’in Ukrayna ordusunun omurgası haline geldiğini belirterek “Bağlantıyı kesmem durumunda cephe hatlarının tamamı çöker” ifadelerini kullanmıştı.
11 Ekim’de Zelenskiy’nin haddini aştığını savunan Musk, Trump’a destek vererek Ukrayna’nın yeni bir devlet başkanı seçmesi gerektiğini kaydetmişti.
Diplomasi
Alman istihbaratının 2 bin belgesi ve Mossad bağlantılı şirket trafiği

Eski BND Başkanı August Hanning, kuruma ait yaklaşık 2 bin gizli belgeyi sızdırdığı iddiasıyla tutuklanırken sızan e-postalar, Hanning ile eski Mossad Direktörü Danny Yatom arasındaki para karşılığı bilgi paylaşımı ve ticari ortaklıkları ortaya çıkardı.
Almanya Federal İstihbarat Teşkilatını (BND) 1998-2005 döneminde yöneten August Hanning, kuruma ait yaklaşık 2 bin gizli belgeyi ele geçirdiği ve bunları yabancı bir ülkenin istihbarat görevlileriyle yürüttüğü temaslarda kullandığı iddiasıyla 6 Ekim’de tutuklandı.
Vatana ihanet ve yabancı bir istihbarat kuruluşu adına casusluk yapmakla suçlanan eski istihbarat şefinin, belgeleri eski BND çalışanı Manfred D.’den temin ettiği ileri sürülüyor.
Savcılık, sızdırılan evrak arasında üst düzey Alman yetkililere sunulan kurum içi bilgilendirme notlarının da yer aldığını aktarırken, söz konusu gizli verilerin hangi ülkeye aktarıldığı Berlin yönetimi tarafından henüz kamuoyuna açıklanmadı.
The Cradle’dan Jake Green’in özel haberine göre, ele geçirilen elektronik posta yazışmaları, tutuklanan Hanning ile eski Mossad Direktörü Danny Yatom arasındaki kapsamlı ilişkileri açığa çıkardı.
Yazışmalar, iki eski istihbarat yöneticisinin kamu görevlerinin ardından ticari faaliyetler, siyasi nüfuz arayışları ve istihbarat bağlantılarını bir araya getiren süreklilik arz eden bir temas ağı kurduğunu ortaya koyuyor.
Bu durum, kişisel bağlantıların ve resmi yetkilerden kaynaklanan bilgi erişiminin özel kazanç amacıyla kullanılmasının Alman istihbarat mekanizmasını savunmasız bıraktığı tartışmalarını beraberinde getiriyor.
Yazışmalarda 10 bin avroluk istihbarat notu ve seçim kampanyası teklifleri yer alıyor
İncelenen e-postalara göre Hanning, 2018 yılında Yatom’a gönderdiği iletide, kimliği açıklanmayan bir aday hakkında “üst düzey Alman yetkililerden ve istihbarat kurumlarından edinilen bilgilere dayalı genel bir değerlendirme” hazırlayabileceğini iletti.
Eski BND başkanı, bu raporu 10 bin avro karşılığında 13 Temmuz tarihine kadar tamamlama taahhüdünde bulundu.
İki isim arasındaki temaslar sonraki süreçte Almanya’daki siyasi süreçleri de kapsayacak biçimde genişledi. Yatom, Eylül 2021’deki Almanya federal seçimleri öncesinde Hanning’den önde gelen adaylarla temas kurmasını talep etti.
Eski Mossad şefi, bir “siyasi kampanya şirketi” diye nitelediği CIY Global’in imkanlarını Alman siyasetçilere tanıtmayı hedeflediğini kaydetti ve aynı yazışmada bir siber güvenlik şirketine ilişkin belgeleri aktarma niyetinden söz etti.
MI6, eski BND Başkanı’nın gizli bilgileri sızdırmasından endişe ediyor
Siber güvenlik şirketindeki ortaklık ve Avrupa’daki gözetim operasyonları
Yatom ve Hanning arasındaki ortaklık siyasi lobi girişimlerinin ötesine geçerek siber güvenlik sektörüne de uzandı.
Hanning’in, Yatom’un ilişkili olduğu World Health Energy Holdings adlı siber güvenlik şirketinde danışman olarak görev yaptığı belirtiliyor.
Eski istihbarat mensuplarının kurduğu veya yönettiği bu tip şirketler, İsrail menşeli gözetim, siber istihbarat ve siyasi nüfuz kabiliyetlerine uluslararası pazarda ticari bir zemin kazandırıyor.
İsrail merkezli özel gözetim teknolojilerinin Avrupa’daki operasyonel varlığı, son dönemde Polonya, İspanya ve Yunanistan’daki skandallarla adli kayıtlara girdi.
Polonyalı savcılar, 12 Ekim’de yaptıkları açıklamada, önceki hükümet döneminde siyasi muhalifleri hedef alan Pegasus casus yazılımıyla toplanan verilerin ülke dışına aktarıldığını ve üretici NSO Group’un teknik altyapıya erişimi sürdürdüğünü duyurdu.
İspanya’da ise 2022 tarihli CatalanGate araştırmasıyla aralarında siyasetçi, avukat ve sivil toplum temsilcilerinin yer aldığı en az 65 kişinin Pegasus veya Candiru yazılımlarıyla hedef alındığı saptandı; Citizen Lab araştırmacıları operasyonu İspanyol makamlarıyla ilişkilendiren kuvvetli kanıtlar yayımladı.
Yunanistan’da gazeteci Thanasis Koukakis ile Avrupa Parlamentosu üyesi Nikos Androulakis’i hedef alan dinleme sürecinde de eski İsrail istihbarat mensubu Tal Dilian’ın kurucusu olduğu Intellexa bağlantılı Predator yazılımının kullanıldığı belirlendi.
Almanya’da yürütülen casusluk soruşturmasında, Hanning’in Yatom ile kurduğu ücretli raporlama, seçim adayı temasları ve ticari ortaklık trafiği, yaklaşık 2 bin gizli belgenin nihai varış noktasına dair henüz kesin hukuki bir kanıt sunmuyor.
Bununla birlikte ortaya çıkan yazışmalar, Alman soruşturma makamlarına gizli devlet sırlarının İsrail istihbaratıyla ilişkili ticari ağlara ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmek adına somut bir inceleme alanı sağlıyor.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Dünya Basını1 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Görüş1 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Diplomasi2 hafta önceTürkiye ve BM Karadeniz’de ateşkes için masaya dönüyor
Asya2 hafta önceGüney Kore’den Ukrayna’ya Kuzey Koreli esirler için özür ültimatomu









