Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran savaşı Körfez’in ABD’ye 4 trilyon dolarlık yatırımını riske atıyor

Yayınlanma

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının yol açtığı ekonomik fatura, Suudi Arabistan, Katar ve BAE’nin Washington’a vadettiği 4 trilyon dolarlık yatırımı tehlikeye düşürdü. Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü (PIIE) raporu, bölge ülkelerinin savunma harcamalarına öncelik vermesiyle vaatlerin ertelenebileceğini ve Beyaz Saray’ın yeni ticari baskılar kurabileceğini gösteriyor.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri harekatının tetiklediği maliyetler, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Washington yönetimine vadettiği yaklaşık 4 trilyon dolarlık yatırım paketini tehlikeye atıyor.

Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü (PIIE) imzasını taşıyan 15 sayfalık raporda, sıcak çatışmaların bu üç Körfez ekonomisini dünya genelinden çok daha derin sarstığı vurgulandı.

Analize göre Suudi Arabistan, Katar ve BAE; savunma sanayisi, enerji altyapısı ve ticaret rotalarını ayakta tutabilmek adına bütçelerinden daha yüklü kaynak ayırma zorunluluğuyla karşı karşıya.

Söz konusu ülkeler, kısa vadeli bir likidite krizini önleyecek mali rezervlere ve borçlanma gücüne sahip görünüyor.

Buna karşın tırmanan ekonomik yükün, başkentleri ABD pazarındaki taahhütler yerine kendi iç harcamalarına odaklanmaya itebileceği belirtiliyor.

PIIE raporunda, çatışmaların bölgedeki mali dengeleri ve ekonomik beklentileri aşındırdığı, bu durumun büyüme modellerinde kalıcı izler bırakabileceği kaydedildi.

Değerlendirmede ayrıca, Fars Körfezi’ndeki Amerikan güvenlik şemsiyesine duyulan inancın zedelendiği ifade edilerek şu soruya dikkat çekildi:

“Şimdi asıl soru, üç ülkenin taahhütlerini yerine getirip getirmeyeceği ve bunu hangi biçimde yapacağıdır.”

AWS, Bahreyn ve BAE’deki bulut veri sistemlerine hâlâ erişemiyor

Taahhütlerin gecikmesi halinde Başkan Donald Trump yönetiminin Körfez başkentlerine uyguladığı baskıyı artırabileceği öngörülüyor.

Beyaz Saray’ın ortaklarını vaatlerine sadık kalmaya zorlamak için gümrük vergilerini bir koz olarak kullandığı hatırlatılan raporda, Ocak 2026’da Güney Kore parlamentosunun yatırım anlaşmasını onaylamakta gecikmesi üzerine Seul yönetimine yönelik tarife tehditleri örnek gösterildi.

ABD ve İsrail, 28 Şubat’ta İran lideri Ayetullah Ali Hamaney ile üst düzey askeri kadroyu hedef alan saldırılarla savaşı başlatmıştı.

Bölgedeki Arap yönetimleri, bu süreçte hava sahalarını ve üslerini ABD ile İsrail güçlerine açarken, kimi ülkeler İran hedeflerine doğrudan hava harekatı düzenledi.

Tahran yönetiminin misillemeleri ve Hürmüz Boğazı’ndaki kontrolü sertleştirmesi üzerine Washington, 8 Nisan’da ateşkes kararı aldı.

Fakat 17 Haziran’da imzalanan İslamabad Mutabakat Zaptı’na rağmen ABD temmuz ayında hava saldırılarına dönerek deniz ablukası başlattı.

İran Silahlı Kuvvetleri ise bölgedeki Amerikan askeri varlığına misillemede bulunarak Hürmüz Boğazı’nı tüm gemi trafiğine kapattığını duyurdu.

Ortadoğu

BAE ve Ürdün, 2,5 milyar dolarlık demiryolu projesinin temelini attı

Yayınlanma

Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Akabe-El Şidiya-Maan Demiryolu Projesi’nin temel atma törenine katıldı.

Proje, Akabe Limanı’nı Ürdün’deki El Şidiya ve Gor el-Safi’deki önemli madencilik merkezlerine bağlayan 403 kilometrelik 2,5 milyar dolarlık bir ulaşım ağının inşasını öngörüyor.

Bu yatırımın, madenler ile limanlar arasında doğrudan bir bağlantı sağlayarak, nakliye maliyetlerini düşürmesi ve tedarik verimliliğini artırmasıyla madencilik sektörüne ivme kazandırması bekleniyor.

BAE, Temmuz ayında Başkan Yardımcısı Şeyh Mansur bin Zayed’in de katılımıyla projeyi imzalamıştı.

Pazartesi günü gerçekleştirilen temel atma töreni, Ürdün-BAE Demiryolları Şirketi tarafından geliştirilen bölgesel ulaşım altyapısı alanında atılmış bir adım.

Şeyh Halid, birkaç üst düzey yetkiliyle birlikte Akabe’deki Kral Hüseyin Uluslararası Havalimanı’nda Kral Abdullah tarafından karşılandı

 Veliaht Prens ayrıca projeye dahil olan yetkililerle de bir araya geldi. Projenin, iki ülkenin kilit sektörlerde ikili ortaklıklarını daha da güçlendirme konusundaki kararlılığını yansıttığını belirtti.

Ürdün-BAE Demiryolları Şirketi Başkanı Dr. Muhammed Sneybat, temel atma töreninin Ürdün-BAE ortaklığında yeni bir sayfanın açıldığını ifade etti.

Demiryolu hatlarının yanı sıra, yaklaşık 55 köprü, altı tünel ve ilgili mühendislik yapıları inşa edilecek.

Yılda yaklaşık 16 milyon ton fosfat ve potas taşımak üzere tasarlanan hat, nakliye maliyetlerini önemli ölçüde azaltmayı ve Ürdün’ün madencilik merkezlerinden Akabe’deki nakliye terminallerine doğrudan yapılan ihracat lojistiğini kolaylaştırmayı hedefliyor.

Yeni demiryolu hattı, Ürdün Vadisi’ndeki Gor el Safi’den Akabe’ye uzanan ve şu anda potasın kamyonlarla taşındığı tıkanık karayolunun yanı sıra, güneydeki El Şidiye’den limana fosfat ihracat yükünü taşıyan eski demiryolu hattının yerini alacak.

Projenin iktisadi etkisi, hizmet verdiği çeşitli sektörlere ve bölgelere yayılacak. Projenin, Ürdün’ün güneyinde yaklaşık 5.000 istihdam yaratması ve maden nakliye maliyetlerini yıllık yaklaşık 40 milyon dolar azaltarak Ürdün madencilik sektörünün rekabet gücünü artırması bekleniyor.

Petra haber ajansının bildirdiğine göre, BAE-Ürdün Demiryolu Şirketi tarafından geliştirilen ve işletilen bu inşaat projesi, BAE devlet yatırım şirketi L’imad Holding ile Ürdün Fosfat Madencilik Şirketi, Arab Potash Şirketi, yatırım yönetim şirketi Musahamat ve Sosyal Güvenlik Fonu’ndan oluşan bir konsorsiyum arasında %50-50 oranında bir ortak girişim. İnşaatın beş yıl sürmesi bekleniyor.

BAE, ağır yük ve yolcu taşımacılığı hizmetleri için yedi emirliği de kapsayan 1.200 km uzunluğundaki demiryolu ağı olan Etihad Rail ağı da dahil olmak üzere, çeşitli ulusal ve sınır ötesi demiryolu girişimlerinde yer alıyor.

BAE ayrıca, Abu Dabi’yi Sohar Limanı’na bağlayan Hafeet Rail (Umman-BAE Demiryolu) bağlantısını ortaklaşa geliştiriyor.

BAE, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nun da kilit imzacılarından biri.

Bu çok uluslu ulaşım çerçevesi, BAE, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail’i geçen birleşik gemi-demiryolu transit ağı aracılığıyla Hindistan’ı Avrupa’ya bağlamak üzere tasarlandı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Şam, İsrail’in baskısıyla Dera’daki askeri birliklerini çekmeye hazırlanıyor

Yayınlanma

El-Ahbar gazetesinde yer alan haberde İsrail ordusunun Suriye sınırındaki askeri tahkimatı ve yol inşaatını artırması üzerine Şam yönetiminin güneydeki ordu birliklerini polisle değiştirmeye hazırlandığı öne sürüldü. Yeniden yapılanma kapsamında 40. Tümen dağıtılırken, Nasib Sınır Kapısı’ndaki yaklaşık 500 sınır muhafızı Tanf bölgesine sevk edildi.

İsrail ordusunun Suriye’nin güneyinden Şam kırsalına uzanan hatta askeri hareketliliğini ve baskısını artırması üzerine Şam yönetiminin Dera vilayetindeki askeri birliklerini geri çekmeye hazırlandığı öne sürüldü.

Lübnan merkezli El-Ahbar gazetesinin haberine göre İsrail, Suriye’nin güney sınırında yeni bir askeri ve güvenlik düzeni kurma girişimlerini sürdürüyor.

Eylül ortası ve ekim başında yoğunlaşan hava keşif uçuşlarına, kara birliklerinin sınırı geçerek düzenlediği baskınlar ile bombardımanlar eşlik etti.

İsrail güçlerinin eylül ayındaki kara ve hava operasyonlarının, Şeyh Dağı’ndaki Beyt Cin şelaleleri, çevredeki tarım arazileri, Kalat Cendel ve Şam’ın batı kırsalındaki yeni mevzilere kadar yayıldığı aktarıldı.

Sınır hattında askeri yol projesi yeniden başladı

İsrail ordusu, ateşkes ve ayırma hattı boyunca uzanan “Sufa 53” adlı askeri yol projesinin kazı çalışmalarını yeniden başlattı.

Faaliyetlerin özellikle Kuneytra’nın güney kırsalındaki el-Aşşe ve er-Refid köylerinde yoğunlaştığı bildirildi. İsrail ordusunun iş makineleri ve buldozerlerle girdiği bu iki yerleşimde internet bağlantısının kesildiği, öncesinde ise bölgede baskınlar düzenlendiği ve ateş açıldığı kaydedildi.

Haberde, İsrail güçlerinin bölgedeki tarım arazileri ile meralara kimyasal maddeler püskürttüğü, ağaçları kestiği ve arı kovanlarını tahrip ettiği belirtildi.

Gazete, geçim kaynaklarını hedef alan bu adımların, halkı yoksullaştırarak İsrail’in sunduğu yardımları kabule zorlama amacı taşıdığını öne sürdü.

İsrail birliklerinin baskınlar sırasında köylülerin maddi durumları ile gıda gereksinimlerine dair veriler topladığı, el-Hamidiye kasabasında ise bölge sakinlerinin ellerinde tuttukları kimlik kartlarıyla fotoğraflarının çekildiği aktarıldı.

Bu girişimlerin istihbari amaç taşıdığına dikkat çekilirken, bölge dışından kişilerin gözaltına alındığı ve eski işbirlikçiler üzerinden yeni ağlar kurulmak istendiği savunuldu.

Dera’da ordu çekiliyor, yerini polis alıyor

İsrail’in sahadaki baskısı sürerken, Şam yönetiminin güneydeki askeri varlığında köklü bir yeniden yapılanmaya gittiği bildirildi.

Habere göre söz konusu düzenlemeler, İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Havalimanı’na düzenlenen saldırı sonrasında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile Mossad Başkanı Roman Gofman arasında Ürdün’ün başkenti Amman’da yapıldığı belirtilen görüşmeyle bağlantı taşıyor.

Gazeteye konuşan askeri kaynaklar, Savunma Bakanlığına bağlı 40. Tümen’de ani değişikliklere gidildiğini açıkladı. Bu kararın, Heyet Tahrir eş-Şam mensuplarına Ahrar eş-Şam kökenli komutanlar karşısında öncelik verilmesiyle tetiklenen Dera ve kuzeyli komutanlar arasındaki çekişmeden ibaret olmadığı vurgulandı.

Kaynaklar, düzenlemenin ordu birliklerinin Dera’dan çekilmesi ve yerlerine İçişleri Bakanlığına bağlı polis unsurlarının konuşlandırılması yönünde bir ön adım niteliği taşıdığını bildirdi.

40. Tümen dağıtıldı, muhafızlar Tanf’a sevk edildi

Yeniden yapılanma kapsamında dağıtılan 40. Tümen’in personeli, Suriye’nin orta kesiminde kurulan 1. Tugay bünyesine dahil edildi.

Humus, Hama ve İdlib’den bazı birliklerin de bu yeni tugaya bağlandığı kaydedildi.

Dera kökenli subayların bir kısmı görevden uzaklaştırılırken, bazı komutanların rütbeleri tabur komutan yardımcılığı seviyesine düşürüldü.

40. Tümen bünyesindeki değişiklikler çerçevesinde ise Ürdün sınırındaki Nasib Sınır Kapısı’nda görev yapan yaklaşık 500 sınır muhafızı Tanf bölgesine sevk edildi.

Askeri alandaki tasfiyelerin idari birimlere de yansımasının beklendiği, Dera Valiliği görevine güvenlik birimlerinden isimlerin atanabileceği ifade edildi.

Bölgede ordunun çekilmesiyle oluşacak muhtemel güvenlik boşluğunun, İsrail ordusuna güney kırsalında daha geniş bir hareket alanı sağlayabileceği endişesi dile getiriliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’den Batı Şeria planı: Filistin Yönetimi’ne savaş senaryosu

Yayınlanma

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne karşı Gazze ve Lübnan modeli askeri harekat planladıklarını açıkladı. Plan; kara ve hava taarruzunu, geniş çaplı tahliyeleri ve altyapının imhasını öngörüyor. Bölgede 2025 başından bu yana on binlerce Filistinli mülteci kamplarından zorla çıkarıldı.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, hükümetin haftalık kabine toplantısında bakanlara Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne karşı olası bir savaşa dair hazırlıkları aktardı.

Katz, 7 Ekim saldırılarından çıkarılan dersler doğrultusunda ordu için bir “referans senaryo” hazırlandığını duyurdu.

Planın, Filistin Yönetimi güvenlik birimleri ile El Fetih bağlantılı Tanzim grubunun silahlarını İsrail askerlerine ve yerleşimcilere yöneltmesi ihtimaline odaklandığı kaydedildi.

Katz, böyle bir senaryonun gerçekleşmesi halinde Filistin Yönetimi’ne resmen savaş ilan edileceğini ve ordunun kapsamlı bir taarruz başlatacağını belirtti.

Başbakan Binyamin Netanyahu ile onayladıkları harekat planının “kısa ve şiddetli” bir çatışma öngördüğünü savunan Katz, sürecin Gazze ve Lübnan’daki askeri yöntemlere benzer biçimde ilerleyeceğini ifade etti.

Tahliye ve altyapının hedef alınması planlanıyor

Açıklanan plan; kara ve hava birliklerinin devreye sokulmasını, özel yöntemlerin tercih edilmesini, üst düzey isimlerin hedef alınmasını veya sınır dışı edilmesini içeriyor.

Plan kapsamında ayrıca silah depolarının imhası, halkın geniş çapta tahliyesi, şehirler ile mülteci kamplarındaki altyapının yok edilmesi hedefleniyor. Katz, geçmişteki gibi yıllarca süren bir intifada yerine sahada doğrudan sonuç almayı amaçladıklarını dile getirdi.

Filistin Yönetimi’nin ana omurgasını oluşturan El Fetih bünyesindeki Tanzim ağı, İkinci İntifada sürecinde El Aksa Şehitleri Tugayları’nın ortaya çıkışında rol oynamıştı.

Ramallah yönetiminin İsrail makamlarıyla yürüttüğü güvenlik koordinasyonuna karşın, El Aksa Şehitleri Tugayları dahil bazı gruplar bölgede silahlı faaliyetlerine devam ediyor.

Savunma Bakanı’nın açıklamaları, Başbakan Netanyahu’nun Hamas’a ilişkin iddialarının ardından geldi. Netanyahu, ekim sonunda yapılması planlanan genel seçimler öncesinde Hamas’ın saldırı girişiminde bulunabileceğini öne sürerek, olası adımlara ezici güçle karşılık verileceğini savundu.

Katz ise daha önce de Batı Şeria’ya yönelik geniş kapsamlı askeri harekat ihtimalini gündeme taşımıştı.

İsrail basını da benzer dönemde Ramallah’ın silah kapasitesine ilişkin iddialara yer verdi. Israel Hayom gazetesi, Filistin Yönetimi’nin cephaneliğinde tanksavar sistemleri ile RPG-7 roketatarlarının yer aldığını ve PKM makineli tüfeklerinin kullanıldığını iddia etti.

Filistin Yönetimi ise Hamas ve İslami Cihad gibi grupların da etkin olduğu bölgede, gözaltı operasyonları ve baskınlarla İsrail ile yürüttüğü güvenlik koordinasyonunu sürdürüyor.

İşgal altındaki Batı Şeria’da sahadaki baskı da tırmanıyor.

2025 başından bu yana on binlerce Filistinli, mülteci kamplarından zorla tahliye edildi.

Yüzlerce konutun yıkıldığı bölgede yerleşim birimleri yasal düzenlemelerle genişletilirken, yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet olaylarında da belirgin bir artış kaydediliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English