Bizi Takip Edin

Diplomasi

Singapur’da Filistin bayrağı açan Massive Attack üyelerine süresiz giriş yasağı verildi

Yayınlanma

Singapur yönetimi, 29 Temmuz’daki konserlerinde Filistin bayrağı açan ve slogan atan İngiliz müzik grubu Massive Attack üyeleri Robert Del Naja ile Grant Marshall’a ülkeye giriş ve sahne alma yasağı getirdi. Grup üyeleri, gözaltına alındıklarını, sorgulandıklarını ve pasaportlarına el konulduğunu açıklayarak karara tepki gösterdi.

İngiliz müzik grubu Massive Attack, Singapur’daki konserinde Filistin’e destek mesajları vermesinin ardından ülke makamlarının kendilerine yönelik tutumu karşısında şaşkınlığa uğradıklarını ve hayal kırıklığı yaşadıklarını açıkladı.

Grubun iki üyesi Robert Del Naja ile Grant Marshall, 29 Temmuz’daki konserde sahnede Filistin bayrağı açtı ve izleyicilerle birlikte “Özgür Filistin” sloganı attı.

Singapur polisi önce olay hakkında soruşturma başlattı, ardından Del Naja ve Marshall’ın ülkeye yeniden girişinin ve burada sahne almalarının süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.

Massive Attack, pazar günü Instagram’da yayımladığı açıklamada üyelerinin polis tarafından gözaltına alındığını, birbirlerinden ayrıldığını ve ayrı ayrı sorgulandığını bildirdi. Gruba göre bazı üyelerin otel odaları arandı ve pasaportlarına geçici olarak el konuldu. Massive Attack, yaşananları “gerçeküstü bir deneyim” olarak nitelendirerek Singapur makamlarının tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Singapur polisi, 31 Temmuz’da yayımladığı ilk açıklamada konser sırasında Filistin bayrağı açılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Polis ve yerel medya, soruşturmanın “lisans koşullarının ihlal edilmiş olabileceği” gerekçesiyle yürütüldüğünü bildirmişti.

Singapur yasalarına göre yabancı ülkelere ait bayrak ve diğer ulusal sembollerin izin veya muafiyet olmaksızın halka açık alanlarda sergilenmesi yasaklanıyor.

Polis sözcüsü, daha sonra BBC’ye yaptığı açıklamada Del Naja ve Marshall’ın Singapur’a yeniden girmelerine ve ülkede sahne almalarına izin verilmeyeceğini söyledi. İki müzisyene, yabancı bayrakların kamusal alanda sergilenmesini kısıtlayan ve halka açık etkinliklerde siyasi ifadeleri düzenleyen iki yasa kapsamındaki olası ihlaller nedeniyle “sert uyarı” verildi.

Massive Attack, konser başlamadan önce ve konserin sonunda salondaki izleyicilerin büyük bölümünün kendiliğinden “Özgür Filistin” sloganları attığını belirtti. Grubun açıklamasında, “Muhtemelen bu kendiliğinden ifadenin tek başına hükümetlerinin sansür yasalarını ihlal edebileceğinin farkındaydılar. Ancak bu onları caydırmadı” ifadelerine yer verildi.

Massive Attack, Singapur’un yasak kararına doğrudan değinmedi ancak “157 ülkenin tanıdığı egemen bir devletin bayrağını yalnızca havaya kaldırmanın herhangi bir yasayı ihlal edebileceğini düşünmediklerini” bildirdi. Grup üyeleri, Singapur’daki hayranlarıyla birlikte bu plansız dayanışma mesajını vermekten gurur duyduklarını söyledi. Açıklamada, izleyicilerin “Filistin halkıyla dayanışma göstermek için açıkça ahlaki bir sorumluluk hissettiği” kaydedildi.

Massive Attack’ın Instagram paylaşımı 146 bin kullanıcı tarafından beğenildi ve grubun hayranlarından çok sayıda destek mesajı aldı. Singapurlu bir Instagram kullanıcısı, “Singapur’da çoğumuz ne söylediğimize ne kadar yüksek sesle söylediğimize ve ne zaman susmanın daha güvenli olduğuna dikkat etmeyi öğrenerek büyüdük. Filistin’in yanında durduğunuz ve ahlaki tutarlılığın hâlâ sahnenin merkezinde yer alabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.

Konseri izleyen Singapurlu içerik üreticisi Crystal Lim-Lange ise konunun “karmaşık” olduğunu belirtti. Lim-Lange, “Sanatçıların sahne aldıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermeleri gerektiğine inanıyorum” dedi. Bununla birlikte sanatın tarih boyunca düşüncelere meydan okuduğunu, toplumu yansıttığını ve zorlu tartışmaları tetiklediğini vurgulayan Lim-Lange, “Sanatı siyasetten ayırmaya çalışmak hiçbir zaman kolay olmadı” değerlendirmesinde bulundu.

Filistin bayrağı, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik saldırıları ve Singapur’daki kayda değer Müslüman nüfus nedeniyle ülkede hassas bir konu olarak değerlendiriliyor. Singapur yönetimi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili kitlesel açıklamalara ve sembollere karşı tutum izliyor. Çok kültürlü ülkenin yetkilileri, bu yaklaşımın etnik, dini ve toplumsal uyumun korunması için gerekli olduğunu savunuyor.

Singapur İçişleri Bakanlığı, 2023’te yayımladığı duyuruda yabancı ülkelere ait ulusal semboller de dâhil olmak üzere Filistin ve İsrail’deki gelişmelerle bağlantılı eşyaların sergilenmemesi veya giyilmemesi uyarısında bulunmuştu. Bakanlığın açıklamasında, “Devam eden İsrail-Hamas çatışması güçlü duygular uyandıran bir meseledir. Artan hassasiyetler göz önüne alındığında, çatışmayla bağlantılı unsurların kamuya açık alanlarda sergilenmemesini ve giyilmemesini tavsiye ediyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.

Singapur makamları, bu yılın başında Filistin’e destek amacıyla izinsiz yürüyüş düzenleyen bazı kişilere de para cezası verdi.

Massive Attack, Gazze savaşı dahil çeşitli konulardaki siyasi tutumunu açıkça dile getirmesiyle tanınıyor. Robert Del Naja, bu yılın başında Londra’daki bir protesto sırasında yasaklı Palestine Action örgütüne destek verdiği şüphesiyle gözaltına alınmıştı. 61 yaşındaki müzisyen, üzerinde “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı bir pankartla yüzlerce göstericinin katıldığı oturma eyleminde yer almıştı.

Massive Attack konseri, Filistin’le dayanışma gösterilmesi nedeniyle hukuki işlem başlatılan ilk olay niteliği taşımıyor. Gazze’deki saldırıların Ekim 2023’te başlamasından bu yana Filistin’e destek eylemleri geniş çaplı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.

ABD’de yetkililer ve üniversite yönetimleri, Gazze’yle dayanışma gösterilerine gözaltılar, uzaklaştırma kararları ve öğrencilerle öğretim üyelerine yönelik ceza davalarıyla karşılık verdi. Federal yetkililer ise Filistin yanlısı eylemleri hedef alan soruşturmalar açmak ve üniversitelere sağlanan fonları kesmekle tehdit etti.

İngiltere hükümeti, terörle mücadele yasaları ile kamu düzenine ilişkin yetkileri kullanarak bazı grupları yasakladı, gösterilere katı koşullar getirdi ve Filistin’e destek açıklamalarında bulunan binlerce protestocu, aktivist ve akademisyeni gözaltına aldı.

Fransa’da İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda Filistin yanlısı gösteriler ülke genelinde defalarca yasaklandı. Polis, toplanan grupları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı, çok sayıda kişiye para cezası verildi. Savcılıklar da eylemleri düzenleyenler ve katılımcılar hakkında ceza davaları açtı.

İsrail’in destekçilerinden Almanya’da ise eyalet makamları, yaygın Filistin yanlısı sloganları suç kapsamında değerlendirdi. Gösteriler yasaklandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı veya para cezasına çarptırıldı. Dayanışma eylemlerine katılan yabancı aktivistler hakkında sınır dışı ve diğer göçmenlik işlemleri de uygulandı.

Dünya turnesini sürdüren Massive Attack, Asya ayağının tamamlanmasının ardından gelecek hafta Avustralya’da konserler verecek.

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Yayınlanma

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.

Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.

Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.

Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.

Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.

Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.

Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.

Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.

Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.

Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.

ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.

Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.

Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.

Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.

Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English