Bizi Takip Edin

Amerika

Peter Thiel: Papa, Çinli komünistler için çalışıyor

Yayınlanma

Peter Thiel, Papa XIV. Leo’yu yapay zeka düzenlemesi çağrısında bulunarak farkında olmadan “Çin komünist ajanı” olarak hareket etmekle suçladı.

Colorado’daki Aspen Fikir Festivali’nde yaptığı konuşmada Thiel, Demokrat Parti’de “demokratik-sosyalist bir iktidar devralımı” yaşanacağı konusunda da uyarıda bulundu.

Thiel, siyaset bilimci Francis Fukuyama ile birlikte kayıt altına alınmayan bir panelde konuşma yaptı. Gazetecilerin toplantı sırasında not almasına izin verildi.

Etkinlik sırasında Thiel, Vatikan’ı doğrudan hedef aldı ve ABD’li ilk papa olan Papa XIV. Leo’yu, yapay zekaya yönelik daha sıkı uluslararası denetim çağrısında bulunarak istemeden Çin’in çıkarlarını desteklemekle suçladı.

Mayıs ayında Leo, ilk genelgesi “Magnifica Humanitas”ta (“Muhteşem İnsanlık”) yapay zekanın “etkisiz hale getirilmesi gerektiğini” ilan etmiş ve bu teknolojiye yönelik daha kapsamlı uluslararası düzenlemeler çağrısında bulunmuştu.

Thiel, papanın mesajının bazı Amerikalıları etkileyebileceğini ama Çin’deki insanlar tarafından dikkate alınma ihtimalinin düşük olduğunu öne sürerek, bu genelgenin yapay zeka alanında “ABD ile Çin arasındaki yarış”ın yalnızca bir tarafını yavaşlatma tehlikesi taşıdığını savundu.

Thiel’e göre bu, Leo’nun “Çin komünistleri için çalıştığı” anlamına geliyor. Aspen’deki dinleyiciler, papayı bir Çin ajanı olarak nitelendiren bu sözleri kahkahalarla karşıladı.

Teknoloji milyarderi ile Vatikan arasındaki gerginlik yeni bir durum değil. Mart ayında Thiel, Roma’da, Kutsal Makam’dan sadece birkaç blok ötede, davetli katılımcılara özel Deccal üzerine bir konferans vermişti.

Thiel, “Deccal dersleri”ne Roma’da devam ediyor

Konferansların Vatikan’ı tedirgin ettiği ve iki Katolik üniversitesinin bu etkinliklerin düzenlenmesinde yer almadıklarını kamuoyuna açıklamalarına neden olduğu bildirilmişti.

Thiel, Deccal’ın bir birey olarak değil, yapay zeka veya küresel ısınma gibi varoluşsal tehditlere karşı insanlığı koruyacağına söz vererek iktidarı ele geçiren bir dünya hükümeti olarak ortaya çıkabileceğini savunuyor.

“Tarihin Sonunda İnsanlık” başlıklı Thiel ve Fukuyama’nın tartışması, ikilinin 14 yıl önce yaptıkları son tartışmadan önemli ölçüde farklıydı.

2012’de ikili, büyük ölçüde Thiel’in “teknolojik durgunluk” olarak gördüğü durumun nedenlerine odaklanmış; gelir eşitsizliği, temiz enerji teknolojisindeki başarısızlıklar ve yüksek hızlı tren gibi ABD altyapı projelerindeki tıkanıklıkları tartışmıştı.

Önceki tartışmaları iktisadi meselelere odaklanırken, bu kez ikili Batı demokrasisinin daha geniş kapsamlı kaderini daha sert ifadelerle ele aldı.

Aspen panelinde Fukuyama, en büyük tehlikenin demokrasiyi ayakta tutan kurumlardan vazgeçmek olduğunu savundu.

Thiel ise bu görüşe, söz konusu kurumların kendilerinin felç edici birer motor haline geldiğini ve on yıllardır süren teknolojik durgunluğun Batı siyasetini daha büyük bir istikrarsızlığa ittiğini öne sürerek karşı çıktı: “Siyasetin bu tuhaf şekilde çığırından çıkması bana çok derin bir şey anlatıyor.”

