Bizi Takip Edin

Asya

Suudi boru hattına saldırılar sonrası Çin’de petrol fiyatları rekor kırdı

Yayınlanma

Çin, petrol stoklarını eriterek İran savaşının küresel etkisini hafifletmişti ancak analistlere göre Kızıldeniz’deki gerginlik sonrası durum değişebilir.

Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı Çin’de petrol fiyatları rekor seviyelere yükseldi. Orta Doğu’dan yapılan ihracatın güvenliğine ilişkin kaygıların artmasıyla Çinli rafineriler yeni tedarik kaynakları bulma çabalarını hızlandırdı.

Şanghay’da petrol vadeli işlemleri çarşamba günü varil başına 129 dolardan işlem gördü. Bu seviye, İran savaşının ilk haftalarında görülen 121,80 dolarlık zirvenin de üzerinde. Fiyatlar, Iraklı milislerin geçen haftanın sonunda Suudi Arabistan’ın ihracatı Kızıldeniz’e taşıyan kilit önemdeki boru hattına saldırmasının ardından yüzde 14 yükseldi.

Fiyat şoku, küresel ham petrol ve rafine ürün piyasalarına da yayıldı. Fiyatlandırma kuruluşu Argus’a göre ultra düşük kükürtlü dizelin fiyatı bu hafta New York’ta varil başına 221 dolarla rekor seviyeye ulaştı.

Financial Times’a değerlendiren Rabobank analisti Michael Every, “Doğu-Batı boru hattı önümüzdeki iki ay içinde hızla onarılsa bile Kızıldeniz artık sıcak bir savaş bölgesi. Bu akışlar tam kapasiteyle geri dönmeyecek” dedi.

Şanghay vadeli petrol fiyatları normalde uluslararası petrol göstergesi Brent ham petrol vadeli işlemlerine yakın seviyelerde seyrediyor ve nadiren ciddi bir primle işlem görüyor. Brent petrol çarşamba günü varil başına yaklaşık 108 dolardan işlem görüyordu.

Körfez petrolünün büyük bölümü normal koşullarda Hürmüz Boğazı üzerinden doğuya, Çin ve diğer Asya pazarlarına taşınıyor. Savaş nedeniyle boğazın büyük ölçüde kapanmasının ardından Suudi Arabistan, petrol akışlarının bir bölümünü Körfez’den Arap Yarımadası boyunca Kızıldeniz’e uzanan Doğu-Batı boru hattına yönlendirmeye başladı.

Ancak geçen haftanın sonunda Iraklı militanlar Suudi boru hattına saldırırken, Yemen’deki Husi güçleri de Kızıldeniz ile Hint Okyanusu arasındaki Bab el-Mendeb Boğazı’na doğru ilerledi. Bu gelişmeler hem Çin’de hem de dünya genelinde fiyatları hızla yükseltti ve küresel ham petrol arzına ilişkin kaygıları artırdı.

Rafineriler ve diğer alıcılar acil teslimat için petrol bulmaya çalışırken, Brent ham petrolün spot fiyatı çarşamba günü varil başına 146 dolara çıktı. Bu, geçen haftanın sonuna kıyasla varil başına 25 dolarlık bir artış anlamına geliyor.

Argus’a göre Suudi Arabistan, bazı Avrupalı rafinerilere bu ay yüklenmesi planlanan petrol kargolarının iptal edildiğini ya da ertelendiğini bildirdi. Ayrıca krallığın birkaç gün içerisinde ihraç edebileceği ham petrolün tükenebileceğine ilişkin uyarılar yapılıyor.

Energy Aspects analistlerinin bu hafta kullandığı ifadeyle küresel ham petrol piyasaları “göz yaşartıcı bir hızla” sıkılaşıyor. Alıcılar Suudi Arabistan’dan azalan tedariki telafi etmeye çalışıyor. Danışmanlık şirketine göre piyasada günlük yaklaşık 5 milyon varil ham petrol ve rafine yakıt açığı bulunuyor ve şirket fiyatların yukarı doğru sarmal biçimde yükselmesini bekliyor.

Çin, bu yılın büyük bölümünde ithalatı azaltarak, stoklarını kullanarak ve talebi kısmak amacıyla perakende fiyatları yükselterek savaşın etkisini hafifletmeye çalıştı. Pekin’in bu adımları, dünyanın diğer ülkelerini ham petrol fiyatlarında daha da sert yükselişlerden kısmen korudu.

Ancak Rapidan Energy Group’un kurucusu Bob McNally’ye göre Çin artık “şok diyetinden çıkmaya başlıyor”.

McNally, Çin’in yeniden açık piyasadan petrol almaya başlamasının, Suudi boru hattının kapanması ve savaşın kısa sürede sona ereceğine dair bir çözüm görünmemesi nedeniyleham petrol fiyatlarındaki sıçramayı tetiklediğini söyledi.

Çin’in ham petrol ithalatı savaş öncesinde günlük 12 milyon varilin üzerindeyken haziran ayında 7,1 milyon varile kadar geriledi. Ağustosta ise yeniden günlük 8,9 milyon varile çıktı. Mevcut analist tahminleri, eylül ayında ithalatın günlük yaklaşık 9 milyon varil seviyesinde gerçekleşeceğine işaret ediyor.

Marex’in küresel piyasa analizleri başkanı Guy Wolf, Şanghay vadeli işlemlerinin Orta Doğu petrollerine büyük ölçüde bağımlı olması nedeniyle Çin’in fiyat artışlarına karşı oluşturduğu savunma mekanizmalarının giderek daha fazla risk altında olduğunu söyledi.

Wolf, “Gerçek şu ki bu durum ne kadar uzun sürerse fiziksel stok tamponları da o kadar azalıyor” dedi.

Devlete ait rafineriler ham petrol ithalatlarını azaltırken, İran petrolünün başlıca ithalatçıları olan Çin’in bağımsız rafinerileri son dönemde daha büyük bir rol üstlendi. Ancak ABD’nin Körfez’de uyguladığı deniz ablukasının petrol akışlarını ciddi ölçüde azaltması nedeniyle onlar da giderek büyüyen tedarik sorunlarıyla karşı karşıya kaldı.

Bunun sonucunda Çin’in benzin, dizel ve jet yakıtı stokları düşüyor. Bu durum Pekin’in yakıt ihracatına yeniden yasak getirebileceği yönündeki spekülasyonları artırıyor.

Çin, dünyanın en büyük rafine yakıt üreticilerinden biri. Savaşın ilk dönemlerinde uygulanan ihracat yasağı, ticaret ortaklarını sarsmış ve küresel fiyatların hızla yükselmesine yol açmıştı.

S&P Global Energy’den Karim Fawaz, “Dizel, kıtlık riskine karşı en savunmasız yakıt olmaya devam ediyor. En küçük tedarik aksaması bile piyasayı ciddi sıkışıklıktan doğrudan kriz seviyesine taşıyabilir” dedi.

Rystad Energy’nin Asya petrol piyasaları analisti Ye Lin, Çin’de rafineri üretiminin mevsimsel faktörler nedeniyle zaten artmasının beklendiğini ancak Pekin’in artık ekonomik güvenlik önceliği ile devlete ait petrol şirketleri üzerinde büyüyen mali baskılar arasında nasıl denge kurulacağını değerlendirmek zorunda olduğunu söyledi.

Ye, “Artık tamamen yeni bir durumla karşı karşıyayız” dedi.

S&P Global Energy’de Çin ham petrol, yakıt ve rafinaj baş analisti Hu Min Min de Çin’in rafine ürün stoklarının “son iki ayda çok hızlı düştüğünü” söyledi.

Hu, “Devlete ait rafinerilerin kargoları güvence altına almak için ellerinden geleni yapacağına inanıyoruz. Bunu başaramazlarsa hem ihracatta azalma hem de stokların daha fazla kullanılması söz konusu olacak” dedi.

Çin’in rezervleri savaş süresince arzın sürdürülmesine yardımcı olsa da bu stokların seviyesi veya Pekin’in kamu şirketlerinin bu rezervlerden ne ölçüde yararlanmasına izin vermeye hazır olduğu konusunda kamuya açık çok az bilgi bulunuyor.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright ise Suudi boru hattının kapanmasının yol açtığı kesintinin etkisini küçümsemeye çalıştı.

Wright salı günü CNBC’ye yaptığı açıklamada, “Bu kısa süreli ve geçici bir kesinti olacak. Süresi günlerle ölçülecek” dedi.

Saudi Aramco, boru hattının onarılması ve yeniden faaliyete geçirilmesinin ne kadar süreceğini açıklamadı. Ancak birçok analist, hattın bir aya kadar devre dışı kalabileceğini öngörüyor.

Asya

Güney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı

Yayınlanma

Güney Kore, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin iki Kuzey Koreli esirin teslimini açıklaması üzerine Kiev Büyükelçisini geri çağırma kararı aldı. Seul gizlilik kuralının ihlal edildiğini savunurken Kiev yönetimi esirlerin teslimini iyi niyet adımı olarak nitelendiriyor.

Güney Kore, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e teslim edildiğini kamuoyuna açıklamasının ardından Kiev’deki büyükelçisini geri çağırma kararı aldı.

Yonhap ajansının aktardığı karara rağmen Seul yönetiminin Kiev ile diplomatik temasları sürdüreceği ve mevcut anlaşmazlığı çözmeyi hedeflediği belirtildi.

İki ülke arasındaki gerginlik, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada esir takasına dair bilgileri paylaşmasıyla başladı.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Kiev yönetimini gizlilik anlaşmasını çiğnemekle suçlayarak bilginin ifşa edilmesinin esirlerin ailelerinin güvenliğini ve Kore Yarımadası’ndaki istikrarı tehlikeye attığını vurguladı.

2 Ekim’de açıklama yapan Lee, anlaşma ihlalinin kabul edilmemesi ve özür dilenmemesi halinde ek adımlar atılacağı uyarısında bulunurken, gizlilik şartını başlangıçta bizzat Ukrayna’nın talep ettiğini ifade etti.

Seul özrü yetersiz buldu, Kiev iyi niyet vurgusu yaptı

Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun, parlamentodaki oturumda büyükelçinin geri çağrılması da dahil olmak üzere çeşitli tedbirlerin değerlendirildiğini dile getirdi.

NewsPim ajansının haberine göre Cho, Ukrayna tarafından bir özür iletildiğini doğruladı ancak bu adımın Seul’ün beklentilerini karşılamadığını kaydetti.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heorhii Tykhyi ise 7 Ekim’de yaptığı açıklamada, yaşanan krizi esir teslimine ilişkin gizlilik mutabakatının farklı yorumlanmasına bağladı.

Detayların önceden kararlaştırıldığını belirten Tykhyi, tartışmanın patlak vermesiyle kapalı kanallardan kamuoyuna kapalı müzakerelere başladıklarını aktardı.

Tykhyi, teslim talebinin esirleri kendi vatandaşı kabul eden Seul’den geldiğini bildirdi.

Güney Kore tarafının bu talebi, cumhuriyet sınırlarının tüm yarımadayı kapsadığını öngören anayasa maddesine dayandırdığını kaydeden sözcü, askerlerin teslim edilmesini Kiev’in iyi niyet göstergesi olarak nitelendirdi.

Kuzey Kore askerlerinin Kursk’taki varlığı

Kuzey Koreli askerler, Ukrayna ordusunun Ağustos 2024 başında girdiği Rusya’nın Kursk bölgesindeki çatışmalarda yer almıştı. Rusya ile Kuzey Kore aynı yıl Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalamıştı.

Rusya Genelkurmay Başkanlığı, bölgenin 2025 baharında Ukrayna güçlerinden tamamen temizlendiğini duyururken Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, Kuzey Kore birliklerinin Rus askerleriyle birlikte direnç ve kahramanlık sergilediğini öne sürdü.

Nisan ayında Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, Devlet Duması Başkanı Vyaçeslav Volodin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Pyongyang’da Kursk bölgesindeki çatışmalara katılan Koreli askerler anısına açılan müze kompleksinin törenine katıldı.

Okumaya Devam Et

Asya

Endonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi

Yayınlanma

Endonezya’nın yeni iş yasası sonrası sendikalar temel düzenlemeleri “zafer” olarak nitelendirirken, yatırımcılar “belirsizlik” ve artan risklere dikkat çekiyor.

Endonezya parlamentosunun salı günü kabul ettiği yeni iş yasası, ülkedeki işçi örgütlerinin takdirini kazanırken, artan istihdam maliyetleri iş dünyasında kaygıya yol açtı.

Temsilciler Meclisi, işçilerin korunmasına yönelik yasa tasarısını oybirliğiyle kabul etti. Yasa, tartışmalı 2020 tarihli “istihdam yaratma omnibus yasası” kapsamında kaldırılan bazı düzenlemeleri yeniden yürürlüğe sokuyor. Bunlar arasında hangi tür işlerin taşerona verilebileceğine ilişkin sınırlamalar ile şirketlerin çalışanları işten çıkarmadan önce yerine getirmesi gereken prosedürler de bulunuyor.

Çalışma Bakanı Yassierli, yeni yasanın belirli süreli iş sözleşmeleri için azami süreyi dört yıl olarak belirlediğini ve teknoloji şirketlerindeki gig ekonomisi çalışanlarını tek taraflı işten çıkarmalara karşı korumayı amaçlayan hükümler getirdiğini söyledi. Yassierli, salı günkü parlamento oturumunda tasarının temel maddelerini açıkladı.

Yassierli, “[Yasa], istihdamın tüm alanlarında fırsat eşitliğini ve eşit muameleyi güvence altına alarak işçi haklarının korunmasını güçlendiriyor,” dedi.

Yasanın nihai metni henüz kamuoyuna açıklanmadı ancak işçi örgütleri kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı.

Tüm Endonezya İşçileri Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Andi Gani, yasanın işçilere daha güçlü güvenceler sağladığını belirterek, personel temin şirketlerinin taşeron işçileri daimi çalışan statüsüne geçirmesine yönelik zorunlulukları, kıdem tazminatı güvence fonunun oluşturulmasını ve ücret hesaplamalarındaki iyileştirmeleri örnek gösterdi.

Gani gazetecilere yaptığı açıklamada, “İşverenler artık işçileri keyfi olarak işten çıkaramayacak,” dedi. “Parlamentoya ve hükümete sunduğumuz taslağın yüzde 90’ı işçilerin korunması yasasına dahil edildi” diye ekledi.

Endonezya İşçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Said Iqbal da yeni yasanın, omnibus yasasındaki ve daha önce yürürlükte olan 2003 tarihli işgücü yasasındaki hükümlere kıyasla işçilere çok daha güçlü koruma sağladığını söyledi.

Endonezya İşçileri Derneği ise yeni yasayı işçi hakları açısından bir “zafer” olarak nitelendirdi. Dernek Başkanı Mirah Sumirat yaptığı açıklamada, “Bugün müteşekkiriz ancak eleştirel tutumumuzu kaybetmeyeceğiz,” dedi. “Bütün hükümleri tek tek inceleyecek ve uygulama yönetmeliklerinin tamamını denetleyeceğiz” diye vurguladı.

Yeni yasa, Devlet Başkanı Prabowo Subianto’nun halk desteğinin hızla düştüğü bir dönemde yürürlüğe giriyor. Son birkaç ay içinde yayımlanan iki kamuoyu araştırması, kamuoyunda tepki çeken politikalar ve ekonomiye yönelik olumsuz algılar nedeniyle devlet başkanının onay oranlarının gerilediğini gösterdi. Temsilciler Meclisi’ndeki partilerin neredeyse tamamı iktidar koalisyonunda yer alıyor.

Ancak iş dünyası yasal değişiklikler konusunda kaygılı.

Endonezya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Erwin Aksa, yeni düzenlemelerin eski Devlet Başkanı Joko Widodo döneminde çıkarılan ve genel olarak iş dünyası dostu kabul edilen 2020 tarihli omnibus yasasının sağladığı esnekliğin bir bölümünü ortadan kaldırdığını söyledi.

Aksa, işgücü maliyetleri ile işe alım esnekliğinin yatırımcıların dikkate aldığı unsurlar arasında olduğunu ve şirketlerin yükümlülükleri konusunda kesinliğe ihtiyaç duyduğunu belirtti.

“İşgücü düzenlemeleri çok hızlı değişirse ya da uygulama yönetmelikleri belirsizlik yaratırsa, yatırımcılar bu riskleri hesaplarına dahil eder,” diyen Aksa, uygulamaya ilişkin teknik yönergelerin hazırlanmasında hükümet, işçiler ve işverenler arasında daha iyi bir diyalog kurulması çağrısında bulundu.

Aksa, “Şirketlerin maliyet yapılarını, iş sözleşmelerini ve işgücü planlamalarını uyarlayabilmeleri için yeterli geçiş süreleri de tanınmalı,” dedi.

Endonezya Tekstil Derneği İcra Direktörü Danang Girindrawardana ise yeni yasanın işletmeler açısından riskleri artırabileceği uyarısında bulundu. Girindrawardana, eski yasaya kıyasla idari ihlaller için cezai yaptırım öngören çok daha fazla hüküm bulunduğuna dikkat çekti.

Girindrawardana, “Aşırı katı düzenlemeler şirketleri insan emeği kullanımını azaltmaya ve teknolojiye yönelmeye teşvik edebilir,” dedi. “Önümüzdeki bir ila iki yıl içinde pek çok fabrika kesinlikle çökecek; üstelik piyasa koşullarının da yeterince iyileşmesi beklenmiyor” diye ekledi.

