Avrupa
Wolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi

Alman sosyolog Wolfgang Streeck, Almanya için Alternatif’in (AfD) yükseliş koşullarını ile kapitalist kriz arasında bağı inceleyerek, solu oyunu bırakıp büyümeye” çağırdı.
New Left Review (NLR) için yazan Streeck, “çoklu kriz” (polycrisis) içinde olmanın ne anlama geldiğini sorarak başlıyor. Ona göre, giderek “daha az demokratik” hale gelen bir kapitalizm altında, zengin dünyanın ülkeleri, “az çok fark edilmeden ortaya çıkan benzer bir krizler demeti” ile karşı karşıya.
Streeck’e göre bunların altında, artık nihayet ön plana çıkan bir mali kriz yatıyor. Bu bağlamda, “çağdaş kapitalizmin evrimiyle toplumun üstüne binen artan talepleri”, bunları karşılamak için gereken kaynakları temin etme konusunda “demokratik siyasetin” azalan kapasitesiyle çatışıyor.
Streeck’e göre bunun sonuçlarından biri de “mevcut düzene eleştirel yaklaşan ve savaş sonrasının artık eskiyen iktidar partilerini iktidardan indirme tehdidi oluşturan yeni model muhalefet partilerinin” dikkat çekici bir şekilde yükselişi.
Almanya’da bu sorunların neredeyse tamamının “gizli bir kemer sıkma” politikasından kaynaklandığını öne süren Streeck, bu politikalar nedeniyle kamu yatırımlarına kaynak tahsis edilmediğine işaret ediyor: “Durgun [iktisadi] büyüme; bu durum altında her türlü yapısal değişim sıfır toplamlı bir nitelik kazanır; demiryolları, köprüler ve yollar dahil olmak üzere kamu altyapısının bozulması; artan konut sıkıntısı ve yükselen kentsel kiralar; hem şehirlerin hem de kırsal alanların iklim değişikliğinin sonuçlarına uyum sağlayamaması; doğum oranlarındaki keskin düşüşle birlikte yaşlanan nüfusu dengeleyecek bir göç politikasının eksikliği; eğitim sisteminin, özellikle de ilkokulların çürümesi; yerel yönetimlerin borçluluğu ve gerekli yatırımları yapma ve temel hizmetleri sağlama konusundaki azalan kapasiteleri; gelir ve servet eşitsizliğinin artması; bu durumdan en çok etkilenenlerin ise kronik olarak düşük gelirli aileler, özellikle de tek başına çocuk yetiştiren annelerin başını çektiği aileler olması; ve son olarak, kısmen finansmanı giderek zorlaşan devlet tarafından sağlanan temel hizmetlerdeki kesintilere duyulan korkudan kaynaklanan, geleceğe dair yaygın endişe.”
Yazara göre 1970’lerden bu yana, kapitalizmin genel giderleri ile kapitalist firmaların bu giderleri karşılamak için katkıda bulunmaya istekli oldukları (ya da zorlanabilecekleri) miktar arasında giderek genişleyen bir uçurum ortaya çıktı. Silsile şu şekilde işliyor: Bu maliyetler, kapitalist üretimin gerekli ön koşullarından ve sonuçlarından kaynaklanıyor; Ar-Ge ve insan sermayesinin oluşturulmasından çevresel tahribatın giderilmesine kadar. Fakat aynı zamanda, üretilen artı değerin küçük bir sermaye sahibi sınıfının eline geçtiği bir üretim biçiminin meşruiyetini sağlama ihtiyacından da kaynaklanıyor. Sosyal ücretin her türlü biçimi, yani, sosyal güvenlik ve sağlık sigortası gibi işçilerin piyasa ücretine devletin yaptığı ek ödemeler, bu meşruiyeti pekiştirmeye hizmet eder. Kapitalist gelişme ilerledikçe ve işçiler ile aileleri arasında yeni ihtiyaçlar ortaya çıktıkça, bu harcamalar (örneğin kreşler veya yaşlı bakımı gibi) artar. Fakat aynı zamanda, hem emekçi sınıflardan hem de onlardan kâr eden sınıflardan vergi alma imkânı sınırlarına ulaşır.