Fukuyama’nın, artan aşırılıkçılığa rağmen liberal demokrasinin insanlığın en iyi siyasi sistemi olmaya devam ettiği yönündeki argümanına yanıt veren Thiel, “aşırı sol” güçlerin Amerikan siyasetinde giderek daha fazla hakimiyet kurduğu konusunda uyarıda bulundu.

Thiel, “Bence Demokrat Parti’de demokratik-sosyalist bir iktidar devralma yaşanacak,” dedi.

Thiel’in bu yorumları, kendilerini demokratik sosyalist olarak tanımlayanların Demokrat Parti içinde nüfuz kazanmaya başladığı bir dönemde geldi.

Thiel, “Cumhuriyetçi Parti o kadar da önemli değil. O daha önemsiz olan parti. Demokrat Parti giderse, bu ülkenin işi biter.”

ABD Bağımsızlık Bildirgesi’ni kabul etmesinin 250. yıldönümü arifesinde Thiel, Amerikan Devrimi’nin temelden yanlış anlaşıldığını da savundu.

“Tüm bu Trump karşıtı protestolar var: krallar istemiyoruz, hukukun üstünlüğünü istiyoruz,” diyen Thiel, Amerikan Devrimi’ni Kral III. George’a karşı bir mücadele olarak değil, milletvekillerinin “totaliter” bir kontrol uyguladığı, her şeye gücü yeten İngiliz parlamentosuna karşı bir isyan olarak tanımladı.

Thiel’in anlatımına göre, ABD Anayasası, İngiltere’nin “hukukçuların tiranlıkla yönetilen iktidarı”na karşı bir düzeltme olarak tasarlandı ve başkanlık makamı, “Kral III. George’dan daha güçlü” olacak şekilde kuruldu.

Thiel, ABD’nin anayasal sistemini, durgun, kurallara bağlı bir bürokrasi olarak tanımladığı günümüz Avrupa Birliği’nin sistemiyle karşılaştırdı.

Palantir kurucusu, “AB, hukukun üstünlüğüdür. Kötü bir yapay zeka gibidir,” dedi.

Thiel, kurucu ortağı olduğu yazılım şirketi Palantir’den ve şirketin Pentagon ile ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi dahil olmak üzere ABD federal kurumlarıyla olan yakın sözleşme ilişkilerinden bahsetti.

Ulusal güvenlik kurumlarıyla milyarlarca dolarlık iş yapmasına rağmen, şirketin “ABD derin devleti” ile “ayrılmaz bir bütün” olmadığını ileri sürdü.

Şirketin liderlerini “sadık-muhalif tipte insanlar” olarak nitelendiren Thiel, ne kendisinin ne de Palantir’in şu anki CEO’su Alex Karp’ın hükümet güvenlik iznine sahip olduğunu belirtti.

Thiel, teknoloji şirketlerinin sahip olduğu muazzam etkinin “ABD’nin gerçekten sağlıklı olan yönlerinden biri” olduğunu, çünkü bunun “bu ülkede güç merkezlerinin dağınık olduğu” anlamına geldiğini söyledi. ”

Çoklu güç merkezlerine bir örnek olarak, “AI yarışını kazanan” olarak nitelendirdiği “woke liberal bir şirket” olan yapay zeka firması Anthropic’in, Demokratları desteklemek amacıyla “2028 seçimlerini manipüle edeceği” yönünde bir iddiada bulundu.

Thiel, Anthropic’in sektör lideri yapay zeka modellerini kullanarak, Elon Musk’ın X aracılığıyla ters yönde yapabileceği her türlü ideolojik çabayı “tamamen alt edeceğini” söyledi.

Kendi “sağcı-liberter” siyasi görüşlerine rağmen Thiel, “tüm bu işin Washington’da tek bir merkezde toplanmasını istemeyeceğimiz” için, ABD’nin “Roma ya da Rusya” gibi bir durumdan ziyade birbiriyle rekabet eden güç merkezlerine sahip olmasını tercih ettiğini söyledi.