Stratejik danışmanlık şirketi FGS Global’in Direktör Yardımcısı Dedi Dinarto, daha yüksek kıdem tazminatı maliyetleri ve işten çıkarmalara getirilen daha sıkı kısıtlamaların, özellikle emek yoğun sektörlerde işverenleri işe alım ve genişleme konusunda daha temkinli davranmaya yöneltebileceğini söyledi.

Endonezya Amerikan Ticaret Odası Genel Müdürü Donna Priadi de dijital platformlarda çalışan gig ekonomisi çalışanlarının işçi statüsünde değerlendirilip değerlendirilmemesi gibi yeni yasanın birçok boyutunun daha fazla tartışılması gerektiğini söyledi.

Örneğin Singapur merkezli Grab ve Endonezyalı rakibi Gojek gibi araç çağırma şirketleri, sürücülerini “ortak” olarak tanımlıyor. Şirketler yeni yasayı incelemekte olduklarını açıkladı.

Priadi, birçok işletmenin henüz yasanın bir kopyasını bile almadığını ve yasanın nasıl uygulanacağı konusunda endişeli olduklarını söyledi. Endonezya’ya yatırım yapan ABD şirketlerinin, her iki tarafın da kazanacağı bir çözüm bulunması amacıyla hükümetle görüşmelerini sürdüreceğini belirtti. Priadi gazetecilere yaptığı açıklamada, “Hükümleri sindirmek ve işletmeler üzerindeki etkilerini hesaplamak için zamana ihtiyacımız var,” dedi.

Yogyakarta’daki Gadjah Mada Üniversitesi’nde iş hukuku öğretim görevlisi olan Nabiyla Risfa ise kayıt dışı çalışanların yeni yasayla birlikte “daha açık ve belirgin bir koruma” kazandığını, ancak uygulamaya ilişkin ayrıntıların “halen belirsiz” olduğunu söyledi.

İşçi hakları alanında faaliyet gösteren BPJS Watch kuruluşundan savunucu Timboel Siregar da yasanın yatırımlar üzerindeki etkisinin başka önlemlere bağlı olacağını belirtti. Siregar, daha güçlü işçi korumalarının verimliliği ve işletmelerin sürekliliğini desteklemek için daha basit yatırım prosedürleri ve daha güçlü hukuki öngörülebilirlikle birlikte uygulanması gerektiğini savundu.

Siregar, “İşletmeleri yatırım yapmaya teşvik etmek için yolsuzluk, yasa dışı harç ve ödemeler ile bürokratik engeller de ele alınmalı,” dedi.

Okumaya Devam Et

Asya

Hindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor

Yayınlanma

Hindistan’da Seçim Komisyonunun yürüttüğü liste güncellemesiyle 130 milyondan fazla seçmenin kaydı düşürüldü. Milyonlarca kişinin itirazı sonuçlanmazken, aralarında 20 milyon vefat ve 90 milyon adres değişikliği gerekçeli silme kararının bulunduğu uygulama geniş çaplı protestolara yol açtı.

Hindistan’da Seçim Komisyonunun yürüttüğü kapsamlı seçmen kütüğü güncellemesi kapsamında 130 milyondan fazla kişinin kaydı silindi.

Yaklaşık 1 milyar kayıtlı seçmenin oy hakkını korumak için vatandaşlık ve kimlik belgeleri sunmaya zorlandığı süreç, ülke genelinde kitlesel protestolara ve Seçim Komisyonu Başkanı Gyanesh Kumar’ın istifası yönünde çağrılara yol açtı.

Muhalefet partileri, insan hakları savunucuları ve analistler, Başbakan Narendra Modi liderliğindeki Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisinin (BJP) bağımsız kurumları kendi siyasi üstünlüğünü kalıcı kılmak amacıyla kullandığını savunuyor.

Sayıca Meksika nüfusunu aşan seçmen kaydının silinmesi, ülke genelinde yaklaşık 200 milyonluk nüfusa sahip Müslüman azınlığın siyasal haklarını hedef aldığı gerekçesiyle tepki çekiyor.

Milyonlarca itiraz karara bağlanmayı bekliyor

“Özel Yoğun Revizyon” (SIR) adı verilen uygulama kapsamında yetkililer, mükerrer, sahte veya şartları taşımayan kayıtları temizlemeyi amaçladıklarını öne sürüyor.

Ancak eski seçim yetkilileri ve uzmanlar, önceki dönemlerde görevlilerin kapı kapı dolaşarak seçmen kütüğünün kapsayıcılığını korumaya çalıştığını, mevcut sistemde ise ispat yükümlülüğünün tamamen vatandaşa yüklendiğini belirtiyor.

Eski Seçim Komiseri Ashok Lavasa, kurumsal yaklaşımın seçmenleri listeye dahil etmekten çıkarak onları en küçük bahaneyle sistem dışına itmeye dönüştüğünü kaydetti.

Lavasa, isimlerdeki yazım hataları veya eski arşivlerdeki kâtip yanlışlıkları gibi teknik ayrıntıların algoritmalar tarafından “mantıksal uyumsuzluk” olarak işaretlendiğini ve yurttaşların mağdur edildiğini dile getirdi.

Süreçte 20 milyondan fazla kişinin “vefat ettiği”, 90 milyon kişinin ise “adreste bulunmadığı veya taşındığı” gerekçesiyle kaydı düşürüldü.

Silinme kararına karşı resmi itirazda bulunan milyonlarca yurttaşın başvurusu inceleme aşamasında bekletilirken, hayatta olduğu halde ölü kaydı düşülen bazı seçmenler de haklarını geri almaya çalışıyor.

Eski Hindistan Başsavcısı ve eski Yüksek Mahkeme Yargıcı Rohinton Nariman, oy hakkının büyük bir tehlike altında olduğunu vurguladı.

Müslüman nüfus ve yoksul kesimler hedefte

Yönetici partinin stratejisine aşina iki üst düzey yetkili, The New York Times’a yaptıkları açıklamada, sürecin siyasi ve ideolojik hedefler taşıdığını aktardı.

Yetkililerden biri, yerel parti teşkilatlarının itiraz formları aracılığıyla muhalif görülen isimleri sistemden sildirmeye çalıştığını ifade etti.

İkinci yetkili ise 2019 yılındaki vatandaşlık testlerinde çok sayıda Hindunun belgesiz çıkması üzerine durdurulan girişimin, şimdi Seçim Komisyonu eliyle Müslümanları siyaset dışına itmek amacıyla yürütüldüğünü söyledi.

BJP yetkilileri süreci Bangladeşli “sızmaları” temizleme argümanıyla savunurken, partinin sözcüsü Pratyush Kanth siyasi partilerin geçmişte mükerrer ve sahte kayıtların temizlenmesini talep ettiğini, yapılan işlemin şüpheli gösterilmemesi gerektiğini öne sürdü.

Buna karşılık ülkedeki kayıt sisteminin yetersizliği nedeniyle doğum belgesi dahi bulunmayan yoksul vatandaşlar, oy merkezleri ile günlük çalışma mesaileri arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.

BJP yöneticileri ayrıca kaydı silinen kişilerin vatandaşlara sağlanan sosyal yardımlardan mahrum bırakılacağını ilan etti.

Güneydeki Karnataka eyaletinde tek bir günde verilen yaklaşık 2 bin silme başvurusunun neredeyse yarısının yalnızca beş kişi tarafından yapıldığı ve hedef alınan isimlerin ezici çoğunluğunun Müslüman olduğu belirlendi.

Batı Bengal seçimleri tartışmaları büyüttü

Seçim kütüğü revizyonunun sonuçları eyalet düzeyinde belirleyici hale geldi.

BJP’nin onlarca yıldır parlamento çoğunluğunu elde edemediği Batı Bengal’de, yaklaşık 9 milyon seçmenin kaydının silinmesinin ardından mayıs ayında yapılan seçimleri ilk kez iktidar partisi kazandı.

Yüksek Mahkemenin itirazlar sonuçlanmadan seçimlerin yapılmasına izin vermesi tepkileri artırdı.

Mahkeme tarafından görevlendirilen yetkililer 1,6 milyon seçmenin listeye geri alınmasını onaylasa da Seçim Komisyonu bu karara itiraz ederek yurttaşların kaydını engelledi.

Muhalefet partileri, silinen seçmen sayısının BJP’nin kazandığı 207 sandalyenin 82’sindeki zafer farkından daha yüksek olduğuna dikkat çekerek mahkemeye başvurdu.

Seçim Komisyonu bünyesindeki üç komiserden ikisinin de bu engelleme girişimine kurum içinde itiraz ettiği bildirildi.

Modi hükümeti, 2023 yılında seçim komiserlerini atayan kurulun yapısını iktidar lehine değiştirmiş ve komiserlere yasal dokunulmazlık tanıyan yasayı kabul etmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English