Bizi Takip Edin

Diplomasi

‘Colani’den kravatlı Şara yaratan’ İngiliz danışman parlamentonun hedefinde

Yayınlanma

El Kaide lideri Ebu Muhammed el-Colani’ye “kravat taktırıp” Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yarattığı ileri sürülen İngiliz Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell, parlamento tarafından topa tutuldu.

Başbakan Keir Starmer’ın en güçlü danışmanlarından Powell, geçen hafta sonu, “vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen dışarıdan kiralanmış casuslar ve gizli ajanlar” ekibini kullanarak “teröristlere gizli diplomatik kanallar açmakla” suçlandı.

Daily Mail’de yer alan habere göre Ulusal Güvenlik Danışmanı Powell, Tony Blair hükümetindeki görevinden ayrıldıktan sonra bu gizemli örgütü kurdu. Powell, Birleşik Krallık’ı Irak işgaline sürükleyen meşhur “dodgy dossier” (sahte dosya) olayında başdanışman olarak görev yapıyordu.

“Inter Mediate” adlı bu örgüt, “devlet dışı silahlı gruplarla” temas kurmak için Dışişleri Bakanlığından fon alıyor ve bu ayın başlarında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasına yol açan İngiltere’nin Suriye ile yaptığı anlaşmada aracılık ettiği anlaşılıyor. 

İşte Ahmed Şara’ya ‘takım elbise giydiren’ İngiliz STK: Inter Mediate

İngiliz istihbaratı bağlantılı Inter Mediate, Colani’nin sarayında karargâh kurmuş

Kasım ayında Başbakanlık koridorlarına geri döndüğünde, yıllık 200.000 sterlinlik maaş aldığı gizemli STK’daki genel müdürlük görevinden istifa eden 68 yaşındaki Powell, bu yılın başlarında stratejik öneme sahip Chagos Adalarının egemenliğini Mauritius’a devretmek için büyük tartışmalara yol açan anlaşmayı da sağlayan isimlerden biri olarak öne çıkıyor.

Bu hamle, Powell ve Tony Blair’in yönetimindeki yardımcısı ve şu anda Starmer’ın politika uygulama direktörü olan Liz Lloyd’un liderliğindeki “Blaircilerin”, İşçi Partisi yönetimi içinde ‘iktidar mücadelesi’ başlatmaya çalıştığı iddialarının ortasında geldi.

Daily Mail’e konuşan diplomatik kaynaklar, Inter Mediate’in bir zamanlar El Kaide’nin Suriye kolu ile bağlantılı olan HTŞ ve Şara liderliğindeki Suriye hükümeti ile ilişkilerin yeniden kurulmasında merkezi bir rol oynadığını belirtiyor.

Anlaşma bu ayın başlarında imzalandıktan sonra, Dışişleri Bakanı David Lammy, Inter Mediate’in başkanlık sarayında bir ofisi olduğu söylenen Şam’a giderek Ahmed eş-Şara ile görüşmüştü.

Clinton e-postaları: Inter Mediate, MI6 ve SAS ile ilişkili

Wikileaks’in yayınladığı eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton bağlantılı e-postalardan birinde Powell, Inter Mediate’in İngiliz dış istihbarat servisi MI6 ile yakın ilişkiler içinde olduğunu yazmıştı.

2012 yılının Mart ayında, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın en önemli danışmanlarından Jake Sullivan’a gönderdiği bir e-postada, “Londra’daki FCO [Dışişleri ve Milletlerarası İlişkiler Bakanlığı], NSC [Ulusal Güvenlik Konseyi] ve SIS [Gizli İstihbarat Servisi] ile yakın işbirliği içindeyiz,” demişti.

Yine e-postalarda, Powell’ın,  o dönem dışişleri bakan yardımcısı olan ve “eski dostu” olarak nitelendirdiği daha sonraki CIA şefi William Burns ile de görüştüğü, Inter Mediate’in “isyancılar ve hükümetler arasında gizli kanallar” kurduğunu ve Nijerya, Kolombiya, Bahreyn, Afganistan ve Kuzey Kore’de çalıştığını eklediği görülüyor.

