Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya’nın Mélenchon rahatsızlığı

Yayınlanma

Fransa’da önümüzdeki sene yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iddialı olan Jean-Luc Mélenchon, Berlin’de rahatsızlık yaratıyor.

Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) lideri Jean-Luc Mélenchon, Fransa cumhurbaşkanı olması halinde, on yıllardır Avrupa entegrasyonunun temelini oluşturan ama kendisinin esas olarak Berlin’in çıkarlarına hizmet ettiğine inandığı Alman-Fransız ortaklığını altüst etmeye çalışacağını belirtiyor.

Fransa’daki kritik cumhurbaşkanlığı seçimlerine hâlâ dokuz ay var fakat anket sonuçları, Mélenchon’un kampanyaya güçlü bir başlangıç yapması ve solun geri kalanı arasındaki iç çekişmeler nedeniyle, ikinci turda Le Pen’e rakip olabilecek en güçlü adaylardan biri konumuna geldiğini gösteriyor.

POLITICO’ya göre bu durum Berlin’de pek de cesaret verici bir ihtimal olarak görülmüyor.

Mélenchon, 2015 yılında Alman modeline duyduğu küçümsemeyi bir kitapta ele almıştı. Bu ay ise, AB’nin temelini oluşturan geleneksel Paris-Berlin ittifakından kesin bir kopuş göstererek, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Almanya Şansölyesi Friedrich Merz arasında nükleer caydırıcılıktan sanayi politikasına kadar uzanan konularda yakın zamanda imzalanan bir dizi anlaşmaya bağlı kalmayacağını açıkladı.

Şu anda Ren Nehri’nin öteki yakasındaki iktidar çevrelerinde Mélenchon’un zaferi olası görülmüyor ve son anketler, ikisi de ikinci tura kalırsa Le Pen’in onu rahatlıkla yeneceğini gösteriyor.

Fakat Alman milletvekilleri, bu “antikapitalistin” yaratabileceği tahrip edici potansiyelin farkında.

Almanya, Fransız Ulusal Birlik partisi ile temasa geçti

Örneğin, Fransız-Alman ilişkileri konusundaki çalışmalarıyla tanınan, CDU’lu milletvekili Roland Theis, “Mélenchon’un Avrupa politikasının kilit konularındaki siyasi duruşu, Almanya’ya karşı düşmanca tavrı… onu Fransız-Alman işbirliği için büyük bir sorun haline getirecek,” dedi.

Berlin, Le Pen’in zaferi ihtimaline çok daha fazla odaklanmış durumda; zira bu durum da kendine özgü bir dizi sorunu beraberinde getirecek.

Le Pen’in babası Jean-Marie Le Pen, partisini Nazi işbirlikçileriyle birlikte kurmuş ve Holokost’u önemsiz göstermesiyle kötü şöhret kazanmıştı.

Genç Le Pen, partisi Ulusal Birlik’i (RN) geçmişinden uzaklaştırmaya çalışmış, hatta babasını partiden kovmuş olsa da, hâlâ Avrupa Birliği’ne yapılan Fransız katkı paylarını kesintiye uğratmaya yemin etmiş sert bir “Avrupa karşıtı.”

Bu kritik seçim öncesinde Almanya ve Fransa, ortak AB hedefleri üzerindeki çalışmaları ortaklaşa hızlandırdı.

Fakat bu aciliyetin, Le Pen’in başkanlığından önce “işleri halletmekten” ziyade iktisadi zorunluluktan kaynaklandığını belirtiyorlar.

Fakat Mélenchon da mevcut Alman hükümeti için bir tehdit oluşturuyor. Yeşiller milletvekili ve Bundestag’ın Avrupa İşleri Komisyonu Başkanı Anton Hofreiter, “Mélenchon’un cumhurbaşkanlığı, en üst düzeydeki ikili ve Avrupa işbirliğini önemli ölçüde zorlaştıracaktır,” dedi.

Hofreiter, savunma kapasitelerini örnek göstererek, bunun Fransız katılımı olmadan Avrupa projelerinin hayata geçirilmesine yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Mélenchon’un Brüksel ve Berlin’e karşı duyduğu antipati, Le Pen’in Avrupa şüpheciliğini besleyen milliyetçi duygudan çok, özellikle Almanya’ya yönelik ideolojik muhalefetten kaynaklanıyor.

LFI milletvekili ve Fransa Ulusal Meclisi Dışişleri Komisyonu üyesi Aurélien Taché, “Almanlar, Avrupa’ya ordoliberalizmi [devlet denetimi altında, Alman esintili bir serbest piyasa ekonomisi vizyonu] dayatıyor. Biz Avrupa karşıtı değiliz; ordoliberalizme karşıyız,” dedi.

LFI, AB’nin merkezinde bir “Fransız-Alman motorunun” var olmadığını, bunun yerine Almanların kendi gündemlerini AB’ye dayatmaya çalıştığını savunuyor.

Mélenchon ise, Fransa’nın Çin’in yanı sıra Afrika’daki Fransızca konuşulan ülkeler ve Güney Amerika ülkeleriyle bağlarını güçlendirmesini istiyor.

ABD’yi “emperyalist bir tehlike” olarak görürken, Alman hükümeti transatlantik ilişkileri dış politikasının en önemli unsuru olarak görüyor.

Mélenchon, Almanya’nın serbest piyasa ekonomi modeline olan derin bağlılığına karşı çıkıyor ve bunun yerine planlı ekonomiyi savunuyor.

Mélenchon ayrıca Almanya’nın yeniden silahlanmasına ve topraklarında ABD nükleer silahlarının devam eden varlığına da eleştirel yaklaşıyor ve bu durumun “komşu ülkeler için ciddi güvenlik endişeleri yarattığını” belirtiyor.

Berlin, Ukrayna savaşı ve ABD’nin Avrupa’dan geri çekilmesinin ardından Avrupa’nın baskın askeri gücü olmayı hedefliyor.

Mélenchon’un 2015 yılında yayımlanan ve alt başlığı “Alman Zehri” olan “Bismarck’ın Ringa Balığı” adlı kitabı, o dönemde Fransa’da düşük işsizlik oranı ve güçlü büyüme oranları nedeniyle Almanya’yı bir politika modeli olarak gören birçok politikacıya yanıt niteliğindeydi.

Mélenchon, o dönemde Fransa’dakinden birkaç puan daha yüksek olan Almanya’daki yoksulluk oranını ve düşük doğum oranlarını, bu modelin başarısızlıklarına örnek olarak göstermişti.

Kitabın tanıtım yazısında şöyle deniyordu:

“Amacım, Almanya’ya hayran olan pek çok yorumcuyu çevreleyen mutluluk perdesini yırtıp atmak. Gözlerimizin önünde bir canavar doğdu: düzenlemelerden arındırılmış finansın ve kendini buna adamış, nüfusunun hızla yaşlanmasından dolayı harap olmuş bir ülkenin çocuğu.”

Fransız medyasının bir kısmı, hatta sol eğilimli Libération gazetesi bile, kitabı aşırı derecede “Almanofobik” bulmuştu.

Mélenchon kitapta kışkırtıcı bir üslup benimsiyor ve “Alman hükümetleriyle siyasi çatışma, halkların kurtuluşu için şartlardan biridir,” diyor.

Mélenchon ayrıca, bu ayın başlarında yayınlanan yaklaşık 20 sayfalık bir dış politika analizinin ortak yazarı.

Bu analizde, Washington’un ittifaka karşı “açıkça düşmanca” tutumu nedeniyle NATO’dan çekilme de dahil olmak üzere, bazı temel uluslararası önceliklerini özetliyor.

Öte yandan Le Pen’in partisi RN, yalnızca NATO’nun entegre komutasından ayrılmayı öneriyor.

Belgede ayrıca, bir üye ülkeye saldırı olması durumunda diğer üye ülkelerden yardım ve destek sağlanmasını garanti eden AB’nin 42. maddesini Fransa’nın taahhüt etmesi gerektiği belirtildi.

Hatta bu maddenin Grönland gibi AB ülkeleriyle “bağlantılı” topraklara da genişletilmesinin “mutlak bir öncelik” olduğu ifade edildi.

Fakat Mélenchon ve ortak yazarları, Fransa’nın “aşırı Atlantikçilikle karakterize edilen” AB içinde hiçbir şekilde “coğrafi bir bloğa zincirlenmemesi” gerektiği konusunda ısrar ettiler.

Mélenchon, Fransa’nın bir başka komşusu olan İspanya ile ilişkileri güçlendirmeye çok daha fazla ilgi duyuyor. İspanya’nın merkez sol Başbakanı Pedro Sánchez’i, Trump ve İsrail’e karşı sergilediği eleştirel yaklaşımı nedeniyle kendisine daha uygun bir müttefik olarak görüyor.

Öte yandan Berlin, Paris ile anlaşmazlıkların artmasıyla birlikte yeni müttefikler (özellikle de Roma) aramaya başladı.

Almanya’nın desteklediği, Fransa’nın ise karşı çıktığı AB’nin Güney Amerika ile imzaladığı tarihi Mercosur ticaret anlaşması ve yeni nesil savaş uçağı üretimi için ortak projenin iptal edilmesi kararı, Fransız-Alman ilişkilerini sarstı.

LFI milletvekili Taché, “Son altı yıldaki önemli kararlar , örneğin Mercosur ile ilgili olanlar ya da Donald Trump ile imzalanan serbest ticaret anlaşmaları gibi, her zaman Fransızların değil, Almanların lehine olmuştur,” dedi.

Öte yandan Almanya, bir süredir RN ile temas halinde ve önümüzdeki nisan ayında yapılacak Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması durumunda işbirliği fırsatlarını yoklamaya başladı.

RN Başkanı Jordan Bardella şubat ayında Almanya’nın Fransa büyükelçisiyle bir araya geldi. Bu, RN’den bir politikacının ilk kez böyle bir görüşme gerçekleştirmesi anlamına geliyor.

Bardella yakın zamanda önde gelen bir Alman gazetesine verdiği röportajda, seçim zaferinin ardından mümkün olan her alanda, örneğin mülteci kontrolü konusunda, Alman hükümetiyle yakın işbirliği içinde olmayı planladığını açıkladı ve Almanya’nın sınır kontrollerini övdü.

Avrupa

AfD-CDU işbirliği: Nazi kurbanları için “tökezleme taşı” yapılmayacak

Yayınlanma

Doğu Almanya’daki Heidenau kasabasında Nazilerin kurbanlarına adanmış “tökezleme taşı” anıtları AfD-CDU işbirliği ile yasaklandı.

Tartışmanın odağında, Heidenau belediye meclisi tarafından 25 Eylül’de kabul edilen ve “Stolperstein” adı verilen bu tür  anıtların kaldırımlara yerleştirilmesini “saygısızlık” olarak nitelendirerek durdurmayı ve bunun yerine kasabanın Kuzey Mezarlığı’nın kullanılmasını öngören bir önerge yer alıyor.

Yere gömülü, üzerine yazıt işlenmiş küçük pirinç “tökezleme taşları”, yayaların durup eski sakinlerin kaderini düşünmelerini sağlamayı amaçlıyor.

Projenin web sitesine göre, şu anda Avrupa genelinde, çoğunluğu Almanya’da olmak üzere 1.860 belediyede 116.000 adet bu tür taş bulunuyor.

Heidenau’daki anıt taşlarının yerleştirilmesini engelleme girişimi, Hıristiyan Demokratlar (CDU) ile Almanya için Alternatif (AfD) partisi tarafından ortaklaşa desteklendi.

Kasabanın şu anki belediye başkanı Conny Örtel, bağımsız bir politikacı.

AfD, genel olarak Almanya’nın Holokost anma kültürüne karşı çıkmasıyla tanınıyor. Komşu Thüringen eyaletinde partiye liderlik eden Björn Höcke, bir keresinde Berlin’deki Holokost anıtını, Alman gururunu zedeleyen bir “utanç anıtı” olarak nitelendirmişti.

Öte yandan, azınlıkta da olsa bazı Yahudiler, anıtların üzerine basılabileceği ve yapraklar ya da çöplerle kaplanabileceği yerlere dikilmesinin saygısızlık olduğunu öne sürerek anıtlara karşı çıkıyor. Bu kişiler, taşların ayrıca vandalizmin hedefi olduğunu da belirtiyor.

Ne var ki, Münih’te taşların yerleştirilmesine başarıyla karşı çıkan Charlotte Knobloch’a göre Heidenau’daki önerge kurbanlar için değil; daha ziyade Almanya’nın anma kültürünü bastırmak için “AfD’li aşırılıkçıların şeffaf bir manevrası.”

Holokosttan sağ kurtulan Knobloch, “Heidenau’da şu anda olduğu gibi, anma yerlerini şehir siluetinden kaldırmak kesinlikle yanlış bir yaklaşım,” dedi.

Saksonya eyaletindeki Heidenau, projeye karşı harekete geçen ilk kasaba değil. Bavyera’daki Münih şehri, Knobloch’un yanında yer alarak, kamusal alanlarda bu taşların yerleştirilmesine izin vermemeyi 2004 yılında oylamıştı.

Kuzey Ren-Vestfalya’daki Pulheim şehrinde proje 2011’de engellenmişti ama belediye sonunda kararını değiştirdi ve 2022’de ilk yerleştirmelerin yapılmasına izin verdi.

Stolpersteinlerin ilginç bir yönü, hem ulusal gururu zedelediğini düşünen Almanya’nın sağcıları hem de kurbanların anısını yeterince yüceltmediğini düşünen bir Yahudi azınlık tarafından karşı çıkılması.

Belediye meclisinin bu kararı, AfD’nin ülke çapındaki seçimlerde destek kazanmaya devam ettiği bir dönemde geldi.

Partinin Heidenau’daki projenin yasaklanmasına verdiği destek, Holokost’un resmi kamu anma etkinliklerinin bastırılmasına yönelik olası adımlara ilişkin endişeleri tetikledi.

Cuma günü basına yaptığı açıklamada Knobloch, CDU’nun bu hamleyi “desteklemeye yanaşmasına” “dehşete düştüğünü” ekledi ve “Demokratik merkez, bu konuda kendine geri dönmeli ve daha iyi bir çözüm bulmalı,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İngiltere, demiryolu işletmecisi Avanti West Coast’u kamulaştıracak

Yayınlanma

İngiltere hükümeti, ülkenin en büyük demiryolu işletmecilerinden Avanti West Coast şirketini Mart 2027’de kamulaştıracağını duyurdu. Karar, yüksek bilet fiyatları, gecikmeler ve ülke ortalamasının iki katına çıkan sefer iptallerinin ardından geldi. Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, kamu denetimiyle güvenilir bir demiryolu ağı inşa etmeyi hedeflediklerini açıkladı.

İngiltere hükümeti, ülkenin en büyük demiryolu işletmecilerinden Avanti West Coast şirketini Mart 2027’de kamulaştıracak.

Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, X sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, “Avanti West Coast şirketinin demiryolu taşımacılığı hizmetlerini ilk fırsatta kamulaştıracağımızı yarın konferansta duyuracağım. Birleşik Krallık’ın güvenebileceği bir demiryolu inşa ediyoruz” dedi.

Alexander, The Times gazetesine verdiği mülakatta da Londra ile Manchester arasındaki hattaki hizmet kalitesinin uzun süredir memnuniyetsizlik yarattığına dikkat çekti. Bakan Alexander, şirketin kamu mülkiyetine geçmesiyle yolcuların “farkı hissetmeye başlayacaklarını” söyledi.

Avanti West Coast, Londra, Birmingham, İngiltere’nin kuzeybatısı ve Glasgow arasındaki ana güzergahta sefer düzenleyen, ülkenin en büyük şehirlerarası taşımacılık şirketleri arasında yer alıyor.

İngiltere Başbakanı Andy Burnham da Avanti West Coast şirketini güvenilmezlik, sefer iptalleri ve yüksek bilet fiyatları nedeniyle defalarca eleştirdi.

The Times gazetesinin haberine göre hükümet, sözleşme süresinin sona ermesiyle şirketi Mart ayında kamu mülkiyetine geçirmeyi planlıyor.

İngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı

Avanti West Coast, bu yaz İngiltere genelinde sefer iptal oranı en yüksek şirket oldu. Şirketin iptal oranı, ülke ortalamasının iki katına ulaştı.

Birleşik Krallık’ın en yoğun demiryolu hattında zamanında varış oranları da geriledi.

Beş yıl önce trenlerin yaklaşık yüzde 60’ı varış noktasına vaktinde ulaşıyordu.

Şirket bir yıl içinde rötarlar nedeniyle yapılan 1,4 milyondan fazla tazminat başvurusunu onayladı. Bu sayı, 2019 yılına kıyasla yaklaşık 1 milyon artış gösterdi.

İngiliz demiryolları büyük oranda 1990’lı yılların ortalarında özelleştirildi. Yolcular, o tarihten bu yana hizmet kalitesinin düştüğünü, bilet fiyatlarının ise yükseldiğini savunuyor.

Bu olumsuz değişimler, Birleşik Krallık hükümetini yeniden kamulaştırma adımlarını başlatmaya sevk etti.

Kamulaştırma süreci fiilen başlamış durumda. 2024 yılı itibarıyla altı yolcu taşımacılığı imtiyazı kamu mülkiyetine geçmiş vaziyette.

Okumaya Devam Et

Avrupa

ASML uyardı: İhracat kısıtlamaları Çin’i güçlü bir rakibe dönüştürür

Yayınlanma

ASML Genel Müdürü Christophe Fouquet, Batı’nın ihracat kısıtlamalarının Çin’i kendi yerli teknolojisini üretmeye teşvik ederek güçlü bir rakip yaratacağını söyledi. Hollandalı şirketin yöneticisi, ABD’nin Avrupa’ya gelişmiş sistemlerin sevkiyatını durdurması yönünde baskı kurduğu bir dönemde aşırı kısıtlamaların hedeflenenin aksi sonuçlar doğuracağını savundu.

Batılı ülkelerin uygulamaya koyduğu ihracat kısıtlamaları, hedeflenenin tam aksine sonuçlar doğurabilir ve gerekli ürünlere erişimi kesilen müşterileri kendi teknolojilerini geliştirerek Batı’ya rakip olmaya zorlayabilir.

Financial Times gazetesine konuşan Hollandalı çip ekipmanı üreticisi ASML’nin Genel Müdürü Christophe Fouquet, ABD’nin şirketin Çin’e yönelik sevkiyatlarını sınırlandırması için Avrupa üzerinde kurduğu baskıya dikkat çekti.

Bu baskı, silikon plakalar üzerine en hassas ve karmaşık devreleri basmak amacıyla 13,5 nanometre dalga boyuna sahip aşırı ultraviyole ışık kullanan EUV litografi teknolojisine dönük ihracat kontrollerini de kapsıyor. Bu gelişmiş mikroelektronik pazarında ASML yalnızca Amerikan şirketlerinin gerisinde kalıyor.

Fouquet açıklamasında, “Belirli teknolojilerin meşru ve somut gerekçelerle sınırlandırılabileceğini anlıyoruz; ancak aşırıya kaçarsak ulaşmak istediğimiz hedefin tam zıddı sonuçlarla karşılaşırız” dedi.

ASML yöneticisine göre bu tür engeller Çin için bir yenilik motivasyonuna dönüşüyor:

“Aşırı kısıtlamalar çaresizlik doğurur. Çaresizlik ise insanların kendi geliştirdikleri sistemleri hızlandırmaları ve nihayetinde güçlü birer rakip haline gelmeleri yönünde muazzam bir iştah yaratır.”

Yarı iletken imalatında kullanılan litografi sistemlerinin üretiminde uzmanlaşan ASML Holding, Avrupa’nın en değerli halka açık şirketi konumunda.

Piyasa değeri yaklaşık 588 milyar euro seviyesinde olan ASML’yi, 217,4 milyar euroluk piyasa değeriyle Siemens takip ediyor.

Şirket, yapay zeka çiplerine yönelik ekipman talebinin artmasıyla 2026 yılında Avrupa’nın zirvesine yerleşti.

ABD Başkanı Donald Trump ise ülkesinin yapay zeka alanında Çin’in 1 ila 1,5 yıl önünde olduğunu savunuyor.

Trump, “Muhtemelen Çin’in bir ya da bir buçuk yıl ilerisindeyiz. Üçüncü sırada kimse yok. Yalnızca biz ve Çin varız. Oldukça geniş bir farkla lider durumdayız” ifadelerini kullandı.

Yapay zeka yarışını kazanan tarafın küresel arenada belirleyici üstünlük elde edeceğini dile getiren Trump, Anthropic yöneticisi Dario Amodei ve OpenAI CEO’su Sam Altman gibi sektör liderlerinin teknolojinin hızlı gelişimine dair risk uyarılarının kendisini “endişelendirmediğini” söyledi.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD ziyareti ve Trump ile temaslarının ardından Beyaz Saray, Washington ve Pekin’in “süper zeka” kaynaklı tehditleri ele almak üzere özel bir iletişim kanalı kuracağını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English