Thiel ayrıca, J.R.R. Tolkien’in “Yüzüklerin Efendisi”ndeki sihirli görme taşlarından esinlenerek seçilen Palantir ismini de ele aldı.

Eleştirmenler, palantír’ın güçlerini kullanmaya çalışan karakterlerin, hikayenin baş kötü adamı Sauron tarafından manipüle edildiğini belirtiyorlar.

Thiel ise bu kişilerin Tolkien’in hikâyesini yanlış anladıklarını savundu ve “Hikâyenin sonlarına doğru palantír, iyi karakterler tarafından kullanılır,” dedi.

Thiel, “Tolkien hakkında size farklı bir hikâye anlatanlar, edebiyat açısından neden bahsettiklerini bile bilmiyorlar,” iddiasında bulundu.

Amerika

ABD, Latin Amerika’ya yüzlerce asker gönderiyor

Yayınlanma

ABD, Latin Amerika’daki yerel güçlerle eğitim ve tatbikatlar gerçekleştirmek üzere yüzlerce askerini bölgeye gönderiyor.

New York Times’a konuşan isimsiz yetkililer, New York eyaletindeki Fort Drum’da bulunan 10. Dağ Tümenine bağlı 600 kişilik taburun ilk birimlerinin Panama’daki yeni orman eğitim tesisine konuşlandırılmaya başladığını belirtti.

Yetkililer, birliklerin nihayetinde Kolombiya ve Honduras’taki yerel güçlerle eğitim yapacağını ve ayrıca, uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlanan kişilere yönelik baskınlar düzenleyen ordulara danışmanlık yapan ABD Özel Harekat birliklerine destek verebileceğini belirtti.

Orta ve Güney Amerika’ya yapılan konuşlandırmaların yanı sıra, yetkililer, 10. Dağ Tümeninden birkaç yüz askerin, Miami’de bulunan “Batı Yarımküre operasyonları” için yeni bir komutanlığın kadrosuna katılmasının planlandığını da ifade etti.

Savunma Bakanı Pete Hegseth, ordunun uyuşturucu kartellerine karşı faaliyetlerini denetlemek üzere yakın zamanda Pentagon bünyesinde bir ofis kurdu.

Daha önce haber yapılmamış olan bu konuşlandırmalar ve genişleyen karargah, Pentagon’un son dönemde birkaç MQ-9 Reaper insansız hava aracını Afrika’dan Kolombiya ve Ekvador’a nakletmesiyle birlikte, Savunma Bakanlığı’nın bölgedeki uyuşturucu kaçakçılarına karşı mücadelesinin en son genişlemesini işaret ediyor.

Araştırma grubu Washington Office on Latin America’nın Savunma Denetimi Direktörü Adam Isacson, “işgal veya doğal afetler gibi olağanüstü durumlar hariç, 600’e yaklaşan herhangi bir ABD askerinin bölgeye konuşlandırılmasını” hatırlamadığını söyledi.

Bu hamleler, Trump yönetiminin bölge genelindeki liderleri uyuşturucu kaçakçılığı gruplarına karşı askeri operasyonlarını artırmaya ve ABD ile ortak operasyonlara izin vermeye çağırdığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Latin Amerika’nın büyük bir kısmından sorumlu en üst düzey ABD askeri komutanı General Francis L. Donovan, ABD’nin operasyonlarını teknelere yönelik saldırılardan karada gerçekleştirilen saldırılara doğru genişletmeyi planladığını belirtti.

ABD’nin Latin Amerika topraklarında operasyon düzenleme olasılığı, egemenlik konusunda endişelere yol açarken, bölgedeki uzun ve kanlı ABD müdahalesi tarihini de akıllara getirdi.

Birçok Latin Amerika ülkesi, suç örgütleriyle mücadele etmek amacıyla ABD öncülüğündeki yeni bir siyasi ve askeri ittifaka katılmış olsa da, Kolombiya ve Honduras dahil olmak üzere sadece birkaçı sınırları içinde ortak operasyonlara izin vermeyi resmi olarak kabul etti.

