Avrupa
Almanya, Fransız Ulusal Birlik partisi ile temasa geçti

Almanya, sağcı Fransız partisi Ulusal Birlik (RN) ile, önümüzdeki nisan ayında yapılacak Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması durumunda işbirliği fırsatlarını yoklamaya başladı.
German Foreign Policy’nin bildirdiği üzere, RN Başkanı Jordan Bardella şubat ayında Almanya’nın Fransa büyükelçisiyle bir araya geldi.
Bu, RN’den bir politikacının ilk kez böyle bir görüşme gerçekleştirmesi anlamına geliyor.
Bardella geçen hafta, önde gelen bir Alman gazetesine verdiği röportajda, seçim zaferinin ardından mümkün olan her alanda, örneğin mülteci kontrolü konusunda, Alman hükümetiyle yakın işbirliği içinde olmayı planladığını açıkladı ve Almanya’nın sınır kontrollerini övdü.
Cumhurbaşkanlığı seçim anketlerinde önde giden Bardella, aşırı sağcı milyarder Vincent Bolloré’nin medya imparatorluğunun desteğini alıyor ve milyarderin yakın bir ortağı olan Pierre-Édouard Stérin’den ekonomik danışmanlık alıyor.
RN liderliği şu anda Airbus, TotalEnergies ve Renault’nun başkanları ile lüks ürünler devi LVMH’nin başkanı ve Amerika dışındaki en zengin kişi olan Bernard Arnault da dahil olmak üzere önde gelen Fransız iş adamlarıyla görüşüyor.
Fakat Bardella, AB’deki Alman hakimiyetine meydan okumak istiyor.
RN, milyarderlerin desteğini almaya başlıyor
Nisan 2027’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin anketler, bir süredir RN’nin muhtemel adayı Bardella’nın oyların üçte birinden fazlasını alarak ilk turu açık ara kazanacağını ve ikinci turda da zaferi garantileme olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor.
Ne var ki, ikinci turda Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2017-2020 yılları arasında görev yapan ilk başbakanı Édouard Philippe ile karşı karşıya gelmesi durumunda, bu konuda şüpheler devam ediyor.
Yaklaşan seçim kampanyasında Bardella, milyarder Vincent Bolloré’nin medya imparatorluğuna güveniyor.
Bolloré, holdingi Groupe Bolloré’den elde ettiği kârı her türden gazete, dergi, radyo istasyonu ve TV kanalını satın almak için kullandı: Popüler TV kanalı CNews ve köklü Journal du dimanche gibi medya kuruluşlarını kendi sağcı siyasetine yöneltmiş durumda.
Bardella ayrıca, servetini kısmen yatırım fonu Otium Capital’e borçlu olan milyarder Pierre-Édouard Stérin’in desteğine de sahip.
Fonun eski CEO’su François Durvye, nisan ayında görevinden istifa ederek, cumhurbaşkanlığı seçimlerini göz önünde bulundurarak Bardella’ya ekonomik konularda danışmanlık yapmaya başladı.
Bu durum, RN’nin muhtemel adayına önemli bir avantaj ve özel bağlantılar sağlıyor.
RN’nin neoliberalizme açılışı: “Bir CEO olarak çıkarlarımı en iyi temsil eden parti!”
Bardella ve uzun süredir RN lideri olan Marine Le Pen, son aylarda Fransız iş dünyasının önde gelen temsilcileriyle defalarca bir araya geldi.
Savaş uçağı üreticisi Dassault Aviation’ın CEO’su Éric Trappier, Mayıs 2024’te Le Pen ve Bardella ile zaten bir araya gelmişti.
Bunu Aralık 2025’te teknoloji ve savunma grubu Safran’ın yönetim kurulu başkanıyla yapılan bir toplantı ve Ocak 2026’da Airbus Grubu’nun başkanı Guillaume Faury ile yapılan bir başka toplantı izledi.
Nisan ayında Le Pen, TotalEnergies, Renault, Engie, Accor ve Bolloré başkanlarının yanı sıra lüks ürünler grubu LVMH’nin başkanı Bernard Arnault’un da aralarında bulunduğu seçkin bir üst düzey yönetici grubuyla ilk kez bir araya geldi.
Yaklaşık 150 milyar dolarlık servetiyle Arnault, şu anda dünyanın en zengin on birinci kişisi ve Amerikalı olmayan en zengin kişi.
20 Nisan’da Bardella, patron örgütü MEDEF’in yönetim kurulu ve Fransız iş dünyası derneklerinin diğer temsilcileri tarafından kabul edildi.
Bu bağlamda, bir milyarder isimsiz olarak Macron’un ekonomi politikasında başarısız olduğunu, RN’nin ise “neoliberal hale geldiğini” söyledi: “Bugün bir CEO olarak çıkarlarımı en iyi temsil eden parti RN!”
Bardella, şirketler için vergi indirimi ve deregülasyon istiyor: Almanya ile kavga ihtimali
MEDEF liderliği ve ülkenin en güçlü CEO’larından bazılarıyla yaptığı iki toplantının ardından Bardella, Journal du dimanche’ya verdiği röportajda ekonomi politikasının temel hedeflerini özetledi.
Buna göre, bir RN hükümeti bir yandan Fransız şirketleri için vergileri ve her türlü regülasyonu önemli ölçüde azaltacaktır.
Öte yandan Bardella, cumhurbaşkanı olarak ilk yurtdışı gezisini Brüksel’e yapmak istiyor. Ona göre AB, örneğin Yeşil Mutabakat ile, Fransız şirketlerini boğma tehdidi oluşturan aşırı bir regülasyon çerçevesinin kaynağı ve dolayısıyla Fransız ekonomisindeki krizden sorumlu.
Dahası, AB’nin “özellikle de Almanya’nın çıkarlarına hizmet etmek için”, Fransa’yı “ticaret politikasında bir değişkene indirgediğine” inanıyor.
Bardella’ya göre olası bir RN hükümeti, diğer devletlerin uzun süredir yararlandığı “rekabet avantajlarını geri kazanmak” amacıyla Brüksel’de Fransa’nın çıkarlarını temsil edecek.
Bardella, bu çerçeve içinde “farklı bir Avrupa” yaratma niyetini duyuruyor: “Hükümetlerarası işbirliği” ve “ulusal egemenlik” üzerine kurulu bir Avrupa.
Bu, günümüze kadar Avrupa’da hegemonyasını sürdüren Alman sanayisinin, AB içinde mümkün olan en yakın entegrasyona yönelik geleneksel çıkarlarıyla doğrudan çelişiyor.
Alman devletinin RN ile temasları başladı
Bardella, o zamandan beri olası bir RN hükümetinin politikalarını Almanya ile koordine etmek için ilk adımları attı.
Yakın zamanda ortaya çıktığı üzere, Bardella şubat ayında Almanya’nın Fransa Büyükelçisi Stephan Steinlein ile bir araya geldi.
Uzmanların da doğruladığı üzere, bu, bir Alman büyükelçisi ile RN veya onun öncülü olan Ulusal Cephe (FN) partisinin bir temsilcisi arasında gerçekleşen ilk görüşmeydi.
Görüşmenin içeriği hakkında henüz hiçbir şey bilinmiyor. Paris’teki Alman Büyükelçiliği daha fazla ayrıntı vermedi.
Le Monde’a konuşan isimsiz bir Alman hükümeti üyesi, Almanya’nın algıladığının “RN’nin yerleşik bir partiye dönüşümü” olduğunu belirtti: “RN, AfD’den daha az radikal ve sürekli olarak Nasyonal Sosyalizme atıfta bulunmuyor.”
Bardella, aralık ayında ABD’nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner tarafından da kabul edilmişti.
Nisan ayında ise İsrail’in Fransa Büyükelçisi Joshua Zarka, Marine Le Pen’i kabul etmişti.
Almanya’ya ABD’den bağımsızlık tavsiyeleri: F-35 yerine Rafale
Geçen hafta Bardella, Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği röportajda, gelecekteki Fransız-Alman ilişkileri hakkındaki görüşlerinin ana hatlarını da ortaya koydu.
Röportaja göre, iki ülke arasındaki yakın bağları “Avrupa uluslarının bağımsızlığını ve stratejik özerkliğini güvence altına almak için vazgeçilmez” olarak görüyor.
Bardella, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile “bürokrasinin azaltılması konusunda”, “rekabetçi bir Avrupa inşa etme ihtiyacında” ve “göç politikasında” ortak bir zemin gördüğünü belirtti ve Almanya’nın sınır kontrollerini övdü.
En azından göç politikası konusunda, “ulusal hukukun… Avrupa hukukuna üstün gelmesi gerektiğini” savunuyor.
Öte yandan Bardella, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in istifasını istiyor; ona göre von der Leyen, “Avrupa’nın çıkarlarını savunmaktan tamamen aciz.”
Ukrayna’daki savaşın sona ermesinden sonra, tıpkı Charles de Gaulle’ün bir zamanlar yaptığı gibi, Fransa’yı “NATO’nun entegre komuta yapılarının dışına” çıkarmayı planladığını duyuruyor.
Aynı zamanda, Fransız-Alman savunma projelerini destekliyor fakat karşılığında Almanya’nın da “Amerikan F-35’leri yerine Rafale savaş uçakları” gibi Fransız silahlarını satın alması gerektiğini ısrarla savunuyor.
Rafale, Dassault Aviation tarafından üretiliyor. Şirketin CEO’su Éric Trappier, yıllardır RN ile gevşek bağlar kuruyor.
AfD liderinden RN’ye tepki
Bardella’nın açıklamalarının ardından Almanya için Alternatif (AfD) eş başkanlarından Tino Chrupalla tepki gösterdi.
RN liderinin Merz’in göç konusundaki tutumunu övmesine itiraz eden AfD lideri, “Bardella önce cumhurbaşkanı olmalı,” dedi.
Chrupalla, Welt TV kanalına verdiği demeçte, “[Bardella] kendini Friedrich Merz’in kucağına atmak yerine buna odaklanmalı,” diye devam etti.
Chrupalla’ya, RN ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin AfD’ye yönelttiği eleştiriler de soruldu. “Yurtdışındaki diğer partilerin ülkemize müdahale etmesinin sorunlu olduğunu düşünüyorum,” diyen Chrupalla, RN ve Meloni’nin “bilgi eksikliği” olduğunu da sözlerine ekledi.
AfD, geçen yıl bir milletvekilinin Nazi Almanyası’nın SS’inin suçlarını küçümseyen açıklamalar yapmasının ardından, RN’nin de ortaklarından biri olduğu Avrupa Parlamentosu’nun aşırı sağcı Kimlik ve Demokrasi (ID) grubundan atılmıştı.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’











