Bizi Takip Edin

Avrupa

Fransa ile Hollanda arasındaki 400 yıllık sınır ihtilafı bitti

Yayınlanma

Fransa Ulusal Meclisi, Karayipler’deki Saint-Martin Adası üzerinde Hollanda ile yaşanan yaklaşık 400 yıllık sınır anlaşmazlığını çözen yasayı onayladı. 2017 yılındaki Irma Kasırgası’nın yıkıcı etkileri üzerine hazırlanan 2023 tarihli anlaşma, adadaki belirsiz sınır hattını hukuki güvenceye kavuşturuyor.

Fransa Ulusal Meclisi, Karayipler’de yer alan Saint-Martin Adası’ndaki Fransa ve Hollanda toprakları arasında kesin sınır hattının belirlenmesine yönelik anlaşmayı onayladı.

Fransız parlamentosunun internet sitesinde yayımlanan karar, Paris ile Lahey yönetimleri arasında neredeyse dört asır önce imzalanan adayı paylaşma mutabakatını yasal bir çerçeveye oturtuyor.

Meclis genel kurulunda kabul edilen yasa tasarısı, Saint-Martin’in Fransız kesimi ile Sint Maarten adını taşıyan Hollanda kesimi arasındaki sınırın çizilmesine ilişkin 2023 yılında varılan anlaşmanın onaylanmasını öngörüyor.

Bu adım, Avrupa’nın en sıra dışı sınır hatlarından birine hukuki netlik kazandırıyor. Adanın Fransa idaresindeki kuzey kısmı Avrupa Birliği toprağı kabul edilirken; Hollanda Krallığı’na bağlı özerk bir bölge olan güney kısmı Avrupa Birliği sınırlarının dışında kalıyor.

Bölge sakinleri, iki tarafta farklı gümrük, göç ve vergi sistemleri yürürlükte olmasına rağmen her gün serbestçe sınır geçişi yapıyor.

İki ülke arasındaki sınır ihtilafının kökeni, Fransa ve Hollanda’nın adayı bölüşme konusunda anlaştığı ancak kesin sınır çizgisini resmi belgelere dökmediği 1648 yılına kadar uzanıyor.

Yüzyıllar boyunca fiili duruma göre şekillenen bu belirsizlik; lagün çevresindeki işletme izinleri, kolluk kuvvetlerinin yetki alanları ve çevre yönetimi gibi konularda sürekli idari ve hukuki tartışmalara yol açtı.

Sürecin çözüme kavuşmasında, 2017 yılında adadaki yapıların yüzde 95’inden fazlasını yerle bir eden Irma Kasırgası belirleyici rol oynadı.

Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot tarafından yasa tasarısına eklenen gerekçeli raporda, kasırganın yarattığı büyük yıkımın ardından iki ülkenin ada üzerindeki yakın işbirliği ihtiyacının derinleştiği ve sınır hattının netleştirilmesi konusunun aciliyet kazandığı ifade edildi.

Yasa tasarısının parlamento sürecini yürüten Milletvekili Bertrand Bouyx hazırladığı raporda, “Fransa, en eski toprak anlaşmazlıklarından birini çözüme kavuşturmuş olmaktan gurur duyabilir” değerlendirmesini yaptı.

Fransa’daki onay sürecinin tamamlanmasının ardından, yeni sınır hattının resmiyet kazanarak yürürlüğe girmesi için Hollanda Krallığı Parlamentosu’nun da anlaşmayı onaylaması gerekiyor.

Hollanda Krallığı; Hollanda’nın Avrupa’daki topraklarının yanı sıra Karayipler’deki Aruba, Curaçao ve Sint Maarten özerk bölgelerinden oluşuyor.

Avrupa

Polonya, Ukrayna üzerindeki Rus füzelerinin vurulmasını tartışmaya açtı

Yayınlanma

Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Rus füzelerinin daha sonra muhtemelen Polonya üzerinde değil, Ukrayna üzerinde vurulmasının ciddi biçimde tartışılması gerektiğini söyledi. Açıklama, Ukrayna’ya Patriot füzeleri sağlanması tartışmaları ve 30 Temmuz gecesi Polonya hava sahasında belirlenen tanımlanamayan cismin ardından yapıldı.

Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Ukrayna’ya Patriot füzeleri sağlanması tartışmalarını değerlendirirken Rus füzelerinin daha sonra muhtemelen Polonya üzerinde değil, Ukrayna üzerinde vurulmasının ciddi biçimde ele alınması gerektiğini söyledi.

Bankier.pl portalının aktardığına göre Sikorski, “Bu Rus füzelerini daha sonra, belki de Polonya üzerinde değil de Ukrayna üzerinde vurmanın daha iyi olup olmadığının kesin biçimde söylenip söylenemeyeceği meselesi, partiler arası siyasi mücadelenin rehinesi haline gelmemesi gereken son derece ciddi bir tartışmanın konusudur” dedi.

Polonya Dışişleri Bakanı’na göre Ukrayna’nın şu anda Rus füzelerine karşı koruması yok.

Polonya Dışişleri Bakanlığı, 31 Temmuz’da “Polonya topraklarına bir füzenin düşmesiyle bağlantılı olarak” Rusya’nın büyükelçisini çağırdı. Polonya Başbakanı Donald Tusk ise ülkenin doğusunda meydana gelen patlamanın ardından Varşova’nın “aceleci sonuçlara varmayacağını” söyledi, ancak Rusya’nın muhtemel dahli üzerinde durdu.

Tusk, “Ayrıntılı soruşturma tamamlanana kadar aceleci sonuçlara varmayalım. Tam olarak hangi mühimmatın ateşlendiğinden yüzde 100 emin olmak istiyoruz” dedi.

Rus ordusu, 30 Temmuz gecesi Kiev’de ve Ukrayna’nın batısındaki Lviv, İvano-Frankivsk ve Rivne bölgelerinde, ayrıca Odessa’da Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için silah üreten işletmelere geniş çaplı saldırı düzenledi.

Rusya Savunma Bakanlığı, saldırıların yalnızca Ukrayna’nın askeri ve enerji tesisleriyle bunlara bağlı altyapıyı hedef aldığını vurguluyor.

Polonya komutanlığının açıklamasına göre 30 Temmuz gecesi saat 03.40’ta Polonya hava sahasında batıya doğru ilerleyen tanımlanamayan bir cisim belirlendi.

Cismi teşhis etmek ve önlemek üzere bir F-16 savaş uçağı havalandırıldı. Polskie Radio’nun aktardığına göre cisim saat 03.46’da radardan kayboldu.

Polonya’nın doğusundaki Lublin Voyvodalığı’nda güçlü bir patlama sesi duyuldu. Olay yerine giden polis ekipleri, Tarnawa-Kolonia ile Tokary yerleşimleri arasında bir çukur ve tanımlanamayan bir cisme ait dağılmış parçalar buldu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Romanya’daki dron olayı hakkında yaptığı açıklamada, “Şu ya da bu hava aracının hangi menşeden olduğunu, o hava aracı üzerinde inceleme yapılana kadar kimse söyleyemez” dedi.

Putin, Finlandiya’ya ve Baltık ülkelerine de “Ukrayna dronlarının girdiğini” belirterek, “İlk tepki tam da şimdi Romanya’da olduğu gibiydi. Eyvah. Ruslar geliyor, Ruslar vuruyor. Sonra kısa bir süre içinde bunun Rus hava araçlarıyla hiçbir ilgisi olmadığı ortaya çıkıyordu. Bunlar Ukrayna menşeli dronlardı. Rotalarını şaşırmışlardı” diye konuştu.

Putin daha önce de Rusya’nın Avrupa’da dronlarla vurulacak hedefleri bulunmadığını ve Rusya’nın “Lizbon’a kadar uçabilen” dronlara sahip olmadığını söylemişti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da Rusya’nın Avrupa ve NATO ülkelerine hiçbir zaman dron ya da füze yöneltmediğini söylemişti.

Lavrov, “Biz hiçbir zaman sivil hedeflere saldırmıyoruz, olaylar meydana geliyor, ancak biz hiçbir zaman gökyüzüne kasıtlı ateş açmıyoruz ve dronlarımızı ya da füzelerimizi Avrupa’da bulunan devletlere ve Kuzey Atlantik İttifakı ülkelerine hiçbir zaman yöneltmiyoruz” demişti.

Kremlin ise ABD’nin Ukrayna’ya Patriot üretim lisansı verme kararı aldığı yönündeki haberlerin ardından şu açıklamayı yapmıştı:

“Patriot’a gelince, evet, bu apaçık bir gerçek: ABD Ukrayna’ya silah ve askeri teknoloji sevkiyatını bütün hızıyla sürdürüyor. Gerçekten de böyle, bunu biliyoruz. Pembe gözlük takmıyoruz, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de bunu çok iyi biliyor.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Brunner: AB, sınır kontrolü konusunda komşularına güvenemez

Yayınlanma

AB Göç Komiseri Magnus Brunner, dış sınırların kontrolünün komşu ülkelerin iyi niyetine bağlı olması halinde, bloğun izinsiz göçe karşı savunmasız kalacağı uyarısında bulundu.

Brunner’in açıklamaları, Fas’tan İspanya’nın Ceuta eksklavına yönelik büyük bir göç dalgasının yaşanmasından bir hafta sonra, Avrupa Parlamentosu’nun sivil özgürlükler komitesinin olağanüstü toplantısında geldi.

Bu olay, AB’nin sınırlarını nasıl güvence altına alması gerektiği konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Brunner şunları söyledi:

“Son birkaç gün içinde Ceuta’da gördüklerimiz… dayanıklılığımızın ve aynı zamanda dış sınırlarımızın güvenliğinin bir sınamasıydı. Elbette komşularımızla işbirliği yapmalıyız. Fakat kontrol, tek bir komşu devletin iyi niyetine bağlı olduğu sürece, biz … savunmasız kalırız.”

Brunner, geçen hafta Ceuta’da yaklaşık 72.000 göçmenin İspanyol eksklavına zorla girmesiyle yaşanan olayları, “kaçakçılıkla mücadele etmek için güçlü ve etkili bir araca ve farklı araçlara ihtiyacımız olduğunun somut kanıtı” olarak nitelendirdi.

ABD’den İspanya’ya “göçmen istilası” tepkisi

Toplantıya katılan Ceuta Belediye Başkanı Juan Jesús Vivas, kitlesel sınır geçişi sırasında yaklaşık 100 kişinin hayatını kaybettiğini ve 3.000 ile 5.000 arasında kişinin bu eksklavda kaldığını belirtti.

Brunner, AB’nin blokla sınırı olan ülkelerin işbirliğini sağlamak için elindeki tüm etki araçlarını kullanması gerektiğini söyledi:

“Mesele, ortaklarla yapılan çalışmaları daha da güçlendirmek… Bu yasadışı göçü durdurmak, etkili geri dönüşleri sağlamak ve insanların kendi ülkelerinde doğru fırsatlara kavuşmasını sağlamak için kapsamlı ortaklıkları pekiştirerek göç diplomasisini hızlandırmamız gerekiyor.”

Brunner, AB dışı ülkelerle işbirliğinin “çünkü buradaki amaç, bu tür olayların bir daha asla yaşanmamasını sağlamak” olduğu için hayati önem taşıdığını belirtti.

Muhafazakâr Avusturyalı komisyon üyesinin partisinden arkadaşı Entegrasyon Bakanı Claudia Bauer ise perşembe günü yaptığı yazılı açıklamada, İspanyol basınına atıfta bulunarak Ceuta’da 15 Ağustos’ta “başka bir toplu geçiş girişimi” yaşanabileceği uyarısında bulundu.

“Başka bir toplu geçiş girişimi olduğuna dair haberler ışığında, İspanya Afrika’daki enklavlarında sınır korumasını derhal ve önemli ölçüde güçlendirmeli ve bu sefer sınırların aşılmayacağından emin olmalıdır.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

CDU içinde isyan: Merz’in şansölyeliği tehlikede

Yayınlanma

Alman Şansölyesi Friedrich Merz’in partisi CDU içerisinde bir süredir kazan kaynıyor ve bir “şansölye değişimi” için harekete geçenler var.

Der Spiegel’de yer alan habere göre, partideki etkili isimler, önüne birçok fırsat gelmesine rağmen bunları kullanamayan Merz’e yönelik tepkiler artıyor.

Örneğin görüşlerine yer verilen partide etkili isimlerden biri, “Top tam penaltı noktasının üzerinde, rakip kaleci ufukta bile görünmüyor, ama Merz bir şekilde kendi kalesine gol atmayı başarıyor,” diyor.

Der Spiegel, “Görünüşe göre CDU içinde, Merz’in kendi kazdığı bu çukurdan çıkabileceğine dair pek umut kalmamış,” diyor.

Şamsölyeye yakın ve CDU’nun liderlik çevrelerinde yer alan birçok kişiyle görüşen dergi, bu isimlerin Merz’e güvenini yitirmiş bir parti tablosu çizdiğine işaret ediyor:

“Bu durum, savaş sonrası Alman tarihinde benzersizdir. 1966’da CDU Şansölyesi Ludwig Erhard kendi partisi tarafından görevden alındığında, bu aylar süren yavaş ve sinsi bir süreçti. Oysa Merz’in durumunda, otoritesinin birkaç gün içinde çöküşünü izlemek mümkün. Ve onu dibe çekenler parti arkadaşları değil, bizzat kendisi.”

CDUi, aylardır anketlerde AfD’nin gerisinde kaldığı için zaten tedirgin bir durumda. Üstüne üstlük şimdi de “Merz fiyaskosu” var.

Der Spiegel’e göre CDU’nun en üst düzey liderlik çevrelerinde bile, şansölyenin Noel’e kadar görevde kalacağına bahse girecek neredeyse kimse yok.

POLITICO’da yer alan habere göre, Merz’e yönelik kamuoyundaki eleştiriler, esas olarak kabine değişikliği sonucunda hükümetten uzaklaştırılan kişilerden geliyor. 

Öte yandan liderlik meselesi, yaz tatili olduğundan, henüz açıkça gündeme getirilmiyor.

Doğu Almanya’nın üç eyaletinde seçimler yapılacak: Saksonya-Anhalt, Berlin ve Mecklenburg-Batı Pomeranya. Anketler, CDU için bir felakete işaret ediyor.

Önde gelen bir Hıristiyan Demokrat, “Daha önce düşünülemez olan şeyler başıma geliyor. Merz bir tünelde; artık partiye ulaşamayacak. Her şey bitti,” diye mesaj atıyor.

Aynı CDU’lu, Merz’in en geç 21 Eylül’e kadar havlu atmak zorunda kalacağını ya da istifa etmeye zorlanacağını düşünüyor.

21 Eylül, Berlin ve Mecklenburg-Batı Pomeranya’daki çifte seçimin ardından gelecek pazartesi gününe işaret ediyor.

Merz’e yönelik hayal kırıklığının zirveye ulaşması şu kronolojiyi takip ediyor: 18 Temmuz Cumartesi günü, meclisteki grup başkanı Jens Spahn istifa etti.

Bundan sadece üç gün önce, Bild gazetesi aracılığıyla kamuoyuna yaptığı açıklamada, kendisi ve eşinin ABD’de bir taşıyıcı anne aracılığıyla dünyaya gelen bir oğlunu kucakladıklarını açıklamıştı.

Merz için bu, hiç beklenmedik bir fırsattı. Spahn’a hiçbir zaman güvenmemişti fakat şansölye olduğunda onu kontrol altında tutabileceğini ummuştu. 

Fakat son zamanlarda, grup başkanı Merz’in zayıf liderliğinden yararlanarak koalisyonun kilit figürlerinden biri haline gelmişti. Onsuz hiçbir şey yürümüyordu; Spahn, CDU’nun en güçlü ikinci ismi konumuna yükselmişti.

Şansölye bu durumdan hoşnut değildi ama Spahn’ın istifasıyla sorun birdenbire kendiliğinden çözüldü. Zaten bu sonbaharda kabineyi yeniden düzenlemeyi planlıyordu.

Şansölyenin kabinenin bazı üyelerinden memnun olmadığı, üstüne bir de astları ile görüşmelerinde belirli bir “kibir” sergilediği öne sürülüyor.

Örneğin Rheinland-Pfalz’taki yürütme kurulu toplantısı sırasında, CDU eyalet meclis grubunun, “asgari düzeyde karşılıklı güven ve saygı”nın artık mevcut olmadığı gerekçesiyle Merz ile olan toplantısını iptal ettiği bir mektup kamuoyuna açıklandı. Daha önce hiç böyle bir hakaret yaşanmamıştı.

Geçen hafta yapılan Başkanlık Divanı ve Yürütme Kurulu toplantıları sırasında ortamın gergin olduğu tüm katılımcılar tarafından fark edildi.

Bazıları, CDU liderinin “kendi tüneline derin bir şekilde gömülmüş olduğunu” ve “durumunun ne kadar vahim hale geldiğinin artık farkında bile olmadığını” düşünüyor.

Hatta Mainz Eyalet Başbakanı Gordon Schnieder, grubun daha sonraki raporlarına göre, başbakanı “profesyonellikten yoksun olmak” ile suçladı.

Peki şimdi ne olacak? Der Spiegel’e göre parti liderliği bu soruya cevap vermekten kaçınıyor. Küçük gruplar halinde bile hiçbir senaryo üzerinde durulmuyor:

“Felaketi davet etmek istemiyorlar. Hem de herkesin yaz tatilini iple çektiği şu anda. Şu anda kimsenin şansölye değişikliğine ihtiyacı yok. Fakat Merz’in hükümet başkanı olarak hâlâ bir geleceği olduğuna kimse inanmıyor.”

Doğu’daki seçimlerden sonra Merz’in istifaya zorlanması gerektiğini söylüyorlar. Örneğin, üç deneyimli eyalet başbakanı, şansölyeye ülke ve parti sorumluluğu nedeniyle istifa etmesi gerektiğini önerirse, Merz kesinlikle buna uyacak; en azından ekibi böyle düşünüyor. Ne var ki bundan tam olarak emin değiller.

İstifanın ardından Kuzey Ren-Vestfalya eyalet başbakanı Hendrik Wüst’ün devreye girmek zorunda kalacağı düşünülüyor. Merz’in olası halefi olarak adı geçen tek kişi o.

CSU lideri Markus Söder’in CDU tarafından kabul edilemez olduğu söyleniyor ve CSU İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in şansölyeliğe geçebileceği fikri ise saçma bulunuyor. Dolayısıyla görev Wüst’e düşecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English