Her iki ülke de Başkan Donald Trump tarafından desteklenen ve yeni seçilmiş başkanlar tarafından yönetiliyor.

Bu konuşlandırmalar, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın, savaş uçakları ve uçak gemilerinden gözetleme insansız hava araçları ve yakıt ikmal uçaklarına kadar tüm askeri gücü zorladığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Savaş ayrıca Pentagon’un kritik mühimmat stoklarını da tüketmiş durumda.

Ordunun Güney Komutanlığı (SOUTHCOM), yeni konuşlandırmalarla ilgili soruları Pentagon’a yönlendirdi.

Pentagon ise yaptığı açıklamada, bu hamleler hakkında yorum yapmaktan kaçındı fakat bakanlığın “işbirliğini derinleştirmek ve yarımküredeki tehdit ağlarına karşı sürekli baskı uygulamak için yetkin müttefikler ve ortaklarla çalışma yaklaşımına” bağlı olduğunu belirtti.

Trump yönetimi, Latin Amerika’da daha fazla etki yaratmayı bir öncelik haline getirdi.

Yönetim, kartellerin çökertilmesine yardım etme sözü veren, ABD’nin de dahil olduğu 19 bölgesel ortaktan oluşan bir askeri koalisyon kurdu.

Grubun resmi sloganı, “Kötü insanlara kötü şeyler yaparız.”

Bu haftanın başlarında, Kara Kuvvetleri’nin Batı Yarımküre Komutanlığı’nın başındaki General Joseph A. Ryan, ABD ordusunun on yıllardır ana odak noktası olmayan bir bölgeye geri dönerken karşı karşıya kaldığı ciddi zorlukları anlattı.

General Ryan, bu bölgenin Çin’in iktisadi etkisinin giderek arttığı ve uyuşturucu kartellerinin yasadışı ürünlerini satmak için sofistike küresel ağlar kurduğu bir bölge olduğunu ileri sürdü.

General Ryan, pazartesi günü Washington’da düzenlenen ABD Ordusu Derneği’nin yıllık konferansında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Bölgedeki iktisadi hakimiyeti bir rakibe kaptırdık ve bu bir gerçek. Şu anda, daha önce vazgeçtiğimiz birçok alanda —deniz ve kara, insani alan, bilişsel alan— kontrolü geri kazanmak için mücadele ediyoruz.”

General Ryan, ABD Güney Komutanlığı’nın kartellerden kaynaklanan en acil tehditlere karşı koymak için bölgedeki ordularla yapılan eğitim ve tatbikatları güçlendirdiğini belirtti.

Yetkililer, 10. Dağ Piyade Tümeni askerlerinin konuşlandırılmasının Trump yönetiminin yeni odak noktasıyla uyumlu olduğunu belirtti.

Yetkililer, askerlerin ilk olarak Panama’ya gideceklerini ve burada orman eğitim tatbikatlarına katılacaklarını söyledi.

Oradan Kolombiya’ya geçecekler ve yetkililerin “Southern Vanguard” olarak adlandırdığı, bu ayın sonlarında başlaması planlanan tatbikata katılacaklar.

Diğer rotasyon grupları ise yerel ortaklarla eğitim yapmak üzere Honduras’a gidecek.

Askerlerin bir kısmı, bölgedeki ABD helikopterlerine ek güvenlik sağlamak için görevlendirilebilir. 

Bu helikopterler, ABD Özel Harekat güçlerine destek sağlıyor.

Yetkililer, 10. Dağ Piyade Tümeni askerlerinin, yerel ortak ordulara danışmanlık yapan Özel Harekat güçlerinin başı belaya girmesi durumunda müdahale etmek için de kullanılabileceğini belirtti.

Bu rotasyonlar geçici nitelikte olmakla birlikte, ABD ordusunun bölgedeki varlığının daha kalıcı bir parçası haline gelebilir.

Hegseth, ABD Güney Komutanlığı’nın bölgede daha saldırgan bir tutum sergilemesi için baskı yaparken, bazı üst düzey ABD’li yetkililer, kendisinin ve Trump yönetiminin diğer liderlerinin operasyon için net bir hedef ortaya koymadıkları konusunda endişelerini dile getirdiler.

Silahlı gruplar ABD askerlerine saldırırsa, Trump yönetimi durumu tırmandırmak zorunda kalabilir.

Bir yetkili, İran savaşı ve Avrupa ile Asya’daki yükümlülükler nedeniyle zaten zor durumda olan ABD kuvvetlerinin, oradan çekilmeye yönelik net bir plan olmaksızın dünyanın başka bir bölgesinde yaşanan çatışmaya daha da derin bir şekilde sürüklenebileceğini belirtti.

Ağustos ayında, ordunun Güney Komutanlığı, Batı Yarımküre Müşterek Görev Gücü’nü duyurarak, bölgesel müttefiklerle işbirliği içinde uyuşturucuya karşı mücadelesini genişletmek için gerekli altyapıyı oluşturdu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mamdani, NYPD şefi Tisch’in arkasında durdu

Yayınlanma

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, NYPD Komiseri Jessica Tisch’in görevden alınması yönündeki çağrıları reddetti.

Manhattan’da bir Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından bir erkeğin vurulmasının ardından protestocuların polisle çatışmasından birkaç gün sonra, Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) ve belediye başkanının bizzat desteklediği iki aday da dahil olmak üzere birçok solcu ses, polis şefinin görevden alınmasını talep etti.

Fakat Mamdani, Queens’te meydana gelen ve bu olayla ilgisi olmayan bir olayın ardından talepleri reddetti.

“Jessica Tisch polis komiseri ve bunu değiştirmeye niyetim yok,” diyen belediye başkanı bir muhabire verdiği demeçte, hem kendi liderliği hem de selefi Belediye Başkanı Eric Adams döneminde Tisch’in başarılarını övdü:

“Jessica Tisch’i polis komiseri olarak atama kararını almamın nedeni, NYPD’nin üst kademelerindeki yolsuzluğu kökünden söküp, aynı zamanda şehrimiz genelinde suç oranını düşürme konusundaki başarılarıydı.”

Kısa bir süre sonra belediye başkanı ve Tisch, ölen polis memurlarını anmak amacıyla düzenlenen bir etkinliğe birlikte katıldılar.

Bu etkinlikte belediye başkanı, onunla birlikte yer alma fırsatını “bir ayrıcalık” olarak nitelendirdi.

Bu tür söylemler, Mamdani’nin siyasi müttefiklerinin son günlerde komiseri hedef alan öfkeli tepkilerinden çok uzak.

Belediye başkanının desteğiyle Haziran ayında yapılan ön seçimlerde Temsilci Adriano Espaillat’ı mağlup eden Demokrat Kongre adayı Darializa Avila Chevalier, komiseri X üzerinden protestoları kontrol altına alarak New York’un sığınak şehir politikalarının “ruhunu ihlal etmekle” suçladı ve “Komiser Tisch istifa etmelidir” talebinde bulundu.

Bu yaz Mamdani’nin desteğiyle büyük bir başarı elde eden bir başka solcu aday olan Demokrat Meclis adayı Illapa Sairitupac ise, X hesabında “Tisch’i kovun” yazısını paylaştı.

Bu isimlerin her ikisi de DSA üyesi. Bu ulusal örgütün cumartesi günü attığı tweet’te, “Belediye Başkanı Zohran Mamdani’den NYPD Komiseri Jessica Tisch’i kovmasını talep ediyoruz,” denildi.

Mamdani’nin uzun süredir üyesi olduğu ve yönetimi ile yakın bağları bulunan DSA’nın New York Şubesi de komiserin, “federal göçmenlik uygulamalarıyla polisin suç ortaklığı” olarak görülen duruma son vermediği sürece “görevden alınması gerektiğini” belirtti.

Mamdani ise pazartesi günü NYPD’nin güç kullanımı politikalarının gözden geçirileceğini duyurarak eleştirileri yatıştırmaya çalıştı.

Belediye başkanı ve komiser, protestolarla ilgilenen ve Mamdani’nin uzun süredir lağvetmeye söz verdiği Stratejik Müdahale Grubu (SRG) konusunda kamuoyu önünde fikir ayrılığına düştü.

Tisch birimin mevcut haliyle kalması gerektiğini savunuyor.

Mamdani, bu konuda komiserin kararını geçersiz kılmak için harekete geçmedi fakat SRG’den tutuklama yapmadan önce Belediye Binası’ndan doğrudan onay almasını şart koştu.

Geçtiğimiz hafta, “demokratik sosyalist” belediye başkanı ile onu iktidara taşıyan hareket arasında bugüne kadarki en belirgin ayrılık yaşandı.

Mamdani, geçen çarşamba günü 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı operasyonunun kurbanlarını anmak için düzenlenen anma törenine katılması nedeniyle sol gruplardan yuhalamalara ve “hain” sloganlarına maruz kaldı.

Jessica Tisch, New York’un en önemli zenginlerinden James Tisch’in kızı. 

Okumaya Devam Et

Amerika

Cumhuriyetçiler için Temsilciler Meclisi artık “kaybedilmiş bir dava”

Yayınlanma

Kongre’deki bazı üst düzey Cumhuriyetçiler, ara seçimlerde Temsilciler Meclisi’ndeki kontrolü ellerinde tutmalarının muhtemelen imkânsız olduğu sonucuna vardı.

POLITICO’ya göre parti yöneticileri şu anda yenilginin boyutunu sınırlandırmaya ve partinin Senato’daki çoğunluğunu korumaya odaklanmış durumdadırlar.

Beş üst düzey Cumhuriyetçi milletvekili, POLITICO’ya Temsilciler Meclisi’nin fiilen kaybedildiğini söyledi.

Üst düzey bir Cumhuriyetçi Kongre üyesi, bu noktada partinin hedefinin “mümkün olduğunca çok sayıda Cumhuriyetçi koltuğu kurtarmak” olduğunu söyledi.

Bu kişiye göre, başkan bu konuda yardımcı olmuyor:

“Başkan Trump bu seçimi tamamen kendisiyle ilgili hale getirdi. Şimdi bu siyasi fırtınadan sağ çıkmamız gerekiyor.”

Kongre’deki ikinci bir Cumhuriyetçi üye, seçim kampanyası reklamlarının gidişatının ara seçimlerde hangi tarafın kontrolü elinde tuttuğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Bu milletvekili, Demokratların yaklaşık 10 sandalye kazanacağını ve bunun Meclisi kontrol altına almak için fazlasıyla yeterli olacağını öngördü.

Bu kişi, Florida ve Teksas gibi yeniden seçim bölgeleri çizilen “kırmızı eyaletlerde” bile Cumhuriyetçi adayların “tırnaklarıyla tutunmaya çalıştıklarını” belirtti.

Cumhuriyetçiler, artık kazanılmayacağını düşündükleri birkaç çekişmeli Temsilciler Meclisi seçim bölgesinden çoktan çekildiler.

Bunlara Iowa’dan Temsilci Mariannette Miller-Meeks ve New Jersey’den Tom Kean Jr.’ın elinde bulunan bölgeler de dahil. Trump, bu bölgeleri iki yıl önce kazanmıştı.

Parti geçen hafta, emekliye ayrılan Temsilci Don Bacon’ın elinde bulunan Omaha merkezli bir seçim bölgesinden de vazgeçti.

Trump yönetimi yetkilileri ve diğer üst düzey Cumhuriyetçi parti yetkilileri, reklam bütçesini daha etkili olabilecek seçim yarışlarına kaydırmak amacıyla önümüzdeki günlerde daha fazla adayın listeden çıkarılabileceğini belirtiyor.

Cumhuriyetçi gruplar, bir zamanlar Demokratları koltuklarından etmek umuduyla girdikleri birçok yarıştan şimdiden vazgeçti.

Cumhuriyetçi Parti, Orta Batı’da aşırı baskı altında bulunuyor ve şu anda Iowa, Nebraska ve Kansas gibi bir zamanlar MAGA’ya sadık eyaletlerdeki Senato koltuklarını korumak için büyük harcamalar yapıyor.

Beyaz Saray ile sık sık çatışan Bacon, partisinin yaşadığı siyasi sıkıntılarda gizemli bir durum olmadığını söyledi.

Bacon, “Bu kararları veren bazı kişilerle konuştum: En büyük sorun, başkanın anket sonuçları ve olumsuz algısı,” dedi.

Beyaz Saray yetkilileri ise, Kongre’nin her iki meclisinde de yarışı sürdürdüklerini vurguluyor.

Beyaz Saray sözcüsü Liz Huston yaptığı açıklamada, Trump’ın “hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da Cumhuriyetçi çoğunluğu korumaya kararlı” olduğunu belirtti.

Salı günü, zor durumda olan Cumhuriyetçi Senatör Dan Sullivan için Alaska’da seçim kampanyası yapmak üzere yola çıkan Trump, ara seçimler konusunda iyimser olduğunu dile getirdi fakat görevdeki başkanların genellikle ara seçim yıllarında partilerinin koltuk kaybettiğini kabul etti:

“Ama şu anda bir turne yapıyorum ve mitingler düzenliyorum. Cumhuriyetçi Parti’ye yönelik coşku seviyesi çok yükseldi.”

Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson ise daha da ileri giderek, Cumhuriyetçilerin kalesi sayılan Teksas’ta yaptığı bir seçim mitinginde, partisinin büyük bir yenilginin eşiğinde olduğunu gösteren “anketlerin yanlış olduğunu” kesin bir dille açıkladı.

Yine de taktiksel düzeyde, partinin kaynaklarını Temsilciler Meclisi’ni savunmaktan Senato’yu kurtarmaya kaydırma hamleleri yeterince açık.

Son günlerde, Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçileri’nin en büyük süper PAC’ı (Siyasi Eylem Komitesi) olan Kongre Liderlik Fonu (CLF), Nebraska ve Iowa’daki kilit Temsilciler Meclisi adayları için reklamları iptal etti.

Üst meclise odaklanan bir Cumhuriyetçi grup olan Senato Liderlik Fonu (SLF) devreye girerek, Nebraska Senatörü Pete Ricketts ile Iowa’da Senato’ya aday olan Temsilci Ashley Hinson’ı desteklemek üzere reklam süresini CLF’den devraldı.

Cumhuriyetçi bir başka kaynağa göre  bunlar, Temsilciler Meclisi’ni elinde tutacak bir partinin hamleleri değil.

POLITICO’ya yaptıkları açıklamalarda hem CLF hem de Ulusal Cumhuriyetçi Kongre Komitesi (NRCC), Temsilciler Meclisi’nin kontrolü için verilen mücadeleden vazgeçme niyetinde olmadıklarını belirtti.

NRCC sözcüsü Mike Marinella, seçim bölgelerinin “tek tek” kazanıldığını ve Cumhuriyetçi Parti’nin “kazanmak için gerekli mali güce ve sahadaki organizasyona” sahip olduğunu söyledi.

CLF Başkanı Chris Winkelman, grubunun ulusal düzeyde etkiyi en üst düzeye çıkarmak için fonları yeniden dağıtmaya devam edeceğini söyledi.

Winkelman hedefin, “en savunmasız Demokratlar üzerinde baskı kurmak ve 218 sandalyeye ulaşma yolunu korumak” olduğunu belirtti.

Sekiz yıl önce Trump’ın ilk ara seçimlerinde çekişmeli seçim bölgesindeki koltuğunu kaybeden Floridalı Cumhuriyetçi eski Temsilci Carlos Curbelo, eski meslektaşlarının seçimin nereye doğru gittiği konusunda net bir görüşe sahip olduklarını söyledi.

Curbelo, “Ortam, beklenebileceği kadar zorlu. Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu koruyabileceğine inandığını özel olarak belirten kimse yok; en azından son haftalarda,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English