Avrupa
Volkswagen Seat uçurumun eşiğinde

Volkswagen’in tarihi yeniden yapılanma süreci, zor günler geçiren İspanyol Seat markasının sonunu getirecek gibi görünüyor.
Bu durum, uzmanların sektörde kapsamlı bir konsolidasyon yaşanacağını öngördüğü bir ortamda, Seat’i Çinli otomobil üreticilerinin yükselişinin ilk büyük otomobil markası kurbanı haline getirebilir.
Seat, Ford’un Mercury’yi, General Motors’un Saturn ve Pontiac’ı piyasadan çekmesi ve Saab’ın iflas etmesiyle sonuçlanan 2010’ların başından bu yana ortadan kaybolan ilk köklü otomobil markası olacak.
Ünlü markaların on yıllarca ayakta kalabildiği bu sektörde bu tür kapanışlar nadir görülür.
Reuters’a göre bu gelişme, CEO Oliver Blume’un yatırımları en güçlü markalarına odaklayarak, giderek genişleyen Alman otomobil şirketini “rasyonelleştirme” kararlılığını vurguluyor.
Kapsamlı işten çıkarmaları da içeren Volkswagen’in yeniden yapılandırma süreci, yerli üreticilerin pazar payını artırmasıyla grubun Çin’deki satışlarında yaşanan düşüşün ardından geldi.
Bu durum, sektörün elektrikli araçlara geçiş sürecinin getirdiği maliyetli yükün yarattığı baskıyı daha da artırdı.
Bu ayın başlarında duyurulan yeniden yapılanma planının bir parçası olarak, Avrupa’nın en büyük otomobil üreticisi, Seat’in “mevcut ürün döngüsünün ötesindeki geleceğinin halen değerlendirilmekte olduğunu” belirterek, “2030’dan sonra da çeşitli senaryoların mümkün olduğunu” ekledi.
Görüşmelere katılan bir kaynak, elektrikli araçlara geçiş yapan ve hızla büyüyen Seat’in kardeş markası Cupra’nın, Seat’in içten yanmalı motorlu modellerinin aşamalı olarak piyasadan kaldırılmasıyla birlikte gelecekteki tüm ürünleri üstleneceğini söyledi.
Kaynak, “İki marka adını birden sürdürmek istemiyoruz,” dedi.
1950 yılında İspanya’daki Franco diktatörlüğü döneminde bir devlet şirketi olarak kurulan Seat, 1986 yılında Volkswagen tarafından büyüyen otomotiv imparatorluğuna yönelik bir düşük maliyetli marka olarak satın alınmıştı.
Fakat Seat, 2020’den bu yana yeni bir model piyasaya sürmedi; bu, yeni ürünlerin hayatta kalmak için hayati önem taşıdığı bir sektörde oldukça uzun bir aralık.
Barselona merkezli marka, 2025 yılında Volkswagen’in küresel teslimatlarının %3’ünden azını oluşturdu.
Öte yandan, 2018’de piyasaya sürülen kardeş spor markası Cupra, geçen yıl ilk kez yıllık satışlarda Seat’i geride bıraktı.
Cupra, Seat-Cupra CEO’su Markus Haupt’un Mayıs ayında “oyunun kurallarını değiştiren” olarak nitelendirdiği yeni Raval dahil olmak üzere üç adet tamamen elektrikli model sunuyor. Buna karşılık Seat’in hiçbir tamamen elektrikli modeli bulunmuyor ve böyle bir plan da yok. Yöneticiler, markanın kârlı olmadığı için bir elektrikli araç programı için gereken yatırımı haklı çıkaramayacağını defalarca dile getirdiler.
Seat sendika lideri Matias Carnero, bunun istihdam üzerindeki sonuçlarından endişe duyuyor.
Canero, “Marka, elektrikli araçlara geçmediği için ortadan kaybolursa… ciddi bir sorunla karşı karşıya kalırız,” dedi.
Bağımsız otomotiv analisti Matthias Schmidt, “Uyarı işaretleri çoktan ortaya çıkmıştı. Volkswagen’in Seat ile devam etmeye hazır olmadığı belliydi,” dedi.
Analistler, Volkswagen’in yaşadığı bu ikilemin sektör genelinde giderek daha sık tekrarlanmaya başladığını belirtiyor.
Büyüyen otomobil üreticileri yeni ürünlere, teknolojilere ve markalara yatırım yapabilirken, satışları azalan şirketler genellikle zorlu seçimler yapmak zorunda kalıyor.
Car Industry Analysis’ten Felipe Munoz’un verilerine göre, Avrupa, ABD, Japonya ve Güney Kore’deki otomobil üreticilerinin yıllık kümülatif satışları, 2019 ile 2025 yılları arasında 12,6 milyon araç, yani %17 oranında düştü.
Bu düşüşün neredeyse yarısı Avrupalı üreticilere aitken, kaybedilen pazar payının büyük bir kısmını Çinli rakipler ele geçirdi.
Analistler, pandemi döneminden bu yana zayıf markaların baskı altına girmesinin tek nedeninin Çinli üreticiler olmadığını belirtiyor.
2025 yılında Avrupa’daki yeni otomobil satışları toplam 13,3 milyon adede ulaştı; bu rakam, 2019 seviyelerinin hâlâ yaklaşık 2 milyon altında.
Fakat BYD, SAIC Motor ve Geely gibi Çinli otomobil üreticileri, fiyat rekabetini kızıştırarak ve köklü markaların hakimiyetini sarsarak, zaten zayıf talep, devasa elektrikli araç yatırımları ve küresel ticaret gerilimleriyle boğuşan geleneksel otomobil üreticilerini zorlu seçimler yapmaya zorluyor.
Bu konuda harekete geçen tek şirket Volkswagen değil. Stellantis, 14 markasından dördüne (Jeep, Ram, Peugeot ve Fiat) yatırımlarını yoğunlaştırıyor.
Analistler, dünyanın dördüncü büyük otomobil üreticisinin performansının zayıf olan markaları sonunda elden çıkarabileceğini öngörüyor.
Schmidt, “Bu, en güçlü olanın hayatta kalması olacak,” dedi.
Otomotiv sektörü daha önce de bir dizi birleşme dalgası yaşamıştı. Daha büyük rakipler, maliyetleri düşürmek ve yeni ürünlere kaynak sağlamak için gerekli ölçeğe ulaştıkça, birçok eski otomobil üreticisi piyasadan kayboldu.
Analistler, Çinli üreticilerin sektörün bir sonraki dönüştürücü gücü olarak ortaya çıktığını belirtiyor.
Fakat birleşmelerin sadece geleneksel oyuncularla sınırlı kalması pek olası görünmüyor. Çin’in otomobil pazarı, uzun süren ve en azından şimdilik durma noktasına gelen bir patlamanın ardından hâlâ kalabalık bir yapıya sahip.
Danışmanlık şirketi AlixPartners, şu anda Çin’de faaliyet gösteren 129 elektrikli araç markasından sadece 15’inin 2030 yılına kadar finansal olarak ayakta kalabileceğini öngörüyor.
Sektördeki bu büyük değişimin etkileri şimdiden hissedilmeye başlandı. Nissan yeniden yapılanma sürecine girerek üretim kapasitesini azaltır ve gelecekteki model planlarını kısıtlarken, Jaguar Land Rover ise işten çıkarmalara başladı.
AutoForecast Solutions’ın başkan yardımcısı Sam Fiorani, “Bunların hepsi küresel bir yeniden düzenlemenin parçası. Uzun vadede hem geleneksel oyuncuların hem de Çinli oyuncuların sayısı azalacak,” dedi.
Avrupa
AB’den ABD misillemesini engellemeyi amaçlayan yeni vergi hamlesi

Avrupa Birliği, ABD yönetiminin misilleme tehditlerini önlemek amacıyla yalnızca Amerikan teknoloji devlerini değil, tüm büyük şirketleri kapsayan genel bir vergi getirmeyi planlıyor. Financial Times gazetesinin haberine göre yıllık geliri 100 milyon euroyu aşan kuruluşları hedefleyen teklif, AB’nin 2028 yılından itibaren bütçesine yılda yaklaşık 60 milyar euro kazandırmayı amaçlıyor.
Avrupa Birliği (AB), ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin tepkisini çekmeden birliğin bütçe gelirlerini artırmak amacıyla büyük şirketlere yönelik genel bir kurumlar vergisi getirmeyi değerlendiriyor.
Financial Times’ın (FT) altı Avrupalı yetkiliye dayandırdığı habere göre Brüksel, Washington’ın misilleme tehditleri nedeniyle yalnızca ABD merkezli teknoloji devlerini hedef almaktan kaçınan yeni formüller üzerinde duruyor.
Avrupa Komisyonu, Washington’ın dijital hizmet vergisi uygulayan ülkelere karşı misilleme tehditlerinin ardından Apple, Meta ve Google gibi şirketlerden daha fazla gelir elde etmenin yollarını arıyor.
Yeni vergi arayışları, AB üyelerinin ortak bütçe üzerinde müzakereler yürüttüğü, harcama kısıtlamalarıyla karşılaştığı ve çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesine yönelik küresel girişimlerin tıkandığı bir dönemde gerçekleşiyor.
Yıllık geliri 100 milyon euronun üzerindeki şirketler hedefleniyor
Brüksel’deki müzakereler, “Avrupa İçin Kurumsal Kaynak” (Core) olarak bilinen teklif üzerindeki değişikliklere odaklanıyor.
Tasarı, AB sınırları içinde faaliyet gösteren ve yıllık geliri 100 milyon euronun üzerinde olan tüm şirketlerin her yıl tek seferlik bir vergi ödemesini öngörüyor.
Bir AB yetkilisi, planlanan düzenlemeye ilişkin olarak, “Bazı başkentler, Amerikalıları kızdırmak istemedikleri için yalnızca dijital hizmetleri hedef alan bir vergiye karşı çıkıyor. Core yaklaşımına itiraz eden ülke sayısı ise daha fazla. Çözüm, verginin kapsamını neredeyse tüm büyük şirketleri içerecek şekilde genişletmek” değerlendirmesinde bulundu.
Core vergisinin, AB’nin ortak bütçesine 2028 yılından itibaren yıllık yaklaşık 60 milyar euro kaynak aktarması planlanan beş yeni merkezi gelir kalemi arasında yer aldığı belirtiliyor.
ABD misillemesi ve orta ölçekli işletmeler endişe yaratıyor
AB üyesi ülkelerin çoğunluğunda söz konusu verginin Avrupa’daki orta ölçekli işletmeleri yabancı rakipleri karşısında dezavantajlı duruma düşüreceği görüşü hakim.
Yetkililer, orta ölçekli işletmeleri kapsam dışı bırakacak şekilde gelir eşiklerinin değiştirilmesinin daha fazla üye ülkenin desteğini sağlayabileceğini dile getiriyor. Ancak kaynaklar, ABD’nin olası ticari misillemelerinden çekinilmesi nedeniyle planın gerekli desteği görmesinin zor olduğunu kaydediyor.
Daha önce dijital hizmet vergisi getiren Fransa, İtalya, İspanya ve Avusturya, ABD’nin ticari soruşturmalarıyla karşı karşıya kalmıştı.
Ticari gerilimin tırmandığı geçen yılın ilkbahar aylarında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ABD tarifelerine karşı dijital reklam gelirlerinin vergilendirilmesini (“Amazon vergisi”) gündeme getirmiş, ardından taraflar 2025 yazında bir ticaret anlaşmasına varmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump, bu yılın haziran ayında yaptığı açıklamada, Amerikan şirketlerine dijital hizmet vergisi uygulanması halinde Avrupa ülkelerinden ithal edilecek tüm ürünlere yüzde 100 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulunmuştu.
Avrupa
Fransa’da yüz binler yine sokağa çıktı

Fransa’da, İçişleri Bakanlığının rakamlarına göre bile 250.000’den fazla protestocu, öğrencilerin okullarına daha fazla yatırım yapılması talebiyle Fransa genelinde sokaklara döküldü.
Protestoların düzenlenmesine yardımcı olan öğrenci örgütü L’Union Etudiante, dün Fransa genelinde 450.000 protestocunun sokaklara döküldüğünü ve bunun “kesinlikle tarihi bir olay” olduğunu belirtti.
Polis Paris ve Marsilya’da göstericilere göz yaşartıcı gaz, Rennes’de ise tazyikli su kullandı.
Protestocuların talepleri arasında yükseköğretimde daha fazla kontenjan ve okulların acil yeniden inşası için finansman yer alıyor.
Solcu La France Insoumise (Boyun Eğmeyen Fransa – LFI) partisinin lideri Jean-Luc Mélenchon’un, başbakanın “kaos ve şiddet yaratmak için gençlere göz yaşartıcı gaz attırıp copla vurduğunu” söylemesinin ardından, Fransa Başbakanı Sébastien Lecornu, hükümetin protestolara yönelik baskı uyguladığı yönündeki iddiaları “yanlış” olarak nitelendirdi.
Lecornu, X platformunda hükümetin baskı emri verdiği iddiasını yalanlayarak, “Polis memurlarına ve jandarmalara orantılılık konusunda talimatlar verildi. Onların müdahalesini tetikleyen şey şiddettir,” dedi ve şöyle devam etti:
“Bu tür hassas kolluk operasyonlarında kazalar yaşanabilir. Böyle durumlarda hukukun üstünlüğü geçerlidir: idari veya adli soruşturmalar, şeffaflık ve hesap verebilirliğin sağlanması. Ayrıca empati de olmalıdır. Fakat ‘polis şiddeti’nden bahsederek, baskı için siyasi talimatlar verildiği izlenimini yaratmak yanlıştır. Durum zaten yeterince ciddi; seçim kazanımı uğruna şiddeti kışkırtmak ve kaos yaratmak için ateşe körükle giden korkak bir siyasi sınıfın buna katkıda bulunmasına gerek yok.”
Geçen hafta Paris yakınlarındaki Saint-Ouen-l’Aumône’da bir lise öğrencisinin bir mermi parçasıyla yaralanmasının ardından bir polis memuru hakkında dava açıldı.
Gösteriler devam ederken, Fransız Öğrenci Birliği sözcüsü Alice Cohen-Morzadec, hareketin “taleplerimizi elde edene kadar daha da güçleneceğini” söyledi.
Fransa İçişleri Bakanlığı’nın BBC’ye teyit ettiği rakamlara göre, 28 Eylül’de protestoların başlamasından bu yana 6.547 kişi polis tarafından gözaltına alındı veya durduruldu.
Fransız basında yer alan haberlere göre, ülke genelinde yaşanan yaygın kargaşanın ardından salı günü 488 kişi gözaltına alındı.
Paris’te düzenlenen büyük bir yürüyüş sırasında polis ile göstericiler arasında gerginlik tırmanırken, Saint-Denis’in LFI üyesi belediye başkanı Bally Bagayoko olaya müdahale etti.
Protestodan gelen görüntülerde, Bagayoko’nun genç göstericiler ile çevik kuvvet polisleri arasındaki sıraların arasına girdiğini ve ardından polislerin kalabalığa müdahale etmesiyle göz yaşartıcı gazın etkisine maruz kaldığı görüldü.
Fransız basını, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un dün akşam Élysée Sarayı’nda bakanlarla bir araya geldiğini bildirdi.
Toplantıya Başbakan Sébastien Lecornu, Eğitim Bakanı Édouard Geffray ve İçişleri Bakanı Laurent Nuñez’in de katılması bekleniyordu.
Avrupa
AP’den Tayvan Boğazı’nda deniz varlığı çağrısı

Avrupa Parlamentosu (AP), bugün AB üye devletlerine Tayvan Boğazı ve çevresindeki bölgede deniz varlığını artırmaları yönündeki çağrıyı oylayacak.
Bu ifade, liberal Renew grubundan Hilde Vautmans tarafından hazırlanan ve AB ile Pekin arasındaki çok çeşitli ikili konuları kapsayan, AB-Çin ilişkilerine ilişkin Parlamento tavsiyesinde yer alıyor.
Metin, AB’yi “bölgedeki istikrarı güçlendirmek amacıyla, deniz varlığı ve ortak tatbikatlar da dahil olmak üzere daha sıkı bir güvenlik koordinasyonu için üye devletlerle işbirliği yapmaya” çağırıyor .
Bu ifadeye karşı çıkanlar da var. Sol grubundan (ELA) Danilo Della Valle, söz konusu pasajın metinden çıkarılması için bir değişiklik önergesi sundu.
Bu, deniz varlığı ve tatbikatlara yapılan atıfın bugünkü genel kurul oturumunda ayrı oylamaya tabi tutulacağı anlamına geliyor.
Della Valle, Rapporteur’e verdiği demeçte, raporun AB’yi Asya’da “militarist bir eğilime” itme riski taşıdığını belirterek, Çin’in stratejik bir rakipten ziyade uluslararası bir ortak olarak ele alınması gerektiğini savundu.
Eski İtalyan Genelkurmay Başkanı General Vincenzo Camporini, Rapporteur’e verdiği demeçte, bölgedeki bir Avrupa deniz varlığının önemli bir lojistik çaba gerektireceğini belirterek, Avrupa ülkelerinin bunu sürdürecek kaynaklara sahip olup olmadığını sorguladı.
Camporini, İtalya ve diğer Avrupa ülkelerinin Bab el-Mendeb’e gemi göndermekte halihazırda karşılaştıkları zorluklara dikkat çekerek, Uzak Doğu’da kalıcı bir Avrupa deniz varlığını “devasa bir hayal” olarak nitelendirdi.
Oylama, AB-Çin ilişkilerinin iktisadi alanda gerginleştiği bir dönemde gerçekleşiyor.
Fransa ve Almanya, Avrupa Komisyonu’nu, ciddi ve sistematik çarpıklıklara yanıt olarak Brüksel’in AB iç pazarından “derhal kesinti”ye kadar varan önlemler almasına olanak tanıyacak yeni bir ticaret aracı geliştirmeye çağırdı.
Fransız-Alman mektubunda Çin’in adı geçmese de, bu girişimin öncelikle Pekin’i hedef aldığı yaygın olarak kabul ediliyor.
AP’nin en büyük grubu olan muhafazakâr Avrupa Halk Partisi (EPP) raporu güçlü bir şekilde destekliyor ve AB’den Çin’le ilişkilerde “gücünü göstermesini” talep ediyor.
Metnin, Renew ve Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) gruplarından destek alması bekleniyor.
Sosyalistler metin konusunda bölünmüş durumda; grup, ortak bir zemin bulmak için salı gecesi son dakika toplantısı düzenledi.
Grup, Belçika, Fransa, Hollanda, Almanya ve Danimarka delegasyonlarının baskısıyla şu anda lehte oy kullanma eğiliminde olduğunu belirtiyor.
Fakat Sosyalist kaynakların Rapporteur’e doğruladığı üzere, en büyük iki heyet olan İtalyan ve İspanyol heyetleri, liderlerinin metni fazla sert bulması nedeniyle çekimser kalma eğiliminde.
Parlamento metni ayrıca önerilen deniz varlığını doğrudan Tayvan’la ilişkilendirerek, AB’den “Çin’i tırmanıştan caydırmak için çaba göstermesini” ve “ada çevresinde gelecekte yaşanabilecek olası gelişmeler” için acil durum önlemleri ve senaryo planlaması geliştirmesini talep ediyor.
Tayvan meselesi son zamanlarda Brüksel’de kurumlar arası gerginliklere yol açtı. Eylül ayında, Tayvan Başbakan Yardımcısı Hsiao Bi-khim’in sürpriz konuk olarak duyurulmasının ardından Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu’nun İtalya’da düzenlediği bir konferanstan çekilmişti.
Pekin’in bu durumdan dolayı Roma ve Brüksel’e şikayette bulunduğu bildirildi.
AP’nin nihai metni, AB’nin uzun süredir izlediği “Tek Çin” politikasını sürdürürken Tayvan ile ilişkilerini geliştirmeye devam etmesi ve Tayvan Boğazı ile Güney Çin Denizi’ndeki statükoya yönelik tek taraflı değişikliklere karşı çıkması gerektiğini vurguluyor.
Tayvanlı yetkililer için bu metin, onaylanması halinde olumlu bir işaret olacak.
Tayvan’ın Brüksel Büyükelçisi Shieh Jhy-wey, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Aynı görüşleri paylaşan Avrupalı ortaklarımızın sürekli ilgisini ve desteğini, özellikle de Tayvan Boğazı ve daha geniş Hint-Pasifik bölgesinde barış ve istikrarın önemine yaptıkları açık vurguyu büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz,” dedi.
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Sachs: Trump’ın Genel Kurul konuşması diplomasi standartlarını sarstı
Görüş6 gün önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri











