Diplomasi
Al Majalla: Colani’yi Şara yapan Powell, PKK’yı da silah bırakmaya ikna eden kişi

Yeni bir iddiaya göre Suriye’de HTŞ lideri Ebu Muhammed el-Colani’yi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yapan İngiliz istihbaratı bağlantılı Inter Mediate’in kurucusu Jonathan Powell, “terörsüz Türkiye” iddiası ile PKK’yı da silah bırakmaya ikna eden kişi.
Londra merkezli Suudi yayını Al Majalla’da Con Coughlin imzasıyla yayınlanan profilde, yeni İşçi Partisi hükümetinde Başbakan Keir Starmer’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı (NSA) olarak görevlendirilen Powell’ın, daha önce “çatışma çözümü” kapsamında yaptığı arabuluculuklar sıralanıyor.
1997-2007 yılları arasında o zamanki Başbakan Tony Blair’in başdanışmanı olan Powell, Kasım 2024’te mevcut Başbakan Starmer tarafından Birleşik Krallık’ın yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanmıştı.
Blair’in en uzun süre görev yapan danışmanı olan ve Kuzey İrlanda’daki “Hayırlı Cuma” Barış Antlaşmasının müzakerecisi olarak tanınan Powell’ı eleştirenler, NSA rolünün siyasi olmaması gerektiğini savunuyor ve Powell’ın, Birleşik Krallık’ın Chagos Adalarının egemenliğini Mauritius’a devretmesine yol açan Eylül 2024 anlaşmasına dahil olmasına da işaret ediyor. Bu, adalar zincirinde Diego Garcia’da çok gizli bir ABD askeri üssü bulunduğu için tartışmalı bir hamle olarak görülüyor.
1956 doğumlu Powell, Amerikan yatırım bankası Morgan Stanley’de çalışmak ve BBC ile Granada ITN’de gazetecilik yapmak gibi çeşitli deneyimlere sahip.
2011 yılında, İngiliz baş müzakereci olarak edindiği deneyimlerini “karmaşık çatışmaların çözümüne yardımcı olmak” için kullanmak amacıyla Inter Mediate adlı yardım kuruluşunu kurdu.
Bu gizemli kuruluşun, İngiliz istihbarat teşkilatları MI6 ve SAS ile ilişkisi artık herkesin bildiği bir sır.
İşte Ahmed Şara’ya ‘takım elbise giydiren’ İngiliz STK: Inter Mediate
2014 yılında dönemin başbakanı David Cameron’un Libya Özel Temsilcisi olarak da görev yaptı.
Al Majalla’ya göre birçok kitabın yazarı olan Powell’ın şu anki görevinde en önemli rolü diplomatik deneyimi. Kuzey İrlanda’nın yanı sıra, Bask bölgesinde ETA ile başarılı müzakereler yürüttüğüne, Kolombiya’da FARC ile müzakerelerde yer aldığına ve Mozambik’teki barış müzakerelerinde görev aldığına işaret ediliyor.
Al Majalla, Powell’ın görevini şöyle tanımlıyor:
“Ulusal Güvenlik Danışmanı (NSA), ulusal güvenlik konularında Başbakan ve Kabine’nin baş danışmanıdır. Bu görev, strateji, politika, yetenek ve sivil acil durumları içerir. Aynı zamanda Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri ve Kabine Ofisindeki ulusal güvenlik ekiplerinin başkanıdır, yani tüm Whitehall departmanlarında ve yurtdışında çalışmaktadır.”
Bu görevin önemli bir parçası, “uluslararası paydaşlar, iş dünyası, endüstri ve sivil toplum gruplarından oluşan” bir ağ. Profiline göre Powell’ın bazı bağlantıları, tarih okuduğu Oxford günlerine veya daha sonra Pennsylvania Üniversitesine kadar uzanıyor. Kaynaklarının çoğuyla, 1979’da Dışişleri Bakanlığına katılmadan önce gazetecilik kariyerine başladığı dönemde tanışmış olması muhtemel.
1981’de Lizbon’a, 1986’da Stockholm’e, ardından Viyana’ya ve 1991’de Birleşik Krallık’ın Washington, D.C. Büyükelçiliğine Birinci Sekreter olarak atanan Powell, burada Bill Clinton’ın başkanlık kampanyasına gözlemci olarak katıldı. Clinton’ın seçim zaferinin ardından Blair’i yeni ABD başkanıyla tanıştıran da Powell oldu.
Profile göre Blair, İşçi Partisi lideri olduktan sonra Powell’dan başdanışmanı olmasını istedi. Blair hükümetinin ilk yıllarında Powell’ın en önemli önceliklerinden biri, 1998’deki Hayırlı Cuma Anlaşması ile sonuçlanacak olan Kuzey İrlanda barış süreciydi.
Powell, daha sonra Kuzey İrlanda’da başarıyla uygulanan taktiklerin “Teröre Karşı Savaş” döneminde de uygulanmasını istedi.
Günümüze gelince, Powell’ın gündemi yine yoğun görünüyor. Al Majalla’ya göre geçen ay Bangladeş’in geçici lideri Muhammed Yunus’un Birleşik Krallık’a yaptığı ilk resmi ziyaretinde onu karşılayan Powell’dı.
Haberdeki iddiaya göre Powell, PKK’nın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla silah bırakacağını açıkladığı hafta İstanbul’daydı ve Rusya ile barış görüşmeleri için orada olan Ukrayna heyetiyle bir araya geldi ve günler öncesinde de Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile Kiev’de görüştü.
Şu anda iptal edilen İsrail-Filistin barış zirvesi öncesinde Powell, “huzursuz” milletvekillerine Birleşik Krallık’ın Filistin devletini tanıma konusundaki tutumunu açıklamakla görevlendirildi.
Al Majalla’ya göre perde arkasında Powell’’n varlığı son derece etkili. Geçen yılın sonlarında Beşar Esad’ı devirilmeden önce, hem HTŞ liderliğindeki cihatçı gruplarla, hem de PKK ile arabuluculuk rolünü üstlenen, Powell’ın kurduğu Inter Mediate adlı yardım kuruluşuydu.
Al Majalla’nın iddiasına göre PKK’yı dağılmaya ikna eden de Powell.
Yine Powell, 2021 yılının mayıs ayında, o dönem Ebu Muhammed el-Colani olarak bilinen Ahmed eş-Şara ile de görüşmüştü.
Al Majalla, Powell ve Inter Mediate’in “perde arkasındaki” faaliyetlerini de şöyle özetliyor:
“Onun etkisi personele de uzanıyor. Powell’ın eski yakın meslektaşları, yeni kurulan yönetimin Şam’da ayaklarını yere basmaya çalışırken danışmanlık görevi üstleniyor. Inter Mediate’in başkanlık sarayında bir ofisi olduğu söyleniyor. Türk bir kaynak, geçtiğimiz günlerde The National gazetesine verdiği demeçte çok önemli bilgiler verdi. ‘Jonathan Powell, bu çok hassas konuların ele alınmasında önemli bir rol oynadı,’ diyor kaynak: ‘O bir dışişleri bakanı gibi. Powell, Orta Doğu’da (İngiltere Dışişleri Bakanı) David Lammy’den daha önemli bir rol oynuyor.’”
The National‘da yer alan habere göre, geçen sene “Türk ve Kürt milletvekillerinden oluşan bir heyet”, Hayırlı Cuma Antlaşması hakkında bilgi almak için Birleşik Krallık ve İrlanda’ya gitti. Kürt milletvekillerinden Ayla Akat, Powell’ın müzakereleri bisiklete benzetmesini hatırladı: “Pedal çevirmeye devam etmelisiniz, yoksa düşersiniz.”
İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Demokratik İlerleme Enstitüsü ile birlikte çalışan Powell ve ekibi, Kuzey İrlanda’dan alınan derslerden yararlanarak bir program geliştirdi. Ekip, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekillerine brifing verdi.
Kaynak, “Amerikan düşüncesi, bir gün Suriye’den çekilme olacağı yönündeydi. O gün geldiğinde, Suriye’deki Kürtlerin Türkiye ile çatışmaya girmesini istemiyorlardı. Bunun için zemin hazırlamak istiyorlardı,” dedi.
Bir kaynağa göre, Biden yönetimi altında ABD, PYD ile bir anlaşma önermek için Türkiye’ye ulaştı. Genel durum hızla ilerleyerek tam anlamıyla bir barış sürecine dönüştü. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu ay yirmi yıldan sonra ilk kez kamera karşısına çıktı. Öcalan, gruba silahlarını bırakıp şiddet içermeyen siyasete yönelmelerini, çünkü “ulusal kurtuluş savaşı stratejisinin sona erdiğini” söyledi.
Habere göre İngiltere de bu görüşmelere dahil oldu ve Powell’ın Inter Mediate şirketi, İngiltere ile sözleşme kapsamında PYD ve Türkiye ile uzun süredir ilişkiler içinde.
The National‘daki habere göre Colani Şam’a taşındıktan sonra, Inter Mediate’den iki danışman da Başkanlık Sarayı’na gitti ve bu yardım kuruluşunun miras sözleşmesi gibi görünen bir sözleşme kapsamında üstlendiği görevi tamamladı.
Inter Mediate’in yönetici direktörü Claire Hajaj ve uzun vadeli projeler direktörü Lucy Stuart, Suriye’de hükümeti yeniden kurmak isteyen Şam’daki başkanlık ofisine danışmanlık yapıyor.
Inter Mediate, Powell’ı web sitesinde öne çıkararak, Kuzey İrlanda’daki “1998 Hayırlı Cuma Antlaşmasının kilit mimarlarından biri” olarak rolünü öne çıkarıyor. Powell’ın, “Kuzey İrlanda barış görüşmelerinden çıkarılan dersleri paylaşmak ve benzer ikilemlerle karşı karşıya kalan diğer liderlere yardımcı olmak” amacıyla bu örgütü kurduğu belirtiliyor.
‘Colani’den kravatlı Şara yaratan’ İngiliz danışman parlamentonun hedefinde
Ayrıca, Powell’ın İspanya’daki Bask çatışmasının sona ermesine nasıl yardımcı olduğu, Kolombiya Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos’un “barış danışmanı” olarak görev yaptığı ve Mozambik Cumhurbaşkanı Filipe Nyusi ile birlikte ülkenin iç savaşını sona erdirmek için çalıştığı belirtiliyor.
Powell kasım ayında hükümete döndükten sonra, Birleşik Krallık yasalarına göre hayır kurumundan istifa etti ve o zamandan beri Inter Mediate’in faaliyetlerine katıldığına dair herhangi bir bilgi yok.
Habere göre, İşçi Partisi’nin parlamento grubunda, Powell ve bir zamanlar Blair yönetiminde Powell’ın yardımcısı olan Politika Uygulama Direktörü Liz Lloyd’un sahip olduğu güç hakkında şikayetler var ve “iktidar gaspı” söylentileri dolaşıyor.
Muhalefetteki Muhafazakârlar bu durumu fırsat bilerek, Powell’a neden doğrudan bakanlık ataması yerine özel danışman statüsü verildiğinin araştırılması için parlamentoda soruşturma açılması çağrısında bulundu. Bu statü, Powell’ın Birleşik Krallık adına yabancı hükümetlerle doğrudan görüşmesine ve Chagos Adalarının devriyle ilgili müzakereleri yürütmesine rağmen parlamentoya hesap vermemesi anlamına geliyor.
Lancaster Dükalığı Gölge Şansölyesi Alex Burghart bu ay yaptığı açıklamada, “Chagos’un teslim edilmesindeki rolünü sorgulayamamak yeterince skandal, ama şimdi de özel kuruluşunu terörist gruplarla gizli kanallar kurmak için kullandığı ortaya çıktı. Parlamento onu bu konuda sorgulayabilmelidir. Hükümetin saklayacak bir şeyi olmasaydı, Powell’ı soğuk inceleme ışığından uzak tutmak için bu kadar uğraşmazdı,” demişti.
Profil şöyle sona eriyor:
“Powell’ın soruşturmaya çıkıp çıkmayacağı artık Starmer’ın elinde, fakat Powell’ın diplomatik kariyerine en üstünkörü bir bakış bile, onun en iyi performansını kamuoyunun gözünden uzak, perde arkasında sergilediğini gösteriyor. Muhalefet için asıl sorunun, onun sık sık elde ettiği sonuçlar olup olmadığı merak ediliyor.”
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak












