Avrupa
Almanya’nın Mélenchon rahatsızlığı

Fransa’da önümüzdeki sene yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iddialı olan Jean-Luc Mélenchon, Berlin’de rahatsızlık yaratıyor.
Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) lideri Jean-Luc Mélenchon, Fransa cumhurbaşkanı olması halinde, on yıllardır Avrupa entegrasyonunun temelini oluşturan ama kendisinin esas olarak Berlin’in çıkarlarına hizmet ettiğine inandığı Alman-Fransız ortaklığını altüst etmeye çalışacağını belirtiyor.
Fransa’daki kritik cumhurbaşkanlığı seçimlerine hâlâ dokuz ay var fakat anket sonuçları, Mélenchon’un kampanyaya güçlü bir başlangıç yapması ve solun geri kalanı arasındaki iç çekişmeler nedeniyle, ikinci turda Le Pen’e rakip olabilecek en güçlü adaylardan biri konumuna geldiğini gösteriyor.
POLITICO’ya göre bu durum Berlin’de pek de cesaret verici bir ihtimal olarak görülmüyor.
Mélenchon, 2015 yılında Alman modeline duyduğu küçümsemeyi bir kitapta ele almıştı. Bu ay ise, AB’nin temelini oluşturan geleneksel Paris-Berlin ittifakından kesin bir kopuş göstererek, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Almanya Şansölyesi Friedrich Merz arasında nükleer caydırıcılıktan sanayi politikasına kadar uzanan konularda yakın zamanda imzalanan bir dizi anlaşmaya bağlı kalmayacağını açıkladı.
Şu anda Ren Nehri’nin öteki yakasındaki iktidar çevrelerinde Mélenchon’un zaferi olası görülmüyor ve son anketler, ikisi de ikinci tura kalırsa Le Pen’in onu rahatlıkla yeneceğini gösteriyor.
Fakat Alman milletvekilleri, bu “antikapitalistin” yaratabileceği tahrip edici potansiyelin farkında.
Örneğin, Fransız-Alman ilişkileri konusundaki çalışmalarıyla tanınan, CDU’lu milletvekili Roland Theis, “Mélenchon’un Avrupa politikasının kilit konularındaki siyasi duruşu, Almanya’ya karşı düşmanca tavrı… onu Fransız-Alman işbirliği için büyük bir sorun haline getirecek,” dedi.
Berlin, Le Pen’in zaferi ihtimaline çok daha fazla odaklanmış durumda; zira bu durum da kendine özgü bir dizi sorunu beraberinde getirecek.
Le Pen’in babası Jean-Marie Le Pen, partisini Nazi işbirlikçileriyle birlikte kurmuş ve Holokost’u önemsiz göstermesiyle kötü şöhret kazanmıştı.
Genç Le Pen, partisi Ulusal Birlik’i (RN) geçmişinden uzaklaştırmaya çalışmış, hatta babasını partiden kovmuş olsa da, hâlâ Avrupa Birliği’ne yapılan Fransız katkı paylarını kesintiye uğratmaya yemin etmiş sert bir “Avrupa karşıtı.”
Bu kritik seçim öncesinde Almanya ve Fransa, ortak AB hedefleri üzerindeki çalışmaları ortaklaşa hızlandırdı.
Fakat bu aciliyetin, Le Pen’in başkanlığından önce “işleri halletmekten” ziyade iktisadi zorunluluktan kaynaklandığını belirtiyorlar.
Fakat Mélenchon da mevcut Alman hükümeti için bir tehdit oluşturuyor. Yeşiller milletvekili ve Bundestag’ın Avrupa İşleri Komisyonu Başkanı Anton Hofreiter, “Mélenchon’un cumhurbaşkanlığı, en üst düzeydeki ikili ve Avrupa işbirliğini önemli ölçüde zorlaştıracaktır,” dedi.
Hofreiter, savunma kapasitelerini örnek göstererek, bunun Fransız katılımı olmadan Avrupa projelerinin hayata geçirilmesine yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu.
