Bizi Takip Edin

Diplomasi

Al Majalla: Colani’yi Şara yapan Powell, PKK’yı da silah bırakmaya ikna eden kişi

Yayınlanma

Yeni bir iddiaya göre Suriye’de HTŞ lideri Ebu Muhammed el-Colani’yi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yapan İngiliz istihbaratı bağlantılı Inter Mediate’in kurucusu Jonathan Powell, “terörsüz Türkiye” iddiası ile PKK’yı da silah bırakmaya ikna eden kişi.

Londra merkezli Suudi yayını Al Majalla’da Con Coughlin imzasıyla yayınlanan profilde, yeni İşçi Partisi hükümetinde Başbakan Keir Starmer’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı (NSA) olarak görevlendirilen Powell’ın, daha önce “çatışma çözümü” kapsamında yaptığı arabuluculuklar sıralanıyor. 

1997-2007 yılları arasında o zamanki Başbakan Tony Blair’in başdanışmanı olan Powell, Kasım 2024’te mevcut Başbakan Starmer tarafından Birleşik Krallık’ın yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanmıştı.

Blair’in en uzun süre görev yapan danışmanı olan ve Kuzey İrlanda’daki “Hayırlı Cuma” Barış Antlaşmasının müzakerecisi olarak tanınan Powell’ı eleştirenler, NSA rolünün siyasi olmaması gerektiğini savunuyor ve Powell’ın, Birleşik Krallık’ın Chagos Adalarının egemenliğini Mauritius’a devretmesine yol açan Eylül 2024 anlaşmasına dahil olmasına da işaret ediyor. Bu, adalar zincirinde Diego Garcia’da çok gizli bir ABD askeri üssü bulunduğu için tartışmalı bir hamle olarak görülüyor.

1956 doğumlu Powell, Amerikan yatırım bankası Morgan Stanley’de çalışmak ve BBC ile Granada ITN’de gazetecilik yapmak gibi çeşitli deneyimlere sahip.

2011 yılında, İngiliz baş müzakereci olarak edindiği deneyimlerini “karmaşık çatışmaların çözümüne yardımcı olmak” için kullanmak amacıyla Inter Mediate adlı yardım kuruluşunu kurdu.

Bu gizemli kuruluşun, İngiliz istihbarat teşkilatları MI6 ve SAS ile ilişkisi artık herkesin bildiği bir sır.

İşte Ahmed Şara’ya ‘takım elbise giydiren’ İngiliz STK: Inter Mediate

2014 yılında dönemin başbakanı David Cameron’un Libya Özel Temsilcisi olarak da görev yaptı.

Al Majalla’ya göre birçok kitabın yazarı olan Powell’ın şu anki görevinde en önemli rolü diplomatik deneyimi. Kuzey İrlanda’nın yanı sıra, Bask bölgesinde ETA ile başarılı müzakereler yürüttüğüne, Kolombiya’da FARC ile müzakerelerde yer aldığına ve Mozambik’teki barış müzakerelerinde görev aldığına işaret ediliyor.

Al Majalla, Powell’ın görevini şöyle tanımlıyor:

“Ulusal Güvenlik Danışmanı (NSA), ulusal güvenlik konularında Başbakan ve Kabine’nin baş danışmanıdır. Bu görev, strateji, politika, yetenek ve sivil acil durumları içerir. Aynı zamanda Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri ve Kabine Ofisindeki ulusal güvenlik ekiplerinin başkanıdır, yani tüm Whitehall departmanlarında ve yurtdışında çalışmaktadır.”

Bu görevin önemli bir parçası, “uluslararası paydaşlar, iş dünyası, endüstri ve sivil toplum gruplarından oluşan” bir ağ. Profiline göre Powell’ın bazı bağlantıları, tarih okuduğu Oxford günlerine veya daha sonra Pennsylvania Üniversitesine kadar uzanıyor. Kaynaklarının çoğuyla, 1979’da Dışişleri Bakanlığına katılmadan önce gazetecilik kariyerine başladığı dönemde tanışmış olması muhtemel.

1981’de Lizbon’a, 1986’da Stockholm’e, ardından Viyana’ya ve 1991’de Birleşik Krallık’ın Washington, D.C. Büyükelçiliğine Birinci Sekreter olarak atanan Powell, burada Bill Clinton’ın başkanlık kampanyasına gözlemci olarak katıldı. Clinton’ın seçim zaferinin ardından Blair’i yeni ABD başkanıyla tanıştıran da Powell oldu.

Profile göre Blair, İşçi Partisi lideri olduktan sonra Powell’dan başdanışmanı olmasını istedi. Blair hükümetinin ilk yıllarında Powell’ın en önemli önceliklerinden biri, 1998’deki Hayırlı Cuma Anlaşması ile sonuçlanacak olan Kuzey İrlanda barış süreciydi.

Powell, daha sonra Kuzey İrlanda’da başarıyla uygulanan taktiklerin “Teröre Karşı Savaş” döneminde de uygulanmasını istedi.

Günümüze gelince, Powell’ın gündemi yine yoğun görünüyor. Al Majalla’ya göre geçen ay Bangladeş’in geçici lideri Muhammed Yunus’un Birleşik Krallık’a yaptığı ilk resmi ziyaretinde onu karşılayan Powell’dı.

Haberdeki iddiaya göre Powell, PKK’nın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla silah bırakacağını açıkladığı hafta İstanbul’daydı ve Rusya ile barış görüşmeleri için orada olan Ukrayna heyetiyle bir araya geldi ve günler öncesinde de Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile Kiev’de görüştü.

Şu anda iptal edilen İsrail-Filistin barış zirvesi öncesinde Powell, “huzursuz” milletvekillerine Birleşik Krallık’ın Filistin devletini tanıma konusundaki tutumunu açıklamakla görevlendirildi.

Al Majalla’ya göre perde arkasında Powell’’n varlığı son derece etkili. Geçen yılın sonlarında Beşar Esad’ı devirilmeden önce, hem HTŞ liderliğindeki cihatçı gruplarla, hem de PKK ile arabuluculuk rolünü üstlenen, Powell’ın kurduğu Inter Mediate adlı yardım kuruluşuydu.

Al Majalla’nın iddiasına göre PKK’yı dağılmaya ikna eden de Powell.

Yine Powell, 2021 yılının mayıs ayında, o dönem Ebu Muhammed el-Colani olarak bilinen Ahmed eş-Şara ile de görüşmüştü.

Al Majalla, Powell ve Inter Mediate’in “perde arkasındaki” faaliyetlerini de şöyle özetliyor:

“Onun etkisi personele de uzanıyor. Powell’ın eski yakın meslektaşları, yeni kurulan yönetimin Şam’da ayaklarını yere basmaya çalışırken danışmanlık görevi üstleniyor. Inter Mediate’in başkanlık sarayında bir ofisi olduğu söyleniyor. Türk bir kaynak, geçtiğimiz günlerde The National gazetesine verdiği demeçte çok önemli bilgiler verdi. ‘Jonathan Powell, bu çok hassas konuların ele alınmasında önemli bir rol oynadı,’ diyor kaynak: ‘O bir dışişleri bakanı gibi. Powell, Orta Doğu’da (İngiltere Dışişleri Bakanı) David Lammy’den daha önemli bir rol oynuyor.’”

The National‘da yer alan habere göre, geçen sene “Türk ve Kürt milletvekillerinden oluşan bir heyet”, Hayırlı Cuma Antlaşması hakkında bilgi almak için Birleşik Krallık ve İrlanda’ya gitti. Kürt milletvekillerinden Ayla Akat, Powell’ın müzakereleri bisiklete benzetmesini hatırladı: “Pedal çevirmeye devam etmelisiniz, yoksa düşersiniz.”

İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Demokratik İlerleme Enstitüsü ile birlikte çalışan Powell ve ekibi, Kuzey İrlanda’dan alınan derslerden yararlanarak bir program geliştirdi. Ekip, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekillerine brifing verdi.

Kaynak, “Amerikan düşüncesi, bir gün Suriye’den çekilme olacağı yönündeydi. O gün geldiğinde, Suriye’deki Kürtlerin Türkiye ile çatışmaya girmesini istemiyorlardı. Bunun için zemin hazırlamak istiyorlardı,” dedi.

Bir kaynağa göre, Biden yönetimi altında ABD, PYD ile bir anlaşma önermek için Türkiye’ye ulaştı. Genel durum hızla ilerleyerek tam anlamıyla bir barış sürecine dönüştü. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu ay yirmi yıldan sonra ilk kez kamera karşısına çıktı. Öcalan, gruba silahlarını bırakıp şiddet içermeyen siyasete yönelmelerini, çünkü “ulusal kurtuluş savaşı stratejisinin sona erdiğini” söyledi.

Habere göre İngiltere de bu görüşmelere dahil oldu ve Powell’ın Inter Mediate şirketi, İngiltere ile sözleşme kapsamında PYD ve Türkiye ile uzun süredir ilişkiler içinde.

The National‘daki habere göre Colani Şam’a taşındıktan sonra, Inter Mediate’den iki danışman da Başkanlık Sarayı’na gitti ve bu yardım kuruluşunun miras sözleşmesi gibi görünen bir sözleşme kapsamında üstlendiği görevi tamamladı.

Inter Mediate’in yönetici direktörü Claire Hajaj ve uzun vadeli projeler direktörü Lucy Stuart, Suriye’de hükümeti yeniden kurmak isteyen Şam’daki başkanlık ofisine danışmanlık yapıyor.

Inter Mediate, Powell’ı web sitesinde öne çıkararak, Kuzey İrlanda’daki “1998 Hayırlı Cuma Antlaşmasının kilit mimarlarından biri” olarak rolünü öne çıkarıyor. Powell’ın, “Kuzey İrlanda barış görüşmelerinden çıkarılan dersleri paylaşmak ve benzer ikilemlerle karşı karşıya kalan diğer liderlere yardımcı olmak” amacıyla bu örgütü kurduğu belirtiliyor.

‘Colani’den kravatlı Şara yaratan’ İngiliz danışman parlamentonun hedefinde

Ayrıca, Powell’ın İspanya’daki Bask çatışmasının sona ermesine nasıl yardımcı olduğu, Kolombiya Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos’un “barış danışmanı” olarak görev yaptığı ve Mozambik Cumhurbaşkanı Filipe Nyusi ile birlikte ülkenin iç savaşını sona erdirmek için çalıştığı belirtiliyor.

Powell kasım ayında hükümete döndükten sonra, Birleşik Krallık yasalarına göre hayır kurumundan istifa etti ve o zamandan beri Inter Mediate’in faaliyetlerine katıldığına dair herhangi bir bilgi yok.

Habere göre, İşçi Partisi’nin parlamento grubunda, Powell ve bir zamanlar Blair yönetiminde Powell’ın yardımcısı olan Politika Uygulama Direktörü Liz Lloyd’un sahip olduğu güç hakkında şikayetler var ve “iktidar gaspı” söylentileri dolaşıyor.

Muhalefetteki Muhafazakârlar bu durumu fırsat bilerek, Powell’a neden doğrudan bakanlık ataması yerine özel danışman statüsü verildiğinin araştırılması için parlamentoda soruşturma açılması çağrısında bulundu. Bu statü, Powell’ın Birleşik Krallık adına yabancı hükümetlerle doğrudan görüşmesine ve Chagos Adalarının devriyle ilgili müzakereleri yürütmesine rağmen parlamentoya hesap vermemesi anlamına geliyor.

Lancaster Dükalığı Gölge Şansölyesi Alex Burghart bu ay yaptığı açıklamada, “Chagos’un teslim edilmesindeki rolünü sorgulayamamak yeterince skandal, ama şimdi de özel kuruluşunu terörist gruplarla gizli kanallar kurmak için kullandığı ortaya çıktı. Parlamento onu bu konuda sorgulayabilmelidir. Hükümetin saklayacak bir şeyi olmasaydı, Powell’ı soğuk inceleme ışığından uzak tutmak için bu kadar uğraşmazdı,” demişti.

Profil şöyle sona eriyor:

“Powell’ın soruşturmaya çıkıp çıkmayacağı artık Starmer’ın elinde, fakat Powell’ın diplomatik kariyerine en üstünkörü bir bakış bile, onun en iyi performansını kamuoyunun gözünden uzak, perde arkasında sergilediğini gösteriyor. Muhalefet için asıl sorunun, onun sık sık elde ettiği sonuçlar olup olmadığı merak ediliyor.”

Diplomasi

Singapur’da Filistin bayrağı açan Massive Attack üyelerine süresiz giriş yasağı verildi

Yayınlanma

Singapur yönetimi, 29 Temmuz’daki konserlerinde Filistin bayrağı açan ve slogan atan İngiliz müzik grubu Massive Attack üyeleri Robert Del Naja ile Grant Marshall’a ülkeye giriş ve sahne alma yasağı getirdi. Grup üyeleri, gözaltına alındıklarını, sorgulandıklarını ve pasaportlarına el konulduğunu açıklayarak karara tepki gösterdi.

İngiliz müzik grubu Massive Attack, Singapur’daki konserinde Filistin’e destek mesajları vermesinin ardından ülke makamlarının kendilerine yönelik tutumu karşısında şaşkınlığa uğradıklarını ve hayal kırıklığı yaşadıklarını açıkladı.

Grubun iki üyesi Robert Del Naja ile Grant Marshall, 29 Temmuz’daki konserde sahnede Filistin bayrağı açtı ve izleyicilerle birlikte “Özgür Filistin” sloganı attı.

Singapur polisi önce olay hakkında soruşturma başlattı, ardından Del Naja ve Marshall’ın ülkeye yeniden girişinin ve burada sahne almalarının süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.

Massive Attack, pazar günü Instagram’da yayımladığı açıklamada üyelerinin polis tarafından gözaltına alındığını, birbirlerinden ayrıldığını ve ayrı ayrı sorgulandığını bildirdi. Gruba göre bazı üyelerin otel odaları arandı ve pasaportlarına geçici olarak el konuldu. Massive Attack, yaşananları “gerçeküstü bir deneyim” olarak nitelendirerek Singapur makamlarının tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Singapur polisi, 31 Temmuz’da yayımladığı ilk açıklamada konser sırasında Filistin bayrağı açılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Polis ve yerel medya, soruşturmanın “lisans koşullarının ihlal edilmiş olabileceği” gerekçesiyle yürütüldüğünü bildirmişti.

Singapur yasalarına göre yabancı ülkelere ait bayrak ve diğer ulusal sembollerin izin veya muafiyet olmaksızın halka açık alanlarda sergilenmesi yasaklanıyor.

Polis sözcüsü, daha sonra BBC’ye yaptığı açıklamada Del Naja ve Marshall’ın Singapur’a yeniden girmelerine ve ülkede sahne almalarına izin verilmeyeceğini söyledi. İki müzisyene, yabancı bayrakların kamusal alanda sergilenmesini kısıtlayan ve halka açık etkinliklerde siyasi ifadeleri düzenleyen iki yasa kapsamındaki olası ihlaller nedeniyle “sert uyarı” verildi.

Massive Attack, konser başlamadan önce ve konserin sonunda salondaki izleyicilerin büyük bölümünün kendiliğinden “Özgür Filistin” sloganları attığını belirtti. Grubun açıklamasında, “Muhtemelen bu kendiliğinden ifadenin tek başına hükümetlerinin sansür yasalarını ihlal edebileceğinin farkındaydılar. Ancak bu onları caydırmadı” ifadelerine yer verildi.

Massive Attack, Singapur’un yasak kararına doğrudan değinmedi ancak “157 ülkenin tanıdığı egemen bir devletin bayrağını yalnızca havaya kaldırmanın herhangi bir yasayı ihlal edebileceğini düşünmediklerini” bildirdi. Grup üyeleri, Singapur’daki hayranlarıyla birlikte bu plansız dayanışma mesajını vermekten gurur duyduklarını söyledi. Açıklamada, izleyicilerin “Filistin halkıyla dayanışma göstermek için açıkça ahlaki bir sorumluluk hissettiği” kaydedildi.

Massive Attack’ın Instagram paylaşımı 146 bin kullanıcı tarafından beğenildi ve grubun hayranlarından çok sayıda destek mesajı aldı. Singapurlu bir Instagram kullanıcısı, “Singapur’da çoğumuz ne söylediğimize ne kadar yüksek sesle söylediğimize ve ne zaman susmanın daha güvenli olduğuna dikkat etmeyi öğrenerek büyüdük. Filistin’in yanında durduğunuz ve ahlaki tutarlılığın hâlâ sahnenin merkezinde yer alabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.

Konseri izleyen Singapurlu içerik üreticisi Crystal Lim-Lange ise konunun “karmaşık” olduğunu belirtti. Lim-Lange, “Sanatçıların sahne aldıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermeleri gerektiğine inanıyorum” dedi. Bununla birlikte sanatın tarih boyunca düşüncelere meydan okuduğunu, toplumu yansıttığını ve zorlu tartışmaları tetiklediğini vurgulayan Lim-Lange, “Sanatı siyasetten ayırmaya çalışmak hiçbir zaman kolay olmadı” değerlendirmesinde bulundu.

Filistin bayrağı, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik saldırıları ve Singapur’daki kayda değer Müslüman nüfus nedeniyle ülkede hassas bir konu olarak değerlendiriliyor. Singapur yönetimi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili kitlesel açıklamalara ve sembollere karşı tutum izliyor. Çok kültürlü ülkenin yetkilileri, bu yaklaşımın etnik, dini ve toplumsal uyumun korunması için gerekli olduğunu savunuyor.

Singapur İçişleri Bakanlığı, 2023’te yayımladığı duyuruda yabancı ülkelere ait ulusal semboller de dâhil olmak üzere Filistin ve İsrail’deki gelişmelerle bağlantılı eşyaların sergilenmemesi veya giyilmemesi uyarısında bulunmuştu. Bakanlığın açıklamasında, “Devam eden İsrail-Hamas çatışması güçlü duygular uyandıran bir meseledir. Artan hassasiyetler göz önüne alındığında, çatışmayla bağlantılı unsurların kamuya açık alanlarda sergilenmemesini ve giyilmemesini tavsiye ediyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.

Singapur makamları, bu yılın başında Filistin’e destek amacıyla izinsiz yürüyüş düzenleyen bazı kişilere de para cezası verdi.

Massive Attack, Gazze savaşı dahil çeşitli konulardaki siyasi tutumunu açıkça dile getirmesiyle tanınıyor. Robert Del Naja, bu yılın başında Londra’daki bir protesto sırasında yasaklı Palestine Action örgütüne destek verdiği şüphesiyle gözaltına alınmıştı. 61 yaşındaki müzisyen, üzerinde “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı bir pankartla yüzlerce göstericinin katıldığı oturma eyleminde yer almıştı.

Massive Attack konseri, Filistin’le dayanışma gösterilmesi nedeniyle hukuki işlem başlatılan ilk olay niteliği taşımıyor. Gazze’deki saldırıların Ekim 2023’te başlamasından bu yana Filistin’e destek eylemleri geniş çaplı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.

ABD’de yetkililer ve üniversite yönetimleri, Gazze’yle dayanışma gösterilerine gözaltılar, uzaklaştırma kararları ve öğrencilerle öğretim üyelerine yönelik ceza davalarıyla karşılık verdi. Federal yetkililer ise Filistin yanlısı eylemleri hedef alan soruşturmalar açmak ve üniversitelere sağlanan fonları kesmekle tehdit etti.

İngiltere hükümeti, terörle mücadele yasaları ile kamu düzenine ilişkin yetkileri kullanarak bazı grupları yasakladı, gösterilere katı koşullar getirdi ve Filistin’e destek açıklamalarında bulunan binlerce protestocu, aktivist ve akademisyeni gözaltına aldı.

Fransa’da İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda Filistin yanlısı gösteriler ülke genelinde defalarca yasaklandı. Polis, toplanan grupları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı, çok sayıda kişiye para cezası verildi. Savcılıklar da eylemleri düzenleyenler ve katılımcılar hakkında ceza davaları açtı.

İsrail’in destekçilerinden Almanya’da ise eyalet makamları, yaygın Filistin yanlısı sloganları suç kapsamında değerlendirdi. Gösteriler yasaklandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı veya para cezasına çarptırıldı. Dayanışma eylemlerine katılan yabancı aktivistler hakkında sınır dışı ve diğer göçmenlik işlemleri de uygulandı.

Dünya turnesini sürdüren Massive Attack, Asya ayağının tamamlanmasının ardından gelecek hafta Avustralya’da konserler verecek.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Infantino üzerindeki baskı artıyor

Yayınlanma

Avrupa ülkeleri, FIFA’nın Gianni Infantino liderliğinde bir dönemini daha destekleyen mektupları toplu olarak geri çekerek ona yönelik baskıyı artırmayı planlıyor.

Infantino’nun başkanlığı, Dünya Kupası’nın bazı bölümlerini satmaya yönelik özel sektör destekli planının çöküşünün ardından ciddi tehlike altında.

Bu plan, UEFA üye federasyonlarının gelecekteki FIFA müsabakalarını boykot etme tehdidinde bulunmasıyla büyük ölçüde suya düştü.

The Guardian’a göre ortam hâlâ gergin ve Avrupa genelinde onun görevinden bir an önce uzaklaştırılmasını isteyen yaygın bir istek var.

Şu anda çok sayıda ulusal futbol federasyonu, Infantino’nun istifasını hızlandırmak amacıyla ona verdikleri desteği resmen geri çekmeyi tartışıyor ve önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili açıklamalar yapılması bekleniyor.

Geçen haftaki krizin patlak vermesinden önce, Almanya, Romanya, Norveç, Danimarka ve İsveç hariç UEFA’nın 55 üyesinin tamamı, Mart 2027’de Infantino’nun adaylığını destekleyen mektuplar yazmıştı.

Hatta İsviçreli başkanın dördüncü dönemine başlaması ise kaçınılmaz bir gerçek olarak görülüyordu.

Eşzamanlı bir geri çekilme gündeme getirilmiş olsa da, üye federasyonların desteğini tek tek geri çekme olasılığı da bulunuyor.

Böyle bir hareket, fiilen bir güvensizlik oyu anlamına gelir ve Infantino’nun istifası yönündeki baskıyı artırır.

Örneğin İngiltere Futbol Federasyonu (FA), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığına yeniden seçilmesine verdiği desteği resmen geri çekecek.

FA, daha önce Infantino’ya destek vermiş olmasına rağmen, artık onun dördüncü dönem başkanlığı için destek vermediğini teyit eden bir mektubu FIFA’ya gönderecek.

FA, daha önce Infantino’nun arkasında saf tutmuştu. Infantino, kasım ayında Birleşik Krallık’ın 2035 Kadınlar Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacağını teyit edecek olağanüstü FIFA kongresine başkanlık edecek.

Cumartesi günü FA, “FIFA’nın liderlik ve yönetişim yapısının kapsamlı ve titiz bir şekilde gözden geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu.

Bu hamle, Galler Futbol Federasyonu’nun Infantino’nun adaylığından desteğini çekmesinin ardından geldi.

Galler futbolu ve temsilcileri, Infantino’ya karşı çıkma çabalarında kilit bir rol oynadılar.

Geçen Perşembe günü üye federasyonların katıldığı bir toplantıda, UEFA başkan yardımcısı ve eski Galler milli futbolcusu Laura McAllister, Infantino’nun FFE planını rafa kaldırmaması halinde FIFA turnuvalarına Avrupa öncülüğünde bir boykot uygulanmasını savundu.

Bu, planı fiilen uygulanamaz hale getiren ortak bir mutabakata yol açtı.

Finlandiya Futbol Federasyonu, geçen hafta desteğini çeken ilk ülke olmuştu.

FIFA, mektubunu geri çekmek isteyen her ülke tarafından bilgilendirilmek zorunda. Diğer konfederasyonlardaki ülkelerle görüşmeler devam ediyor.

“FIFA Forward Enterprise” önerisinin başarısız olmasına rağmen, Asya Futbol Konfederasyonu’ndaki (AFC) bazı ülkeler hafta sonu Infantino’ya açıkça destek verdi.

Avrupa futbol camiasındaki kaynaklar, bu federasyonların Infantino’nun karşı karşıya olduğu muhalefetin boyutundan tam olarak haberdar olup olmadıklarını sorguluyor.

Cumartesi günü finansal açıdan güçlü Katar’ın Infantino’ya destek vermesinin ardından, pazar günü daha küçük Asya federasyonları olan Sri Lanka ve Kuveyt de kamuoyu önünde desteklerini açıkladı. 

Fakat AFC nadiren toplu olarak oy kullanır ve Infantino’dan memnun olmayan bazı federasyonların Avrupalıların safına katılma ihtimali de bulunuyor.

FIFA’nın 211 üyesinden 200’den fazlası Infantino’ya destek mektupları sunmuştu. O dönemde görev süresinin tehlike altında görünmemesine rağmen, FIFA’nın tereddüt edenler üzerinde yoğun baskı uyguladığı anlaşılıyor.

Birçoğu, başkanlığı konusunda özel olarak endişelerini dile getirmesine rağmen onu desteklemişti.

Infantino’nun yerine geçecek bir aday belirleme çabaları hız kazanıyor. Seçim için öne sürülecek herhangi bir adayın, Avrupa dışında, özellikle Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Konfederasyonu (CONCACAF) tarafından önemli düzeyde destek alması gerekecek.

Uygun bir adayın etrafında hızla birleşmek, Infantino’yu konumunun savunulamaz olduğuna ikna etmenin anahtarı olabilir.

Infantino görevde kalmaya kararlı görünüyor ve desteğini sürdürmek için dünyanın dört bir yanındaki üye federasyonlara baskı uyguladığı düşünülüyor.

Bununla birlikte, hem Afrika Futbol Konfederasyonu hem de Güney Amerika Konfederasyonu (Conmebol) Infantino’ya tam destek veriyor.

Bu durum, UEFA üyeleri FIFA’da yeni bir liderlik arayışındayken Asya ve Kuzey Amerika’yı kritik mücadele alanları haline getiriyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Yayınlanma

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.

Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.

Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.

Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.

Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.

Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.

Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.

Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”

BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.

Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.

Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.

FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.

Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.

Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.

Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.

Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.

Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.

Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.

Alman otomotiv sektörünün Çin korkusu büyüyor

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English