Powell, “Suriye’de [eski BM genel sekreteri] Kofi Annan ile birlikte, Yemen, Somali ve Burma’da çalışmaya başlıyoruz,” derken, Sullivan da Inter Mediate’in “radarın altında” çalıştığını belirtiyordu.

Eski MI6 yetkilisi Martin Griffiths de Powell ile birlikte Inter Mediate’i kuran isimler arasındaydı.

Eski MI6 şefi Sawers: HTŞ terör örgütü gibi değil, kurtuluş hareketi gibi davranıyor

Şara’nın İngiliz akıl hocasından parlamentoya hesap vermesi isteniyor

Hafta sonu üst düzey bir Muhafazakâr siyasetçi, Powell’a neden doğrudan bakanlık görevi verilmeyip ‘özel danışman’ statüsü verildiğine dair Parlamento soruşturması açılması çağrısında bulundu.

Bu, Powell’ın yabancı hükümetlerle doğrudan ilişkiler kurma ve Chagos’un devriyle ilgili müzakereleri yürütme görevine rağmen Parlamentoya hesap vermek zorunda olmadığı anlamına geliyor.

Lancaster Dükalığının gölge başbakanı Alex Burghart, “Ulusal güvenlik danışmanına Chagos’un teslim edilmesindeki rolü hakkında soru soramamak yeterince skandal. Ama şimdi ortaya çıktı ki, özel kuruluşunu terörist gruplarla gizli kanallar kurmak için kullanıyor. Parlamento kesinlikle ona bu konuda soru sorabilmelidir. Hükümetin saklayacak bir şeyi olmasaydı, Powell’ı soğuk bakışlardan uzak tutmak için bu kadar uğraşmazdı. İşçi Partisi gerçeği açıklamalı ve derhal bir açıklama yapmalıdır,” dedi.

Inter Mediate, Powell’ı web sitesinde öne çıkararak, Kuzey İrlanda’daki ”1999 Hayırlı Cuma Anlaşmasının kilit mimarlarından biri“ olarak rolünü de vurguluyor.

İnternet sitesinde, Powell’ın bu STK’yı, ”Kuzey İrlanda barış görüşmelerinden çıkarılan dersleri paylaşmak ve benzer ikilemlerle karşı karşıya kalan diğer liderlere yardımcı olmak” amacıyla kurduğu belirtiliyor.

Web sitesinde ayrıca Powell’ın deneyimlerini kullanarak İspanya’daki Bask çatışmasının sona ermesi, Kolombiya Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos’un “barış danışmanı” olarak görev yapması ve Mozambik Cumhurbaşkanı Filipe Nyusi ile birlikte ülkenin iç savaşını sona erdirmek için çalışması da dahil olmak üzere “başarılı barış anlaşmalarında merkezi bir rol oynadığı” söyleniyor.

Irak işgalinin mimarlarından, Blair’in yakın çevresinden

Powell’ın, Irak’ın var olmayan kitle imha silahlarına ilişkin 2002 tarihli meşhur dosyada oynadığı rol ise artık daha az hatırlanıyor. Powell’ın, Tony Blair liderliği için “biraz sorun teşkil ettiği” gerekçesiyle bir güvenlik şefinden taslak metinde değişiklik yapmasını istediği ortaya çıkmıştı.

Powell’ın 2011 yılında kurduğu Inter Mediate’in en son açıklamaları, “FCDO’nun [Dışişleri, Milletler Topluluğu ve Kalkınma Ofisi] çatışma, istikrar ve arabuluculuk ofisiyle yeni bir ortaklık anlaşması yoluyla daha büyük bir taahhütte bulunduğunu” vurguluyor.

Hükümet harcama kayıtları, Inter Mediate’in “siyasi elitlere yüksek düzeyde erişimi” nedeniyle “devlet dışı silahlı gruplara” arka kanal sağlamak için Birleşik Krallık hükümeti tarafından finanse edildiğini gösteriyor.

Ocak ayında yayınlanan hesaplara göre, şirketin Mart 2024’e kadar olan toplam geliri 2,96 milyon sterlin olarak görülüyor ve en yüksek maaşı alan çalışan –muhtemelen Powell– 190.000 ile 200.000 sterlin arasında kazanıyor. 

CIA ve MI6, IŞİD’i nasıl yarattı?

Hükümet kaynağı: Bu STK’dakiler taşeron casuslar ve gizli ajanlar

Hükümetten bir kaynak, “Bunlar, müzakere yoluyla uzlaşma sağlamak için siyasi liderler ve silahlı gruplarla ‘arka kanal’ görüşmeleri yürüten, esasen dış kaynak kullanımı ile istihdam edilen [outsourcing] casuslar ve gizli ajanlar,” dedi.

Burghart, kamu yönetimi ve anayasa işleri komitesi başkanı Simon Hoare’a yazdığı mektupta, “2010 yılında bu pozisyon oluşturulduğundan beri önceki tüm ulusal güvenlik danışmanları komiteye ifade vermiş olduğu” gerekçesiyle, Powell’ın ulusal güvenlik stratejisi konusunda parlamentonun ortak komitesine (JCNSS) ifade verilmesi çağrısına yanıt vermesi gerektiğini belirtti.

Burghart, “Bunun, Parlamento tarafından daha kapsamlı bir incelemeye tabi tutulması gereken önemli anayasal meseleleri gündeme getirdiğini düşünüyorum. Hükümetin ilk görevi, ülkeyi savunmaktır; ancak hükümet, başbakanın ulusal güvenlik konusunda baş danışmanının incelemeye tabi tutulmasını istemiyor,” diye yazdı.

Bir hükümet sözcüsü, “Hükümet, JCNSS ile verimli bir ilişki kurmaya ve komitenin önemli çalışmalarına en iyi şekilde destek ve kanıt sağlamak için kararlıdır. Uzun süredir uygulanan uygulamaya uygun olarak, ulusal güvenlikten sorumlu üst düzey memurlar ve bakanlar JCNSS’ye kanıt sunacaktır,” yanıtını verdi.

Bir hükümet kaynağı, Powell’ın yardımcılarının komite önüne çıkacağını da ekledi.

Kaynak, ”Mali çıkarların beyanı ve yönetimi için yerleşik bir sistem bulunmaktadır. Önceki yönetimlerde olduğu gibi, 10 numaralı ve Kabine Ofisindeki özel danışmanlar için yayınlanması uygun görülen çıkarlar yıllık olarak yayınlanmaktadır. Inter Mediate, dünya çapında silahlı çatışmaları çözmek için çalışan bir hayır kurumudur. Jonathan, geçen yıl hükümete yeniden katıldığında bu kurumla tüm bağlarını koparmıştır,” dedi.

Diplomasi

Eski BM diplomatı von der Schulenburg: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü

Yayınlanma

Editörün notu: Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, 25-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin mevcut gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Schulenburg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Birliğin artık bu misyonunu terk ederek tamamen savaş odaklı bir retoriğe teslim olduğunu belirtti. Avrupa’nın kıt kaynaklar, yüksek enerji maliyetleri, sanayisizleşme ve demografik kriz gibi yapısal sorunlarla boğuşurken etrafındaki aktif çatışma çemberiyle baş başa kaldığına dikkat çekti. Brüksel’in diplomasi ve arabuluculuk kabiliyetini yitirdiğini belirten kıdemli diplomat, 27 üye ülkenin Rusya ile müzakere masasına oturabilecek esneklikten ve ortak iradeden yoksun olduğunu dile getirdi.


Belirttiğiniz gibi, ben bir akademisyen değilim; savaşların ve barışın gerçek dünyasından geliyorum. Ömrümün neredeyse tamamını Avrupa’nın dışında geçirdim fakat son iki yılımı Avrupa Birliği’nde tamamladım ve karşılaştığım manzara beni derinden sarsıyor.

Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir barış projesi olarak kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın tekrarlanmaması, kıta ülkelerinin bir araya gelmesi ve dış dünyaya savaşlara mecbur kalınmayan barışçıl bir bütünleşme modeli sunulması amaçlanıyordu.

Gelgelelim bu durum bütünüyle değişti. Bugün gerek Parlamentoda gerekse resmi söylemlerde işittiğim kadarıyla, Avrupa Birliği’ndeki tartışmaların merkezine artık doğrudan savaş yerleşmiş durumda.

Bugün Avrupa Birliği’ni, gerçekleri bütünüyle inkâr eden, gerçekliği tamamen yadsıyan ve bu sebeple herhangi bir politika üretemez hale gelen bir teşekkül olarak tanımlıyorum.

Seminerimizin başlığı olan yeni dünya düzenine bir katkı sunulup sunulamayacağı meselesine gelirsek; bu katkının Avrupa Birliği’nden gelmeyeceği kesin.

Mesleki deneyimime daha yakın bir kıyaslama yapayım: Avrupa Birliği’ni Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya ile karşılaştırdığınızda, Birliğin dünyadaki faal savaşların büyük kısmıyla kuşatıldığını görürsünüz. Bahsettiğim diğer ülkelerin hiçbirinin etrafında bu denli yoğun çatışma yok.

Dahası, ABD’nin İran ve benzeri savaşları başlatıp ardından Atlas Okyanusu’nun gerisine çekilmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız; oysa bu savaşların neticeleri doğrudan Avrupa Birliği’nin kapı eşiğinde kalıyor.

İran’ı düşünüyorum; İsrail’in Suriye’den Lübnan’a, Batı Şeria’dan Gazze’ye kadar yürüttüğü pek çok savaşı düşünüyorum.

Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı, hemen ardından Afrika’daki Mali ve benzeri bölgeleri, elbette Sudan’ı aklıma getiriyorum. Şüphesiz bizim açımızdan en ağırı Ukrayna savaşı; zira doğrudan kendi kıtamızda cereyan ediyor.

Avrupa Birliği’ni diğer üç küresel güçle mukayese ettiğinizde, muhtemelen en kıt doğal kaynaklara sahip coğrafya olduğumuzu da fark edersiniz. Devasa bir demografik sorunumuz var; üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz ama muazzam tesirler yaratacak bir nüfus dönüşümü yaşıyoruz. En pahalı enerjiyi biz tüketiyoruz. Karşılaştırmalı üstünlüğümüzü kaybettik; sanayisizleşmeyle yüz yüzeyiz. Ve elbette, dünyada Avrupa’yı ayrıcalıklı kılan yegâne unsuru, sosyal güvenlik ve refah sistemimizi de yitiriyoruz.

Böylesi bir tabloda, yalnızca kurumsal yapısıyla değil, ortak dış ve güvenlik politikası inşa ettiklerini öne süren üye devletleriyle birlikte Avrupa Birliği’nin son derece dirayetli durmasını, etrafında olup bitenlere etkin tepki vermesini beklersiniz.

Ha, bu arada Amerika Birleşik Devletleri’ni unuttum; Grönland’ı adeta kıskacına alıyorlar, zira imzaladıkları son anlaşmanın Grönland’ın tam denetimini ele geçirme yolunda ilk adım kanaatindeyim. Oysa orası bir Avrupa toprağı. Peki Avrupa Birliği ne yapıyor? Ortada ne bir dış politika var ne de güvenlik politikası; en azından benim görebildiğim kadarıyla yok. Bolca siyasi demeç veriyorlar.

Bu açıklamalar ekseriyetle Avrupa’nın yeniden silahlanması, nihayet askeri bir güce dönüşmemiz gerektiği iddialarıyla ve ahlaki nutuklarla dolu. Bilirsiniz, Birleşmiş Milletler’de hep şöyle deriz: Savaştan ve ahlaktan bahseden savaşı arzular; menfaatlerden söz eden ise çözüm arar.

Avrupa Birliği’nde menfaati diline dolayan kimseyi göremiyorum; durum son derece kaygı verici. Kendini ahlaken daima üstün gören birinin ikiyüzlülüğe sürüklenmesi an meselesidir. Açıkçası tüm bu hezeyanları dinlemek bazen ıstırap veriyor. Avrupa Birliği’nin geleceğini doğrudan tehdit eden bu çatışma çemberine karşı hiçbir siyasetimiz yok.

Kimseyle konuşamıyorsunuz. Müzakere masalarının hiçbirinde yer almıyoruz. Ne bir teklif sunuyoruz ne de arabuluculuk yapalım diyerek sürece müdahil olmaya çalışıyoruz; artık böyle bir irade kalmadı.

Üstelik üye devletlerin harcamalarını bir kenara bırakırsak, sırf Avrupa Birliği’nin diplomatik servisinin yıllık maliyeti 1 milyar dolar. 1 milyar dolar! Ne yaptıklarını anlamış değilim. Sahada kendileriyle bizzat karşılaştım; Avrupalı diplomatların tam olarak ne işle meşgul olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.

Her neyse, şüphesiz en can alıcı mesele Ukrayna; ne de olsa kendi kıtamızda. İçinde bulunduğumuz kadar güvensiz bir ortamda, akla ilk gelmesi gereken şey Avrupa kıtasında barışı tesis etmektir. Ancak o zaman diğer sorunlarla ilgilenebiliriz.

Avrupa kıtasında barışın sağlanması, Rusya ile konuşmamızı, müzakere etmemizi ve bu çatışmaya bir şekilde çözüm bulmamızı gerektiriyor. Fakat bunu yapamıyoruz.

Kendi içimize öylesine kapandık ki, Rusya karşısında ortak bir müzakere tavrı belirlemekten aciziz; zira 27 üye ülke politika değişikliğinde uzlaşamıyor. Müzakereyi yürütecek temsilcinin atacağı adımlarda mutabık kalamıyorlar ve barış görüşmelerinin tabiatında bulunan esnekliği o kişiye tanımaya asla yanaşmıyorlar.

‘E3’ ülkelerinin (Almanya, Fransa, İngiltere) inisiyatif alacağını düşünseniz dahi, bu üçlünün çıkarları birbirinden o kadar kopuk ki, tabloyu daha da tehlikeli kılıyor. İngilizler doğuyla barış anlamına gelebilecek her şeyden nefret eder; zira gözlerini Atlantik’e dikmiş durumdalar ve sanırım 1850’lerden bu yana bunu büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Böylesi bir barıştan en karlı çıkacak aktör Almanya olmasına karşın son derece akıl dışı davranıyor. Fransızlar da muhtemelen hoş karşılamayacaktır.

Neticede elimizde hiçbir şey yok. Sözlerimi bağlarken şunu vurgulamak isterim: Avrupa Birliği, önümüzdeki uzun dönem boyunca dünyada istikrarsızlık unsuru olmaya devam edecek.

Zaman ilerledikçe bu istikrarsızlığın kendi sınırlarının içine de sirayet edeceğini düşünüyorum. Bunu dile getirmek son derece acı: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü. Barışın yitirilmesiyle birlikte geleceğimiz ve gelecek nesiller ağır bedeller ödeyecek. Çok teşekkür ederim.

East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB ve Kanada, kapsamlı yeni bir ortaklık anlaşmasını duyuracak

Yayınlanma

AB ve Kanada, dijital ticaret engellerinin kaldırılmasından Ukrayna’ya ortak destek verilmesine ve orman yangınlarıyla mücadelede yatırım yapılmasına kadar uzanan kapsamlı yeni bir ortaklığı duyuracak.

29 Ekim’de başlayacak olan zirveye hazırlık amacıyla AB büyükelçilerine dağıtılan ve POLITICO tarafından elde edilen, iki tarafça yayınlanacak ortak bildiri taslağında, “Dünya, benzeri görülmemiş jeopolitik zorlukların yanı sıra ticaret, enerji, teknoloji, iklim ve kaynaklar alanındaki zorluklarla birlikte hızla değişiyor,” ifadesi yer alıyor.

AB ve Kanada, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret savaşının yarattığı etkilerle boğuşurken stratejik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bu ay Kanada’yı AB’ye ortak üye olarak davet etmeyi önerdi.

Bu öneri, Trump’ın derhal gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunmasına yol açtı.

Taslak belgede, “Kanada ve AB, benzersiz ticaret erişimimiz, ortak değerlerimiz ve birbirini tamamlayan iktisadi güçlerimiz sayesinde daha derin ve daha entegre bir ilişki kurabilir,” deniyor.

Taraflar, Montreal’de düzenlenecek zirvede, kritik maden projelerine yönelik yatırımları hızlandırmak, tedarik zincirlerini güçlendirmek ve “piyasa dalgalanmalarını ve jeopolitik etkileri” hafifletmek amacıyla kritik kaynakları stoklamak da dahil olmak üzere tedarik güvenliğini artırmak istediklerini açıklamayı planlıyor:

“Stratejilerimizi ve standartlarımızı uyumlu hale getirecek, endüstrilerimizi birbirine bağlayacak ve hedeflerimizi halklarımız için en yüksek getiriyi sağlayacak sektörlere odaklayacağız. Buna, sıvılaştırılmış doğal gazdan hidroelektrik, güneş, rüzgâr ve nükleer enerjiye kadar, dünyanın büyük bir kısmının ihtiyaç duyduğu düşük karbonlu, güvenilir enerjinin geliştirilmesi de dahil.”

Ottawa ve Brüksel ayrıca, 2030 yılında Kanada ve Avrupa’da orman yangınlarıyla mücadele için kullanıma hazır olacak 50 adet De Havilland su bombardıman uçağının ortak satın alımını da duyuracak.

Von der Leyen, 15 Eylül’deki Birliğin Durumu konuşmasında, “Gönüllü olarak güçlerimizi birleştiriyoruz… Bir teknoloji ittifakı kuracağız. Savunma sanayi üslerimizi entegre edeceğiz. Kuzey Kutbu’nu amiral gemisi niteliğinde bir ortak proje haline getireceğiz. Enerji, kritik mineraller ve piller üzerinde çalışacağız. Yapay zeka, kuantum, siber ve iktisadi güvenlik alanlarında da işbirliği yapacağız,” demişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Avrupalı şirketlerden AB-ASEAN ticaret paktı çağrısı

Yayınlanma

Avrupalı şirketler, Avrupa Birliği’nin geçen hafta Filipinler ile yaptığı anlaşmada sağlanan ilerlemenin ardından ASEAN ile bölgeden bölgeye kapsamlı bir ticaret paktı yapılması çağrısında bulunuyor. Brüksel ise ticari ve siyasi ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışıyor.

Avrupa Birliği’nin ayrıca Tayland ile yürüttüğü ticaret anlaşması müzakerelerini bu yılın sonuna kadar sonuçlandırması bekleniyor. Görüşmelerin 10. turu salı gününe kadar sürüyor. AB’nin bölgede halihazırda Singapur, Endonezya ve Vietnam ile ticaret anlaşmaları bulunuyor; Malezya ile de müzakereler devam ediyor.

Ancak şirketler, dünyanın en büyük iki ekonomisi olan Çin ve ABD ile rekabet ortamında AB’nin daha ileri giderek ASEAN’ın tamamıyla blok düzeyinde bir anlaşma yapmasını istiyor.

AB-ASEAN İş Konseyi İcra Direktörü Chris Humphrey, “Güneydoğu Asya, Avrupalı şirketleri güvenilir yatırımcılar olarak görüyor ancak bu şirketler Amerikan ve Çin hükümetlerinin tüm siyasi ve mali ağırlığıyla rekabet ediyor,” dedi.

Humphrey, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada ikili anlaşmaların nihai hedef olmaması gerektiğini belirterek, Avrupalı şirketlerin özellikle enerji, sağlık, dijital hizmetler ve finansal hizmetler alanlarında uzun süredir bölgeden bölgeye bir ticaret anlaşması çağrısı yaptığını söyledi.

İş konseyinin eylül başında 150 Avrupalı iş dünyası yöneticisiyle gerçekleştirdiği ankette katılımcıların yalnızca yüzde 18’i AB’nin ASEAN ile yeterince angaje olduğunu düşündüğünü söyledi. Humphrey, Ticaret Komiseri Maros Sefcovic ile AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas’ın ziyaretleri dışında üst düzey temasların hâlâ sınırlı kaldığını belirtti.

Sözde insan hakları ile çevre ve gıda güvenliği standartlarına ilişkin kaygılar, iki blok arasındaki müzakereleri uzun süredir zorlaştırıyor. Örneğin AB’nin Endonezya ile yürüttüğü görüşmelerde ormansızlaşma meselesi yıllarca önemli bir anlaşmazlık konusu oldu. Taraflar ancak geçen yıl kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlaşması imzalayabildi.

Benzer şekilde AB ile Bangkok arasındaki ticaret müzakereleri, başladıktan bir yıl sonra, 2014’te Tayland ordusunun darbeyle iktidarı ele geçirmesi üzerine askıya alındı. Görüşmeler 2023’te resmen yeniden başlatıldı. Analistler yakın zamanda bir anlaşmaya varılmasının önünde büyük bir engel görmediklerini söylese de Tayland’ın ton balığı ve deniz ürünleri balıkçılığındaki çalışma standartları Avrupa sektöründe kaygı yaratıyor.

Bölgeden bölgeye düzeydeki müzakereler ise ilk kez 2007’de başlatılmış, Myanmar’daki askeri darbe nedeniyle 2009’da karşılıklı mutabakatla durdurulmuştu.

Brüksel Özgür Üniversitesi ve KU Leuven’de öğretim görevlisi Camille Nessel, “ASEAN, mevcut jeopolitik tartışmaların ima ettiğinden çok daha uzun süredir bir öncelik,” dedi.

Singapur’daki ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Joanne Lin de tarafların beklentilerindeki uyumsuzluğun ilişkileri sınırladığını belirtti. Lin’e göre AB, ticaret yoluyla iş gücü, çevre, sürdürülebilirlik, insan hakları ve düzenlemeler alanlarında reformları teşvik etmeyi umuyor.

Lin, “Ancak ASEAN, AB’nin daha pratik bir ortak olmasını ister,” dedi. İşbirliği alanları arasında yeşil dönüşüm, enerji bağlantıları, dijital ticaret, dirençli tedarik zincirleri ve sürdürülebilir altyapıyı örnek gösterdi.

Ancak koşullar değişti. Son birkaç yılda jeopolitik rekabet ve gerilimler belirgin biçimde arttı. Büyük Avrupa ekonomilerinin büyümekte zorlandığı bir dönemde AB, Çin ve ABD arasında sıkışmış hissediyor. Analistlere göre bu ortamda Sefcovic daha pragmatik bir yaklaşım benimseyebilir ve coğrafi olarak daha uzak olsalar bile müttefiklerle işbirliği arayışına girebilir.

ASEAN ülkeleri açısından ise komşular arasındaki rekabet, tarafları uzlaşmaya yönelterek ticaret anlaşmalarının sonuçlandırılmasını hızlandırmış olabilir.

Nessel, “Vietnam AB ile bir anlaşma yaptıktan sonra bu durum Endonezya ve Filipinler açısından önem kazandı,” dedi. “Bu ülkeler birçok aynı sektörde rekabet ediyor ve tercihli erişim, rekabet dengesini değiştiriyor” diye ekledi.

AB-Filipinler anlaşması, tarım-gıda ürünleri, makineler ve beyaz eşya dahil olmak üzere ticarete konu malların yüzde 94’ündeki tarifeleri kaldıracak. Ayrıca Filipinler’in kamu ihaleleri pazarı ilk kez yabancı şirketlere açılacak.

Sefcovic, “Anlaşma her büyüklükteki işletme için gerçek fırsatlar sunuyor. Aynı zamanda dayanıklılığın stratejik bir öncelik haline geldiği bir dönemde daha güçlü ve çeşitlendirilmiş bir tedarik zinciri sağlıyor” dedi.

Resmi verilere göre AB, geçen yıl Filipinler’in dördüncü büyük ticaret ortağıydı ve ülkenin toplam mal ticaretinin yüzde 8,3’ünü oluşturdu. İki taraf arasındaki mal ticaretinin hacmi 17,6 milyar avro, yani yaklaşık 19,9 milyar dolar seviyesindeydi.

Bu tekil ticaret anlaşmaları, iki bloğu sonunda daha kapsamlı bir anlaşmaya doğru taşıyabilir.

Bir AB sözcüsü, “ASEAN’ın tek tek üyeleriyle oluşturulan bu ikili serbest ticaret anlaşmaları ağı, ortak uzun vadeli hedefimiz olmaya devam eden nihai bölgeden bölgeye serbest ticaret anlaşmasına giden yolda yapı taşları işlevi görebilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English