Bizi Takip Edin

Avrupa

İngiltere’nin yeni başbakanı Andy Burnham

Yayınlanma

İngiltere’de iktidardaki İşçi Partisi, 17 Temmuz’da düzenleyeceği özel konferansla yeni liderini ve ülkenin bir sonraki başbakanını resmen belirleyecek. Avam Kamarası milletvekili ve Büyük Manchester’ın eski belediye başkanı Andy Burnham, adaylık sürecinde tek isim olarak kalarak 20 Temmuz’da Başbakanlık Ofisi “10 Numara”ya geçmeye hak kazandı. Eski lider Keir Starmer’ın skandallar ve yerel seçim yenilgisi üzerine istifasının ardından rakipsiz kalan Burnham, ülkeyi 2029’daki olağan genel seçimlere kadar yönetmeyi planlıyor.

İngiltere’de iktidardaki İşçi Partisi, 17 Temmuz’da gerçekleştireceği özel konferansla yeni liderini tescil etmeye hazırlanıyor. Sürecin sonunda ülkenin yeni başbakanı olacak isim ise şimdiden kesinleşti.

2017 ile 2026 yılları arasında Büyük Manchester Belediye Başkanlığı görevini yürüten ve şu an Avam Kamarası milletvekili olan Andrew (Andy) Burnham, tek aday olarak girdiği sürecin ardından 20 Temmuz’da Başbakanlık Ofisi “10 Numara”nın yeni sakini olacak.

Liderlik yarışı nasıl şekillendi?

Burnham’ın parti liderliğini garantilemesi, karşısına hiçbir rakibin çıkmamasıyla sağlandı. 9 ile 15 Temmuz tarihleri arasında yürütülen adaylık başvuru sürecinde, İşçi Partili Avam Kamarası milletvekillerinin aday olabilmesi için parti grubunun en az yüzde 20’sinin desteğini alması gerekiyordu.

650 sandalyeli parlamentoda 403 milletvekiline sahip İşçi Partisi’nde bu sınır 81 milletvekiline denk geliyordu.

Kayıt işlemlerinin başladığı ilk gün 322 milletvekilinin desteğini arkasına alan Burnham, 14 Temmuz itibarıyla bu sayıyı 349’a çıkararak rakiplerinin adaylık ihtimalini tamamen ortadan kaldırdı.

Burnham, 2017 yılında Büyük Manchester Belediye Başkanlığına aday olmak amacıyla Avam Kamarası milletvekilliğinden ayrılmıştı.

Yeniden parlamentoya girebilmesi için Büyük Manchester’daki Makerfield bölgesini temsil eden İşçi Partili milletvekili Josh Simons mayıs ayında koltuğunu devretti.

Yapılan ara seçimlerde, kampanya süresince başbakanlık makamını hedeflediğini açıkça dile getiren Burnham, yüzde 54,8 oy oranıyla parlamentoya geri döndü ve başbakanlık yolunu açtı.

Süreci değerlendiren bir İşçi Partisi milletvekili, Financial Times’a (FT) yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Burnham’ı destekleyen bu milletvekillerinin bazıları, mevcut düzeni engellemek ve baltalamak için ellerinden gelen her şeyi yapan utanmaz düzenbazlardır; şimdi ise Burnham’ın önünde diz çökmek için acele ediyorlar. Bu durum tam anlamıyla ‘imparator öldü, yaşasın imparator’ anlayışına benziyor.”

İşçi Partisi’ndeki liderlik değişimi, 2020’den beri partiyi yöneten ve 2024’te başbakanlık koltuğuna oturan Keir Starmer’ın 22 Haziran’da her iki görevinden de istifa edeceğini açıklamasıyla başladı.

Starmer’ı bu karara götüren süreç, kabineyi sarsan bir dizi skandal (özellikle Jeffrey Epstein ile yakın ilişkileri ortaya çıkan Peter Mandelson’ın ABD Büyükelçisi olarak atanması) ve partinin 2026 mayıs ayındaki yerel seçimlerde uğradığı başarısızlık oldu.

İngiliz medyası, Burnham’ın göreve gelişini, Avam Kamarası İşçi Partisi grubu tarafından önünün tamamen açılması sebebiyle “taç giyme töreni” olarak nitelendiriyor.

İşçi Partisi’nde benzer bir durum son olarak 2007 yılında, Tony Blair’in istifasının ardından tek aday olarak kalan Gordon Brown’ın liderliği devralmasıyla yaşanmıştı. Brown o dönemde erken genel seçime gitmeme kararı almıştı.

İngiltere’de bir sonraki genel seçimlerin 2029 yılında yapılması planlanıyor. Burnham, bu tarihten önce erken seçime gidilmesi ihtimalini kesin bir dille reddediyor.

Burnham’ın başbakanlık vizyonu ve öncelikleri

Avam Kamarası’na seçilmesinin ardından haziran ayı sonunda siyasi stratejisini açıklayan Burnham’ın yönetim yaklaşımı, kamuoyunda gayriresmi olarak “Manchesterizm” şeklinde adlandırılıyor.

Siyasetçi, Büyük Manchester’daki yerel yönetim tecrübesini ülke geneline yaymayı hedefliyor. Bu yaklaşımın temel sütunları şu başlıklar altında toplanıyor:

  • Yerelleşme: Burnham, başarılı bir yönetim için yetkilerin bölgelere devredilmesi gerektiğine inanıyor. Bölgelerin konut, kamu hizmetleri, ulaşım ve eğitim alanlarında daha fazla söz sahibi olmasını savunuyor. Ayrıca hükümet organlarının bir kısmını Manchester’a taşıyarak burada “10 Numara/Kuzey” ofisini açmayı vadediyor.
  • Vergiler ve harcamalar: Özelleştirme politikalarını eleştiren Burnham, devletin vatandaşların yaşamını doğrudan etkileyen hayati sektörlerde daha aktif bir rol oynaması gerektiği görüşünde. Toplu bir kamulaştırma yerine devletin özel sektör şirketleri üzerindeki denetim ve etkisini artırmasını istiyor. Kamu borcunun hızla yükseltilmeyeceğini taahhüt ederken emekli maaşlarındaki artışın süreceğini belirtiyor.
  • Erişilebilir konut: İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana ülkenin en büyük sosyal konut inşaat programını başlatma sözü veren politikacıya göre konut meselesi sadece sosyal değil, aynı zamanda ekonomik bir başlık. Burnham, vatandaşların barınma kiralarına daha az bütçe ayırması durumunda diğer ekonomik sektörlere daha fazla kaynak aktarılacağını savunuyor.
  • Göç: Starmer hükümetinin İçişleri Bakanı Shabana Mahmood tarafından uygulamaya konulan sert tedbirleri destekleyen Burnham, Manş Denizi üzerinden gerçekleşen yasadışı göçle mücadele etme sözü veriyor. Burnham, gerçek sığınmacılar için İngiltere’ye yasal ve güvenli geçiş yolları oluşturulacağını ifade ediyor.
  • Sağlık ve sosyal bakım: 2009-2010 yıllarında Brown hükümetinde Sağlık Bakanı olarak görev yapan Burnham, Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) üzerindeki yükü hafifletmek amacıyla başta yaşlılar ve engelliler olmak üzere sosyal bakım sistemini reforme etmeyi amaçlıyor. Miras vergisinde yapılacak değişiklikle sağlık sistemine ayrılan bütçenin artırılmasını planlıyor.

İşçi Partisi, 14 yıllık muhalefet döneminin ardından Temmuz 2024’te 650 sandalyeden 411’ini kazanarak iktidara gelmiş ve Muhafazakarları muhalefete itmişti.

