Avrupa
Almanya, Fransız Ulusal Birlik partisi ile temasa geçti

Almanya, sağcı Fransız partisi Ulusal Birlik (RN) ile, önümüzdeki nisan ayında yapılacak Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması durumunda işbirliği fırsatlarını yoklamaya başladı.
German Foreign Policy’nin bildirdiği üzere, RN Başkanı Jordan Bardella şubat ayında Almanya’nın Fransa büyükelçisiyle bir araya geldi.
Bu, RN’den bir politikacının ilk kez böyle bir görüşme gerçekleştirmesi anlamına geliyor.
Bardella geçen hafta, önde gelen bir Alman gazetesine verdiği röportajda, seçim zaferinin ardından mümkün olan her alanda, örneğin mülteci kontrolü konusunda, Alman hükümetiyle yakın işbirliği içinde olmayı planladığını açıkladı ve Almanya’nın sınır kontrollerini övdü.
Cumhurbaşkanlığı seçim anketlerinde önde giden Bardella, aşırı sağcı milyarder Vincent Bolloré’nin medya imparatorluğunun desteğini alıyor ve milyarderin yakın bir ortağı olan Pierre-Édouard Stérin’den ekonomik danışmanlık alıyor.
RN liderliği şu anda Airbus, TotalEnergies ve Renault’nun başkanları ile lüks ürünler devi LVMH’nin başkanı ve Amerika dışındaki en zengin kişi olan Bernard Arnault da dahil olmak üzere önde gelen Fransız iş adamlarıyla görüşüyor.
Fakat Bardella, AB’deki Alman hakimiyetine meydan okumak istiyor.
RN, milyarderlerin desteğini almaya başlıyor
Nisan 2027’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin anketler, bir süredir RN’nin muhtemel adayı Bardella’nın oyların üçte birinden fazlasını alarak ilk turu açık ara kazanacağını ve ikinci turda da zaferi garantileme olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor.
Ne var ki, ikinci turda Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2017-2020 yılları arasında görev yapan ilk başbakanı Édouard Philippe ile karşı karşıya gelmesi durumunda, bu konuda şüpheler devam ediyor.
Yaklaşan seçim kampanyasında Bardella, milyarder Vincent Bolloré’nin medya imparatorluğuna güveniyor.
Bolloré, holdingi Groupe Bolloré’den elde ettiği kârı her türden gazete, dergi, radyo istasyonu ve TV kanalını satın almak için kullandı: Popüler TV kanalı CNews ve köklü Journal du dimanche gibi medya kuruluşlarını kendi sağcı siyasetine yöneltmiş durumda.
Bardella ayrıca, servetini kısmen yatırım fonu Otium Capital’e borçlu olan milyarder Pierre-Édouard Stérin’in desteğine de sahip.
Fonun eski CEO’su François Durvye, nisan ayında görevinden istifa ederek, cumhurbaşkanlığı seçimlerini göz önünde bulundurarak Bardella’ya ekonomik konularda danışmanlık yapmaya başladı.
Bu durum, RN’nin muhtemel adayına önemli bir avantaj ve özel bağlantılar sağlıyor.
RN’nin neoliberalizme açılışı: “Bir CEO olarak çıkarlarımı en iyi temsil eden parti!”
Bardella ve uzun süredir RN lideri olan Marine Le Pen, son aylarda Fransız iş dünyasının önde gelen temsilcileriyle defalarca bir araya geldi.
Savaş uçağı üreticisi Dassault Aviation’ın CEO’su Éric Trappier, Mayıs 2024’te Le Pen ve Bardella ile zaten bir araya gelmişti.
Bunu Aralık 2025’te teknoloji ve savunma grubu Safran’ın yönetim kurulu başkanıyla yapılan bir toplantı ve Ocak 2026’da Airbus Grubu’nun başkanı Guillaume Faury ile yapılan bir başka toplantı izledi.
Nisan ayında Le Pen, TotalEnergies, Renault, Engie, Accor ve Bolloré başkanlarının yanı sıra lüks ürünler grubu LVMH’nin başkanı Bernard Arnault’un da aralarında bulunduğu seçkin bir üst düzey yönetici grubuyla ilk kez bir araya geldi.
Yaklaşık 150 milyar dolarlık servetiyle Arnault, şu anda dünyanın en zengin on birinci kişisi ve Amerikalı olmayan en zengin kişi.
20 Nisan’da Bardella, patron örgütü MEDEF’in yönetim kurulu ve Fransız iş dünyası derneklerinin diğer temsilcileri tarafından kabul edildi.
Bu bağlamda, bir milyarder isimsiz olarak Macron’un ekonomi politikasında başarısız olduğunu, RN’nin ise “neoliberal hale geldiğini” söyledi: “Bugün bir CEO olarak çıkarlarımı en iyi temsil eden parti RN!”
Bardella, şirketler için vergi indirimi ve deregülasyon istiyor: Almanya ile kavga ihtimali
MEDEF liderliği ve ülkenin en güçlü CEO’larından bazılarıyla yaptığı iki toplantının ardından Bardella, Journal du dimanche’ya verdiği röportajda ekonomi politikasının temel hedeflerini özetledi.
Buna göre, bir RN hükümeti bir yandan Fransız şirketleri için vergileri ve her türlü regülasyonu önemli ölçüde azaltacaktır.
Öte yandan Bardella, cumhurbaşkanı olarak ilk yurtdışı gezisini Brüksel’e yapmak istiyor. Ona göre AB, örneğin Yeşil Mutabakat ile, Fransız şirketlerini boğma tehdidi oluşturan aşırı bir regülasyon çerçevesinin kaynağı ve dolayısıyla Fransız ekonomisindeki krizden sorumlu.
Dahası, AB’nin “özellikle de Almanya’nın çıkarlarına hizmet etmek için”, Fransa’yı “ticaret politikasında bir değişkene indirgediğine” inanıyor.
Bardella’ya göre olası bir RN hükümeti, diğer devletlerin uzun süredir yararlandığı “rekabet avantajlarını geri kazanmak” amacıyla Brüksel’de Fransa’nın çıkarlarını temsil edecek.
Bardella, bu çerçeve içinde “farklı bir Avrupa” yaratma niyetini duyuruyor: “Hükümetlerarası işbirliği” ve “ulusal egemenlik” üzerine kurulu bir Avrupa.
Bu, günümüze kadar Avrupa’da hegemonyasını sürdüren Alman sanayisinin, AB içinde mümkün olan en yakın entegrasyona yönelik geleneksel çıkarlarıyla doğrudan çelişiyor.
Alman devletinin RN ile temasları başladı
Bardella, o zamandan beri olası bir RN hükümetinin politikalarını Almanya ile koordine etmek için ilk adımları attı.
Yakın zamanda ortaya çıktığı üzere, Bardella şubat ayında Almanya’nın Fransa Büyükelçisi Stephan Steinlein ile bir araya geldi.
Uzmanların da doğruladığı üzere, bu, bir Alman büyükelçisi ile RN veya onun öncülü olan Ulusal Cephe (FN) partisinin bir temsilcisi arasında gerçekleşen ilk görüşmeydi.
Görüşmenin içeriği hakkında henüz hiçbir şey bilinmiyor. Paris’teki Alman Büyükelçiliği daha fazla ayrıntı vermedi.
Le Monde’a konuşan isimsiz bir Alman hükümeti üyesi, Almanya’nın algıladığının “RN’nin yerleşik bir partiye dönüşümü” olduğunu belirtti: “RN, AfD’den daha az radikal ve sürekli olarak Nasyonal Sosyalizme atıfta bulunmuyor.”
Bardella, aralık ayında ABD’nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner tarafından da kabul edilmişti.
Nisan ayında ise İsrail’in Fransa Büyükelçisi Joshua Zarka, Marine Le Pen’i kabul etmişti.
Almanya’ya ABD’den bağımsızlık tavsiyeleri: F-35 yerine Rafale
Geçen hafta Bardella, Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği röportajda, gelecekteki Fransız-Alman ilişkileri hakkındaki görüşlerinin ana hatlarını da ortaya koydu.
Röportaja göre, iki ülke arasındaki yakın bağları “Avrupa uluslarının bağımsızlığını ve stratejik özerkliğini güvence altına almak için vazgeçilmez” olarak görüyor.
Bardella, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile “bürokrasinin azaltılması konusunda”, “rekabetçi bir Avrupa inşa etme ihtiyacında” ve “göç politikasında” ortak bir zemin gördüğünü belirtti ve Almanya’nın sınır kontrollerini övdü.
En azından göç politikası konusunda, “ulusal hukukun… Avrupa hukukuna üstün gelmesi gerektiğini” savunuyor.
Öte yandan Bardella, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in istifasını istiyor; ona göre von der Leyen, “Avrupa’nın çıkarlarını savunmaktan tamamen aciz.”
Ukrayna’daki savaşın sona ermesinden sonra, tıpkı Charles de Gaulle’ün bir zamanlar yaptığı gibi, Fransa’yı “NATO’nun entegre komuta yapılarının dışına” çıkarmayı planladığını duyuruyor.
Aynı zamanda, Fransız-Alman savunma projelerini destekliyor fakat karşılığında Almanya’nın da “Amerikan F-35’leri yerine Rafale savaş uçakları” gibi Fransız silahlarını satın alması gerektiğini ısrarla savunuyor.
Rafale, Dassault Aviation tarafından üretiliyor. Şirketin CEO’su Éric Trappier, yıllardır RN ile gevşek bağlar kuruyor.
AfD liderinden RN’ye tepki
Bardella’nın açıklamalarının ardından Almanya için Alternatif (AfD) eş başkanlarından Tino Chrupalla tepki gösterdi.
RN liderinin Merz’in göç konusundaki tutumunu övmesine itiraz eden AfD lideri, “Bardella önce cumhurbaşkanı olmalı,” dedi.
Chrupalla, Welt TV kanalına verdiği demeçte, “[Bardella] kendini Friedrich Merz’in kucağına atmak yerine buna odaklanmalı,” diye devam etti.
Chrupalla’ya, RN ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin AfD’ye yönelttiği eleştiriler de soruldu. “Yurtdışındaki diğer partilerin ülkemize müdahale etmesinin sorunlu olduğunu düşünüyorum,” diyen Chrupalla, RN ve Meloni’nin “bilgi eksikliği” olduğunu da sözlerine ekledi.
AfD, geçen yıl bir milletvekilinin Nazi Almanyası’nın SS’inin suçlarını küçümseyen açıklamalar yapmasının ardından, RN’nin de ortaklarından biri olduğu Avrupa Parlamentosu’nun aşırı sağcı Kimlik ve Demokrasi (ID) grubundan atılmıştı.
Avrupa
Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.
Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.
Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.
Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.
Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.
Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.
POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.
Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.
Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.
En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.
Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.
Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.
Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.
Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.
İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.
Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.
Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.
Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.
Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.
Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.
PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.
Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.
Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.
Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.
Avrupa
Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.
Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.
Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.
Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.
Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.
Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.
Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.
Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.
Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.
Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.
Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.
Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.
Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.
Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.
Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.
Avrupa
Teknoloji CEO’ları, AB politikalarını şekillendirmek istiyor

Bir grup Avrupalı teknoloji şirketi CEO’su, AB’nin sanayi liderlerinin yararına politika oluşturma sürecini hızlandırmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dikkatini çekmek istiyor.
Hollandalı çip makinesi üretim devi ASML’nin CEO’su Christophe Fouquet, pazartesi günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Önce çok karmaşık politikalar oluşturup sonra bunları basitleştireceğiz diyemezsiniz. En başından doğru politikayı uygulamak çok daha iyidir.”
Fouquet, havacılık devi Airbus, telekom devi Ericsson ve yapay zeka öncüsü Mistral’ın yöneticileriyle birlikte Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i ziyaret etti.
CEO’lar, AB’yi bürokrasiyi daha fazla azaltmaya, birleşme kurallarını yeniden gözden geçirmeye ve ABD’ye karşı kendi içinden çıkan şampiyonlara yatırım yapmaya çağırdı.
Bu, Airbus, ASML, Ericsson, Mistral, Nokia, SAP ve Siemens gibi dev şirketlerin yer aldığı “European Tech Creators” adlı yeni bir sürekli diyalog girişiminin parçası.
Grup, AB kurumlarının ihtiyaçlarına daha iyi hizmet etmesini istiyor; tıpkı ABD ve Çin gibi rakip bölgelerde görülen hükümet ile sanayi arasındaki işbirliği gibi.
Fouquet, “Sürekli konuşmamız gerekiyor çünkü Avrupa için söz konusu olan mesele çok önemli. Ve bir diyalog kurmak zaman alır. Rakip olduğumuz taraflar bunu son derece etkili bir şekilde yapıyor,” diye ekledi.
Airbus CEO’su Guillaume Faury ise şöyle konuştu:
“Avrupa’nın bugün yaptıklarının, Avrupa’nın yapması gerekenler olmadığı konusunda aynı görüşteyiz… Eğer bu bir lobi faaliyeti ise, bu başarılı bir Avrupa için yapılan bir lobi faaliyetidir.”
Grup, nisan ayı sonunda von der Leyen ile bir görüşme gerçekleştirdi ve açık sözlü bir mesaj iletti: “Düzenlemeleri gevşetin, yoksa Avrupa’nın bir inovasyon gücü olarak geleceğini heba edeceksiniz.”
Bir hafta sonra, Almanya’nın güçlü desteğiyle sektör, daha az kural ve ertelenen bir son tarih içeren yapay zeka basitleştirme tasarısında bazı kazanımlar elde etti.
Sunumlarının bir parçası, Brüksel’in endüstri ile daha yakın istişare içinde düzenlemeleri daha hızlı gevşetmesi, birleşmelerin önünü açması ve tek pazarı tamamlaması.
Ericsson’un görevden ayrılan CEO’su Börje Ekholm, “Pazarın tamamen parçalanmasına izin verdik ve kimseye rekabet edebilecek ölçekte bir yapı sağlamadık. Bir adım geri çekilip bu konuda endüstriyel bir düşünce süreci izlemeliyiz,” diye konuştu.
Hız da son derece önemli bir mesele olarak öne çıkıyor. Fransız yapay zeka devi Mistral’ın kurucu ortağı Arthur Mensch şunları söyledi:
“Yapay zeka alanında işler son derece hızlı ilerliyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun, iki yıl içinde işlerin çoktan geç kalmış olabileceği.”
Mensch, Komisyonun bulut ve yapay zeka geliştirmeye ilişkin son önerisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ama çok yavaş ilerlediğini belirtti.
Von der Leyen, AB başkanı olarak ikinci görev dönemine başladığından beri endüstri yanlısı bir deregülasyon gündemini savunuyor.
Gelgelelim Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe’nin endüstriyel yapay zeka konusunda Komisyon danışmanı olarak atanması, AB yürütme organının Avrupa’nın endüstri devlerine çok yakın olduğunu savunan muhaliflerden eleştiri aldı.
Fouquet bu eleştirileri reddederek, “Başkan, endüstriden birinden gelip yardım etmesini istedi ve o kişi de gidip yardım etmeye karar verdi. Ve bizim karar için verdiğimiz tek ödül, o kişiyi çıkar çatışmasıyla suçlamak,” dedi.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4











