Avrupa
AB, endişelere rağmen Türkiye’ye çöp ihracına devam edecek

Avrupa Birliği, AB kurallarını ihlal edebilecek çevresel zarara dair kanıtlara rağmen, her yıl Türkiye’ye yüz binlerce ton plastik atık ihraç etmeye devam edecek.
Bu karar, AB’nin en önemli atık pazarı olan Türkiye’nin ticarete açık kalacağı anlamına geliyor.
Türkiye, AB’nin ihraç ettiği plastik atıkların üçte birinden fazlasını alıyor.
POLITICO tarafından elde edilen bir Avrupa Komisyonu değerlendirmesi, Türkiye’nin AB atıklarını işleme biçimiyle ilgili uzun bir endişe listesi ortaya koydu ve uluslararası atık ticaretinin genellikle belirsiz ve izlenmesi zor dünyasına dikkat çekti.
Endişeler arasında plastik atıkların nasıl yönetildiğine dair sınırlı bilgi, AB yönetmeliğinin nasıl uygulandığı ve yürürlüğe konduğuna dair belirsizlik ve politikanın uygulanmasına ilişkin paydaşların sınırlı katkısı yer alıyordu.
Komisyon, Türkiye’de plastik atıkların yalnızca yaklaşık %10’unun geri dönüştürüldüğünü, çoğunluğunun ise hâlâ çöp depolama alanlarına gönderildiğini, yanlış yönetildiğini veya çevreye sızdığını tahmin eden birçok paydaşla görüşme yaptı.
Bu durumlar, AB’nin Atık Sevkiyat Yönetmeliği’nin 45. maddesi uyarınca ihracatın askıya alınması için potansiyel nedenler olarak gösteriliyor.
Bununla birlikte, AB yürütme organı, atık sevkiyatlarının devam etmesine izin verilmesi gerektiği sonucuna vardı.
Değerlendirme Türkiye’ye odaklandı çünkü ülke, açık ara farkla Avrupa atıklarının en büyük ithalatçısı konumunda.
Geçen yıl Türkiye, yaklaşık 25 milyar adet 500 ml’lik meşrubat şişesine denk gelen 510.000 ton AB plastik atığı ithal etti.
Bu miktar, OECD ülkelerine ihraç edilen plastik atıkların %70’ini ve ihraç edilen tüm plastik atıkların %36’sını oluşturdu.
Kirliliği azaltmak amacıyla belirli türdeki AB atıklarının üçüncü ülkelere ihracatını kısıtlayan AB’nin Atık Sevkiyatı Yönetmeliği uyarınca, Komisyon’un bu yıl 21 Mayıs tarihine kadar, büyük miktarda plastik atık ithal eden OECD ülkelerinin kendi ülkelerinde ciddi çevre veya sağlık zararlarına yol açıp açmadığını değerlendirmesi gerekiyordu.
1 Eylül tarihli ve gecikmeli olarak yayınlanan değerlendirmesinde, yurtiçi ve ithal plastik atıklarla ilgili “ciddi sorunlar”a işaret etmesine rağmen, Komisyon ihracatın devam edebileceğine karar verdi.
Komisyon, Türkiye’nin plastik atık yönetimi konusundaki yasal çerçevesini güçlendirdiğini ve bunun uluslararası ve AB kurallarıyla “genel olarak uyumlu” olduğunu, ayrıca çevre mevzuatının uygulanmasını iyileştirdiğini tespit etti.
Çevre Araştırma Ajansı (EIA) ve Rethink Plastic ittifakının kıdemli kampanyacısı Lauren Weir, raporun Komisyon’un bulguları ile yönetmeliğe ilişkin yorumu arasında “endişe verici bir uyumsuzluk” olduğunu gösterdiğini söyledi.
“Yönetmeliğin koruma prosedürü, çevreye duyarlı yönetimin yeterli kanıtının bulunmadığı durumlarda alınacak önlemleri açıkça öngörmektedir,” diyen Weir, EIA’nın bu konuyu Komisyon nezdinde takip ettiğini de sözlerine ekledi.
Çukurova Üniversitesi’nde çevre araştırmacısı ve Türkiye merkezli Mikroplastik Araştırma Grubu başkanı Dr. Sedat Gündoğdu, AB yasalarının çevreye duyarlı yönetimin yeterli kanıtının bulunmadığı durumlarda “açıkça önlem alınmasını zorunlu kıldığını” belirtti ve şunları söyledi:
“Komisyon’un değerlendirmesi, ezici delillere rağmen bir sorun olmadığı iddiasında bulunuyor. AB, yarattığı kirliliğin sorumluluğunu üstlenmeli ve bu kirliliği meşrulaştırmak yerine Türkiye’ye atık sevkiyatlarını askıya almalıdır.”
Bir Komisyon sözcüsü, raporun “çevreye duyarlı atık yönetimini desteklemek için hem kaydedilen ilerlemeleri hem de hâlâ ele alınması gereken eksiklikleri” vurguladığını belirtti.
Komisyon, sürdürülebilir atık yönetimini güçlendirmeye yardımcı olmak için Türkiye ile yakın işbirliği içinde çalışmaya devam edecek ve gelişmeleri “dikkatle izleyecek” diye ekledi.
Durumun yeniden değerlendirilmesi 2028’den önce yapılacak.
Avrupa
İngiltere, Japonya ve Türkiye “Made in Europe” kurallarından yararlanmak istiyor

Birleşik Krallık, Japonya ve Türkiye, otomotiv sektörlerini AB’nin “Made in Europe” kurallarına dahil etmek için anlaşma yapmak istiyor.
AB, bu sektörler ve diğer alanlarda Çin’in hakimiyetine karşı koymak amacıyla serbest ticaret doktrininden radikal bir sapma yaparak, elektrikli araçlar ve temiz enerji gibi teknolojilere yönelik kamu ihalelerini ve sübvansiyonlarını Avrupa merkezli üretime odaklamayı öneriyor.
AB ile ticaret anlaşmaları olan ülkeler “Made in Europe” programının bazı kısımlarına dahil olsa da, destek alabilmek için araçların AB içinde monte edilmesini şart koşan hükümler, AB dışı otomobil üreticilerinin işlerine zarar verebilir.
Bu nedenle, Birleşik Krallık, Japonya ve Türkiye’de üretim faaliyetleri bulunan otomobil üreticileri, kuralları belirleyen önerilen AB Sanayi Hızlandırıcı Yasası’ndan (IAA) tam olarak yararlanmaya çalışıyor.
Japon iş dünyası temsilcileri, Tokyo’nun sektörünü AB programına dahil etmek için Brüksel ile ikili bir anlaşma yapmaya çalıştığını belirtti.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a endişelerini dile getirerek, İngiliz otomotiv endüstrisinin Çin rekabetiyle mücadeleyi amaçlayan bir politikanın çapraz ateşi altında kalmaması gerektiğini söyledi.
İngiltere, bu konuyu Kasım ayında yapılması beklenen ilişkilerin yeniden düzenlenmesi konusundaki AB ile görüşmelere bağlamaya çalışıyor.
AB ile gümrük birliği içinde olan Türkiye, Avrupa Komisyonu’nu, ülkenin otomotiv sektörünü “Made in Europe” kuralları dışında bırakmama konusunda ikna etmeye çalışıyor.
Parça ihracatı da dahil olmak üzere AB-Türkiye otomotiv ticareti yıllık yaklaşık 54 milyar avro değerinde ve AB’nin 2 milyar avroluk ihracat fazlası bulunuyor.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Financial Times’a (FT) yaptığı açıklamada, sektörün programın dışında bırakılmasının “AB’nin kendi sanayi tabanına darbe vuracağını” savundu.
Kanada Sanayi Bakanı Mélanie Joly bu yıl yaptığı açıklamada, ülkesinin de endüstriyel planlarını “uyumlu” tutarak AB programına erişim sağlamak için görüşmeler aradığını belirtti.
Brüksel’deki yetkililer, ülkelerin otomotiv sektörlerini “Made in Europe” kurallarına dahil etmek üzere bireysel anlaşmalar konusunda görüşmelere açık olduklarını ifade ettiler.
Bir yetkili, “Bu, tek pazarımızı kullanarak şirketlerimiz için yeni iş fırsatları yaratmakla ilgili,” dedi.
Birçok kişi, Japon hükümetinin, muhtemelen 2027’nin başlarında yürürlüğe girecek AB programının başlangıcından itibaren ülkenin işletmelerinin dahil edilmesini garanti edecek bir “ikili anlaşma” kapsamında Japonya’nın statüsünü müzakere etmeyi en önemli önceliği haline getirdiğini belirtti.
AB yetkilileri, temiz enerjili araç sübvansiyon programı gibi Japon kamu ihalelerinin bazı yönlerinin, AB şirketleri için yeterince elverişli olmadığına inanıyor.
Bir başka yetkili, “Açık pazarlar konusunda Japonlardan alacağımız bir ders yok,” dedi.
Ayrıca, Çinli otomobil üreticilerinin, Türkiye’nin AB programına dahil edilmesi halinde AB yerine Türkiye gibi ülkelerde faaliyet göstermeyi tercih edebileceğine dair endişeler de var.
Gelgelelim Türkiye Otomobil İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Kemal Yazıcı, “Türkiye, Çin otomotiv üretimi için bir ‘arka kapı’ olarak görülmemelidir,” dedi.
Yazıcı, Türkiye’nin Çin’in toplam yurt dışı yatırımlarının yalnızca yüzde 0,1’ini oluşturduğunu, oysa Çin’in Avrupa’daki yatırımlarının bunun yaklaşık 38 katı olduğunu belirtti.
AB üye ülkeleri ve Avrupa Parlamentosu şu anda “Made in Europe” kurallarını destekleyecek mevzuat üzerinde müzakere ediyor ve ticaret ortakları, ayrı anlaşmaların işletmeler için belirsizliği uzatabileceği gerekçesiyle bu görüşmelerde kendi statülerinin korunmasını istiyor.
Avrupa Parlamentosu üyeleri, AB kurallarının blok içindeki üretime uygulanmasını öneriyor; fakat Avrupa Komisyonu’nun Birleşik Krallık gibi Avrupalı ticaret ortaklarını da kapsama dahil etme konusunda takdir yetkisi olacak.
Milletvekillerinin tutum taslağının hazırlanmasına yardımcı olan Christophe Grudler, mevzuatın Avrupa’ya özgü hedeflerine sadık kalması gerektiğini, istisnaların yalnızca Birleşik Krallık gibi AB’ye komşu ülkeler için geçerli olması gerektiğini söyledi.
Grudler, “Eğer bir ürünün ‘Made in Europe’ dediğimiz halde dünyanın öbür ucunda üretiliyorsa, seçmenler bu Avrupalı yasa koyucuların deli olduğunu söyleyeceklerdir,” dedi.
Avrupa
AfD’li ismin BSW liderlerine yönelik sözleri tepki çekti

AfD’nin Saksonya-Anhalt eyalet parlamentosundaki grup başkanvekili Oliver Kirchner, BSW liderilerine yönelik ırkçılığa varan sözler sarf etti.
Kirchner birkaç gün önce sağcı Compact dergisine verdiği röportajda BSW ile işbirliği yapmayı düşünüp düşünmediği sorusuna yanıt verdi.
Bu fikri reddeden AfD’li siyasetçi, “Önümüzdeki beş yılı, Mohamed Ali’nin liderliğindeki ve ‘hepsi Nazi’ diyen bu yarı İtalyan adamın liderliğindeki insanlarla siyasette geçirmem mi gerekiyor?” diye sordu.
Amira Mohamed Ali ile “yarı İtalyan” Fabio De Masi, BSW’nin eş genel başkanları.
“Bu insanları” yeterince iyi tanımadığını belirten Kirchner, olası bir AfD-BSW koalisyonunda sorunlar çıkarsa, “onlara güvenilemeyeceğini” söyledi.
Kirchner daha sonra konuşma sırasında “yarı İtalyan” ifadesini ikinci kez vurguladı.
De Masi, Kirchner’e sert eleştiriler yönelitti. SPIEGEL’e konuşan De Masi’ye göre, Kirchner’in “her gece hobi odasında Varus Savaşı’nı canlandırıp canlandırmaması” yalnızca onu ilgilendirir.
BSW lideri, “Saksonya-Anhalt’taki insanların büyük çoğunluğu için, ister Magdeburg’da ister Milano’da olsun asıl önemli olan ara sıra bir İtalyan restoranına gitmektir!” diye konuştu.
Diğer bazı üst düzey AfD isimleri de daha önce BSW’yi önemsiz göstermeye çalışmıştı.
BSW: Saksonya-Anhalt, İsrail savaş sanayisinin merkezi olmamalı
Thüringen AfD lideri Björn Höcke, Saksonya-Anhalt’taki seçimlerden önce, BSW Erfurt’ta CDU ile koalisyon kurduğu için onu “en yeni kartel partisi” olarak nitelendirmişti.
AfD Eşbaşkanı Tino Chrupalla, seçim gecesi BSW’nin “partizan olmayan bir başbakan” çağrısına alaycı bir şekilde yanıt vererek Siegmund’a sadık kalacaklarını söyledi.
Chrupalla, “Neden şimdi oyların yüzde 6’sına bile ulaşamayan bir partinin liderliğini takip edelim ki?” diye sordu.
Siegmund da BSW ile ilk ön görüşmelerden önce, özellikle silahlanma konusunda söylemini sertleştirmeye çalışmıştı.
Siegmund, silahlanma meselesini sınır dışı etme planlarıyla ilişkilendirmiş ve “Askeri teçhizat üretimini genel olarak kınamıyoruz, çünkü gelecekteki geri göç ve sınır dışı etme kampanyaları için doğal olarak uygun kaynaklara ihtiyacımız olacak; en azından iç güvenlik, kendi istikrarımız ve ulusal savunma açısından,” demişti.
Fabio De Masi, SPIEGEL’e verdiği demeçte, BSW’nin somut konuları tartışmayı reddetmediğini, “fakat hiçbir koalisyona girmeyeceğini ve Siegmund’a oy vermeyeceğini” söyledi.
Bu tutum hem federal düzeyde hem de Saksonya-Anhalt’ta geçerli.
İki partinin ne kadar farklı olduğu, en son AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund’un İsrail askeri teknolojisinin kullanımıyla ilgili yaptığı açıklamalarla ortaya çıktı.
Siegmund, Saksonya-Anhalt’ta faaliyet göstermeye başlayan bir İsrail savunma şirketi hakkında olumlu konuşmuştu. Öte yandan BSW, katı bir silah karşıtı politika savunuyor.
Fakat AfD aynı zamanda, Saksonya-Anhalt’taki BSW şubesini görüşmelere davet ediyor. SPIEGEL’in edindiği bilgilere göre, AfD ve BSW milletvekili grupları pazartesi günü ilk tanışma toplantısı için bir araya geldi.
BSW, Saksonya-Anhalt’ın yeni eyalet parlamentosunda temsil edilen ve aşırı sağın diyalog teklifini kabul eden tek parti.
Bununla birlikte BSW için hem yeniden silahlanma hem de AfD’nin “tersine göç” planları kırmızı çizgi.
Dergiye göre bu, “kimin patron, kimin hizmetçi olduğuna dair” bir sinyal. AfD, uzun süredir BSW parlamento grubunun insafına kalarak yönetmektense yeni seçimlerin daha iyi olup olmayacağını değerlendiriyor.
Bir yandan da AfD üyeleri BSW’ye güvenmiyor. AfD milletvekili grubu başkanı Kirchner, seçim kampanyası hâlâ devam ederken BSW’nin yeni milletvekili grubu başkanları Claudia Wittig ve Thomas Schulze ile bire bir görüşme yaptığını söylemişti.
Compact dergisine verdiği demeçte, onlarla konuşmanın kolay olduğunu ama karar verme yetkisine sahip olduklarına inanmadığını belirtti.
BSW ise sakin bir tavır sergiliyor. Eyalet şubesi, savunma politikası konusunda ortak bir zemin bulmak amacıyla, örneğin Die Linke (Sol Parti) gibi partilere yaptığı gibi AfD’ye de görüşme teklifinde bulunduğunu belirtiyor.
Diğer partilerin BSW ile nasıl bir ilişki kurmayı planladıklarını netleştirmeleri gerekecek; ne de olsa bu partinin yüzde beş barajını aşacağını öngörmemişlerdi.
Fakat SPIEGEL’e göre tam da bu baraj, BSW’nin bir kez daha sonunu getirebilir. AfD erken seçim için baskı yaparsa, BSW yine zor durumda kalacak.
Parti böylece, tüm hakaretlere rağmen aşırı sağı tolere edip etmeyeceği ya da, tereddüt ederse, Magdeburg’daki eyalet parlamentosunda bir sandalye kazanıp kazanamayacağı konusunda bir kez daha endişelenmek zorunda kalacak.
Avrupa
AB ve Almanya, “yapay zeka duraklaması”na tepki gösterdi

Avrupa Birliği (AB) ve Almanya, büyük teknoloji şirketlerinin yapay zeka araştırmalarını yavaşlatma çağrılarına tepki gösterdi.
Yapay zeka güvenliği konusundaki tartışma, hafta sonu Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin, giderek daha güçlü sistemlerin ortaya çıkmasıyla birlikte öncü yapay zeka şirketlerinin bağımsız denetime tabi tutulması ve ortak standartlar üzerinde çalışması gerektiğini söylemesiyle yeniden gündeme geldi.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde pazartesi günü yaptığı açıklamada, Avrupa’nın kısmen kendi özerkliğini korumak ve yaşam tarzını sürdürmek için gerekli verimlilik artışını sağlamak amacıyla yapay zeka teknolojisi üreticisi haline gelmesi gerektiğini söyledi.
Avrupalı şirketler yapay zekaya yatırım yapsa da bu teknolojiyi çoğunlukla yurt dışından, özellikle de ABD’den ithal ediyorlar.
Lagarde, Viyana’da yaptığı bir konuşmada şunları söyledi:
“Birkaç yıl içinde (yapay zeka) sınırda malları kontrol edecek, hangi vergi beyannamelerinin denetleneceğine karar verecek, trenleri sevk edecek, koğuşlardaki hastaları izleyecek ve bankalarda ödemeleri gerçekleştirecek. Erişimin kesilmesi ya da erişim koşullarında bir değişiklik, o zaman her sektöre aynı anda yansır. Bu, hiçbir ticaret ortağının Avrupa üzerinde daha önce sahip olmadığı bir tür baskı aracıdır ve örneğin gümrük vergileri veya dijital vergiler gibi herhangi bir müzakerede kullanılabilir.”
ECB liderine göre çözüm, daha fazla Avrupa bilgi işlem kapasitesi oluşturmaktan geçiyor.
Lagarde, yapay zekanın hızlı bir şekilde benimsenmesi halinde on yıl içinde verimlilik düzeyini %4’e kadar artırabileceğini ve bunun kamu maliyesi açısından dönüştürücü bir etki yaratacağını belirtti:
“Avrupa, kendi talebini karşılamak için halihazırda çok yetersiz veri merkezi kapasitesine sahip ve mevcut eğilimlere göre bu açığın on yıl içinde altı katından fazla artacağı tahmin ediliyor.”
Ardından Lagarde, Avrupa’nın çoğu görev için “yeterince iyi” olan ve Avrupa altyapısı üzerinde çalışan modellere ihtiyacı olduğunu, böylece dışlanma tehdidinin etkisini yitireceğini ekledi.
Lagarde, Avrupa’nın bu teknolojinin bedelini zaten ödediğini, bu nedenle onu daha kararlı bir şekilde benimsemesi gerektiğini söyledi.
ABD’li teknoloji şirketlerinin yatırım ihtiyaçları o kadar büyük ki, borçlanmalarının bir kısmını Avrupa’dan karşılıyorlar.
Bu da borç piyasasında diğer aktörleri dışlayarak herkes için maliyetleri artırıyor.
Avrupa emeklilik fonları da ABD teknoloji hisselerine yoğun bir şekilde yatırım yapıyor; bu nedenle piyasada yaşanacak herhangi bir düzeltme, Avrupalıların birikimlerini etkileyecek.
Almanya ise yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesini durdurmanın Avrupa için “uygulanabilir bir seçenek” olmadığını belirtti.
Almanya’nın dijital işler bakanlığı, yapay zeka geliştirilmesini durdurmanın gerçekçi olmadığını savundu.
Bakanlık sözcüsü, “Geliştirmeyi durdurmayı Avrupa için geçerli bir seçenek olarak görmüyoruz,” diyerek, Avrupa’nın dijital egemenliğini güçlendirmenin daha fazla yapay zeka geliştirme ve inovasyon gerektirdiğini ekledi.
Aynı zamanda Berlin, küresel yapay zeka gelişmelerini çok yakından takip ettiğini ve önde gelen geliştiricilerin kamuoyuna yönelik uyarılarını ciddiye aldığını belirtti.
Bakanlık, Temmuz ayında OpenAI ajanlarının açık kaynak platformu Hugging Face’i hacklemesi olayında görüldüğü gibi, test ortamlarından çıkabilen ve kendi başlarına diğer sistemlere erişebilen yapay zeka sistemlerinin, yeni bir politika tepkisi gerektiren “tamamen yeni bir tehdit senaryosu” oluşturacağını söyledi.
Sözcü ayrıca yapay zeka yönetişimi konusunda uluslararası koordinasyonu destekledi ve etkili bir denetimin hem ABD’nin hem de Çin’in katılımını gerektireceğini belirtti.
Sözcü, Almanya’nın bu konuyu G7 düzeyinde gündeme getirdiğini de ekledi.
İspanya Dijital Dönüşüm Bakanı Oscar Lopez, yapay zeka risklerini yönetmek için uluslararası bir anlaşmaya duyulan ihtiyaç konusunda tartışmaların giderek arttığını belirterek, bazı önerileri nükleer silahların yayılmasının önlenmesine yönelik anlaşmalara benzetti.
Lopez, devlet televizyonu TVE’ye yaptığı açıklamada, “Son günlerde duyduğum sesler, sanki yapay zekanın risklerini sınırlamamıza imkân verecek bir tür uluslararası anlaşma arayışında gibi geliyor,” dedi.
Bakan, yapay zekanın yeni ilaçların keşfi ve tedavilerin iyileştirilmesi gibi muazzam fırsatlar sunduğunu ama finans ve siber güvenlik gibi alanlarda da önemli riskler oluşturduğunu belirtti.
Lopez, yapay zeka araştırmacıları ve geliştiricileri tarafından dile getirilen endişeleri göz ardı eden ABD Başkanı Donald Trump’ı eleştirdi.
Avrupa Komisyonu ise inovasyon ve güvenliğin el ele gitmesi gerektiğini belirtti.
Komisyon sözcüsü Thomas Regnier, “Avrupa Birliği, yapay zeka alanında inovasyonun geliştirilmesinden yana; ancak şirketler, hizmetlerinin vatandaşlar için güvenli olduğunu kanıtlamak zorundadır ki bu hizmetler Birlik içinde faaliyet gösterebilsin,” dedi.
İngiltere, giderek daha güçlü hale gelen sistemlerin oluşturduğu riskler konusunda önde gelen yapay zeka şirketleri arasında yürütülen tartışmayı olumlu karşıladı fakat gelecekteki herhangi bir düzenleyici önlemin spekülasyonlardan ziyade kanıtlara dayandırılması gerektiğini belirtti.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham’ın bir sözcüsü, “En gelişmiş yapay zeka sistemlerini geliştiren şirketlerin artık hem riskleri hem de fırsatları açıkça tartışıyor olması olumlu bir gelişmedir,” dedi ama ekledi:
“Fakat yapay zeka yetenekleri geliştikçe mevcut çerçevenin her zaman yeterli olacağını varsaymamalıyız.”
Avrupa’nın yapay zeka yatırımları ve girişimler açısından en büyük merkezi olan İngiltere, düzenleme konusunda genel olarak daha esnek bir yaklaşımı tercih etmiş ve bu konuda Avrupa Birliği’nden çok ABD ile daha yakın bir çizgide hareket etmişti.
Avrupa1 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa1 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa1 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya1 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Ortadoğu1 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Dünya Basını2 hafta önceÇin-Mısır ortak tatbikatı, Pekin’in askeri erişiminin göstergesi
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 3: Kapitalizmin (önlenemeyen) ölümleri
Asya2 hafta önceGüney Kore, yapay zekâ patlamasından yararlanmak için rekor bütçe artışı açıkladı