Politico’nun verilerine göre o dönemde İşçi Partisi’nin halk desteği yüzde 34 seviyesindeyken Muhafazakarlar yüzde 24, Nigel Farage liderliğindeki sağ popülist Reform UK ise üçüncü sırada yer alıyordu.

Ancak geçen iki yılda İşçi Partisi’nin oyları yüzde 10’dan fazla eridi ve Reform UK partisinin yükselişi 2025 ve 2026 yerel seçimlerinde de sürdü.

3 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla Reform UK yüzde 25 destekle ilk sırada yer alırken İşçi Partisi yüzde 21, Muhafazakarlar ise yüzde 19 seviyesinde bulunuyor.

Son 16 yılda altıncı başbakan

İngiltere, son 16 yılda altıncı kez başbakan değişimine sahne oluyor. Bu sürenin 14 yılında Muhafazakar Parti iktidarda bulundu:

  • David Cameron (2010-2016): İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasına (Brexit) yönelik referandumda halkın ayrılık yönünde oy kullanmasının ardından istifa etti.
  • Theresa May (2016-2019): AB ile yürütülen Brexit müzakerelerini yönetti fakat hazırladığı anlaşma şartları parlamentoda üst üste reddedilince görevinden ayrılmak zorunda kaldı.
  • Boris Johnson (2019-2022): Brexit sürecini tamamladı ancak kendi partisi içindeki skandallar ve parti içi muhalefet sebebiyle istifaya zorlandı.
  • Liz Truss (2022): Sadece 45 gün görevde kalabildi. Açıkladığı ekonomi programının mali piyasalarda ve kendi partisinde güven kaybına yol açmasının ardından istifa etti.
  • Rishi Sunak (2022-2024): Genel seçimlerde Muhafazakar Parti’nin yenilgiye uğraması ve Starmer liderliğindeki İşçi Partisi’nin iktidara gelmesiyle hem başbakanlıktan hem de parti liderliğinden ayrıldı.

Avrupa

Alman arama motoru Ecosia, Mistral’ı terk etti

Yayınlanma

Berlin merkezli ve devlet kurumları tarafından kullanılan Ecosia arama motoru, Fransız yapay zeka ortağı Mistral’ı terk ederek Çin’den gelenler de dahil olmak üzere açık kaynaklı modellere yöneliyor.

Ecosia’nın kurucusu ve CEO’su Christian Kroll, POLITICO’ya verdiği röportajda, “Mistral’ın kalitesinden hayal kırıklığına uğradık” diyerek, Fransa’nın önde gelen yapay zeka laboratuvarının geliştirdiği modellerin artık rakiplerinden “bir yıl geride” olduğunu belirtti.

İklim eylemini destekleme ve Avrupa dışı teknolojiden bağımsızlık üzerine markasını inşa eden Alman web tarayıcısı ve arama motoru Ecosia, Almanya’nın federal çevre bakanlığından Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Servisi’ne kadar çeşitli kurumlar tarafından kullanılıyor.

Mayıs ayında, şirket yapay zeka sağlayıcısı olarak Amerikan devi OpenAI’nin yerine Mistral’ı tercih etmişti. 

Fakat Kroll, şirketin sunucu aşırı yüklemesi dahil olmak üzere tekrarlayan teknik sorunlar yaşadığını belirtti ve “Mistral için biz çok büyük bir müşteriydik,” dedi.

Ecosia, Fransa’nın enerji karışımında nükleer enerjinin büyük payı göz önüne alındığında, Mistral’ın çevresel hedefleriyle uyumlu olup olmadığı konusunda da endişeler taşıyor ve bunun Avrupa’nın bağımsızlığını garanti edip etmediğini sorguluyor.

Kroll, “Mistral’ın uluslararası yatırımcıların yatırımlarına dayanıyor olması, bizim görüşümüze göre gerçek anlamda egemenlik anlamına gelmiyor,” dedi.

Mistral’ın baş bilim insanı ve kurucu ortağı Guillaume Lample, pazartesi günü düzenlenen bir basın toplantısında POLITICO’ya şunları söylemişti:

“Onları yeni modelimizi mümkün olan en kısa sürede denemeye teşvik ediyorum. İsterlerse bugün bile onlara erken erişim imkanı sağlayabiliriz. Aslında buradaki fikir şu ki, harika modeller oluşturmak zaman alır. Bunun için hesaplama gücü ve bilim gerekir; biz de gerçekten katlanarak büyüdüğümüze inanıyoruz. Bu yüzden onları, bu katlanarak büyümeyi bizimle birlikte yaşamaya ve aynı zamanda kapsamlı özelleştirme yaklaşımımızdan yararlanmaya teşvik ediyorum. Müşterilere çeşitli modellerimizin ağırlıklarını, hem büyük olanların hem de daha küçük olanların, sağlayabilir ve bunları onlarla birlikte özelleştirebiliriz.”

Mistral salı günü, Ulusal Birlik (RN) Başkanı Jordan Bardella’nın “Fransa’yı (ve Avrupa’yı) yapay zeka yarışına geri döndürdüğünü” söylediği yeni bir model olan Large 4’ü piyasaya sürdü.

Mistral’ın Avrupa’da yapay zeka alanında açık ara lider olması nedeniyle, Ecosia’nın bu geçişi, bloğun en önde gelen şirketi hakkında soru işaretleri yaratıyor ve Avrupa topraklarında rekabetçi, egemen bir yapay zeka modeli oluşturmanın ne kadar zorlu bir görev olduğunu ortaya koyuyor.

Mistral, Güney Kore’nin Samsung Electronics ve Amerikan devi Nvidia dahil olmak üzere yurtdışındaki yatırımcılardan milyarlarca avro fon topladı.

Kroll, Çin’in öncülük ettiği açık kaynaklı modelleri Avrupa için büyük bir fırsat olarak gördüğünü belirtti.

Kıta, üretken yapay zeka patlamasının ilk aşamasını kaçırmış olsa da, Alman girişimci, Avrupa’nın öncü sistemlerin eğitilmesine milyarlarca avro yatırım yapmadan giderek daha güçlü hale gelen açık kaynaklı modellerden yararlanabileceğini söyledi.

Bu, bloğun yapay zeka stratejisini yeniden yönlendirmeye çalışan AB liderleri ve danışmanları tarafından desteklenen bir yaklaşımı yansıtıyor.

Bu amaçla Ecosia, Çin modelleri Qwen, GLM ve Kimi dahil olmak üzere çeşitli açık kaynaklı ve açık ağırlıklı modellere ev sahipliği yapan yapay zeka platformu Melious ile ortaklık kuruyor.

Kroll, “Kaliteyi ve performansı artırırken maliyetlerimizi kabaca yarı yarıya azalttık,” dedi.

ABD’nin Çin modellerinin ulusal güvenlik üzerindeki etkilerine ilişkin güçlü endişeleri sürerken, Batılı araştırma kuruluşları da politik açıdan hassas konularda uyguladıkları sansür nedeniyle bu modellerin etkinliği konusunda endişelerini dile getirmişti.

Yakın zamanda yapılan bir NewsGuard araştırması, Çin destekli önde gelen beş yapay zeka modelinin “Çin yanlısı yanlış bilgileri” defalarca düzeltemediğini ortaya koydu.

Fakat Kroll, bu tür önyargıların anlaşmayı bozacak bir unsur olmadığını belirterek, jeopolitik çarpıklıkların, model kalitesindeki eksikliklerin aksine, teknik önlemlerle giderilebileceğini savundu.

Bazı uzmanlar ise bu görüşe karşı çıkıyor. Alman Yapay Zeka Derneği’nin yönetici direktörü Rasmus Rothe, “Açık sansür yani, cevap vermeyi reddetme ya da kaçamak cevaplar… hedefli yeniden eğitim yoluyla büyük ölçüde ortadan kaldırılabilir. Bu teknik olarak iyi belgelenmiştir ve pratikte halihazırda uygulanmaktadır,” dedi.

Rothe, “Çünkü eğitim verilerine ve modelin doğal kabul ettiği unsurlara yerleşmiş durumda. Birkaç yüz örnek soru ile yüzeysel bir inceleme yapabilirsiniz, ancak temele ulaşamazsınız” diyerek, ince önyargıların ele alınmasının daha zor olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AP’de sergilenen çıplak Trump heykeli tepkiler üzerine kaldırıldı

Yayınlanma

Avrupa Parlamentosunun Strazburg’daki binasında ABD Başkanı Donald Trump’ı çıplak tasvir eden altın kaplama bir heykel sergilendi. Slovakya Başbakanı Robert Fico eseri AB’nin gerileme işareti olarak nitelerken, heykeltıraş Jens Galschiøt ziyaretçilere heykelin 10 bin minyatürünü dağıttığını duyurdu.

Danimarkalı heykeltıraş Jens Galschiøt tarafından yapılan ve ABD Başkanı Donald Trump’ı çıplak tasvir eden altın kaplama heykel, Fransa’nın Strazburg kentindeki Avrupa Parlamentosu (AP) binasında iki günlük sergi kapsamında sergilendi.

Slovakya Başbakanı Robert Fico, daha önce kaldırılmış olmasına karşın perşembe günü heykelin binadan çıkarılması çağrısında bulundu.

Salı günü sergilenen “Turuncu Veba” adlı eserde Trump, 23 ayar altın varakla kaplı ve çıplak biçimde, kaide üzerindeki bronz renkli, zayıf bir adamın omuzlarına bacaklarını dolamış halde tasvir ediliyor.

Heykelin altındaki yazıtta, “Bir adamın sırtında oturuyorum. Yükümün altında eziliyor. Ona yardım etmek için her şeyi yaparım. Sırtından inmek dışında” ifadeleri yer alıyor.

Fico sergiyi AB’nin gerileme işareti olarak niteledi

Slovakya Başbakanı Fico, heykeli “Avrupa Birliği’nin gerilemesinin bir işareti” olarak değerlendirdi ve AP Başkanı Roberta Metsola’dan eserin kaldırılmasını talep etti.

Fico, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Avrupa Parlamentosu binasında sergilenen ABD Başkanı Donald Trump’ı alaya alan heykel, tüm AB’nin gerilemesinin bir işaretidir. Amerikan başkanının politikalarının tamamına kesinlikle katılmıyorum. Ancak diyalog ve karşılıklı saygı gerektiren bir dönemde, ortaklarımıza resmi binalarda hakaret edilmesi, içinde yaşadığımız dönemin derinden anlaşılamadığını gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Fico, AB’nin “meşru farklı görüş bildirme hakkı ile manevi açıdan iflas etmiş kişilerin, maceracıların ve delilerin eylemleri arasındaki ayrımı artık yapamamasının üzücü olduğunu” kaydetti.

Sanatçı 10 bin minyatür heykel dağıttı

Siyasi içerikli kışkırtıcı eserleriyle tanınan Galschiøt, çalışmayı kendi sosyal medya hesaplarında duyurarak parlamento binasını ziyaret edenlere heykelin 10 bin adet minyatür versiyonunu dağıttığını açıkladı.

Galschiøt, eserin açılışından önce yaptığı paylaşımda, çalışmanın “dostluk ve güç dinamikleri hakkında bir tartışma başlatmasını” umduğunu belirtti.

Galschiøt internet sitesinde, çalışmanın Hans Christian Andersen’in “Kral Çıplak” masalından esinlendiğini aktardı.

Heykeli “Trump’a ve ABD’nin yeşil dönüşüm ile kurala dayalı dünya düzenine yönelik saldırısına karşı hicivsel bir haykırış” olarak niteleyen sanatçı, şu ifadeleri kullandı:

“Trump, kendini adaletin kralı ilan etmiş biri olarak tasvir ediliyor. Zayıf bir adamın sırtında oturuyor; bir elinde dünya şeklindeki golf topunun yanında duran bir golf sopası, diğer elinde ise adaleti tanımlama gücünü simgeleyen bir terazi tutuyor.”

Sergi onay kuralları tartışma konusu oldu

Heykel, Danimarkalı sol görüşlü AP Milletvekili Per Clausen öncülüğünde düzenlenen iki günlük sergi kapsamında yerleştirildi.

Avrupa Parlamentosu, milletvekillerinin bu tür enstalasyonlar için idari ve mali işleri denetlemekle görevli kuestorlardan önceden onay alması gerektiğini açıkladı.

AP Basın Ofisi konuya ilişkin açıklamasında, “Mevcut kurallar, kültürel etkinliklerin ve sergilerin hiçbir koşulda saldırgan veya kışkırtıcı nitelikte olamayacağını, Birliğin dayandığı değerlerle çelişemeyeceğini veya belirlenen sergi alanlarında huzursuzluğa yol açma ihtimali taşımayacağını belirtmektedir” bilgisini paylaştı.

Milletvekili Clausen ise yaptığı açıklamada kimsenin “korku ve otosansür içinde yaşamayı kabul etmemesi gerektiğini” savunarak “Avrupa Parlamentosunda bu heykelin sergilenmesini kaldıramayacak kadar alıngan olan birinin dünya sahnesinde yeri yoktur” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

44 Avrupa sanayi grubu, AB’yi Çin’e karşı harekete geçmeye çağırdı

Yayınlanma

44 Avrupa sanayi derneği, AB’yi, “haksız Çin ticaret uygulamaları” olarak nitelendirdikleri uygulamalara karşı daha sert önlemler almaya çağırdı.

Metal, kimya ve otomotiv parçaları gibi sektörleri temsil eden dernekler, bu uygulamaların Avrupa imalat sektörünü tehdit ettiğini ve daha fazla istihdam kaybına yol açabileceğini belirtti.

Dernekler, AB üye ülkelerinden mevcut ticaret savunma önlemlerini daha etkili bir şekilde kullanmalarını ve piyasa bozulmalarını gidermek için yeni araçlar getirmesini talep etti.

Bu çağrı, AB’nin Çin ile günlük 1 milyar avroyu aşan mal ticareti açığıyla boğuşurken geldi. AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, bu kapsamda Çinli mevkidaşı ile görüşmek üzere Pekin’e gitti.

Avrupalı liderler, önümüzdeki perşembe günü Brüksel’de düzenlenecek zirvede bloğun vereceği yanıtı görüşecek.

Pekin’deki görüşmelerin sonucu ise bu tartışmayı büyük ölçüde şekillendirecek gibi görünüyor.

Sektör grupları çağrılarında, Avrupa Komisyonu’ndan ticaret şikayetlerini incelerken değer zincirlerinin tamamını gözden geçirmesini ve davaları daha hızlı sonuçlandırmak için daha fazla personel istihdam etmesini talep ettiler.

Ayrıca, devlet kaynaklı piyasa bozulmalarıyla mücadele etmek için yeni araçlar çağrısında bulunurken, İngiltere, Norveç ve İsviçre gibi yakın Avrupa ortaklarını olumsuz etkileyebilecek önlemlere karşı uyarıda bulundular.

AB Ticaret Komiseri Pekin’de

Maroš Šefčovič’in Pekin’e yaptığı iki günlük ziyaretin amacı, ticaret dengesizliğini azaltmaya yardımcı olacak şekilde Çin’den tavizler elde etmek.

Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ile yapılan görüşmeler, Avrupa pazarında giderek yaygınlaşan araç ihracatına, özellikle de şarj edilebilir hibrit otomobillere odaklandı.

POLITICO’nun perşembe günü yayınladığı bir rapora göre, Ağustos ayında AB’de satın alınan her sekiz otomobilden biri Çin menşeliydi; bu durumun başlıca nedeni, şarj edilebilir hibrit araç satışlarındaki artış oldu.

AB, 2024 yılında Çin menşeli batarya ile çalışan elektrikli araçlara ek telafi edici gümrük vergileri uygulamaya koydu ama şarj edilebilir hibritler bu önlemlerin kapsamı dışında kaldı.

Avrupalı müzakereciler, bu sektörde Çin’in ihracatını bir şekilde kısıtlamayı hedefliyor.

POLITICO’nun haberine göre, müzakerelerden anlamlı taahhütler çıkmaması halinde Avrupa Komisyonu, Avrupalı otomobil üreticilerini korumak amacıyla ithalat kotaları ve gümrük vergileri dahil olmak üzere otomobillere yönelik tek taraflı ticaret kısıtlamaları getirmeyi değerlendiriyor.

AB ayrıca diğer sanayi sektörleri için de koruma önlemleri üzerinde çalışıyor. Avrupa Sanayi Komiseri Stephane Sejourne, Komisyon’un AB hükümetlerinden gelen talebe bağlı olarak plastik ve kompozit malzemelere yönelik hedefli koruma önlemleri getirmeyi planladığını söyledi.

Almanya’dan Birleşik Krallık’tan gümrük vergisi çağrısı

Berlin’in tutumuna yakın bir kaynağın POLITICO’ya aktardığına göre, Almanya, Birleşik Krallık’tan “Made in Europe” kurallarından muafiyet karşılığında Çin menşeli elektrikli araçlara uygulanan gümrük vergilerini artırmasını istiyor.

Kaynak, Friedrich Merz hükümetinin bu hamlenin ticarette karşılıklılık ilkesini yansıtacağına ve İngiltere’nin AB üyeliğinin avantajlarından “seçmece” yararlanmaya çalıştığına dair diğer AB üye devletlerinin suçlamalarına karşı bir yanıt olacağına inandığını belirtti.

Bu gelişme, Başbakan Andy Burnham’ın bu hafta Almanya’ya yaptığı ilk resmi ziyaret kapsamında Almanya Şansölyesi ile bir araya gelmesinin ardından yaşandı.

Burnham ve Merz, İngiltere’nin AB ile gelecekteki ilişkilerinin olasılıklarını görüşeceklerdi zira İngiliz başbakanı, on yıl sonra ilk kez bloğa yeniden katılma konusunu Birleşik Krallık siyaset gündemine yeniden getirmişti.

Berlin’in elektrikli araç gümrük vergileri konusundaki tutumu önemli zira Almanya, Fransa gibi ülkelerin benimsediği daha sert tutumların aksine, Brexit’ten bu yana ticaret konularında Birleşik Krallık’a karşı genel olarak hoşgörülü bir politika izlemişti.

AB, Çin ve ABD gibi rakiplerin ticaret uygulamalarına yanıt olarak, blok dışındaki üreticilere kıyasla Avrupalı üreticileri avantajlı konuma getirecek yeni “Made in Europe” kuralları hazırlama sürecinde.

Birleşik Krallık, bu önlemlerin İngiliz iş dünyasını (özellikle de otomobil üreticilerini) olumsuz etkileyeceğinden endişe duyuyor ve Brüksel’den bu kuralların uygulanmasından muaf tutulacağına dair güvence istiyor.

Berlin’in istediği gibi olursa, bu güvenceler, Çin menşeli elektrikli araçlara ilişkin AB ticaret politikasının benimsenmesine bağlı olabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English