Streeck, neoliberal dönemde, bu sıfır toplamlı oyunu sürdürebilmek, yani hem kapitalistlerin hem de işçilerin yola devam edebilmesini sağlamak için devletlerin deregüle edilmiş küresel finansal piyasalardan borçlanma yoluna gittiğini yazıyor. Fakat devletlerin borç seviyesi yükseldikçe, “piyasaların” değerlendirmesine göre devlet “kredi itibarını” kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldı; yani, mevcut gelirleriyle faiz ödemelerini karşılayabileceği konusunda şüpheler var ve faizin kendisi bile borçlanılarak karşılanmak zorunda kalınıyor.
Almanya’da bu durum, “piyasaların dikkatli gözetimi altında” yürütülen ve emekli maaşları, hastalık izni ve işçi haklarındaki kısıtlamaları da içeren “reform” tartışması aracılığıyla ortaya çıkıyor.
Bunun yanı sıra NATO müttefiklerini ve silah sanayisini yatıştırmak için ve belki de sanayisizleşmeyi yavaşlatmaya yönelik son çare olarak borç musluğu da açılıyor.
Streeck’e göre artık yavaş ilerleyen bir kriz olmaktan çıkan fiskal kriz ve buna eşlik eden altyapı ve sosyal refah krizlerini öngörülebilir bir gelecekte kontrol altına alma umudu kalmadığından geleneksel merkez partiler, “neşe ve iyimserlik yayma” yönündeki geleneksel yaklaşımlarından vazgeçtiler.
Aynı durum, hükümetin politikalarından memnun olmayanların bir sonraki seçimde başka bir partiye oy verebileceği şeklindeki alışılmış demokratik söylem için de geçerli; bunun yeni “anti-sistemik” muhalefete yarar sağlama riski çok büyük görünüyor.
Streeck şöyle yazıyor:
“Bu durum, ana partilerin birbirleriyle çatışmaktan kaçındıkları bir parti kartelinin oluşmasına zemin hazırlıyor. Almanya’da bu senaryo özellikle olası görünüyor: ne de olsa CDU ve SPD, uzun süren ‘gölge kemer sıkma’ yılları boyunca neredeyse kesintisiz olarak iktidardaydı ve çoğunlukla koalisyon halindeydiler.”
Dolayısıyla sorun artık borç krizi veya artan kiralar ve yıkıcı yaşam maliyetleri, daralan kamu hizmetleri ya da nüfusun giderek daha büyük kesimlerinin gıda bankalarına bağımlı hale gelmesi olmaktan çıkarak “popülizm”, AfD ve neofaşizm haline geliyor.
Streeck, bunu kullanarak “merkez” partilerin, veya “biz demokratların” bir kez daha safları sıklaştırmasının zorunlu kılındığına işaret ediyor. Bu politikanın mantıksal uzantısı da, piyasaların halk üzerindeki artan gücüne karşı mücadele etmek yerine, “sağa karşı” savaşmaya, “demokrasimiz” için son bir direniş göstermeye çağrılmak oluyor: “Bunun uğruna da, sübvanse edilen sermaye piyasalarının talep ettiği açık kemer sıkma politikasının ilk olarak kime uygulanacağı ve kimin daha sonraya saklanacağı konusundaki önemsiz çekişmelerimizi bir kenara bırakmamız isteniyor.”
Streeck şöyle devam ediyor:
“İlk bakışta –iktidardaki siyasi sınıfın bakış açısıyla– bu durumun kesinlikle bir çekiciliği var. AfD’ye karşı tüm aklı başında insanların düzenlediği gösteriler, artan yaşam maliyetine karşı yapılan gösterilerden daha tercih edilebilir; ‘güvenlik duvarları’, eski dairelerin duvarlarını yalıtmaktan çok daha ucuza mal olur; Anayasa Koruma Dairesi’nin raporları, tüm çocukların kabul edilip birlikte yetiştirilebileceği kreş ve okullardan çok daha ucuzdur. Dahası, ‘militan demokrasi’ adına, seçmenlerin en az üçte biri tarafından desteklenen bir partinin Anayasa Mahkemesi tarafından yasaklanması fikrini gündeme getirmek, akşam haberlerinde devleti yönetenlerin günlük çabaları hakkında heyecan verici bir haberin yer almasını garanti eder.”
Wolfgang Streeck: Trump’ta yeni bir şey yok, sadece örtbas çabası sona erdi
Ne var ki Streeck, tüm bunların ne şu anda ne de uzun vadede işe yarayacağını düşünüyor. Şu andaki yönetici/siyasi sınıfın, “AfD sorunu arkasına saklamak istediği” gerçek sorunları çözmeye yönelik hiçbir adım atmadığına işaret eden sosyolog, “Parti yasaklansa bile trenler yine de zamanında gitmeyecek, sıcaktan kaynaklanan ölümlerin sayısı azalmayacak, şehirler daha yaşanabilir hale gelmeyecek, kiralar düşmeyecek ve emekli maaşları ile işler daha güvenli hale gelmeyecek,” diyor.
AfD’nin siyasi ya da fiziksel olarak hapse atılmak yerine hükümete girmesi durumunda da durumun değişmeyeceğine işaret eden Streeck, bununla birlikte hakim siyasi aklın, AfD’ye “çoklu kriz” karşısında başarısız olma şansı vermekten korktuğunu savunuyor.
Streeck, AfD’nin bir sonraki gösteride ya da partizan televizyon haberlerinin bir sonraki gösteriminde küçülmeyeceğine inanıyor. Ona göre, “devlet ve demokrasi güçleri”, kendi yönetimleri altında yaşanan krizlerden dikkatleri başka yöne çekmek amacıyla “demokrasi karşı popülizm” gibi ikincil bir savaş alanında kendilerini yordukları sürece, AfD işini kolayca halledecek.
İç düşmana bir de dış düşman (Rusya) eklendiğini de hatırlatan Streeck, “komplo teorileri” ile bu ikisi mümkün olduğunca birbirine karıştırıldığının altını çiziyor.
Yazar, bir “refah” devletini “garnizon” devletine dönüştürme ve AfD’yi “Kremlin’in beşinci kolu” olarak damgalama çabası, borç batağındaki bir hükümetin savunma harcamalarındaki bu artışı GSYİH’nin en az yüzde 5’ine çıkarmak için nasıl finanse etmeyi planladığı sorusunu gündeme getirdiğini hatırlatıyor: “Yerel halkla ya da küresel finans piyasalarıyla, ya da her ikisiyle birden nihai bir kopuş riskini göze alarak, daha da fazla kemer sıkma politikasına mı, yoksa daha da fazla borçlanmaya mı başvuracak?”
Wolfgang Streeck: Kapitalizmin kendisini savaş yoluyla yeniden organize etmesinden korkuyorum
Solun, “PR uzmanlarının” aksine bazı sorular sorması gerektiğini savunan Alman yazar, şunlara işaret ediyor:
“Sermayenin, topluma ve doğaya yüklediği maliyetlerin faturasını nasıl ödetebiliriz? Vergi kaçakçılığını ve vergi kaçırmayı nasıl önleyebiliriz? Ülkemizdeki insanlara kaliteli iş imkânları sunan şirketleri, emekçilere hiç saygı göstermeyen küresel ticaret sisteminden nasıl koruyacağız? Göç yoluyla ve daha iyi aile politikaları aracılığıyla nüfusumuzdaki düşüşü nasıl durdurabiliriz? Bizimki gibi bir geçiş sürecindeki toplumda, herkesin iyi bir yaşam sürmesi için vazgeçilmez olan kamu hizmetlerini sunabilmeleri için yerel yönetimlerimizin borç yükünü nasıl hafifleteceğiz? Ve ‘demokrasimiz’, herkes için bir demokrasi haline gelip vatandaşlarına kendi hayatlarının kontrolünü ele alma fırsatı verebilsin diye nasıl yeniden yapılandırılmalı; böylece vatandaşlar, kasası boş olan ve uzun bir süre daha öyle kalacak bir devlete yardım dilenmek zorunda kalmasınlar?”
Streeck, “Oyun oynama zamanı bitti; durum ciddi ve acilen büyümemiz gerekiyor,” diyerek yazısını bitiriyor.
Avrupa
Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.
Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.
The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.
Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.
Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.
Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.
“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.
Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.
Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.
Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.
Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.
17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.
BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.
Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.
Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.
Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.
Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.
Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.
Bu kapsamda iki soru sorulacak:
- Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
- Beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.
Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Avrupa
AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.
Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.
Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.
Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.
Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.
Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.
Diplomasi6 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Rusya1 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Ortadoğu2 hafta önceKörfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor











