Avrupa
Almanya, Fransız Ulusal Birlik partisi ile temasa geçti

Almanya, sağcı Fransız partisi Ulusal Birlik (RN) ile, önümüzdeki nisan ayında yapılacak Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması durumunda işbirliği fırsatlarını yoklamaya başladı.
German Foreign Policy’nin bildirdiği üzere, RN Başkanı Jordan Bardella şubat ayında Almanya’nın Fransa büyükelçisiyle bir araya geldi.
Bu, RN’den bir politikacının ilk kez böyle bir görüşme gerçekleştirmesi anlamına geliyor.
Bardella geçen hafta, önde gelen bir Alman gazetesine verdiği röportajda, seçim zaferinin ardından mümkün olan her alanda, örneğin mülteci kontrolü konusunda, Alman hükümetiyle yakın işbirliği içinde olmayı planladığını açıkladı ve Almanya’nın sınır kontrollerini övdü.
Cumhurbaşkanlığı seçim anketlerinde önde giden Bardella, aşırı sağcı milyarder Vincent Bolloré’nin medya imparatorluğunun desteğini alıyor ve milyarderin yakın bir ortağı olan Pierre-Édouard Stérin’den ekonomik danışmanlık alıyor.
RN liderliği şu anda Airbus, TotalEnergies ve Renault’nun başkanları ile lüks ürünler devi LVMH’nin başkanı ve Amerika dışındaki en zengin kişi olan Bernard Arnault da dahil olmak üzere önde gelen Fransız iş adamlarıyla görüşüyor.
Fakat Bardella, AB’deki Alman hakimiyetine meydan okumak istiyor.
RN, milyarderlerin desteğini almaya başlıyor
Nisan 2027’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin anketler, bir süredir RN’nin muhtemel adayı Bardella’nın oyların üçte birinden fazlasını alarak ilk turu açık ara kazanacağını ve ikinci turda da zaferi garantileme olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor.
Ne var ki, ikinci turda Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2017-2020 yılları arasında görev yapan ilk başbakanı Édouard Philippe ile karşı karşıya gelmesi durumunda, bu konuda şüpheler devam ediyor.
Yaklaşan seçim kampanyasında Bardella, milyarder Vincent Bolloré’nin medya imparatorluğuna güveniyor.
Bolloré, holdingi Groupe Bolloré’den elde ettiği kârı her türden gazete, dergi, radyo istasyonu ve TV kanalını satın almak için kullandı: Popüler TV kanalı CNews ve köklü Journal du dimanche gibi medya kuruluşlarını kendi sağcı siyasetine yöneltmiş durumda.
Bardella ayrıca, servetini kısmen yatırım fonu Otium Capital’e borçlu olan milyarder Pierre-Édouard Stérin’in desteğine de sahip.
Fonun eski CEO’su François Durvye, nisan ayında görevinden istifa ederek, cumhurbaşkanlığı seçimlerini göz önünde bulundurarak Bardella’ya ekonomik konularda danışmanlık yapmaya başladı.
Bu durum, RN’nin muhtemel adayına önemli bir avantaj ve özel bağlantılar sağlıyor.
RN’nin neoliberalizme açılışı: “Bir CEO olarak çıkarlarımı en iyi temsil eden parti!”
Bardella ve uzun süredir RN lideri olan Marine Le Pen, son aylarda Fransız iş dünyasının önde gelen temsilcileriyle defalarca bir araya geldi.
Savaş uçağı üreticisi Dassault Aviation’ın CEO’su Éric Trappier, Mayıs 2024’te Le Pen ve Bardella ile zaten bir araya gelmişti.
Bunu Aralık 2025’te teknoloji ve savunma grubu Safran’ın yönetim kurulu başkanıyla yapılan bir toplantı ve Ocak 2026’da Airbus Grubu’nun başkanı Guillaume Faury ile yapılan bir başka toplantı izledi.
Nisan ayında Le Pen, TotalEnergies, Renault, Engie, Accor ve Bolloré başkanlarının yanı sıra lüks ürünler grubu LVMH’nin başkanı Bernard Arnault’un da aralarında bulunduğu seçkin bir üst düzey yönetici grubuyla ilk kez bir araya geldi.
Yaklaşık 150 milyar dolarlık servetiyle Arnault, şu anda dünyanın en zengin on birinci kişisi ve Amerikalı olmayan en zengin kişi.
20 Nisan’da Bardella, patron örgütü MEDEF’in yönetim kurulu ve Fransız iş dünyası derneklerinin diğer temsilcileri tarafından kabul edildi.
Bu bağlamda, bir milyarder isimsiz olarak Macron’un ekonomi politikasında başarısız olduğunu, RN’nin ise “neoliberal hale geldiğini” söyledi: “Bugün bir CEO olarak çıkarlarımı en iyi temsil eden parti RN!”
Bardella, şirketler için vergi indirimi ve deregülasyon istiyor: Almanya ile kavga ihtimali
MEDEF liderliği ve ülkenin en güçlü CEO’larından bazılarıyla yaptığı iki toplantının ardından Bardella, Journal du dimanche’ya verdiği röportajda ekonomi politikasının temel hedeflerini özetledi.
Buna göre, bir RN hükümeti bir yandan Fransız şirketleri için vergileri ve her türlü regülasyonu önemli ölçüde azaltacaktır.
Öte yandan Bardella, cumhurbaşkanı olarak ilk yurtdışı gezisini Brüksel’e yapmak istiyor. Ona göre AB, örneğin Yeşil Mutabakat ile, Fransız şirketlerini boğma tehdidi oluşturan aşırı bir regülasyon çerçevesinin kaynağı ve dolayısıyla Fransız ekonomisindeki krizden sorumlu.
Dahası, AB’nin “özellikle de Almanya’nın çıkarlarına hizmet etmek için”, Fransa’yı “ticaret politikasında bir değişkene indirgediğine” inanıyor.
Bardella’ya göre olası bir RN hükümeti, diğer devletlerin uzun süredir yararlandığı “rekabet avantajlarını geri kazanmak” amacıyla Brüksel’de Fransa’nın çıkarlarını temsil edecek.
Bardella, bu çerçeve içinde “farklı bir Avrupa” yaratma niyetini duyuruyor: “Hükümetlerarası işbirliği” ve “ulusal egemenlik” üzerine kurulu bir Avrupa.
Bu, günümüze kadar Avrupa’da hegemonyasını sürdüren Alman sanayisinin, AB içinde mümkün olan en yakın entegrasyona yönelik geleneksel çıkarlarıyla doğrudan çelişiyor.
Alman devletinin RN ile temasları başladı
Bardella, o zamandan beri olası bir RN hükümetinin politikalarını Almanya ile koordine etmek için ilk adımları attı.
Yakın zamanda ortaya çıktığı üzere, Bardella şubat ayında Almanya’nın Fransa Büyükelçisi Stephan Steinlein ile bir araya geldi.
Uzmanların da doğruladığı üzere, bu, bir Alman büyükelçisi ile RN veya onun öncülü olan Ulusal Cephe (FN) partisinin bir temsilcisi arasında gerçekleşen ilk görüşmeydi.
Görüşmenin içeriği hakkında henüz hiçbir şey bilinmiyor. Paris’teki Alman Büyükelçiliği daha fazla ayrıntı vermedi.
Le Monde’a konuşan isimsiz bir Alman hükümeti üyesi, Almanya’nın algıladığının “RN’nin yerleşik bir partiye dönüşümü” olduğunu belirtti: “RN, AfD’den daha az radikal ve sürekli olarak Nasyonal Sosyalizme atıfta bulunmuyor.”
Bardella, aralık ayında ABD’nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner tarafından da kabul edilmişti.
Nisan ayında ise İsrail’in Fransa Büyükelçisi Joshua Zarka, Marine Le Pen’i kabul etmişti.
Almanya’ya ABD’den bağımsızlık tavsiyeleri: F-35 yerine Rafale
Geçen hafta Bardella, Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği röportajda, gelecekteki Fransız-Alman ilişkileri hakkındaki görüşlerinin ana hatlarını da ortaya koydu.
Röportaja göre, iki ülke arasındaki yakın bağları “Avrupa uluslarının bağımsızlığını ve stratejik özerkliğini güvence altına almak için vazgeçilmez” olarak görüyor.
Bardella, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile “bürokrasinin azaltılması konusunda”, “rekabetçi bir Avrupa inşa etme ihtiyacında” ve “göç politikasında” ortak bir zemin gördüğünü belirtti ve Almanya’nın sınır kontrollerini övdü.
En azından göç politikası konusunda, “ulusal hukukun… Avrupa hukukuna üstün gelmesi gerektiğini” savunuyor.
Öte yandan Bardella, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in istifasını istiyor; ona göre von der Leyen, “Avrupa’nın çıkarlarını savunmaktan tamamen aciz.”
Ukrayna’daki savaşın sona ermesinden sonra, tıpkı Charles de Gaulle’ün bir zamanlar yaptığı gibi, Fransa’yı “NATO’nun entegre komuta yapılarının dışına” çıkarmayı planladığını duyuruyor.
Aynı zamanda, Fransız-Alman savunma projelerini destekliyor fakat karşılığında Almanya’nın da “Amerikan F-35’leri yerine Rafale savaş uçakları” gibi Fransız silahlarını satın alması gerektiğini ısrarla savunuyor.
Rafale, Dassault Aviation tarafından üretiliyor. Şirketin CEO’su Éric Trappier, yıllardır RN ile gevşek bağlar kuruyor.
AfD liderinden RN’ye tepki
Bardella’nın açıklamalarının ardından Almanya için Alternatif (AfD) eş başkanlarından Tino Chrupalla tepki gösterdi.
RN liderinin Merz’in göç konusundaki tutumunu övmesine itiraz eden AfD lideri, “Bardella önce cumhurbaşkanı olmalı,” dedi.
Chrupalla, Welt TV kanalına verdiği demeçte, “[Bardella] kendini Friedrich Merz’in kucağına atmak yerine buna odaklanmalı,” diye devam etti.
Chrupalla’ya, RN ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin AfD’ye yönelttiği eleştiriler de soruldu. “Yurtdışındaki diğer partilerin ülkemize müdahale etmesinin sorunlu olduğunu düşünüyorum,” diyen Chrupalla, RN ve Meloni’nin “bilgi eksikliği” olduğunu da sözlerine ekledi.
AfD, geçen yıl bir milletvekilinin Nazi Almanyası’nın SS’inin suçlarını küçümseyen açıklamalar yapmasının ardından, RN’nin de ortaklarından biri olduğu Avrupa Parlamentosu’nun aşırı sağcı Kimlik ve Demokrasi (ID) grubundan atılmıştı.
Avrupa
Axel Springer, Avrupa’daki TikTok hisselerine talip oldu

Medya grubu Axel Springer, TikTok’un Avrupa biriminden hisse satın alma önerisinde bulundu. Şirket “Avrupa merkezli bir çözüm” arayışını teyit ederken platformun ana sahibi ByteDance resmi bir görüşme yapılmadığını açıkladı.
Alman medya grubu Axel Springer, video paylaşım platformu TikTok’un Avrupa operasyonlarından hisse almak için teklif verdi. Financial Times gazetesinin haberine göre Politico ve The Telegraph gibi yayınların sahibi olan grubun bu girişimi, sosyal medyadaki antisemitizm tartışmalarının ardından gündeme geldi.
Axel Springer CEO’su Mathias Döpfner, hisse alma fikrini ocak ayında şirketin Berlin’deki genel merkezinde düzenlenen bir toplantıda dile getirdi.
Sosyal ağlardaki antisemitizm sorununa ayrılan toplantının katılımcıları arasında ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın babası olan, ABD’nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner da yer aldı.
Girişim daha sonra Avrupa Komisyonu temsilcilerine iletildi ancak süreç ilerleme kaydetmedi.
TikTok’un ana şirketi ByteDance ise hisse satışına dair resmi bir müzakere yürütülmediğini açıkladı.
Öte yandan Axel Springer, TikTok konusunda “Avrupa merkezli bir çözüm” arayışına ilgi duyduklarını doğruladı.
Forbes dergisinin verilerine göre Axel Springer’ın eş sahibi ve CEO Döpfner’in serveti 22 Ekim 2026 itibarıyla 2,7 milyar dolar seviyesindeydi.
ABD pazarında zorunlu satış ortaklıkla sonuçlanmıştı
TikTok’un mülkiyet yapısına ilişkin tartışmalar daha önce ABD’de de yürütülmüştü.
Washington yönetimi, ulusal güvenlik kaygıları ve kullanıcı verilerinin korunması gerekçesiyle 2024 yılında Çin merkezli ByteDance şirketini uygulamanın ABD kolunu satmaya zorlayan bir yasayı kabul etmişti.
Yasa, satışın gerçekleşmemesi halinde platformun ülkede yasaklanmasını öngörüyordu.
Çinli şirket, Ocak 2026’da ABD pazarındaki faaliyetleri yürütmek üzere ortak bir girişim kurdu.
Yapılan anlaşmayla kurulan yeni şirketin hisselerinin yarısı Oracle ile yatırım şirketleri Silver Lake ve MGX’e devredildi.
Kalan hisseler ise ByteDance ile mevcut yatırımcılarında kaldı.
Avrupa
Almanya’dan İsveç ve İspanya’ya savaş uçağı ortaklığı teklifi

Almanya Savunma Bakanlığı yetkilileri, Berlin yönetimine İngiltere öncülüğündeki GCAP konsorsiyumuna dahil olmak yerine İsveç ve İspanya ile yeni bir savaş uçağı ortaklığı kurmasını tavsiye etti. Hazırlanan değerlendirme notunda, Fransa ile yürütülen FCAS girişiminin haziran ayında çökmesinin ardından BAE Systems ile geçmişte yaşanan sanayi pürüzlerine ve eşit ortaklık riskine dikkat çekildi.
Almanya Savunma Bakanlığı yetkilileri, Berlin yönetimine İngiltere’nin içinde yer aldığı mevcut savaş uçağı konsorsiyumuna katılmak yerine İsveç ve İspanya ile yeni bir ortaklık kurmasını tavsiye etti.
Politico‘nun ulaştığı bakanlık içi değerlendirme notlarında, Almanya, İsveç ve İspanya arasında kurulacak üçlü bir yapının, İngiltere, İtalya ve Japonya’nın yürüttüğü Küresel Muharebe Havacılık Programı’na (GCAP) dahil olmaktan “daha avantajlı ve umut verici” bir yaklaşım olduğu kaydedildi.
Belgedeki bu öneri henüz nihai bir hükümet kararını yansıtmadığı gibi, Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius’un tavsiyeyi onayladığına dair bir bilgi de içermiyor.
Tavsiye, Almanya’nın Fransa ile yeni nesil savaş uçağı üretmek amacıyla yürüttüğü amiral gemisi projenin, yıllar süren sanayi çekişmeleri sonucu haziran ayında çökmesinin ardından hazırlandı.
Temeli 2017’de atılan ve daha sonra İspanya’nın da katıldığı Geleceğin Muharebe Hava Sistemi (FCAS), Avrupa savunma işbirliğinin vitrin projesi olarak tasarlanmıştı. Ortaklığın hedefi, 2040 yılından itibaren Almanya’nın Eurofighter filosunun yerini alacak bir uçak geliştirmekti.
Ancak girişim, Fransa merkezli Dassault ile Almanya merkezli Airbus Defence and Space arasında kontrol ve iş paylaşımı konularında yaşanan anlaşmazlıklara takıldı. Siyasi düzeydeki kurtarma girişimleri sonuç vermeyince Berlin yönetimi bu yıl ortak savaş uçağı projesinden çekildi.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham, 8 Ekim’de Berlin’de Friedrich Merz ile yaptığı görüşmede Almanya’nın GCAP projesine katılımı ihtimalini gündeme getirdi. İki lider, yetkililerin müzakereleri sürdürmesi konusunda mutabık kaldı.
Berlin için yapılacak seçim, hava kuvvetlerinin uçuracağı modelin ötesinde bir anlam taşıyor. Alınacak karar, geleceğin askeri teknolojisini kimin kontrol edeceğini, hangi ülkelerin üretim sözleşmelerini alacağını ve yeni bir Avrupa ortaklığının FCAS’ı dağıtan gerilimlerden kaçınıp kaçınamayacağını belirleyecek.
Bakanlık değerlendirmesi İngiliz ortaklığındaki GCAP projesine mesafeli duruyor
Bakanlık değerlendirmesinde GCAP projesine dair çeşitli çekinceler sıralandı. Raporda, mevcut programın Almanya’nın yetenek gereksinimlerinin dışındaki operasyonlara odaklandığı, Berlin’in ise kıta Avrupası üzerindeki görevlere daha uygun bir uçağa ihtiyaç duyduğu savunuldu.
Ayrıca halihazırda kurulmuş bir ortaklıkta Alman üreticilerin geliştirme ve üretim süreçlerinden kayda değer bir pay almasının zor olacağı kaydedildi.
Belgede, 1990’larda geliştirilen ve 2000’lerin başında hizmete giren Eurofighter programındaki deneyimler hatırlatılarak doğrudan İngiliz savunma şirketi BAE Systems hedef alındı.
Almanya Savunma Bakanlığı değerlendirmesinde BAE Systems, ihracatı Almanya ve İtalya’nın geliştirme çıkarlarının önüne koymakla suçlandı; İngiliz hakimiyetinin eşitler arası bir ortaklıkla bağdaşmayacağı uyarısı yapıldı.
Buna karşılık belgede Almanya, İsveç ve İspanya’nın askeri gereksinimlerinin birbiriyle örtüştüğü ve başlangıç pozisyonlarının dengeli olduğu aktarıldı.
Değerlendirmede havacılık devi Airbus ile İsveçli Saab arasında bir sanayi ortaklığı kurulması önerilirken yeni uçak geliştirilene kadar Saab üretimi Gripen E savaş uçağının teknolojik bir basamak olarak kullanılması tavsiye edildi.
Almanya Savunma Bakanlığı konuya ilişkin açıklama yapmayı reddetti. Bakanlığa ait ayrı bir notta ise İngiltere’nin Almanya’yı GCAP bünyesine gözlemci veya katılımcı olarak dahil etme çabaları kayda geçirildi ve Alman yetkililerden olası sanayi rollerini ve askeri gereksinimleri incelemeleri istendi.
Bir Airbus sözcüsü, Alman ve İspanyol sanayisinin geliştirme, üretim ve operasyon süreçlerinde “esaslı ve eşit bir rol” üstlenmesi şartıyla şirketin “işbirliğine genel olarak açık olduğunu” açıkladı.
Sözcü, “Sanayi temeli olmayan salt siyasi kararlar yetersiz kalır” diyerek Berlin ve Madrid yönetimlerine izlenecek yolu hızla netleştirme çağrısında bulundu.
Airbus savunma birimi yöneticisi Michael Schöllhorn, Handelsblatt gazetesinde pazartesi günü yayımlanan mülakatında Saab ile ilişkilere işaret ederek iki şirketin her zaman iyi çalıştığını söyledi.
Bir Saab sözcüsü de şirketin savaş uçakları dahil savunma alanındaki geniş işbirliklerine açık olduğunu belirtti.
Büyük ölçekli işbirliği projelerinin siyasi düzeyde ele alındığını ve katılım kararlarının ilgili hükümetler tarafından verildiğini hatırlatan sözcü, “İsveç’in olası katılımına ilişkin tüm sorular İsveç hükümetine yöneltilmelidir. Saab, her zaman olduğu gibi İsveç’in gelecekteki savaş uçağı ihtiyaçlarını desteklemeye hazırdır” dedi.
Avrupa
AB, Booking.com hakkında sahte ilan ve dolandırıcılık soruşturması açtı

Avrupa Komisyonu, Booking.com hakkında sahte konaklama ilanları, oltalama girişimleri ve gizli reklamlar nedeniyle resmi soruşturma başlattı. Hollanda kayıtlarına göre platformdaki şikayetler 2026’nın ilk yarısında on kat artarken kuralları ihlal ettiği belirlenirse şirkete küresel cirosunun yüzde 6’sına kadar ceza verilebilecek.
Avrupa Komisyonu, çevrim içi rezervasyon platformu Booking.com hakkında Dijital Hizmetler Yasası’nı (DSA) ihlal ettiği şüphesiyle resmi soruşturma başlattı.
Düzenleyici kurum, platformun kullanıcıları sahte ilanlardan ve oltalama (kimlik avı) girişimlerinden korumak için yeterli adımları atıp atmadığını inceleyecek.
Komisyonun yayımladığı basın bültenine göre inceleme üç ana başlıkta toplanıyor.
Soruşturmanın ilk ayağını gerçekte var olmayan konaklama yerlerine ait ilanlar, kendisini mülk sahibi gibi tanıtan kişilerin teklifleri ve kurallara uymayan diğer konaklama seçenekleri oluşturuyor. Avrupa Komisyonu, Booking.com‘un bu tür riskleri doğru tespit edip etmediğini ve ilanların sistemden kaldırılması da dahil olmak üzere etkili önlemler alıp almadığını değerlendirecek.
İkinci odak noktası, misafir ve rezervasyon verilerinin dolandırıcılık yöntemlerinde kullanılması iddialarını kapsıyor. Komisyon, platformun bilgileri mülk sahiplerine nasıl aktardığını ve kendi mesajlaşma sisteminin nasıl çalıştığını mercek altına alacak.
Düzenleyici kurum, bu verilerin oltalama saldırıları ile kullanıcılardan dolandırıcılara para göndermesini isteyen taleplerde kullanılmasına karşı sistemin yeterli koruma sağlayıp sağlamadığını netleştirmeyi hedefliyor.
Üçüncü başlık altında ise konaklama tesislerinin ücretli tanıtımları yer alıyor. Mülk sahipleri Booking.com‘a daha yüksek komisyon ödeyerek arama sonuçlarındaki görünürlüklerini artırabiliyor.
Avrupa Komisyonu, kullanıcıların bu tür sonuçların reklam niteliği taşıdığını açıkça anlaması gerektiğinin altını çiziyor. Komisyon ayrıca müşterilerin reklamı kimin verdiğini ve ödediğini, bu tanıtımın kendilerine neden gösterildiğini ve ilgili ayarları nasıl değiştirebileceklerini kolayca öğrenip öğrenemediklerini inceleyecek.
Düzenleyici kurum, bu şeffaflık sağlanmadığında kullanıcıların kendi arama kriterlerine uyan bir tesis ile ödeme yapılarak üst sıralara çıkarılan bir tesisi birbirinden ayıramadığını belirtiyor.
Avrupa Komisyonunun teknolojik egemenlik, güvenlik ve demokrasiden sorumlu İcra Kıdemli Başkan Yardımcısı Henna Virkkunen, “Avrupalılar, dolandırıcıların kurbanı olma korkusu yaşamadan tatil rezervasyonu yapabilmelidir” dedi. Virkkunen, Dijital Hizmetler Yasası’nın bu tür risklere karşı platformlara açık yükümlülükler getirdiğini hatırlattı.
RTÉ tarafından aktarılan ve AB yetkililerine dayandırılan bilgilere göre, Hollanda’daki tüketici şikayetleri raporu 2026 yılının ilk yarısında Booking.com üzerinden 1072 dolandırıcılık bildirimi kaydedildiğini ortaya koydu. Uğranılan maddi zararın yaklaşık 82 bin avro olduğu hesaplanırken yetkililer, şikayet sayısının 2025 yılına kıyasla on kat arttığını dile getirdi.
Booking.com cephesinden ise Avrupa Komisyonu ile tam bir işbirliği yürütüldüğü mesajı geldi. Şirket temsilcisi RTÉ‘ye yaptığı açıklamada, “Güvenlik, güven ve kişisel bilgilerin korunması Booking.com‘un temel öncelikleridir” ifadesini kullandı.
Platform yetkilileri, siber suçlar ve çevrim içi dolandırıcılıkla mücadele amacıyla resmi makamlar, düzenleyici kurumlar ve kolluk kuvvetleriyle temas halinde kalmayı sürdüreceklerini bildirdi.
Avrupa Komisyonu, soruşturmanın başlatılmış olmasının peşinen bir ihlal kararı anlamına gelmediğini vurguladı. Euronews, ihlallerin doğrulanması halinde Booking.com‘un küresel yıllık cirosunun yüzde 6’sına varan bir para cezasıyla karşı karşıya kalabileceğine dikkat çekiyor.
Avrupa ve Rusya’daki rekabet cezaları gündeme geldi
Otel, daire ve ev gibi konaklama birimlerinin rezervasyonuna aracılık eden ve gelirini bu işlemlerden aldığı komisyonla sağlayan Booking.com, 1996 yılında Amsterdam’da kuruldu. Platform, ABD merkezli Booking Holdings bünyesinde faaliyet gösteriyor.
Şirket, Ukrayna’daki askeri operasyonun ardından Mart 2022’den bu yana Rusya pazarında resmi bir operasyon yürütmüyor.
Avrupalı düzenleyiciler şirketin uygulamalarını daha önce de incelemeye almıştı. Avrupa Komisyonu ile ulusal tüketici koruma makamları, 2019 yılı başında Booking.com‘daki tekliflerin şeffaflığını artırmak için ortak bir süreç yürüttü.
Komisyon, Aralık 2020’de şirketin fiyat, indirim ve reklam gösterim biçimlerinde değişikliğe gittiğini duyurdu. Platform bu adımla birlikte mülk sahiplerinin yaptığı ödemelerin arama sıralamasına etkisini, konaklamanın toplam maliyetini ve kalan oda sayılarını daha net göstermeye başladı.
İspanya Ulusal Pazarlar ve Rekabet Komisyonu ise Temmuz 2024’te hâkim durumun kötüye kullanıldığı gerekçesiyle Booking.com‘a 413,24 milyon avro idari para cezası kesti. İspanyol düzenleyici, şirketin otellere kendi internet sitelerinde Booking.com‘dan daha düşük fiyat sunmalarını engelleyen ve rakip platformlarla rekabeti kısıtlayan dezavantajlı koşullar dayattığını tespit etti.
Benzer bir rekabet soruşturması Rusya’da da yürütülmüştü. Rusya Federal Rekabet Kurumu, otellere başka satış kanallarında daha avantajlı koşullar sunmalarını yasaklayan fiyat eşitliği şartı dayattığı için Ağustos 2021’de Booking.com‘a 1,3 milyar ruble ceza verdi.
Şirket bu karara karşı hukuki yollara başvurdu ancak mahkeme düzenleyici kurumu haklı buldu. Booking.com söz konusu cezayı Nisan 2022’de ödedi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları











