Bizi Takip Edin

Avrupa

İngiltere, Trump ile yapılan NHS anlaşmasının maliyetini gizli tutuyor

Yayınlanma

Birleşik Krallık hükümeti, Donald Trump ile yapılan ilaç fiyatlandırma anlaşmasının Ulusal Sağlık Hizmeti’ne (NHS) ne kadara mal olacağını açıklamayı reddediyor.

POLITICO’nun eline geçen ve Enformasyon Komiseri Ofisi’nden (ICO) bağımsız sağlık düşünce kuruluşu Nuffield Trust’a gönderilen bir mektup, Sağlık ve Sosyal Bakım Bakanlığı’nın (DHSC), “NHS harcamaları üzerindeki potansiyel etkiler” göz önüne alındığında, etki değerlendirmesini yayınlamanın “kamu yararına olduğunu” kabul ettiğini ortaya koyuyor.

Fakat bakanlık, bu bilginin açıklanmasının “devam eden politika geliştirme çalışmalarını, uluslararası ilişkileri ve ticari çıkarları olumsuz etkileyeceğini” savunuyor.

Aralık ayında imzalanan anlaşmanın bir parçası olarak İngiltere, ABD ilaç pazarına üç yıl boyunca gümrüksüz erişim karşılığında, gayri safi yurtiçi hasılasına oranla yeni ilaçlara yönelik harcamalarını ikiye katlamayı taahhüt etti.

Anlaşma, Ulusal Sağlık ve Bakım Mükemmelliği Enstitüsü’nün (NICE) yıllık maliyet eşiğinde yüzde 25’lik bir artış içeriyordu.

Bu da NHS’nin belirli yeni ilaçlar için daha fazla ödeme yapmasına neden oldu.

ABD, Avrupa’dan ilaçlar için daha fazla para ödemesini istiyor

DHSC’nin değerlendirmeyi yayınlamayı reddetmesini inceleyen ICO, Sağlık Bakanlığı’nın tarafını tuttu ve maliyetlere ilişkin bilgilerin gizli tutulmasının vergi mükelleflerinin çıkarlarına daha uygun olduğu konusunda hemfikir oldu.

Bir DHSC sözcüsü şunları söyledi:

“Bu hükümet, Birleşik Krallık-ABD ilaç fiyatlandırma anlaşmasının mevcut Harcama İnceleme dönemi boyunca yaklaşık 1 milyar sterline mal olacağını ve bu maliyetin Sağlık ve Sosyal Bakım Bakanlığı için kararlaştırılan rekor tutardaki uzlaşma bedeliyle karşılanacağını açıkça belirtmiştir.”

ICO mektubunda, “Uygulamanın önemli yönleri hâlâ aktif olarak değerlendirilmektedir… dolayısıyla, politika geliştirme süreci devam ettikçe herhangi bir etki değerlendirmesi de değişebilir,” denildi.

ICO, devam eden görüşmelerin ilaç fiyatlandırması ve indirim düzenlemelerinin ötesine geçtiğini açıkladı.

Yetkililer, anlaşmanın Trump yönetiminin yakında yürürlüğe girecek en çok kayrılan ülke (MFN) ilaç fiyatlandırma politikasıyla nasıl etkileşime gireceği konusunda hâlâ müzakere ediyor.

İngiltere, ABD’nin zengin ülkelerden oluşan bir sepetin fiyatlarını eşleştireceği MFN politikasından muafiyet sağladığına inanıyordu.

ABD, Almanya’ya ilaç fiyatlarını yükseltme baskısını sürdürüyor

İlaç şirketleri, ABD’de daha düşük fiyatları kabul etmek yerine bu ülkelerde yeni ilaçların piyasaya sürülmesini geciktirebilecekleri konusunda uyarıda bulundu.

İlaçlara erişim için kampanya yürüten Just Treatment’ın yönetici direktörü Diarmaid McDonald, “Beyaz Saray ile yapılan bu tür anlaşmaların doğası gereği hedefler sürekli değişiyor ve varılan anlaşmanın yorumlanması konusunda ABD ile Birleşik Krallık arasında görüş ayrılıkları olması gerçekten endişe verici,” dedi.

British Medical Journal (BMJ) tarafından yayınlanan analize göre, bazı iktisatçılar bu anlaşmanın ek ilaç harcamalarını finanse etmek için mevcut NHS hizmetlerinden 45 milyar sterlin kadar bir kaynağın aktarılmasına yol açabileceğini tahmin ediyor.

ICO, “DHSC, ilgili tartışmalar devam ederken bakanların ve yetkililerin varsayımları incelemesi, senaryoları test etmesi ve politika seçeneklerini iyileştirmesi için gerekli güvenli ortamın, bilgilerin açıklanmasıyla zedeleneceğini savundu,” dedi.

Nuffield Trust’ın politika analisti Sally Gainsbury, “Bu anlaşmada NHS için risk ve halk sağlığı açısından maliyet artık tartışmasız bir gerçek. Bu, halkın, seçilmiş milletvekillerimiz aracılığıyla, bu anlaşmanın hükümetin daha geniş iktisadi faydalar konusunda yaptığı varsayımlara uyup uymadığını bile inceleyebilmesi için çok güçlü bir neden,” dedi.

Gainsbury, “Bundan çekilebileceğimiz bir anlaşma olması, bunu daha da önemli hale getiriyor,” diye ekleyerek, her iki tarafın da altı aylık bildirim süresiyle anlaşmadan çekilebileceğine dikkat çekti.

ABD’de ilaç devlerinden Trump’a fiyat resti: 350 ürüne zam yolda

Sağlık sektöründen isimler, özellikle başbakanın yetki devrine verdiği önem göz önüne alındığında, Andy Burnham liderliğindeki yeni yönetimin anlaşmayı mercek altına alacağını umuyor.

Nuffield Trust’tan Gainsbury, “[Burnham] her posta kodunda iyi bir büyüme görmek istediğini söyledi,. Nüfus sağlığı ve Ulusal Sağlık Servisi’nin (NHS) hastalara sunabilecekleri açısından çok ağır maliyetler getirecek bir anlaşma, iyi bir büyüme sayılabilir mi? Andy Burnham’a sorum bu,” dedi.

Just Treatment’tan McDonald, yetki devri yapılmış hükümetlerin müzakerelerin dışında bırakıldığını savundu:

“Ne İskoç hükümetinde, ne Galler hükümetinde, ne de Belfast’taki Stormont’ta kimse bu anlaşmanın ayrıntılarını bilmiyor; oysa sağlık sistemleri bu anlaşmanın sonucundan doğrudan etkilenecek. Dolayısıyla, Andy Burnham sözünün arkasında duruyorsa, bu müzakere sürecini açığa çıkarmayı ve üzerinde anlaşmaya varılan tüm ayrıntıları bu özerk yönetimlere aktarmayı taahhüt edebilmeli; Westminster’da sıkı bir şekilde gizli tutulan bu müzakereden yetkiyi [uzaklaştırmalı].”

Avrupa

AB, Putin ile kimin görüşeceğine karar veremiyor

Yayınlanma

ABD, Ukrayna ile Rusya arasındaki görüşmelere arabuluculuk etmeye devam ederken, AB içerisinde masaya kimin oturacağı tartışması sürüyor.

Önümüzdeki hafta Abu Dabi’de ABD’nin arabuluculuğunda gerçekleştirilecek Rusya ile Ukrayna arasındaki görüşmeler, Avrupa’nın katılımı olmadan yapılacak.

Bir ilerleme kaydedileceğine dair beklent şu anda yok ama bu durum, AB’de temsil konusundaki çekişmelerini engellemedi.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, dün (5 Kasım) AB’nin “farklı yönlere doğru ilerleyen bir Avrupa izlenimi verdiğini” belirterek yeni bir tartışma konusu ekledi.

Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya yazdığı mektupta, AB’nin 27 liderinin yıl sonuna kadar bir temsilci arkasında birleşmesi gerektiğini savundu.

Rapporteur’e göre E2, E3, E5 veya CoW (İstekli Ülkeler Koalisyonu) gibi diplomatik formatların oluşturduğu bir “alfabe çorbası”, Ukrayna’nın geleceğine dair görüşmelerde ön plana çıkmak için birbiriyle yarışıyor.

Gelecek yıl seçmenlerin karşısına çıkacak olan Meloni, savaşı sona erdirmek ve kıtanın gelecekteki güvenlik mimarisini belirlemek konusunda Avrupa’nın çıkarlarını temsil etme çabalarında, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 formatının sergilediği iddialı tavra uzun süredir tepki gösteriyor.

Geçen ay İtalyan lider şöyle konuşmuştu:

“Eğer Fransa, Almanya ve Büyük Britanya, o meşhur E3 formatı kapsamında, hepimizin birlikte başarabileceğimizden daha fazlasını tek başlarına başarabileceklerini düşünüyorlarsa, o zaman en azından bunu herkesin adına, tüm tarafların resmi yetkisiyle yapmalılar.”

Bir AB diplomatı, “E3’ten bahsettiğimizde, jeopolitik nüfuzdan, askeri ve mali güçten söz ediyoruz. Bu, İtalya’nın dışlanması anlamına gelmez ama Roma açıkça masada bir koltuğu olması gerektiğini düşünüyor,” dedi.

Meloni, bir başka güçlü askeri güç olan ve Ukrayna ile sınırı paylaşan tek diğer büyük AB ülkesi olan Polonya’nın desteğine sahip. 

Fakat mevkidaşı Donald Tusk, üst düzey görüşmelerde yer almak istediği konusunda daha az açık sözlü davrandı.

Tusk perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bildiğiniz gibi, birçok farklı formatımız var. AB olarak, İstekli Koalisyon olarak net bir tutumumuz var. Bu süreçlere tam olarak dahilim,” dedi.

Gelgelelim Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski daha da açık sözlü konuştu. “En son istediğimiz şey, Batı Avrupa’nın Doğu Avrupalıları devre dışı bırakarak Rusya ile muhatap olması,” diyen Sikorski, 1930’lara ve ardından 1945’teki Yalta Konferansına atıfta bulundu:

“Doğu Avrupa ve İskandinavya’yı bu görüşmelerin dışında bırakamazsınız. Yaklaşık 120 milyon insanız. Finlandiya Rusya’ya, Norveç Rusya’ya, Baltık ülkeleri Rusya’ya ve Polonya hem Rusya’ya hem de Ukrayna’ya sınır komşusu.”

Berlin ise Almanya, Fransa ve İngiltere’nin Ukrayna’ya verilecek gelecekteki güvenlik garantilerini üstlenecek en güçlü üç askeri güç olduğu göz önüne alındığında, E3 formatının en doğal temsil grubu olduğunu savunuyor.

İtalya gibi Polonya da Varşova ve Roma’nın katılımına olanak tanıyacak E5 formatını destekliyor.

Fakat Sikorski, Putin ile görüşebilecek liderlerden oluşan başka bir kombinasyonu da gündeme getirdi: António Costa, AB dış politika şefi Kaja Kallas ve Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham.

Sikorski, Costa-Kallas ikilisinin AB antlaşmaları uyarınca bloğu temsil etme konusunda yasal yetkiye sahip olduğunu savundu.

AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas, perşembe günü Lizbon’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Başbakan Meloni ile aynı fikirdeyim; farklı seslerle konuşmamalıyız. Rusya’nın istediği bu konuların Avrupa’nın da kararını gerektirdiğini söylemek için birleşik kalmalıyız,” dedi.

AB’nin tutumundaki bölünmeleri vurgulayan tek kişi Meloni değil. Geçen hafta, Danimarka Başbakanı ve Avrupa Konseyi’nde Meloni’nin yakın müttefiki olan Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç liderlerinin Putin’e yaptığı çağrıyı sorguladı ve onların gerçekte neyi başarmayı umduklarını sordu.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, bu görüşmeyi Kiev ile tam bir koordinasyon içinde gerçekleştirilen yararlı bir adım olarak savundu.

Bir AB yetkilisine göre, ikili, Ukrayna özel temsilcisi atanması konusunu görüşmekten “büyük memnuniyet duyacak.”

Fakat bu yetkili, söz konusu çağrının Stubb ve Støre’yi bu pozisyona getirmek için “bir girişim” olmadığını vurguladı.

Her halükarda, Avrupalılar Ukrayna’ya finansman sağlamak için yeni yollar bulmaya çalışırken, savaşın bu kış sona erme ihtimali pek yok.

Donald Tusk, “Barış görüşmeleri konusunda gerçekçi olmalıyız ve Rusya’nın gerçek niyetleri konusunda çok dikkatli olmalıyız. Kış aylarında Putin’in bir anlaşmaya varmak için daha az motivasyonu olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’den vatandaşlara krizin ilk 72 saati için acil durum hazırlığı çağrısı

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, olası krizlerde devlet yardımı ulaşana kadar vatandaşların ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için acil durum çantası ve temel gıda stoku hazırlamalarını önerdi. Birlik içinde güvenlik hazırlıkları hız kazanırken Moskova yönetimi bu adımların askeri tırmanışı tetikleyeceği uyarısında bulundu.

Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının, acil durumlarda kamu hizmetleri yardım organize edene kadar ilk 72 saat boyunca temel ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılamaya hazır olmaları gerektiği bildirildi.

Avrupa Komisyonunun eşitlik, kriz yönetimi ve hazırlıktan sorumlu üyesi Hadja Lahbib, tavsiye niteliğindeki ve bağlayıcılığı bulunmayan yeni rehberi Avrupa Sivil Koruma Forumu kapsamında sundu.

Lahbib, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bir felaket meydana geldiğinde ilk saatler hayati önem taşıyabilir. Her Avrupalı ne yapacağını, ailesini nasıl koruyacağını ve başkalarına nasıl yardım edeceğini bilmelidir. Hazırlık evlerimizde, okullarımızda ve topluluklarımızda başlar” ifadelerini kullandı.

Brüksel yönetimi yeni tedbirlerin gerekçesini, Avrupa’nın giderek daha sık ve karmaşık krizlerle karşılaşmasıyla açıkladı.

Avrupa Komisyonu, tavsiyeler kapsamında vatandaşların temel ihtiyaç maddeleri stoklamasını ve önceden hazırlanmış acil durum çantaları bulundurmasını önerdi.

Bu önlemlerin, kamu yardımı harekete geçene kadar vatandaşların krizin ilk üç gününde temel gereksinimlerini tek başlarına karşılamalarını sağlamayı amaçladığı belirtildi.

Tavsiyeler çocukların acil durumlara hazırlanması, güvenlik önlemlerinin engelli bireyler için erişilebilir kılınması ve halkın tehditler konusunda daha iyi bilgilendirilmesi olmak üzere üç başlığı daha kapsıyor.

Avrupa Komisyonu ayrıca, AB Sivil Koruma Mekanizmasının 2001’deki kuruluş yıl dönümüne atıfla, 2027 yılından itibaren her yıl 23 Ekim tarihinin “AB Hazırlık Günü” ilan edilmesini önerdi.

Politico’nun Avrupalı diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, AB ülkeleri can kayıplarına yol açabilecek kapsamlı bir hibrit saldırı senaryosuna hazırlanıyor.

Haberde, birliğin güvenlik konularında üstleneceği rol ve NATO’nun işlevlerini mükerrer kılıp kılmadığı konusunda AB içinde görüş ayrılıklarının çıktığı aktarıldı.

Aynı habere göre, 27 AB ülkesinin büyükelçileri acil müdahale ekiplerinin konuşlandırılması ve etkilenen ülkeye AB fonlarından kaynak ayrılması başlıklarına odaklanan basına kapalı toplantılar gerçekleştirdi.

Ukrayna’daki çatışmaların 2022’de başlamasının ardından AB ve NATO, Rusya ile olası bir askeri çatışmaya yönelik hazırlıklarını artırdı.

Avrupa Komisyonunun Mart 2025’te sunduğu “Avrupa Savunması Beyaz Kitabı – Hazırlık 2030” belgesinde Rusya, Avrupa güvenliğine yönelik temel tehditlerden biri olarak tanımlandı.

Belge savunma üretiminin artırılmasını, hava ve füze savunmasının, insansız sistemlerin ve askeri hareketliliğin geliştirilmesini öngörüyor.

Estonya, Letonya ve Litvanya ise yüz binlerce sivilin tahliyesini de içeren olası bir Rusya saldırısına karşı eylem planları hazırlamaya başladı.

Bu üç ülke Mayıs 2025’te sivil savunma alanında işbirliği yapma kararı aldı.

Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Christian Freuding de Berlin’in 2029 yılına kadar veya daha erken bir tarihte bir Rus saldırısına hazırlanması gerektiğini dile getirdi.

Diğer taraftan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, eylül ayında yaptığı açıklamada Moskova’nın Avrupa ile savaşa hazırlanmadığını vurgulamıştı.

Putin, Moskova’nın bu tür planları olmadığını, Avrupa ile durumu tırmandırmak için hiçbir gerekçe ve gerçek bir neden bulunmadığını belirtti.

Avrupa ülkelerinin Rusya tehdidine ve savaşa hazırlanma gereğine dair söylemlerini “provokasyon” ve “durumun kasıtlı olarak kışkırtılması” şeklinde nitelendiren Putin, Avrupa’nın bu tutumuna tepki gösterdi.

Kremlin de AB’nin ekonomilerini silahlandırmak için devasa bütçeler harcayarak “askeri-siyasi-ekonomik bir bloğa dönüştüğünü” kaydetti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, AB ülkelerinin Rusya ile savaş riski açıklamalarının Avrupa’nın silahlanmasına yol açtığını ve bunun nihayetinde “kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete” dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Lavrov daha önce yaptığı açıklamada ise “Eğer Avrupa Rusya Federasyonu’na saldırırsa, bu tamamen farklı bir savaş olur ve çok kısa sürer” değerlendirmesini yapmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya: ABD’nin bizi Rus gazına zorlaması “gerçeklikten kopuk”

Yayınlanma

Polonya enerji bakanı, ABD’nin Avrupa’yı daha fazla Rus gazı satın almaya zorlama girişiminin Kremlin’i güçlendireceği uyarısında bulundu.

Miłosz Motyka, “Eğer birisi Rus gazı satın alarak zaman kazanabileceğini düşünerek kendini kandırıyorsa, bu çok pahalı ve dar görüşlü bir oyun olur,” dedi.

Avrupa’da gaz fiyatlarının Ekim ayında son üç yılın en yüksek seviyesine ulaşmasıyla birlikte, kimi politikacılar Rus gazına geri dönülmesi gerektiğini savunuyor.

Örneğin Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, seçilirse Moskova’dan gaz alacağını söyledi.

Motyka’nın açıklamaları, Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD’li temsilcilerin Ukrayna’da kısmi bir ateşkes sağlanması amacıyla bir Amerikan aracı vasıtasıyla Avrupa’ya Rus gazı satılmasını araştırdıkları ortaya çıktıktan sonra geldi.

Polonyalı bakan perşembe günü Varşova’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu, önce Avrupa’yı, ardından NATO’yu vuracak ve tüm bunlar Avro-Atlantik ilişkilerini sarsacak bir öneri,” dedi.

Polonya’nın Świnoujście limanında bir adet yüzer LNG terminali bulunuyor ve Gdańsk yakınlarında bir tane daha inşa ediliyor.

Her ikisi de ağırlıklı olarak ABD’den gelen süper soğutulmuş gaz ithal ediyor.

Böyle bir girişimin hem Kremlin’in gelirlerini artıracağını hem de savaşı sona erdiremeyeceğini savunan Motyka, “Avrupa’nın Rus gazına geri dönmesi halinde savaşın durdurulabileceği” iddiasının Moskova’dan gelen bir “serap” olduğunu söyledi.

2026 yılının ilk üç çeyreğinde Avrupa, 16 milyar metreküp (bcm) Rus LNG’si ithal etti. Bu ithalatın 1 Ocak 2027’den itibaren yasa ile yasaklanması öngörülüyor.

Aynı dönemde ABD’den yapılan LNG ithalatı ise 63 bcm’ye ulaştı.

Varşova’daki üst düzey yetkililere göre, Polonya yeni LNG terminallerinin yanı sıra Norveç’e boru hattıyla bağlı olduğundan, topraklarından geçen ve şu anda kapalı olan Rus Yamal boru hattı gereksiz hale geld,.

Motyka, “Enerji şantajına maruz kalmamak için çeşitli kaynaklardan ithalat yapmak istiyoruz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English