Bizi Takip Edin

Avrupa

İngiltere’nin yeni başbakanı Andy Burnham

Yayınlanma

İngiltere’de iktidardaki İşçi Partisi, 17 Temmuz’da düzenleyeceği özel konferansla yeni liderini ve ülkenin bir sonraki başbakanını resmen belirleyecek. Avam Kamarası milletvekili ve Büyük Manchester’ın eski belediye başkanı Andy Burnham, adaylık sürecinde tek isim olarak kalarak 20 Temmuz’da Başbakanlık Ofisi “10 Numara”ya geçmeye hak kazandı. Eski lider Keir Starmer’ın skandallar ve yerel seçim yenilgisi üzerine istifasının ardından rakipsiz kalan Burnham, ülkeyi 2029’daki olağan genel seçimlere kadar yönetmeyi planlıyor.

İngiltere’de iktidardaki İşçi Partisi, 17 Temmuz’da gerçekleştireceği özel konferansla yeni liderini tescil etmeye hazırlanıyor. Sürecin sonunda ülkenin yeni başbakanı olacak isim ise şimdiden kesinleşti.

2017 ile 2026 yılları arasında Büyük Manchester Belediye Başkanlığı görevini yürüten ve şu an Avam Kamarası milletvekili olan Andrew (Andy) Burnham, tek aday olarak girdiği sürecin ardından 20 Temmuz’da Başbakanlık Ofisi “10 Numara”nın yeni sakini olacak.

Liderlik yarışı nasıl şekillendi?

Burnham’ın parti liderliğini garantilemesi, karşısına hiçbir rakibin çıkmamasıyla sağlandı. 9 ile 15 Temmuz tarihleri arasında yürütülen adaylık başvuru sürecinde, İşçi Partili Avam Kamarası milletvekillerinin aday olabilmesi için parti grubunun en az yüzde 20’sinin desteğini alması gerekiyordu.

650 sandalyeli parlamentoda 403 milletvekiline sahip İşçi Partisi’nde bu sınır 81 milletvekiline denk geliyordu.

Kayıt işlemlerinin başladığı ilk gün 322 milletvekilinin desteğini arkasına alan Burnham, 14 Temmuz itibarıyla bu sayıyı 349’a çıkararak rakiplerinin adaylık ihtimalini tamamen ortadan kaldırdı.

Burnham, 2017 yılında Büyük Manchester Belediye Başkanlığına aday olmak amacıyla Avam Kamarası milletvekilliğinden ayrılmıştı.

Yeniden parlamentoya girebilmesi için Büyük Manchester’daki Makerfield bölgesini temsil eden İşçi Partili milletvekili Josh Simons mayıs ayında koltuğunu devretti.

Yapılan ara seçimlerde, kampanya süresince başbakanlık makamını hedeflediğini açıkça dile getiren Burnham, yüzde 54,8 oy oranıyla parlamentoya geri döndü ve başbakanlık yolunu açtı.

Süreci değerlendiren bir İşçi Partisi milletvekili, Financial Times’a (FT) yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Burnham’ı destekleyen bu milletvekillerinin bazıları, mevcut düzeni engellemek ve baltalamak için ellerinden gelen her şeyi yapan utanmaz düzenbazlardır; şimdi ise Burnham’ın önünde diz çökmek için acele ediyorlar. Bu durum tam anlamıyla ‘imparator öldü, yaşasın imparator’ anlayışına benziyor.”

İşçi Partisi’ndeki liderlik değişimi, 2020’den beri partiyi yöneten ve 2024’te başbakanlık koltuğuna oturan Keir Starmer’ın 22 Haziran’da her iki görevinden de istifa edeceğini açıklamasıyla başladı.

Starmer’ı bu karara götüren süreç, kabineyi sarsan bir dizi skandal (özellikle Jeffrey Epstein ile yakın ilişkileri ortaya çıkan Peter Mandelson’ın ABD Büyükelçisi olarak atanması) ve partinin 2026 mayıs ayındaki yerel seçimlerde uğradığı başarısızlık oldu.

İngiliz medyası, Burnham’ın göreve gelişini, Avam Kamarası İşçi Partisi grubu tarafından önünün tamamen açılması sebebiyle “taç giyme töreni” olarak nitelendiriyor.

İşçi Partisi’nde benzer bir durum son olarak 2007 yılında, Tony Blair’in istifasının ardından tek aday olarak kalan Gordon Brown’ın liderliği devralmasıyla yaşanmıştı. Brown o dönemde erken genel seçime gitmeme kararı almıştı.

İngiltere’de bir sonraki genel seçimlerin 2029 yılında yapılması planlanıyor. Burnham, bu tarihten önce erken seçime gidilmesi ihtimalini kesin bir dille reddediyor.

Burnham’ın başbakanlık vizyonu ve öncelikleri

Avam Kamarası’na seçilmesinin ardından haziran ayı sonunda siyasi stratejisini açıklayan Burnham’ın yönetim yaklaşımı, kamuoyunda gayriresmi olarak “Manchesterizm” şeklinde adlandırılıyor.

Siyasetçi, Büyük Manchester’daki yerel yönetim tecrübesini ülke geneline yaymayı hedefliyor. Bu yaklaşımın temel sütunları şu başlıklar altında toplanıyor:

  • Yerelleşme: Burnham, başarılı bir yönetim için yetkilerin bölgelere devredilmesi gerektiğine inanıyor. Bölgelerin konut, kamu hizmetleri, ulaşım ve eğitim alanlarında daha fazla söz sahibi olmasını savunuyor. Ayrıca hükümet organlarının bir kısmını Manchester’a taşıyarak burada “10 Numara/Kuzey” ofisini açmayı vadediyor.
  • Vergiler ve harcamalar: Özelleştirme politikalarını eleştiren Burnham, devletin vatandaşların yaşamını doğrudan etkileyen hayati sektörlerde daha aktif bir rol oynaması gerektiği görüşünde. Toplu bir kamulaştırma yerine devletin özel sektör şirketleri üzerindeki denetim ve etkisini artırmasını istiyor. Kamu borcunun hızla yükseltilmeyeceğini taahhüt ederken emekli maaşlarındaki artışın süreceğini belirtiyor.
  • Erişilebilir konut: İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana ülkenin en büyük sosyal konut inşaat programını başlatma sözü veren politikacıya göre konut meselesi sadece sosyal değil, aynı zamanda ekonomik bir başlık. Burnham, vatandaşların barınma kiralarına daha az bütçe ayırması durumunda diğer ekonomik sektörlere daha fazla kaynak aktarılacağını savunuyor.
  • Göç: Starmer hükümetinin İçişleri Bakanı Shabana Mahmood tarafından uygulamaya konulan sert tedbirleri destekleyen Burnham, Manş Denizi üzerinden gerçekleşen yasadışı göçle mücadele etme sözü veriyor. Burnham, gerçek sığınmacılar için İngiltere’ye yasal ve güvenli geçiş yolları oluşturulacağını ifade ediyor.
  • Sağlık ve sosyal bakım: 2009-2010 yıllarında Brown hükümetinde Sağlık Bakanı olarak görev yapan Burnham, Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) üzerindeki yükü hafifletmek amacıyla başta yaşlılar ve engelliler olmak üzere sosyal bakım sistemini reforme etmeyi amaçlıyor. Miras vergisinde yapılacak değişiklikle sağlık sistemine ayrılan bütçenin artırılmasını planlıyor.

İşçi Partisi, 14 yıllık muhalefet döneminin ardından Temmuz 2024’te 650 sandalyeden 411’ini kazanarak iktidara gelmiş ve Muhafazakarları muhalefete itmişti.

Politico’nun verilerine göre o dönemde İşçi Partisi’nin halk desteği yüzde 34 seviyesindeyken Muhafazakarlar yüzde 24, Nigel Farage liderliğindeki sağ popülist Reform UK ise üçüncü sırada yer alıyordu.

Ancak geçen iki yılda İşçi Partisi’nin oyları yüzde 10’dan fazla eridi ve Reform UK partisinin yükselişi 2025 ve 2026 yerel seçimlerinde de sürdü.

3 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla Reform UK yüzde 25 destekle ilk sırada yer alırken İşçi Partisi yüzde 21, Muhafazakarlar ise yüzde 19 seviyesinde bulunuyor.

Son 16 yılda altıncı başbakan

İngiltere, son 16 yılda altıncı kez başbakan değişimine sahne oluyor. Bu sürenin 14 yılında Muhafazakar Parti iktidarda bulundu:

  • David Cameron (2010-2016): İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasına (Brexit) yönelik referandumda halkın ayrılık yönünde oy kullanmasının ardından istifa etti.
  • Theresa May (2016-2019): AB ile yürütülen Brexit müzakerelerini yönetti fakat hazırladığı anlaşma şartları parlamentoda üst üste reddedilince görevinden ayrılmak zorunda kaldı.
  • Boris Johnson (2019-2022): Brexit sürecini tamamladı ancak kendi partisi içindeki skandallar ve parti içi muhalefet sebebiyle istifaya zorlandı.
  • Liz Truss (2022): Sadece 45 gün görevde kalabildi. Açıkladığı ekonomi programının mali piyasalarda ve kendi partisinde güven kaybına yol açmasının ardından istifa etti.
  • Rishi Sunak (2022-2024): Genel seçimlerde Muhafazakar Parti’nin yenilgiye uğraması ve Starmer liderliğindeki İşçi Partisi’nin iktidara gelmesiyle hem başbakanlıktan hem de parti liderliğinden ayrıldı.

Avrupa

Seçimi kaybeden Vučić’e Novi Sad faciası için sorgu talebi

Yayınlanma

Sırbistan’da erken genel seçimleri Öğrenci Listesi hareketinin kazanmasının ardından, 16 kişinin öldüğü Novi Sad tren garı faciası ve demiryolu projesindeki olası yolsuzluk soruşturması kapsamında eski Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in sorgulanması istendi.

Sırbistan’da Öğrenci Listesi hareketinin genel seçimleri kazanmasının ardından, eski Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in Novi Sad tren garındaki sundurma çökmesiyle ilgili sorgulanması yönünde talepler yükseldi.

Vučić’in istifası sonrasında Cumhurbaşkanı Vekili olarak görev yapan ve onun kurduğu Sırp İlerleme Partisi’nin (SNS) başkanlık divanı üyesi olan Ana Brnabić, bu çağrıları “cadı avı” diye niteledi.

Brnabić, asıl hedefin eski cumhurbaşkanını siyaset sahnesinden silmek olduğunu savundu. Bu çıkıştan kısa süre sonra Vučić de SNS meclis grubunun adını geçici olarak “Teröre Karşı Sırbistan” şeklinde değiştireceklerini duyurdu.

Tartışmayı ateşleyen yazı, seçimlerden üç gün bile geçmeden, 28 Ekim sabahı Forbes Serbia’da yayımlandı.

İvan Radak imzalı ve “Reddedilemeyecek teklif: Savcılar sundurma çökmesiyle ilgili neden Vučić’i sorgulamalı” başlıklı makalede, eski cumhurbaşkanının hem çökme soruşturmasında hem de Macaristan yönündeki demiryolu hattının modernizasyonunda olası yolsuzluk incelemesinde ifade vermesi gerektiği savunuluyor.

Dergi bu iddiasını yayımlanmış belgelere, basındaki haberlere ve soruşturma komisyonunun bulgularına dayandırıyor.

Forbes Serbia’nın değerlendirmesine göre bu veriler, Vučić’in projenin gidişatından haberdar olduğuna ve kabine üyelerinin de bilgilendirildiğine işaret ediyor.

Soruşturma komisyonu üyeleri Vesna Rakić-Vodinelić ile Jovan Rajić de eski cumhurbaşkanının özellikle organize suçlarla mücadele savcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında sorgulanması gerektiği görüşünde.

Brnabić ve Vučić’ten “devrimci terör” suçlaması geldi

Forbes Serbia’daki yazıyı X hesabından yorumlayan Ana Brnabić, muhalifleri sert sözlerle hedef aldı.

Brnabić paylaşımında, “Devrimci terör vaat ettiler ve devrimci terör görüyoruz. Seçim kampanyası sırasında Aleksandar Vučić’in konuşmasına izin vermediler. Seçim yasakları döneminde ise ülke yasalarına uyduğumuz için ne onun ne de içimizden birinin cevap veremeyeceğini bilerek kendisine saldırdılar, onun ve ailesinin hakkında yalanlar yaydılar. Şimdi, seçim zaferlerinden 72 saat bile geçmeden, Aleksandar Vučić’i tutuklatmak amacıyla ‘cadı avı’ başlattılar” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Vekili, eski cumhurbaşkanının sorgulanması için öne sürülen gerekçeleri de sorguladı.

“Bir düşünün; ülkenin cumhurbaşkanı en büyük ulusal projelerden birinin yürütülmesi hakkında bilgilendirilmiş ve onlara göre bu durum, Novi Sad’daki sundurma çökmesiyle bağlantılı olarak onu şüpheli yapıp sorguya çağırmak için yeterli bir gerekçe oluşturuyor?!” diye yazdı.

Projeyi denetleyen ve ek kontroller yapmadan onaylayan uzman komisyonu üyelerinin sorumluluğunun neden gündeme gelmediğini soran Brnabić, 2004 yılında Fransa’daki Charles de Gaulle Havalimanı’nda terminal çatısının bir kısmının çökmesini örnek gösterdi.

Dört kişinin öldüğü o faciadan sonra Fransız savcıların Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ı baş şüpheli sıfatıyla sorgulayıp sorgulamayacağını sordu. Brnabić, “Burada amaç adaleti sağlamak değil, Aleksandar Vučić’i susturmak ve ortadan kaldırmaktır” dedi.

Vučić ise Brnabić’in açıklamasından hemen sonra partisinin meclis grubundaki isim değişikliğini ilan etti ve bu kararı ülkede yaşanan “devrimci teröre” bağladı.

Eski cumhurbaşkanı; Informer televizyonuna yapılan baskının ardından medyanın baskı altına alındığını, Kutsal Cuma günündeki dini törenlerin engellendiğini ve Novi Sad’daki lisenin müdürü Radivoje Stojković’in gözaltına alındığını belirterek muhaliflerini şiddet uygulamakla suçladı.

Şiddet olarak nitelediği bu olaylar sürdükçe meclis grubunun “Teröre Karşı Sırbistan” adını koruyacağını söyledi.

Euronews’ün aktardığına göre Vučić, “Her halükarda güçlü, ateşli ama adil, sorumlu ve ciddi bir muhalefet olacağız. Onların yaptığı gibi mecliste kadınları döveceksek, onlara maytap ve sis bombası atacaksak, bunu asla yapmayacağız” diye konuştu.

Sırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı

Novi Sad faciasından erken seçime uzanan kriz

Sırbistan’da siyasi dengeleri değiştiren süreç, 1 Kasım 2024 sabahı Novi Sad tren garında binanın bir bölümünün çökmesiyle başladı.

Blic gazetesinin verilerine göre çöken yapı 60 yılı aşkın geçmişe sahipti.

İlk aşamada 15 kişinin hayatını kaybettiği açıklanmıştı. Ancak yaralılardan 2006 doğumlu bir hastanın daha sonra Sırbistan Askeri Tıp Akademisi’nde yaşamını yitirmesiyle can kaybı 16’ya yükseldi.

Facianın ardından başlayan hükümet karşıtı kitlesel protestolar 2025 baharında da sürdü ve 15 Mart’ta Belgrad’ın merkezinde toplanan göstericiler, Cumhurbaşkanı Vučić’e yönelik taleplerini “Onun işi bitti!” yazılı pankartlarla dile getirdi.

Ülke genelindeki bu gösterilerin sonucunda muhalif sivil hareket Öğrenci Listesi doğdu.

Uzun süreli kitlesel eylemlerin tetiklediği siyasi kriz, eylül ayında Vučić’in parlamentoyu feshedip istifa etmesiyle erken seçime taşındı.

Seçime “sıradan bir vatandaş olarak” katılmak için görevini bıraktığını söyleyen Vučić, aynı ay iktidardaki Sırp İlerleme Partisi’nin resmi başbakan adayı gösterildi.

25 Ekim’de yapılan erken genel seçimlerde, Seçim Komisyonu’nun 8 bin 155 sandıktan çıkan sonuçlara göre Öğrenci Listesi yüzde 52,73 oy alırken, Vučić’in Birleşik Sırbistan koalisyonu yüzde 39,15’te kaldı.

Kesin sonuçlar açıklanmadan yenilgiyi kabul eden Vučić, “Bu seçimleri kaybettiğimiz ortada. Öğrenci Listesi kazandı” dedi. Rakiplerinin başarısını Avrupa ülkelerinin ve Amerikan “derin devletinin” desteğine bağlayan eski cumhurbaşkanı, siyasi mücadeleyi sürdüreceğine söz verdi.

Ayrıca, kazanan hareketin temsilcileri tam tersini söylese de yeni yönetimin Mart veya Nisan 2027’ye kadar Rusya’ya yaptırım uygulayacağını ileri sürdü.

Okumaya Devam Et

Avrupa

ECB Başkanı Lagarde görevi bırakıyor

Yayınlanma

Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, görev süresinin dolmasına sekiz ay kala, 7 Şubat 2027’de görevinden ayrılacağını açıkladı. Kararını Avrupa Konseyine resmen ileten Lagarde’ın yerine geçecek ismi belirlemek üzere liderler düzeyinde istişare süreci başlatıldı.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, görevinden planlanandan erken ayrılıyor.

Bankanın basın biriminden yapılan duyuruya göre Lagarde, 7 Şubat 2027 tarihinde başkanlık koltuğunu devredecek.

Normal şartlarda sekiz yıllık görev süresi Ekim 2027’de dolacak olan Lagarde, bu kararla görevini yaklaşık sekiz ay önce bırakmış olacak.

Lagarde, ayrılık kararını ECB Yönetim Konseyi üyelerine ve Avrupa Birliği Liderler Zirvesi’ne başkanlık eden Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya resmen bildirdi.

Yönetim Konseyi toplantısında üyeler Lagarde’a hizmetleri için teşekkür etti ve karar uzun süre ayakta alkışlandı.

Banka basın sözcülüğü, yeni başkanın Avrupa Birliğinin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 283. maddesinde belirtilen aday belirleme sürecine göre atanacağını açıkladı. Adayın kim olacağına ve nihai karara Avrupa Konseyi yön verecek.

Kararın ardından sosyal medya platformu X üzerinden bir açıklama yapan Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, yeni başkan arayışının hemen başlayacağını duyurdu.

Costa, kurum içindeki devir sürecinin pürüzsüz ilerlemesi amacıyla halef belirleme takviminin gecikmeden işletileceğini ve liderlerin zamanında karar vermesi için adımların süratle atılacağını vurguladı.

Avro Bölgesi’nin para politikasını yönetmek üzere kurulan Avrupa Merkez Bankası, temel misyon olarak fiyat istikrarını ve avronun alım gücünü koruma görevini yürütüyor.

Kurum aynı zamanda bölgedeki ticari bankaların doğrudan denetim mekanizmasında da merkezi bir rol üstleniyor.

Lagarde’ın erken vedasına dair ilk işaretler daha önce basına yansımıştı. Reuters, 16 Ekim tarihli haberinde Dünya Ekonomi Forumu’nun (WEF) Lagarde’ı kasım ayı gibi erken bir tarihte başkanlık görevine getirmeyi planladığını ve bu durumun ECB’deki görevinden vaktinden önce ayrılmasına yol açabileceğini aktarmıştı.

Banka yönetiminde boşalacak bu kritik koltuk için kulislerde konuşulan isimler de netleşmeye başladı.

Reuters’ın aktardığı kulis bilgilerine göre olası adaylar arasında Hollanda Merkez Bankasının eski başkanı Klaas Knot ile İspanya Merkez Bankasının eski yöneticisi Pablo Hernández de Cos öne çıkıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB kapıyı kapattı: Savaş bitse de Kuzey Akım açılmayacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Ukrayna’daki savaş sona erse dahi Kuzey Akım boru hatlarından Rus gazı almayacağını duyurdu. Brüksel, mevcut mevzuat uyarınca Rusya ile LNG sözleşmelerinin Ocak 2027’de, boru hattı gazı anlaşmalarının ise Eylül 2027’de tamamen sonlandırılacağını bildirdi.

Avrupa Birliği, Ukrayna’daki savaş sona erse dahi Kuzey Akım boru hatları üzerinden Rus gazı alımına yeniden başlamayacağını duyurdu.

Euronews’in aktardığına göre Avrupa Komisyonu Sözcüsü Paula Pinho, Rusya’dan fosil yakıt tedarik etmenin gizli maliyetini çok iyi bildiklerini vurgulayarak enerji kaynaklarının bir silah gibi kullanıldığını ve Avrupa’nın bunun bedelini ödediğini söyledi.

Pinho’nun bu çıkışıyla Brüksel, Rusya ile ABD arasında boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesine dönük ortak girişimlere kapıyı kapatmış oldu.

Komisyon yetkilileri, Ukrayna’daki savaşın ardından sevkiyatın yeniden başlama ihtimaline ilişkin soruları yanıtlarken AB’nin mevcut mevzuatına işaret etti.

Birlik kuralları, gelecek yılın sonuna kadar Rus gazı ithalatının tamamen sona erdirilmesini öngörüyor.

Onaylanan takvime göre Rusya ile yapılan uzun vadeli sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sözleşmeleri Ocak 2027’de, boru hattı gazı sözleşmeleri ise aynı yılın eylül ayında geçerliliğini yitirecek.

Basın toplantısında söz alan Avrupa Komisyonu Enerji Sözcüsü Anna-Kaisa Itkonen de yürürlükteki mevzuatın yaptırımlarla veya herhangi bir jeopolitik gelişmeyle bağlantılı olmadığını belirtti.

Itkonen, sahada ne yaşanırsa yaşansın Avrupa pazarının Rus gazından ve LNG’sinden kademeli olarak tamamen çıkacağını kaydetti.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, haziran ayında yaptığı açıklamada, Kuzey Akım-2’nin hasar görmeyen tek hattı üzerinden gaz sevkiyatının Almanya’nın onay vermesi durumunda her an başlayabileceğini dile getirmişti.

Putin, “Kuzey Akım’ın sağlam kalan hattından yarın bile gaz akışı sağlanabilir, tek bir düğmeye basmak yeterli” diyerek gerekli altyapının korunduğunu ve bu adımın önünde ciddi bir siyasi engel görmediğini savunmuştu.

Almanya iç siyasetinde de hatların akıbetine dair zıt sesler yükseliyor. Ülkenin önde gelen partilerinden Almanya için Alternatif (AfD), Mecklenburg-Vorpommern eyaletindeki seçimleri kazanması halinde boru hatlarını tamir edip yeniden devreye sokma niyetini açıkladı.

AfD Eş Genel Başkanı Alice Weidel, partisinin eylül ayındaki seçim başarısının ardından Rus gazına dönülmesi ve Kuzey Akım hatlarının onarılması çağrısında bulundu.

Başbakan Friedrich Merz ise bu çağrılara karşı çıkarak Almanya’nın Rus enerji kaynaklarına bağımlı hale gelmesine izin vermeyeceğini duyurdu.

Diğer yandan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova’nın Kuzey Akım projelerinden vazgeçmeyeceğini açıklamıştı.

Reuters’ın ekim ayı başında beş kaynağa dayandırdığı haberine göre Rus ve Amerikalı üst düzey yetkililer, Kuzey Akım boru hatlarına ABD’li bir yatırımcı çekilmesi konusunda görüşmeler yürüttü. Ancak mülkiyet yapısı bu müzakereleri zorlaştırıyor; zira hatların işletmecisi olan şirketin yüzde 51 hissesi Gazprom’a, toplam yüzde 31 hissesi iki Alman ortağa, kalan paylar ise Fransız ve Hollandalı şirketlere ait.

Ajansın bir kaynağı, Alman ortakların, Gazprom hisselerinin satılması halinde projedeki etkilerini korumak amacıyla paylarını ellerinde tutmak istediklerini aktardı.

Kuzey Akım hatları, 2022 yılındaki patlamaların ardından tamamen devre dışı kaldı. Saldırılarda ilk projenin her iki borusu ile ikinci projenin iki hattından biri ağır hasar gördü.

Rusya ile Almanya’yı birbirine bağlayan Kuzey Akım, yılda 55 milyar metreküp gaz taşıma kapasitesine sahipti.

Aynı kapasitede inşa edilen Kuzey Akım-2 ise Alman makamlarından gerekli sertifikaları alamadığı için hiçbir zaman ticari faaliyete geçemedi.

Putin ekim ayı sonunda patlamaları doğrudan terör eylemi olarak nitelendirdi ve olaydan “Anglosaksonları” sorumlu tuttu. Washington ve Londra yönetimleri ise iddiaları reddetti.

Olayla ilgili soruşturmada, aralarında Bornholm Adası yakınlarında boru hatlarına patlayıcı yerleştiren grupta yer aldığı öne sürülen profesyonel dalgıç Vladimir Juravlyov’un da bulunduğu Ukrayna vatandaşları gözaltına alındı.

Alman savcılığı tarafından sabotajcı grubun lideri olmakla suçlanan Sergey Kuznetsov da tutuklanan isimler arasında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English