Mélenchon’un Brüksel ve Berlin’e karşı duyduğu antipati, Le Pen’in Avrupa şüpheciliğini besleyen milliyetçi duygudan çok, özellikle Almanya’ya yönelik ideolojik muhalefetten kaynaklanıyor.
LFI milletvekili ve Fransa Ulusal Meclisi Dışişleri Komisyonu üyesi Aurélien Taché, “Almanlar, Avrupa’ya ordoliberalizmi [devlet denetimi altında, Alman esintili bir serbest piyasa ekonomisi vizyonu] dayatıyor. Biz Avrupa karşıtı değiliz; ordoliberalizme karşıyız,” dedi.
LFI, AB’nin merkezinde bir “Fransız-Alman motorunun” var olmadığını, bunun yerine Almanların kendi gündemlerini AB’ye dayatmaya çalıştığını savunuyor.
Mélenchon ise, Fransa’nın Çin’in yanı sıra Afrika’daki Fransızca konuşulan ülkeler ve Güney Amerika ülkeleriyle bağlarını güçlendirmesini istiyor.
ABD’yi “emperyalist bir tehlike” olarak görürken, Alman hükümeti transatlantik ilişkileri dış politikasının en önemli unsuru olarak görüyor.
Mélenchon, Almanya’nın serbest piyasa ekonomi modeline olan derin bağlılığına karşı çıkıyor ve bunun yerine planlı ekonomiyi savunuyor.
Mélenchon ayrıca Almanya’nın yeniden silahlanmasına ve topraklarında ABD nükleer silahlarının devam eden varlığına da eleştirel yaklaşıyor ve bu durumun “komşu ülkeler için ciddi güvenlik endişeleri yarattığını” belirtiyor.
Berlin, Ukrayna savaşı ve ABD’nin Avrupa’dan geri çekilmesinin ardından Avrupa’nın baskın askeri gücü olmayı hedefliyor.
Mélenchon’un 2015 yılında yayımlanan ve alt başlığı “Alman Zehri” olan “Bismarck’ın Ringa Balığı” adlı kitabı, o dönemde Fransa’da düşük işsizlik oranı ve güçlü büyüme oranları nedeniyle Almanya’yı bir politika modeli olarak gören birçok politikacıya yanıt niteliğindeydi.
Mélenchon, o dönemde Fransa’dakinden birkaç puan daha yüksek olan Almanya’daki yoksulluk oranını ve düşük doğum oranlarını, bu modelin başarısızlıklarına örnek olarak göstermişti.
Kitabın tanıtım yazısında şöyle deniyordu:
“Amacım, Almanya’ya hayran olan pek çok yorumcuyu çevreleyen mutluluk perdesini yırtıp atmak. Gözlerimizin önünde bir canavar doğdu: düzenlemelerden arındırılmış finansın ve kendini buna adamış, nüfusunun hızla yaşlanmasından dolayı harap olmuş bir ülkenin çocuğu.”
Fransız medyasının bir kısmı, hatta sol eğilimli Libération gazetesi bile, kitabı aşırı derecede “Almanofobik” bulmuştu.
Mélenchon kitapta kışkırtıcı bir üslup benimsiyor ve “Alman hükümetleriyle siyasi çatışma, halkların kurtuluşu için şartlardan biridir,” diyor.
Mélenchon ayrıca, bu ayın başlarında yayınlanan yaklaşık 20 sayfalık bir dış politika analizinin ortak yazarı.
Bu analizde, Washington’un ittifaka karşı “açıkça düşmanca” tutumu nedeniyle NATO’dan çekilme de dahil olmak üzere, bazı temel uluslararası önceliklerini özetliyor.
Öte yandan Le Pen’in partisi RN, yalnızca NATO’nun entegre komutasından ayrılmayı öneriyor.
Belgede ayrıca, bir üye ülkeye saldırı olması durumunda diğer üye ülkelerden yardım ve destek sağlanmasını garanti eden AB’nin 42. maddesini Fransa’nın taahhüt etmesi gerektiği belirtildi.
Hatta bu maddenin Grönland gibi AB ülkeleriyle “bağlantılı” topraklara da genişletilmesinin “mutlak bir öncelik” olduğu ifade edildi.
Fakat Mélenchon ve ortak yazarları, Fransa’nın “aşırı Atlantikçilikle karakterize edilen” AB içinde hiçbir şekilde “coğrafi bir bloğa zincirlenmemesi” gerektiği konusunda ısrar ettiler.
Mélenchon, Fransa’nın bir başka komşusu olan İspanya ile ilişkileri güçlendirmeye çok daha fazla ilgi duyuyor. İspanya’nın merkez sol Başbakanı Pedro Sánchez’i, Trump ve İsrail’e karşı sergilediği eleştirel yaklaşımı nedeniyle kendisine daha uygun bir müttefik olarak görüyor.
Öte yandan Berlin, Paris ile anlaşmazlıkların artmasıyla birlikte yeni müttefikler (özellikle de Roma) aramaya başladı.
Almanya’nın desteklediği, Fransa’nın ise karşı çıktığı AB’nin Güney Amerika ile imzaladığı tarihi Mercosur ticaret anlaşması ve yeni nesil savaş uçağı üretimi için ortak projenin iptal edilmesi kararı, Fransız-Alman ilişkilerini sarstı.
LFI milletvekili Taché, “Son altı yıldaki önemli kararlar , örneğin Mercosur ile ilgili olanlar ya da Donald Trump ile imzalanan serbest ticaret anlaşmaları gibi, her zaman Fransızların değil, Almanların lehine olmuştur,” dedi.
Öte yandan Almanya, bir süredir RN ile temas halinde ve önümüzdeki nisan ayında yapılacak Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması durumunda işbirliği fırsatlarını yoklamaya başladı.
RN Başkanı Jordan Bardella şubat ayında Almanya’nın Fransa büyükelçisiyle bir araya geldi. Bu, RN’den bir politikacının ilk kez böyle bir görüşme gerçekleştirmesi anlamına geliyor.
Bardella yakın zamanda önde gelen bir Alman gazetesine verdiği röportajda, seçim zaferinin ardından mümkün olan her alanda, örneğin mülteci kontrolü konusunda, Alman hükümetiyle yakın işbirliği içinde olmayı planladığını açıkladı ve Almanya’nın sınır kontrollerini övdü.
Avrupa
Burnham: Moskova’nın tehditleri Kiev’e desteğimizi değiştirmeyecek

Andy Burnham, Rusya’nın İngiliz yapımı insansız hava araçlarının saldırılarının ardından misilleme tehdidinde bulunmasının ardından, Birleşik Krallık’ın “Ukrayna’yı %100 desteklemeye” devam edeceğini söyledi.
Rusya’nın Birleşik Krallık Büyükelçiliği pazartesi günü yaptığı açıklamada, Birleşik Krallık’ın Ukrayna çatışmasını kasten tırmandırdığını ve bu çatışmaya ne kadar derinlemesine dahil olursa, “ödeyeceği bedelin o kadar yüksek olacağını” belirtti.
Salı günü Wolverhampton’a yaptığı ziyaret sırasında Moskova’nın tehdidine ilişkin tepkisi sorulan Burnham, şunları söyledi:
“Bu, Birleşik Krallık’ın uzun süredir yapacağını söylediği şeyi yapmasıdır; yani Vladimir Putin’in önderlik ettiği bu yasadışı savaşa karşı Ukrayna’yı yüzde 100 desteklemektir. Ukrayna’nın kendini savunabilmesi için destek sağlıyoruz ve bu, önceki başbakanlar tarafından da bu çatışma boyunca Birleşik Krallık’ın tutumu olmuştur. Benim için de durum aynıdır. Biz sadece iyi gün dostu değiliz. Ukrayna’nın ihtiyaç duyduğu anda yanında olacağız ve bu değişmeyecek.”
İngiliz şirketleri tarafından üretilen insansız hava araçlarının kullanımı, Ukrayna’nın “derin vuruş” kampanyasının bir parçası.
Fakat Ukrayna’nın Rusya’da İngiliz yapımı teçhizat kullanması ilk kez olmuyor; ülke uzun süredir Storm Shadow füzelerini kullanıyor.
Kiev, bu yıl saldırılarını yoğunlaştırdı; uzun menzilli füzeler ve insansız hava aracı sürüleri, giderek artan bir şekilde Rusya’nın askeri sanayi tesislerini ve enerji tesislerini hedef alıyor.
Ayrıca, Rusya’nın en büyük çevrimiçi perakendecisi Wildberries’in büyük depolarını da vurdu. Bu saldırılar, milyarlarca pound değerindeki malların yanmasına neden oldu.
Rusya’nın Birleşik Krallık Büyükelçiliği yaptığı açıklamada, haberlerin “Londra’nın Ukrayna krizini kasıtlı olarak tırmandırmayı tercih ettiğini” doğruladığını belirterek, İngiltere’yi “Rusya’yı çevreleyip vekiller aracılığıyla ona azami zarar vermeye çalışmakla” suçladı.
Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı sözcüsü ise şunları söyledi:
“İngiltere, Ukrayna ile omuz omuza duruyor ve Putin’in yasadışı işgaline karşı Ukrayna’nın kendini savunması için ihtiyaç duyduğu teçhizatı sağlamaya kararlıyız. Rusya, bu hükümetin Ukrayna’da ve Birleşik Krallık ile müttefiklerimize yönelik Rus saldırganlığına karşı durma kararlılığından hiç şüphe duymamalıdır.”
Rusya’nın iç kesimlerine defalarca yapılan saldırılar, Moskova’yı hava savunma sistemlerini daha geniş bir alana yaymaya zorladı.
Rusya Savunma Bakanlığı cumartesi günü yaptığı açıklamada, 19 Rus bölgesi ile Karadeniz, Azak Denizi ve Kırım üzerinde 598 Ukrayna insansız hava aracını düşürdüğünü belirtti.
Yetkililer pazartesi günü, Ukrayna’nın Rusya’ya yönelik uzun menzilli saldırılarında gece boyunca yedi kişinin öldüğünü, Rus güçlerinin saldırıları sonucu ise Ukrayna’da beş sivilin hayatını kaybettiğini bildirdi.
Bölge valisinin açıklamasına göre, salı günü Rusya’nın füze saldırıları, Ukrayna’nın kuzeydoğusundaki Harkov bölgesindeki bir köyde 10 kişinin ölümüne ve sekiz kişinin yaralanmasına neden oldu.
Fire Point firmasının ürettiği Flamingo seyir füzesi ve FP-1 uzun menzilli sabit kanatlı insansız hava aracı dahil olmak üzere, büyük ölçüde yerli teknolojilerin hızlı gelişimi, Ukrayna’nın sınırından 1.500 mil (2.400 km) uzaklıktaki depoları, petrol rafinerilerini, limanları ve askeri tesisleri bombalamasına olanak sağladı.
Ukrayna, Moskova’nın sıkça kullandığı yüksek hızlı balistik füzelere sahip olmasa da, büyük insansız hava araçları ve seyir füzeleri kullanarak artık savaşın başından beri Rusya’nın sahip olduğu derin vuruş kabiliyetine neredeyse denk bir seviyeye ulaşabilmiştir.
Aynı zamanda, her iki tarafın hava savunma sistemleri de neredeyse tükenme noktasına gelmiş durumda; bu durum sivil kayıpların artmasına yol açarken, çatışmanın doğrudan cephe hatlarının ötesindeki etkisinin kış aylarında daha da artacağına dair endişeleri de beraberinde getiriyor.
Avrupa
Almanya’da şirket kapanmaları 10 yılın en yüksek seviyesine çıktı

Almanya’da 2025 yılında yaklaşık 190 bin şirket faaliyetini durdurarak son on yıldan uzun sürenin en yüksek seviyesine ulaştı. ZEW ve Creditreform verilerine göre kapanışlarda yüksek maliyetler, nitelikli iş gücü açığı ve işletmeleri devralacak halef bulunamaması belirleyici oldu. Kapanan şirketlerin yalnızca sekizde birinin iflas gerekçesiyle faaliyetine son verdiği kaydedildi.
Almanya’da 2025 yılında yaklaşık 190 bin şirket kapandı. Bloomberg’in ZEW Enstitüsü ve Creditreform verilerine dayandırdığı habere göre bu rakam, bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 10’luk bir artışa işaret ediyor ve son on yılı aşkın sürenin en yüksek seviyesi olma özelliği taşıyor.
Veriler, faaliyetini sonlandıran her sekiz şirketten yalnızca birinin ödeme güçlüğü ve iflas nedeniyle kapandığını gösteriyor.
Uzmanlar ve şirketler kapanışların başlıca nedenleri arasında nitelikli personel eksikliğini, yüksek maliyetleri, demografik dönüşümü ve işletmeleri devralacak halef bulunamamasını sıralıyor.
ZEW araştırmacısı Sandra Gottschalk, giderek daha fazla işletme sahibinin emeklilik yaşına geldiğini ve işlerini devredecek kimseyi bulamadığını belirtti.
Gottschalk, bu sorunun devir meselesi yaşanmadığı takdirde faaliyetini sürdürebilecek “yaşayabilir” işletmeleri de doğrudan etkilediğini kaydetti.
Almanya’da 2025 yılında yaklaşık 11 bin sanayi kuruluşu kapandı. Kapanış dalgası sanayiyle sınırlı kalmayıp diğer sektörlere de yayıldı. Otelcilik ve sağlık sektörlerindeki şirket kapanışları yüzde 10’un üzerinde arttı.
Creditreform temsilcisi Patrik-Ludwig Hantzsch, kamuoyunun dikkatini daha az çeken küçük ve orta ölçekli işletmelerin toplam kapanış sayısının önemli bir bölümünü oluşturduğunu ifade etti.
Haziran ayı başında CDU/CSU ve SPD’den oluşan iktidar koalisyonu, ekonomik büyümeyi ve istihdamı canlandırmak amacıyla yaklaşık 30 maddelik bir teşvik paketi üzerinde uzlaştı.
Söz konusu plan; vergi yükünün azaltılmasını, çocuk yardımlarının artırılmasını, sosyal yardımlar ile emeklilik sisteminin reforme edilmesini ve istihdamı artırıcı adımları içeriyor.
Hükümet ayrıca iş dünyası üzerindeki bürokratik yükü hafifletmeyi hedefliyor. Plan doğrultusunda otomotiv, kimya, ilaç, makine imalatı, batarya ve yarı iletken üretimi ile yapay zeka geliştirme gibi kilit sektörlerin desteklenmesi amaçlanıyor.
Bu önlem paketinin yürürlüğe girmesi için Federal Meclis (Bundestag) tarafından onaylanması gerekiyor.
Almanya ekonomisi, 2023 yılındaki yüzde 0,3’lük daralmanın ardından 2024 yılında da yüzde 0,2 küçüldü. Bu dönemde imalat sektöründeki brüt katma değer yüzde 3, inşaat sektöründe yüzde 3,8, ihracat ise yüzde 0,8 geriledi. Bloomberg, cari yılın ağustos ayı itibarıyla Alman ekonomisinin toparlanma işaretleri verdiğini değerlendiriyor.
Uzmanlar, Almanya ekonomisindeki güçlükleri nüfusun yaşlanmasıyla da ilişkilendiriyor. Almanya’da 65 yaş üstü nüfusun oranı 2023 yılında yüzde 22,8’e ulaştı.
Avrupa Komisyonu tahminlerine göre bu oranın 2030 yılına kadar yaklaşık yüzde 25’e yükselmesi bekleniyor.
Avrupa
AfD ile MAGA arasındaki dans tüm Alman sağını memnun etmiyor

Almanya için Alternatif (AfD) ile Trump destekçilerinden oluşan MAGA arasındaki ittifak, Alman sağındaki tüm figürler açısından olumlu bir şey değil.
Örneğin Financial Times’a (FT) konuşan Alman Yeni Sağı’nın genç isimlerinden Benedikt Kaiser bu ilişkiden pek memnun değil. AfD milletvekili Robert Teske ile birlikte çalışan Kaiser, partideki MAGA “hayranları” hakkında sert eleştirilerde bulunuyor.
Kaiser, “Her şey gerçekten sıradan bir şekilde başlıyor. Şapkalardan hoşlanıyorlar: ‘Make America Great Again’, ‘Make Germany Great Again’. Onlar hayranlar ve hayranlar da hayran gibi davranırlar,” diyor.
Partide çok sayıda Trump hayranı var. Ancak Doğu Almanya’da kök salmış en radikal kanadının birçok üyesi, uzun zamandır ABD’ye karşı derin bir şüpheyle yaklaşıyor. Kamuoyunun Washington’a karşı tutumu kötüleştikçe, bu üyelerin sesleri daha da yükseliyor.
Kaiser, yılın başından bu yana Trump’ın yurtdışı müdahalelerini sıraladı ve bazı parti mensuplarının tepkilerini alaycı bir şekilde taklit ederek şöyle konuştu:
“Maduro mu? Bravo! İran mı? Bravo! Grönland mı? Bravo! Sonuçlarını hiç düşünmediler. Bunun Almanya’ya ve Avrupa’ya yansımaları olacağı gerçeğini göz önünde bulundurmadılar.”
Kaiser, İran savaşının, AfD’ye Washington’a fazla yakınlaşmanın riskleri konusunda uyarıda bulunan kendisi gibi isimleri haklı çıkardığını söyledi.
Sağcı yazar, “Kendini ‘MAGA’nın bir uzantısı’ olarak gören Alman sağındaki bu grubun yanıldığı artık kanıtlandı,” diyor.
Parti, Trump’a karşı giderek kötüleşen kamuoyu havasıyla yüzleşmek zorunda kaldı. İran savaşı, zaten Alman sanayisini cezalandırıcı gümrük vergileri uygulayan, önemsiz vize ihlalleri nedeniyle Avrupalı vatandaşları gözaltına alan ve defalarca Grönland’ı ilhak etmekle tehdit eden başkan hakkındaki endişeleri daha da artırdı.
AfD, özellikle doğu eyaletlerinde yapılacak iki önemli seçime hazırlanırken, parti içindeki çatışan akımlar arasında denge kurmak zorunda kaldı.
Parti yönetimi son aylarda milletvekillerinden, kamuoyuna yansıyan ilişkilerini biraz hafifletmelerini istedi.
Üst düzey bir AfD yetkilisi, “İran, Trump’ın kamuoyundaki imajına zarar verdi. Hâlâ temas var, ancak eskisi kadar yoğun değil,” dedi.
2013 yılında Avro Bölgesi krizine tepki olarak kurulan parti, marjinal bir hareket olmaktan çıkıp ulusal anketlerde başı çeken bir partiye dönüştü.
Fakat parti, savaş sonrası dönemde alınan önlemler kapsamında, koalisyon kurmayı veya işbirliği yapmayı reddeden Almanya’nın ana akım partileri tarafından hâlâ dışlanıyor.
Bu durum, AfD’nin Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi’nden gelen ilgiden neden bu kadar gurur duyduğunu ve enerji kazandığını açıklamaya yardımcı oluyor.
Birçok AfD üyesi, Ocak 2025’te Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden büyük keyif aldı. Bir grup üst düzey parti yetkilisi, Trump’ın göreve başlama töreni için Washington’a gitti.
Bunların arasında, AfD başkan yardımcısı Beatrix von Storch da vardı. Storch, geziyle ilgili olarak “Washington kırmızıya büründü. Harika,” demişti.
Geçen yıl AfD’nin ikinci sırada yer aldığı Almanya parlamento seçimlerinden önceki haftalarda, partinin MAGA ile bağları daha da derinleşti.
AfD’nin eş başkanı Alice Weidel, Elon Musk’ın sosyal medya platformu X’te düzenlenen canlı bir etkinliğe katıldı.
Ayrıca Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile bir araya geldi.
Vance, Avrupa liderlerini aşırı sağ ile işbirliğine karşı kurulan “güvenlik duvarını” yıkmaya çağırarak şok etmişti.
AfD, son on yılda giderek radikalleşti ve Holokost’u önemsiz gösteren, Nazi dönemi sloganlarıyla flört eden sert çizgideki isimlere yer verdi.
Parti, kitlesel sınır dışı etmeleri benimsedi ki bunun için genellikle “tersine göç” terimini kullanıyor.
Sadık bir Hıristiyan ve Hitler’in bakanlarından birinin torunu olan von Storch için, Trump’ın ikinci dönemi göç, aile politikası, sosyal medya düzenlemesi ve “anti-woke” gündemi konusunda bir rehber niteliğinde.
Von Storch, “AfD’nin Amerika’nın yaptığı her şeyi yüceltmesi gerekmese de… aynı dalga boyundayız. O da bizim istediğimiz gündemi takip ediyor,” diyor.
Trump ile uyum, siyasi koruma konusunda da umutlar doğurdu. Geçen yıl Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı AfD’yi aşırı sağcı olarak sınıflandırdığında ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio bunu “kılık değiştirmiş tiranlık” olarak nitelendirmiş ve yetkilileri kararlarından vazgeçmeye çağırmıştı.
MAGA’ya şüpheyle yaklaşan Kaiser bile, olası bir yasaktan “korunmanın” ABD ile bağlar kurmanın avantajlarından biri olduğunu kabul ediyor.
AfD’nin temaslarının çoğu, partinin dış politikasından sorumlu, puro ve burbon içen milletvekili Markus Frohnmaier aracılığıyla yürütülüyor.
Frohnmaier, “Uzun bir süre boyunca partinin odak noktası Doğu Avrupa, Rusya ve Çin’di. Dış politika sözcüsü olduktan sonra… ABD ile temaslara daha fazla ağırlık vermek istedim,” diyor.
Geçtiğimiz yıl boyunca, Avrupa’daki ifade özgürlüğü kısıtlamalarının önde gelen ABD’li eleştirmenlerinden biri haline gelen Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Sarah Rogers ve Avrupa’daki aşırı sağ ile bağlar kurmak konusunda aktif rol oynayan ABD’li Kongre Üyesi Anna Paulina Luna ile bir araya geldi.
Aralık ayında Frohnmaier, Forte’nin New York Genç Cumhuriyetçiler grubu tarafından düzenlenen bir etkinlikte ödül aldı.
Bu etkinlikte katılımcılar, Almanya milli marşının tabu sayılan orijinal ilk kıtasını (Deutschland, Deutschland über alles – Almanya, her şeyden önce Almanya) seslendirdiler.
O ve von Storch, birkaç ay sonra Forte’nin Berlin ziyaretini ve Trump’ın eski sosyal medya stratejistlerinden biri için Federal Meclis’te düzenlenen bir etkinliği organize ettiler.
Bu bağlantıların ne kadar derin olduğu bazen belirsiz. Frohnmaier’in ilk temasları arasında, daha sonra Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr. için çalışan eski bir Amerikalı stajyer de yer alırken, Weidel ise ABD’li milyarderle kendisi başarılı bir şekilde iletişime geçemeyince 24 yaşındaki bir influencer aracılığıyla Musk’a ulaştı.
Mevcut bağlar soğumuş olsa da Frohnmaier bunu kabul etmekte isteksiz. Ortakların “her konuda aynı fikirde olmaları gerekmediğini” söyleyen AfD’li, yılın geri kalanında ABD’yi ziyaret etme planı olmadığını da ekledi.
Bunun yerine Haziran ayında, Vladimir Putin’in en önemli ekonomi forumu için St. Petersburg’a gitti ve burada Gazprom başkanı ve Putin’in bir başka önemli danışmanıyla görüşmeler yaptı. Ayrıca Hindistan’a da bir gezi planlıyor.
Frohnmaier’in bu temkinli tavrı, AfD içindeki alışılmadık konumunu yansıtıyor: ABD ile güçlü ticari bağları olan bir bölgeden gelen bir milletvekili, aynı zamanda partinin en aşırı kanadıyla da bağlantıları olan bir isim.
Trump’ın şubat sonunda İran’a hava saldırıları düzenlemesinin ardından Frohnmaier, bu saldırıların “cerrahi hassasiyetini ve net hedefini” övdü ama daha geniş çaplı bir çatışmanın tehlikelerine karşı uyarıda bulundu.
Parti içindeki bazı isimler, eylül ayında Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern gibi doğu eyaletlerinde yapılacak seçimlerin ardından daha görünür temasların yeniden başlayacağına inanıyor.
Diğerleri ise, Trump’ın müdahaleci dış politikası konusunda kendi içinde bölünmüş olan MAGA’daki kargaşanın, özellikle de daha izolasyonist ve küreselleşme karşıtı Vance’in bir sonraki Cumhuriyetçi aday olması durumunda, AfD için bu uyum sürecini nihayetinde daha az karmaşık hale getirebileceğine inanıyor.
Kaiser gibi isimlerin etkisinin “abartılmaması” konusunda uyarıda bulunan Von Storch, ABD’li meslektaşlarla “canlı” iletişimin perde arkasında devam ettiğini söyledi.
İkili arasındaki ilişkiye yakın bir kaynağa göre, Weidel hâlâ Musk’a düzenli olarak mesaj gönderiyor.
AfD’nin eş başkanı Tino Chrupalla, Amerika’nın 250. kuruluş yıldönümünü kutlamak üzere Berlin’de düzenlenen ve ABD Büyükelçiliği’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen bir partiye katıldı.
AfD yetkilileri, ABD’nin diplomatik etkinliklerine de davet ediliyor.
Daha alt düzeyde de girişimler var; bunlardan biri, AfD’nin iki Amerikalı stajyeri birkaç hafta boyunca Bundestag grubuyla birlikte vakit geçirmeleri için davet ettiği son etkinlik.
Son yıllarda Polonya ve Macaristan’da etkinlikler düzenleyen Cumhuriyetçi bir buluşma olan Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı (CPAC), gelecek yıl Almanya’da ilk konferansını düzenlemeyi planlıyor.
Almanya’daki Republicans Overseas’in başkanı George Weinberg, etkinliğin amacının Almanya’ya “mevcut Amerikan yönetiminin yankısını” taşımak olduğunu söyledi:
“Biz Brandmauer’a, yani güvenlik duvarına karşıyız. Almanların çoğunluğu muhafazakârdır.”
Weinberg ayrıca Şansölye Friedrich Merz’in Hıristiyan Demokratlarının “yumuşadığını” da ekledi.
Bazı AfD üyeleri bu fikre açık olsa da Frohnmaier bu fikri reddediyor. O, gelecek yıl bir ara dünyanın dört bir yanından benzer görüşteki politikacıları bir araya getirmek üzere kendi konferansını düzenlemek istiyor.
Onun gerekçesi, AfD ve diğer sağcı milliyetçi partilerin karşı karşıya olduğu zorluğu özetliyor: Yurt içindeki seçmenleri kendinden uzaklaştırmadan MAGA’nın uzattığı eli nasıl kabul edecekler?
Frohnmaier, “Avrupa’da bir CPAC düzenlerseniz, etkinliğin başında ABD milli marşı çalınır. Bu çok güzel bir marş. Fakat bazı kişilerde, bunun esasen… yurt dışından ithal edilmiş bir format olduğu izlenimini yaratabilir,” diyor.
Ortadoğu1 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını1 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Görüş1 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceYen müdahalesinin asıl mesajı: Doların rezerv para statüsü artık eskisi kadar güçlü değil
Asya2 hafta önceAlibaba 2,4 trilyon parametreli yapay zeka modeli Qwen3.8-Max’i tanıttı
Rusya2 hafta önceRusya’nın buğday ihracatı temmuzda yüzde 17,7 geriledi
Dünya Basını2 hafta önceForeign Affairs: Amerika Ortadoğu’dan Vazgeçmeli
Diplomasi1 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı









