Bizi Takip Edin

Diplomasi

‘Colani’den kravatlı Şara yaratan’ İngiliz danışman parlamentonun hedefinde

Yayınlanma

El Kaide lideri Ebu Muhammed el-Colani’ye “kravat taktırıp” Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yarattığı ileri sürülen İngiliz Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell, parlamento tarafından topa tutuldu.

Başbakan Keir Starmer’ın en güçlü danışmanlarından Powell, geçen hafta sonu, “vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen dışarıdan kiralanmış casuslar ve gizli ajanlar” ekibini kullanarak “teröristlere gizli diplomatik kanallar açmakla” suçlandı.

Daily Mail’de yer alan habere göre Ulusal Güvenlik Danışmanı Powell, Tony Blair hükümetindeki görevinden ayrıldıktan sonra bu gizemli örgütü kurdu. Powell, Birleşik Krallık’ı Irak işgaline sürükleyen meşhur “dodgy dossier” (sahte dosya) olayında başdanışman olarak görev yapıyordu.

“Inter Mediate” adlı bu örgüt, “devlet dışı silahlı gruplarla” temas kurmak için Dışişleri Bakanlığından fon alıyor ve bu ayın başlarında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasına yol açan İngiltere’nin Suriye ile yaptığı anlaşmada aracılık ettiği anlaşılıyor. 

İşte Ahmed Şara’ya ‘takım elbise giydiren’ İngiliz STK: Inter Mediate

İngiliz istihbaratı bağlantılı Inter Mediate, Colani’nin sarayında karargâh kurmuş

Kasım ayında Başbakanlık koridorlarına geri döndüğünde, yıllık 200.000 sterlinlik maaş aldığı gizemli STK’daki genel müdürlük görevinden istifa eden 68 yaşındaki Powell, bu yılın başlarında stratejik öneme sahip Chagos Adalarının egemenliğini Mauritius’a devretmek için büyük tartışmalara yol açan anlaşmayı da sağlayan isimlerden biri olarak öne çıkıyor.

Bu hamle, Powell ve Tony Blair’in yönetimindeki yardımcısı ve şu anda Starmer’ın politika uygulama direktörü olan Liz Lloyd’un liderliğindeki “Blaircilerin”, İşçi Partisi yönetimi içinde ‘iktidar mücadelesi’ başlatmaya çalıştığı iddialarının ortasında geldi.

Daily Mail’e konuşan diplomatik kaynaklar, Inter Mediate’in bir zamanlar El Kaide’nin Suriye kolu ile bağlantılı olan HTŞ ve Şara liderliğindeki Suriye hükümeti ile ilişkilerin yeniden kurulmasında merkezi bir rol oynadığını belirtiyor.

Anlaşma bu ayın başlarında imzalandıktan sonra, Dışişleri Bakanı David Lammy, Inter Mediate’in başkanlık sarayında bir ofisi olduğu söylenen Şam’a giderek Ahmed eş-Şara ile görüşmüştü.

Clinton e-postaları: Inter Mediate, MI6 ve SAS ile ilişkili

Wikileaks’in yayınladığı eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton bağlantılı e-postalardan birinde Powell, Inter Mediate’in İngiliz dış istihbarat servisi MI6 ile yakın ilişkiler içinde olduğunu yazmıştı.

2012 yılının Mart ayında, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın en önemli danışmanlarından Jake Sullivan’a gönderdiği bir e-postada, “Londra’daki FCO [Dışişleri ve Milletlerarası İlişkiler Bakanlığı], NSC [Ulusal Güvenlik Konseyi] ve SIS [Gizli İstihbarat Servisi] ile yakın işbirliği içindeyiz,” demişti.

Yine e-postalarda, Powell’ın,  o dönem dışişleri bakan yardımcısı olan ve “eski dostu” olarak nitelendirdiği daha sonraki CIA şefi William Burns ile de görüştüğü, Inter Mediate’in “isyancılar ve hükümetler arasında gizli kanallar” kurduğunu ve Nijerya, Kolombiya, Bahreyn, Afganistan ve Kuzey Kore’de çalıştığını eklediği görülüyor.

Powell, “Suriye’de [eski BM genel sekreteri] Kofi Annan ile birlikte, Yemen, Somali ve Burma’da çalışmaya başlıyoruz,” derken, Sullivan da Inter Mediate’in “radarın altında” çalıştığını belirtiyordu.

Eski MI6 yetkilisi Martin Griffiths de Powell ile birlikte Inter Mediate’i kuran isimler arasındaydı.

Eski MI6 şefi Sawers: HTŞ terör örgütü gibi değil, kurtuluş hareketi gibi davranıyor

Şara’nın İngiliz akıl hocasından parlamentoya hesap vermesi isteniyor

Hafta sonu üst düzey bir Muhafazakâr siyasetçi, Powell’a neden doğrudan bakanlık görevi verilmeyip ‘özel danışman’ statüsü verildiğine dair Parlamento soruşturması açılması çağrısında bulundu.

Bu, Powell’ın yabancı hükümetlerle doğrudan ilişkiler kurma ve Chagos’un devriyle ilgili müzakereleri yürütme görevine rağmen Parlamentoya hesap vermek zorunda olmadığı anlamına geliyor.

Lancaster Dükalığının gölge başbakanı Alex Burghart, “Ulusal güvenlik danışmanına Chagos’un teslim edilmesindeki rolü hakkında soru soramamak yeterince skandal. Ama şimdi ortaya çıktı ki, özel kuruluşunu terörist gruplarla gizli kanallar kurmak için kullanıyor. Parlamento kesinlikle ona bu konuda soru sorabilmelidir. Hükümetin saklayacak bir şeyi olmasaydı, Powell’ı soğuk bakışlardan uzak tutmak için bu kadar uğraşmazdı. İşçi Partisi gerçeği açıklamalı ve derhal bir açıklama yapmalıdır,” dedi.

Inter Mediate, Powell’ı web sitesinde öne çıkararak, Kuzey İrlanda’daki ”1999 Hayırlı Cuma Anlaşmasının kilit mimarlarından biri“ olarak rolünü de vurguluyor.

İnternet sitesinde, Powell’ın bu STK’yı, ”Kuzey İrlanda barış görüşmelerinden çıkarılan dersleri paylaşmak ve benzer ikilemlerle karşı karşıya kalan diğer liderlere yardımcı olmak” amacıyla kurduğu belirtiliyor.

Web sitesinde ayrıca Powell’ın deneyimlerini kullanarak İspanya’daki Bask çatışmasının sona ermesi, Kolombiya Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos’un “barış danışmanı” olarak görev yapması ve Mozambik Cumhurbaşkanı Filipe Nyusi ile birlikte ülkenin iç savaşını sona erdirmek için çalışması da dahil olmak üzere “başarılı barış anlaşmalarında merkezi bir rol oynadığı” söyleniyor.

Irak işgalinin mimarlarından, Blair’in yakın çevresinden

Powell’ın, Irak’ın var olmayan kitle imha silahlarına ilişkin 2002 tarihli meşhur dosyada oynadığı rol ise artık daha az hatırlanıyor. Powell’ın, Tony Blair liderliği için “biraz sorun teşkil ettiği” gerekçesiyle bir güvenlik şefinden taslak metinde değişiklik yapmasını istediği ortaya çıkmıştı.

Powell’ın 2011 yılında kurduğu Inter Mediate’in en son açıklamaları, “FCDO’nun [Dışişleri, Milletler Topluluğu ve Kalkınma Ofisi] çatışma, istikrar ve arabuluculuk ofisiyle yeni bir ortaklık anlaşması yoluyla daha büyük bir taahhütte bulunduğunu” vurguluyor.

Hükümet harcama kayıtları, Inter Mediate’in “siyasi elitlere yüksek düzeyde erişimi” nedeniyle “devlet dışı silahlı gruplara” arka kanal sağlamak için Birleşik Krallık hükümeti tarafından finanse edildiğini gösteriyor.

Ocak ayında yayınlanan hesaplara göre, şirketin Mart 2024’e kadar olan toplam geliri 2,96 milyon sterlin olarak görülüyor ve en yüksek maaşı alan çalışan –muhtemelen Powell– 190.000 ile 200.000 sterlin arasında kazanıyor. 

CIA ve MI6, IŞİD’i nasıl yarattı?

Hükümet kaynağı: Bu STK’dakiler taşeron casuslar ve gizli ajanlar

Hükümetten bir kaynak, “Bunlar, müzakere yoluyla uzlaşma sağlamak için siyasi liderler ve silahlı gruplarla ‘arka kanal’ görüşmeleri yürüten, esasen dış kaynak kullanımı ile istihdam edilen [outsourcing] casuslar ve gizli ajanlar,” dedi.

Burghart, kamu yönetimi ve anayasa işleri komitesi başkanı Simon Hoare’a yazdığı mektupta, “2010 yılında bu pozisyon oluşturulduğundan beri önceki tüm ulusal güvenlik danışmanları komiteye ifade vermiş olduğu” gerekçesiyle, Powell’ın ulusal güvenlik stratejisi konusunda parlamentonun ortak komitesine (JCNSS) ifade verilmesi çağrısına yanıt vermesi gerektiğini belirtti.

Burghart, “Bunun, Parlamento tarafından daha kapsamlı bir incelemeye tabi tutulması gereken önemli anayasal meseleleri gündeme getirdiğini düşünüyorum. Hükümetin ilk görevi, ülkeyi savunmaktır; ancak hükümet, başbakanın ulusal güvenlik konusunda baş danışmanının incelemeye tabi tutulmasını istemiyor,” diye yazdı.

Bir hükümet sözcüsü, “Hükümet, JCNSS ile verimli bir ilişki kurmaya ve komitenin önemli çalışmalarına en iyi şekilde destek ve kanıt sağlamak için kararlıdır. Uzun süredir uygulanan uygulamaya uygun olarak, ulusal güvenlikten sorumlu üst düzey memurlar ve bakanlar JCNSS’ye kanıt sunacaktır,” yanıtını verdi.

Bir hükümet kaynağı, Powell’ın yardımcılarının komite önüne çıkacağını da ekledi.

Kaynak, ”Mali çıkarların beyanı ve yönetimi için yerleşik bir sistem bulunmaktadır. Önceki yönetimlerde olduğu gibi, 10 numaralı ve Kabine Ofisindeki özel danışmanlar için yayınlanması uygun görülen çıkarlar yıllık olarak yayınlanmaktadır. Inter Mediate, dünya çapında silahlı çatışmaları çözmek için çalışan bir hayır kurumudur. Jonathan, geçen yıl hükümete yeniden katıldığında bu kurumla tüm bağlarını koparmıştır,” dedi.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English