Bizi Takip Edin

Avrupa

AB, endişelere rağmen Türkiye’ye çöp ihracına devam edecek

Yayınlanma

Avrupa Birliği, AB kurallarını ihlal edebilecek çevresel zarara dair kanıtlara rağmen, her yıl Türkiye’ye yüz binlerce ton plastik atık ihraç etmeye devam edecek.

Bu karar, AB’nin en önemli atık pazarı olan Türkiye’nin ticarete açık kalacağı anlamına geliyor.

Türkiye, AB’nin ihraç ettiği plastik atıkların üçte birinden fazlasını alıyor.

POLITICO tarafından elde edilen bir Avrupa Komisyonu değerlendirmesi, Türkiye’nin AB atıklarını işleme biçimiyle ilgili uzun bir endişe listesi ortaya koydu ve uluslararası atık ticaretinin genellikle belirsiz ve izlenmesi zor dünyasına dikkat çekti.

Endişeler arasında plastik atıkların nasıl yönetildiğine dair sınırlı bilgi, AB yönetmeliğinin nasıl uygulandığı ve yürürlüğe konduğuna dair belirsizlik ve politikanın uygulanmasına ilişkin paydaşların sınırlı katkısı yer alıyordu.

Komisyon, Türkiye’de plastik atıkların yalnızca yaklaşık %10’unun geri dönüştürüldüğünü, çoğunluğunun ise hâlâ çöp depolama alanlarına gönderildiğini, yanlış yönetildiğini veya çevreye sızdığını tahmin eden birçok paydaşla görüşme yaptı.

Bu durumlar, AB’nin Atık Sevkiyat Yönetmeliği’nin 45. maddesi uyarınca ihracatın askıya alınması için potansiyel nedenler olarak gösteriliyor.

Bununla birlikte, AB yürütme organı, atık sevkiyatlarının devam etmesine izin verilmesi gerektiği sonucuna vardı.

Değerlendirme Türkiye’ye odaklandı çünkü ülke, açık ara farkla Avrupa atıklarının en büyük ithalatçısı konumunda.

Geçen yıl Türkiye, yaklaşık 25 milyar adet 500 ml’lik meşrubat şişesine denk gelen 510.000 ton AB plastik atığı ithal etti.

Bu miktar, OECD ülkelerine ihraç edilen plastik atıkların %70’ini ve ihraç edilen tüm plastik atıkların %36’sını oluşturdu.

Kirliliği azaltmak amacıyla belirli türdeki AB atıklarının üçüncü ülkelere ihracatını kısıtlayan AB’nin Atık Sevkiyatı Yönetmeliği uyarınca, Komisyon’un bu yıl 21 Mayıs tarihine kadar, büyük miktarda plastik atık ithal eden OECD ülkelerinin kendi ülkelerinde ciddi çevre veya sağlık zararlarına yol açıp açmadığını değerlendirmesi gerekiyordu.

1 Eylül tarihli ve gecikmeli olarak yayınlanan değerlendirmesinde, yurtiçi ve ithal plastik atıklarla ilgili “ciddi sorunlar”a işaret etmesine rağmen, Komisyon ihracatın devam edebileceğine karar verdi.

Komisyon, Türkiye’nin plastik atık yönetimi konusundaki yasal çerçevesini güçlendirdiğini ve bunun uluslararası ve AB kurallarıyla “genel olarak uyumlu” olduğunu, ayrıca çevre mevzuatının uygulanmasını iyileştirdiğini tespit etti.

Çevre Araştırma Ajansı (EIA) ve Rethink Plastic ittifakının kıdemli kampanyacısı Lauren Weir, raporun Komisyon’un bulguları ile yönetmeliğe ilişkin yorumu arasında “endişe verici bir uyumsuzluk” olduğunu gösterdiğini söyledi.

“Yönetmeliğin koruma prosedürü, çevreye duyarlı yönetimin yeterli kanıtının bulunmadığı durumlarda alınacak önlemleri açıkça öngörmektedir,” diyen Weir, EIA’nın bu konuyu Komisyon nezdinde takip ettiğini de sözlerine ekledi.

Çukurova Üniversitesi’nde çevre araştırmacısı ve Türkiye merkezli Mikroplastik Araştırma Grubu başkanı Dr. Sedat Gündoğdu, AB yasalarının çevreye duyarlı yönetimin yeterli kanıtının bulunmadığı durumlarda “açıkça önlem alınmasını zorunlu kıldığını” belirtti ve şunları söyledi:

“Komisyon’un değerlendirmesi, ezici delillere rağmen bir sorun olmadığı iddiasında bulunuyor. AB, yarattığı kirliliğin sorumluluğunu üstlenmeli ve bu kirliliği meşrulaştırmak yerine Türkiye’ye atık sevkiyatlarını askıya almalıdır.”

Bir Komisyon sözcüsü, raporun “çevreye duyarlı atık yönetimini desteklemek için hem kaydedilen ilerlemeleri hem de hâlâ ele alınması gereken eksiklikleri” vurguladığını belirtti.

Komisyon, sürdürülebilir atık yönetimini güçlendirmeye yardımcı olmak için Türkiye ile yakın işbirliği içinde çalışmaya devam edecek ve gelişmeleri “dikkatle izleyecek” diye ekledi.

Durumun yeniden değerlendirilmesi 2028’den önce yapılacak.

Avrupa

AP’den Tayvan Boğazı’nda deniz varlığı çağrısı

Yayınlanma

Avrupa Parlamentosu (AP), bugün AB üye devletlerine Tayvan Boğazı ve çevresindeki bölgede deniz varlığını artırmaları yönündeki çağrıyı oylayacak.

Bu ifade, liberal Renew grubundan Hilde Vautmans tarafından hazırlanan ve AB ile Pekin arasındaki çok çeşitli ikili konuları kapsayan, AB-Çin ilişkilerine ilişkin Parlamento tavsiyesinde yer alıyor.

Metin, AB’yi “bölgedeki istikrarı güçlendirmek amacıyla, deniz varlığı ve ortak tatbikatlar da dahil olmak üzere daha sıkı bir güvenlik koordinasyonu için üye devletlerle işbirliği yapmaya” çağırıyor .

Bu ifadeye karşı çıkanlar da var. Sol grubundan (ELA) Danilo Della Valle, söz konusu pasajın metinden çıkarılması için bir değişiklik önergesi sundu.

Bu, deniz varlığı ve tatbikatlara yapılan atıfın bugünkü genel kurul oturumunda ayrı oylamaya tabi tutulacağı anlamına geliyor.

Della Valle, Rapporteur’e verdiği demeçte, raporun AB’yi Asya’da “militarist bir eğilime” itme riski taşıdığını belirterek, Çin’in stratejik bir rakipten ziyade uluslararası bir ortak olarak ele alınması gerektiğini savundu.

Eski İtalyan Genelkurmay Başkanı General Vincenzo Camporini, Rapporteur’e verdiği demeçte, bölgedeki bir Avrupa deniz varlığının önemli bir lojistik çaba gerektireceğini belirterek, Avrupa ülkelerinin bunu sürdürecek kaynaklara sahip olup olmadığını sorguladı.

Camporini, İtalya ve diğer Avrupa ülkelerinin Bab el-Mendeb’e gemi göndermekte halihazırda karşılaştıkları zorluklara dikkat çekerek, Uzak Doğu’da kalıcı bir Avrupa deniz varlığını “devasa bir hayal” olarak nitelendirdi.

Oylama, AB-Çin ilişkilerinin iktisadi alanda gerginleştiği bir dönemde gerçekleşiyor.

Fransa ve Almanya, Avrupa Komisyonu’nu, ciddi ve sistematik çarpıklıklara yanıt olarak Brüksel’in AB iç pazarından “derhal kesinti”ye kadar varan önlemler almasına olanak tanıyacak yeni bir ticaret aracı geliştirmeye çağırdı.

Fransız-Alman mektubunda Çin’in adı geçmese de, bu girişimin öncelikle Pekin’i hedef aldığı yaygın olarak kabul ediliyor.

AP’nin en büyük grubu olan muhafazakâr Avrupa Halk Partisi (EPP) raporu güçlü bir şekilde destekliyor ve AB’den Çin’le ilişkilerde “gücünü göstermesini” talep ediyor.

Metnin, Renew ve Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) gruplarından destek alması bekleniyor.

Sosyalistler metin konusunda bölünmüş durumda; grup, ortak bir zemin bulmak için salı gecesi son dakika toplantısı düzenledi.

Grup, Belçika, Fransa, Hollanda, Almanya ve Danimarka delegasyonlarının baskısıyla şu anda lehte oy kullanma eğiliminde olduğunu belirtiyor. 

Fakat Sosyalist kaynakların Rapporteur’e doğruladığı üzere, en büyük iki heyet olan İtalyan ve İspanyol heyetleri, liderlerinin metni fazla sert bulması nedeniyle çekimser kalma eğiliminde.

Parlamento metni ayrıca önerilen deniz varlığını doğrudan Tayvan’la ilişkilendirerek, AB’den “Çin’i tırmanıştan caydırmak için çaba göstermesini” ve “ada çevresinde gelecekte yaşanabilecek olası gelişmeler” için acil durum önlemleri ve senaryo planlaması geliştirmesini talep ediyor.

Tayvan meselesi son zamanlarda Brüksel’de kurumlar arası gerginliklere yol açtı. Eylül ayında, Tayvan Başbakan Yardımcısı Hsiao Bi-khim’in sürpriz konuk olarak duyurulmasının ardından Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu’nun İtalya’da düzenlediği bir konferanstan çekilmişti.

Pekin’in bu durumdan dolayı Roma ve Brüksel’e şikayette bulunduğu bildirildi.

AP’nin nihai metni, AB’nin uzun süredir izlediği “Tek Çin” politikasını sürdürürken Tayvan ile ilişkilerini geliştirmeye devam etmesi ve Tayvan Boğazı ile Güney Çin Denizi’ndeki statükoya yönelik tek taraflı değişikliklere karşı çıkması gerektiğini vurguluyor.

Tayvanlı yetkililer için bu metin, onaylanması halinde olumlu bir işaret olacak.

Tayvan’ın Brüksel Büyükelçisi Shieh Jhy-wey, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Aynı görüşleri paylaşan Avrupalı ortaklarımızın sürekli ilgisini ve desteğini, özellikle de Tayvan Boğazı ve daha geniş Hint-Pasifik bölgesinde barış ve istikrarın önemine yaptıkları açık vurguyu büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa’da gizli toplantı: 27 ülke kabus senaryosunu görüştü

Yayınlanma

Politico’nun haberine göre AB üyesi 27 ülkenin büyükelçileri, can kaybına yol açabilecek kapsamlı bir hibrit saldırı ihtimaline karşı telefonların yasaklandığı kapalı toplantılarda bir araya geldi. Kriz planında birliğin güvenlik yetkileri ile NATO’nun rolü konusunda başkentler arasında görüş ayrılığı çıktı.

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler, insan kayıplarına yol açabilecek kapsamlı bir hibrit saldırı ihtimaline karşı hazırlık yürütüyor.

Politico’nun Avrupalı diplomat ve yetkililere dayandırdığı habere göre, olası bir kriz senaryosu karşısında birliğin güvenlik alanındaki rolü ve NATO ile yetki çatışması riski üye ülkeler arasında görüş ayrılıklarına yol açtı.

Birlik üyesi 27 ülkenin büyükelçileri, son haftalarda telefonların ve yardımcı personelin içeri alınmadığı gizli toplantılarda bir araya geldi. İki diplomat, görüşmelerin ana gündem maddesini “kabus senaryosu” olarak tanımlanan geniş çaplı bir hibrit saldırının oluşturduğunu belirtti.

AB Komisyonunun adaletten sorumlu üyesi Michael McGrath, Avrupa demokrasilerinin artan sayıda tehditle karşılaştığını vurgulayarak, “Tehditleri öngörme ve tespit etme kapasitemizi artırıyor, erken uyarı sistemlerini geliştiriyoruz. Demokratik dayanıklılığımızın sınandığı durumlarda Avrupa’nın hızlı ve ortak yanıt verme kabiliyetini güçlendiriyoruz” dedi.

Görüşmelerde acil müdahale ekiplerinin görevlendirilmesi, saldırıya uğrayan ülkeye AB fonlarından mali kaynak sağlanması ve birlik kurumlarının kriz anındaki iletişim süreçleri ele alındı.

Üst düzey bir AB diplomatı, “Ciddi bir gelişmeye karşı hazırlıklı olmalıyız” değerlendirmesini yaptı.

Başkentler arasında NATO ve güvenlik yetkisi tartışması sürüyor

Buna karşılık bazı üye ülkelerin başkentlerinde AB’nin güvenlik alanında sınırlarını aştığı ve NATO’nun asli görevlerini üstlenmeye çalıştığı yönünde kaygılar dile getiriliyor.

Diplomatlar ayrıca AB içinde güvenli iletişim kanallarının yetersiz olduğunu ve büyükelçilerin toplantılarındaki gizli bilgilerin basına sızmasından endişe edildiğini aktarıyor.

Süreci karmaşıklaştıracak yeni mekanizmalar kurulmasına karşı çıkan kıdemli bir diplomat, mevcut kriz araçlarının kullanılmasını önererek, “Zaten işleyen mekanizmalarımız var. Bir kriz anında, pandemi ve diğer süreçlerde başarı sağlayan Bütünleşik Siyasi Kriz Müdahalesi (IPCR) sistemini devreye sokabiliriz” diye konuştu.

Görüşmelerin, ağustos ayında Leipzig Havalimanı’nda yaşanan insansız hava aracı (İHA) olayının ardından hız kazandığı belirtildi.

Almanya, Leipzig/Halle Havalimanı’nda 4 Ağustos’ta kaydedilen uçuşların ardından eylül başında sorumluluğun Rusya’ya ait olduğunu öne sürdü. Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, olayın “Rusya’nın Avrupa’daki hibrit operasyon kalıbıyla örtüştüğünü” dile getirdi.

Berlin ve Moskova karşılıklı adımlarla diplomatik misyonları kısıtladı

Berlin yönetimi İHA vakasının ardından Rusya’nın Bonn Başkonsolosluğunu kapatma, Rus Evi’nin faaliyetlerini durdurma, Rusya vatandaşlarına yönelik giriş kontrollerini sıkılaştırma ve “gölge filo” üzerindeki denetimi artırma kararı aldı.

Moskova ise misilleme olarak Almanya’nın St. Petersburg Başkonsolosluğunun çalışma iznini iptal etti ve Rusya’daki Goethe Enstitülerinin kapatılmasını istedi. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Almanya ile diplomatik ilişkilerin tamamen kesilmesinin gündemde olmadığını duyurdu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Berlin’in suçlamalarını Almanya’nın iç siyasetindeki gelişmelere bağlayarak, “İşletmeler ve istihdam alanları kapanıyor. Bütün bunların neden yapıldığı belirsiz. Tek açıklama olarak ‘saldırgan Rusya’ya karşı durma’ gösteriliyor. Kanıtlar nerede?” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Eski İngiliz diplomat Ian Proud, Rusya dönüşünde alıkonuldu

Yayınlanma

İngiltere Dışişleri Bakanlığının eski Rusya masası diplomatı Ian Proud, Moskova’daki akademik konferansın ardından Londra Heathrow Havalimanı’nda terörle mücadele mevzuatı kapsamında üç saat alıkonuldu. Dijital cihazlarına el konulan eski diplomat, Batı’nın diplomasi yanlısı sesleri sindirmeye çalıştığını belirtti.

İngiltere Dışişleri Bakanlığında uzun yıllar görev yapan ve 2014 ile 2019 yılları arasında Birleşik Krallık Moskova Büyükelçiliğinde kıdemli diplomat olarak çalışan Ian Proud, Rusya dönüşünde Londra Heathrow Havalimanı’nda terörle mücadele mevzuatı kapsamında üç saat boyunca alıkonuldu.

Doçent Pascal Lottaz’ın Tarafsızlık Çalışmaları adlı video kanalında yayımlanan mülakata konuk olan Proud, İngiliz sınır polisinin ve istihbarat birimlerinin uyguladığı muameleyi, Batı’nın Rusya politikasındaki açmazları ve Avrupa güvenliğindeki nükleer tırmanış risklerini ayrıntılarıyla değerlendirdi.

Diplomatik kariyeri boyunca en üst düzey devlet sırrı güvenlik yetkisine sahip olduğunu, 2022 yılında savaşın başlamasından sonra ise İngiltere’nin Rusya’ya dönük yaptırımlarının yarısını bizzat onaylayan ekipte yer aldığını hatırlatan Proud, 2023 yılında kamu görevinden ayrıldığından bu yana Batı’nın Ukrayna politikasını açıkça eleştirdiğini belirtti.

Eski diplomat, Rusya’daki prestijli Valday Tartışma Kulübü toplantısına katılmadan önce İngiltere Dışişleri Bakanlığına resmi yazıyla bilgi verdiğini ve eski Moskova Büyükelçisi Sir Tony Brenton’a danıştığını ancak buna rağmen havalimanında gözaltı prosedürüne maruz kaldığını kaydetti.

“Sessiz kalma hakkınız yok, cihaz şifrelerini vermemek suç sayılıyor”

Heathrow Havalimanı’nda uçaktan iner inmez karşılaştığı muameleyi aktaran Proud, 2019 tarihli Terörle Mücadele ve Sınır Güvenliği Yasası’nın kişi hak ve özgürlüklerini tamamen askıya alan kurallarla donatıldığını vurguladı.

Hakkında herhangi bir resmi suçlama bulunmadığına işaret eden Proud, maruz kaldığı süreci şu sözlerle anlattı:

“Resmi olarak hiçbir şeyle suçlanmıyorsunuz. Bu yasanın Franz Kafka romanlarını andıran niteliği tam olarak burada yatıyor. Sizden şüphelenmeleri dahi gerekmiyor fakat sizi alıkoyabiliyorlar. Teknik olarak tutuklu sayılmıyorsunuz ama sessiz kalma hakkınız da yok. Bunun ne anlama geldiğini bir düşünün. Şüpheli değilsiniz, tutuklu değilsiniz ancak susma hakkınız elinizden alınıyor. Buna karşılık mülkünüzün aranmasına izin verme zorunluluğunuz var. Telefonunuzun ve dizüstü bilgisayarınızın erişim şifrelerini onlara teslim etmekle yükümlüsünüz. Eğer bu şifreleri vermezseniz, sırf vermediğiniz için derhal tutuklanıyorsunuz çünkü bu bilgileri paylaşmamak kendi başına bir suç sayılıyor. Bütün verilerinize anında ulaşıyorlar. İzin vermezseniz tutuklanıyorsunuz. Bu tam anlamıyla bir delilik.”

Havalimanında geçirdiği üç saat boyunca polis memurlarının son derece bürokratik ve mekanik bir yöntem izlediğini, parmak izi ile DNA örneklerinin alındığını ve fotoğrafının çekildiğini belirten Proud, daha önce hayatında hiç gözaltına alınmadığını dile getirdi.

“Asıl amaç beni değil, ailemi kaygılandırarak yıldırmak”

Gözaltı sırasında yaşadığı en ağır baskının ailesi üzerinden kurulduğunu dile getiren Proud, sürecin kişisel bir tacizden öte psikolojik bir sindirme taktiğine dönüştüğünü savundu.

Eski diplomat, polisin gece yarısı evini aradığını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Çalışma hayatımda bundan çok daha stresli dönemler geçirdim. Ancak gecenin bir yarısında bir polis memurunun eşimi arayıp havalimanında tutulduğumu söylemesi işin en yaralayıcı kısmıydı. Eşim zaten Moskova’da olduğum için büyük bir endişe taşıyordu. Çocuklarım eve ne zaman döneceğimi merak ediyordu. Kanunen beni altı saat tutma yetkileri vardı, nitekim üç saat tuttular. Benimle uğraşmaları, beni taciz etmeleri umurumda değil. Fakat en çok değer verdiğiniz insanları hedef alan o dalga etkisi, ailenizi içine çektikleri o savunmasızlık hali gerçekten son derece rahatsız edici. Batı dış politikasının tam bir fiyasko olduğunu söylememden hoşlanmadıkları için beni yıldırmak istiyorlar. Beni yıldırmanın en etkili yolu ise şahsım üzerinden değil, aileme kaygı ve stres yaşatmaktan geçiyor. Oğlum bir daha asla Rusya’ya gitmememi istedi. Çocuklarımı dünyadaki her şeyden çok seviyorum; dolayısıyla bu durum yapabileceklerime doğrudan bir sınır koyuyor. İngiliz hükümeti açısından görev tamamlanmış oldu.”

Proud, İngiltere’nin iç istihbarat servisi ile dış istihbarat birimlerinin yerel polise kendisini alıkoyma talimatı verdiğini ve operasyonun tamamen bir bilgi toplama gezisinden ibaret olduğunu belirtti.

“Polis memurları yaptırımların yarısını onayladığımı duyunca şaşkına döndü”

Kendisini sorgulayan polislerin özgeçmişinden ve mesleki geçmişinden tamamen habersiz olduğunu ifade eden Proud, güvenlik bürokrasisi içindeki kopukluğu şu sözlerle aktardı:

“Dışişleri Bakanlığına girmeden önce ben de polis teşkilatında çalıştım. Bir polis memuru birini gözaltına aldığında en azından şüphelinin kim olduğunu, geçmişini, hangi gerekçeyle işlem yapıldığını bilir. Beni alan görevlilerin ise geçmişim hakkında hiçbir fikri yoktu, hakkımda mutlak anlamda hiçbir şey bilmiyorlardı. Onlara, ‘Savaş başladıktan sonra Birleşik Krallık’ın Rusya’ya uyguladığı yaptırımların yarısını benim onayladığımı biliyor musunuz?’ diye sorduğumda adeta ağızları açık kaldı. ‘Vay canına, bu inanılmaz’ dediler. Kısa süren sorgulama hemen bitti çünkü memurlar karşılarında oturan kişiyi neden sorguladıklarını dahi kavrayamadı. Cihazlarımı yine de aldılar. Bu tamamen iç ve dış istihbarat servislerinin talimatıyla yapılmış, hiçbir somut gerekçesi olmayan bir sindirme operasyonuydu.”

Dizüstü bilgisayarına, cep telefonuna ve video kayıtlarının yer aldığı hafıza kartlarına el konulduğunu söyleyen Proud, yeni bir bilgisayar ve telefon almak zorunda kaldığını, geri alacağı cihazların ise dinleme yazılımlarıyla doldurulmuş olacağı gerekçesiyle artık kullanılamayacağını dile getirdi.

“Eski bir diplomatın diplomasiyi savunması Londra ve Brüksel’dekileri çıldırtıyor”

Devlet Sırları Yasası kapsamındaki yasal taahhütlerine ömrü boyunca sadık kalacağını, 24 yıllık kamu hizmeti süresince güvenlik konularında son derece ihtiyatlı davrandığını anlatan Proud, Rusya’ya gitmeden önce eski büyükelçiyle yaptığı yazışmaları da açıkladı.

16 Eylül tarihinde Sir Tony Brenton’a yazdığı e-postada Londra’ya dönüşte gözaltına alınma ve yabancı ajan ilan edilme riskini bizzat öngördüğünü söyleyen Proud, sistemin asıl hedefinin diplomasi ihtimalini bütünüyle yok etmek olduğunu kaydetti:

“Moskova’ya gitmeden önce risklerin farkındaydım. Eski büyükelçiye yazdığım e-postada Rusların masraflarımı karşılayacağını fakat bana herhangi bir ödeme yapmayacağını belirterek Heathrow’da alıkonulma ve yabancı ajan ilan edilme riskini sormuştum. Büyükelçi gitmem gerektiğini, bunun saygın bir akademik etkinlik olduğunu söyledi ve bakanlığa bilgi vermemi tavsiye etti. Şimdi ise yeni yürürlüğe koydukları yabancı etki tescil sistemiyle Valday toplantısına katılan herkesi yabancı ajan statüsüne sokmak istiyorlar. Oysa orası Çin’den, Hindistan’dan orta yaşlı akademisyenlerin bir araya geldiği bir tartışma zeminidir, Bolşevik devrimi planlanan bir yer değil. Asıl temel soru şudur: Kıdemli eski bir İngiliz diplomatın Rusya’ya gidip diplomasi konuşması ne anlama geliyor? İşte onların bütünüyle iptal etmek ve susturmak istediği şey tam olarak budur. Diplomatik alanda tanınan birinin Rusya’ya gitmesi, ‘Rusya ile hiçbir diplomasi yürütülmemeli, onlarla asla konuşulmamalı’ şeklindeki hâkim dogmayı yerle bir ediyor. Kıdemli bir eski diplomatın Rusya’ya gitmesi, diplomasi fikrinden nefret eden, sonu devasa bir nükleer savaşa varana dek bitmesini istemedikleri bir savaşı sürdürmek isteyen Londra ve Brüksel’deki odaklar için kesinlikle kabul edilemez ve tiksindirici bir durumdur.”

Doçent Pascal Lottaz da İngiltere’de ve Avrupa genelinde benzer sindirme vakalarının yaşandığına dikkat çekerek Filistin yanlısı yayınlarıyla bilinen Ali Abunimah’ın İsviçre’de federal polis tarafından yasa dışı biçimde alıkonulmasını ve mahkemenin bu işlemi yetki aşımı olarak nitelemesini hatırlattı.

Proud ise İngiliz hükümetine karşı yargısal denetim, bilgi edinme hakkı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında toplu dava açma gibi hukuki seçenekleri meslektaşlarıyla değerlendirdiğini kaydetti.

“Batı savaş zihniyetine kilitlendi, nükleer tırmanış riskini hafife alıyoruz”

Avrupa’daki siyasi iklimin Soğuk Savaş döneminden çok daha tehlikeli bir noktaya evrildiğini savunan Proud, o dönemde iki kutuplu dünyanın karşılıklı caydırıcılık ve mutlak yıkım dengesini kavradığını, demir perdeye rağmen kültürel, akademik ve sportif temasların sürdüğünü hatırlattı.

Günümüzde ise Avrupa’nın ve İngiltere’nin Rusya’ya stratejik bir yenilgi yaşatma hedefine kilitlendiğini vurgulayan eski diplomat, şöyle devam etti:

“Soğuk Savaş döneminde Pravda gazetesini Londra’daki bir bayiden satın alabiliyordunuz. Bolşoy Balesi Londra’ya gelebiliyor, spor müsabakaları yapılabiliyordu. Zayıf da olsa kurumsal ve kültürel bir normallik zemini mevcuttu çünkü iki taraf da caydırıcılığı anlıyordu. Bugün ise caydırıcılık anlayışı tamamen kayboldu. Birleşik Krallık ve Avrupa kendilerini Rusya ile fiilen savaşta görüyor ve onu mutlak biçimde yenmek istiyor. Moskova’da geçirdiğim beş gün boyunca edindiğim izlenim ise Rusların bu tablonun bir şekilde sona ermesini istediği yönünde. İlişkilerin, nükleer savaşa doğru tırmanan bir sarmaldan kurtulup asgari düzeyde de olsa normale dönmesini talep ediyorlar. Putin’in kendine göre kırmızı çizgileri var, bizim de kırmızı çizgilerimiz var. Fakat Putin konuyu diplomatik bir neticeye bağlama konusunda açık bir tutum sergiliyor. Batı ise bunu kesinlikle reddediyor. Batılı elitlerin savaş zihniyetinden diplomasi zihniyetine geçeceğine dair en ufak bir işaret görmüyorum. Gazetecilerin, düşünce kuruluşlarının, bürokratların ve parlamenterlerin hepsinin aynı anda bu zihniyetten çıkması gerekiyor. Kıta genelinde neredeyse otuz farklı başkentin eşzamanlı adım atması şart. Ancak kimsenin böyle bir niyeti yok. Herkes savaş düzenine saplanıp kalmış durumda.”

Görüşlerini sansasyon yaratmak amacıyla dile getirmediğini, merkez çizgide durmaya çalışan deneyimli bir bürokrat olduğunu kaydeden Proud, “Nükleer çatışma ihtimalinin hafife alındığını düşünüyorum. Gidişat karşısında, diyaloğa yönelik mutlak isteksizlik karşısında ve Ukrayna’da kaybedilen anlamsız savaş karşısında Avrupa’nın geleceği adına son derece kaygılıyım. Silah şirketleri, birkaç elit siyasetçi ve Zelenskiy’nin çevresi dışında bu savaştan kazanan hiç kimse yok. Hepimiz kaybediyoruz” dedi.

“Rusya’yı yok etmeye çalışırsanız nükleer yanıt doğrudan Almanya’yı vurabilir”

Valday toplantısında Rusya’nın önde gelen dış politika uzmanlarından Sergey Karaganov ile uzun bir görüşme yaptığını aktaran Proud, Karaganov’un Batı karşıtı bir isim olmadığını, aksine İngiltere ile geçmişte güçlü akademik bağları bulunan bir aydın olduğunu söyledi.

Karaganov’un dile getirdiği askeri senaryoların ciddiyetine dikkat çeken Proud, Rus tarafındaki stratejik hesapları şu ifadelerle özetledi:

“Karaganov, Batı’nın Rusya’yı tamamen yok etmeye kilitlendiğine inanıyor. Batı’dan gelen sinyaller maalesef onu ve benim de dahil olduğum pek çok kişiyi bu düşüncenin doğruluğuna sevk ediyor. Örneğin Rusya’ya ait olan Kaliningrad’ın zorla alınabileceğine yönelik Batılı söylemler var. Karaganov’un yaklaşımına göre böyle bir senaryoda Rusya’nın nükleer doktrini devreye girer ve kıtanın en büyük aktörü olan Almanya’ya doğrudan bir nükleer saldırı düzenlenmesi gerekir. Bahsettiği askeri planlama, Hiroşima’ya atılan bombadan on kat daha güçlü en az on iki nükleer başlığı kapsıyor. Mantığı son derece yapılandırılmış ve soğukkanlı bir stratejik hesaba dayanıyor: Almanya denklemden çıkarılırsa Avrupa’da savaşacak hiç kimse kalmaz. Fransızlar savaşa girmez. İngiltere ise elindeki 250 nükleer silahla tamamen haritadan silinmek ile barış istemek arasında bir tercihle baş başa kalır. Rus tarafının stratejik hesabı, ABD’nin Avrupa’yı kurtarmak uğruna Rusya’ya karşı misilleme olarak nükleer bir saldırı başlatmayacağı yönündedir. Karaganov bu analizi yaparken son derece duygusaldı; ‘Biz bunu asla yapmak istemiyoruz, Ruslar çocukları çok sever, böyle bir faciada yüz binlerce çocuk ölür, Tanrı korusun bunu istemiyoruz ama bizi köşeye sıkıştırırsanız yapmak zorunda kalabiliriz’ dedi. Batı’daki karar vericiler ise diplomasi masasına oturmayı dahi reddediyor.”

Proud ve Lottaz, Batı’daki ana akım anlatının savaşı yalnızca 24 Şubat 2022 tarihinden itibaren okuduğunu, Rus tarafının ise meseleyi Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana geçen otuz yıllık süreç ve Donbass’taki sekiz yıllık çatışma birikimi üzerinden değerlendirdiğini vurguladı.

Farklı bakış açılarını dile getirenlerin derhal hasım ilan edildiği bir kutuplaşma ortamının hâkim olduğu belirtildi.

“Ana akım medyanın iddia ettiği gibi Rusya diz çökmüş durumda değil”

Batı medyasında yer alan analizlerin sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini belirten Proud, 2014 yılından bu yana dile getirilen ekonomik çöküş tezlerinin gerçeği yansıtmadığını bizzat gözlemlediğini söyledi.

Moskova’ya ve kentin iki saat dışındaki yerleşim yerlerine yaptığı seyahatte karşılaştığı manzarayı aktaran eski diplomat, tespitlerini şöyle dile getirdi:

“Ana akım medyayı takip ettiğinizde adeta bir çocuk çizgi romanı okuyormuş hissine kapılıyorsunuz. Haberlerin büyük kısmı tamamen kurgulanmış anlatılardan ibaret. Rusya’nın diz çöktüğü, ekonomisinin çökmek üzere olduğu ve halkın Putin’e karşı ayaklanacağı söyleniyor. Ben Moskova’daki büyükelçilikte çalışmaya başladığım 2014 yılından bu yana bu masalları dinliyorum. Yedi yıl aradan sonra eski elçilik binamın hemen yakınlarındaki sokaklara ve kentin dışındaki kasabalara gittiğimde gördüğüm gelişim karşısında şaşkınlık yaşadım. Yeni otoyollar inşa edilmiş, devasa konut projeleri yükselmiş, caddeler araçlarla dolu. Ukrayna’nın saldırıları sebebiyle bazı akaryakıt istasyonlarının kapalı olduğu doğruydu ancak genel tablo, diz çökmüş bir ülkeye kesinlikle benzemiyordu. Sadece Moskova merkezinde değil, iki saatlik mesafedeki bölgelerde dahi ekonomi canlıydı. Sahadaki gerçeklik bize anlatılan fantezilerden tamamen farklı.”

Ukrayna’daki çatışmanın son evresine girildiğini ve savaş alanında bir zafer kazanmanın imkânsız hale geldiğini savunan Proud, savaş yanlısı Batılı politikacıların kendi siyasi başarısızlıklarını ertelemek adına baskıcı yöntemlere başvurduğunu ifade etti.

Proud, “Ukrayna’da başarısız olduğumuzu ve Ukrayna’yı yüzüstü bıraktığımızı kabul etmek zorundayız. Şahin siyasetçilerin bu savaşı sürdürmekte ısrar etmelerinin temel sebebi, çatışma bittiğinde kendi iflaslarının tescillenecek olmasıdır. Avrupa güvenliğini tamamen çıkmaza soktuklarını itiraf etmek yerine baskıyı artırarak bu kaçınılmaz sonu ertelemeye çalışıyorlar. Oysa hükümetlerin kendi iç sorunlarına dönmesi; hastaneler, okullar, yollar ve kamu güvenliği gibi sıradan vatandaşların gerçek dertleriyle ilgilenmesi gerekiyor. Savaş, sıradan yurttaşların özgürlüklerini ellerinden alıyor ve toplumu otoriter bir felakete sürüklüyor. Havalimanında insanları gözaltına almaya başlamalarının asıl nedeni, içerideki çöküşün suçunu yıkacak iç düşmanlar yaratma arayışıdır” diyerek sözlerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English