Diplomasi
ABD, Avrupa’dan ilaçlar için daha fazla para ödemesini istiyor

Trump yönetimi, hükümetleri İngiltere’nin izinden giderek ilaçlar için daha fazla ödeme yapmaya ikna etmek amacıyla Avrupa genelinde kapsamlı bir kampanya başlatıyor.
POLITICO’ya göre Kıta’daki ABD büyükelçilikleri, Avrupa başkentlerine şu mesajı iletmek üzere harekete geçiriliyor: Amerikalı hastalar ilaçlar için çok fazla para ödüyor (yeni ilaçlar için Almanya’dakinden yaklaşık üç kat daha fazla) ve Avrupa’nın da bu yükü paylaşması gerekiyor.
Müzakerelerden haberdar iki sektör yetkilisinin POLITICO’ya verdiği bilgiye göre aksi takdirde, blok ilaç yatırımlarını ve yeni ilaçlara erişimi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak.
Bir sektör yetkilisi ş öyle dedi:
“Görüşümüz, Warren Stephens’ın [ABD’nin Birleşik Krallık Büyükelçisi] çok iyi bir iş çıkardığı ve esasen Trump yönetimini ve çıkarlarını temsil etme rolünü yerine getirdiği yönünde. ABD büyükelçiliklerinden gerçekten devreye girmelerini istiyoruz… ABD-Birleşik Krallık anlaşmasının izlediği yolu takip ederseniz, bunun sizin için nasıl bir sonuç doğuracağını açıklamalarına yardımcı olmalarını istiyoruz.”
Bu anlaşma, İngiliz ilaç şirketlerini üç yıl boyunca ABD gümrük vergilerinden korudu ve Birleşik Krallık’ın önümüzdeki on yıl içinde ilaç harcamalarını artırmasını öngörüyor. Karşılığında Birleşik Krallık, yenilikçi ilaçlar için fiyat sınırlarını yükseltti.
ABD’li diplomatlar şimdi bir sonraki hedef olarak Almanya’yı seçmiş görünüyor. Avrupa’nın en büyük ilaç pazarı, ilaç fiyatlandırmasını düzenleyen kurallar da dahil olmak üzere sağlık sistemindeki yasaların büyük bir revizyonundan geçiyor.
Amaç, ilaçlara yönelik federal harcamaları azaltmak. ABD, Almanya’nın bu harcamaları artırmasını istiyor.
Görüşmelere aşina üç kişiye göre, Washington’dan hükümet temsilcileri şu anda ilaç fiyatları konusunda Berlin ile gizli görüşmeler yürütüyor.
Bu kişiler, Sağlık Bakanı Nina Warken ve Ekonomi Bakanı Katherina Reiche’nin aylardır ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı ile son derece gizli görüşmeler yaptığını belirtti.
Gündemde milyarlarca dolarlık yatırım, ticaret politikası ve adil fiyatlandırma var.
Pharma Deutschland’ın reçeteli ilaç pazarı genel müdürü Christian Hilmer, “İngiltere-ABD anlaşmasını biraz kıskanıyoruz. Almanya’da ilaç endüstrisi, yeni ilaçları pazara sürmek için mücadele ediyor,” dedi.
ABD’nin stratejisi, ilaç fiyatlandırmasını büyük ölçüde ulusal otoritelerin elinde bırakan Avrupa’nın parçalanmış sağlık sistemlerinden yararlanarak, ülke ülke ikili anlaşmalar yapmaya dayanıyor.
Berlin’deki ABD Büyükelçiliği, yaz boyunca personel ihtiyacını karşılamak üzere ticari danışmanı Nathan Seifert’i Londra’daki ABD Büyükelçiliğine gönderiyor.
Sektörden bir isim, bu atamanın kısmen Berlin ekibinin fiyatlandırma anlaşmasını nasıl sağlayacaklarını İngiliz meslektaşlarından öğrenebilmesi için yapıldığını söyledi.
İngiltere, Washington ile anlaşmaya varmadan hemen önce Stephens, Keir Starmer hükümetinin ilaçlar için daha fazla ödeme yapmayı kabul etmemesi halinde, Amerikan ilaç devlerinin İngiltere’deki faaliyetlerini durduracağı uyarısında bulunmuştu.
Bu haberle ilgili bir açıklamada, Beyaz Saray sözcüsü Kush Desai şunları söyledi:
“Başkan Trump son derece net bir şekilde ifade etti: diğer zengin ülkeler, yükü tek başına Amerikan hastaların omuzlarına yüklemek yerine, hayat kurtaran ilaç inovasyonları için adil paylarını ödemek üzere harekete geçmelidir.”
30 yılı aşkın bir süre önce yaşam bilimleri süper gücü olarak Avrupa’nın altın çağının ardından, yatırımlar bloktan istikrarlı bir şekilde çekildi ve bu durumun duracağına dair hiçbir işaret yok.
1990 yılında, küresel özel ilaç araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yüzde 49’u Avrupa’da gerçekleştiriliyordu. 2025 yılına gelindiğinde bu rakam yarı yarıya azalarak yüzde 26’ya düştü.
ABD’li ilaç şirketi Eli Lilly ve diğer üç büyük ilaç şirketi, geçen yıl ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa ülkelerinden ilaçlar için daha fazla ödeme talep etmesinin ardından, Birleşik Krallık’taki planlanan yatırımlarını hızla durdurdu.
Şimdi şirketler Almanya’da da aynı şeyi yapıyor. Eli Lilly ve Alman ilaç şirketi Boehringer Ingelheim, geçen hafta ülkenin maliyet kesinti planlarına yanıt olarak Almanya’daki milyarlarca avroluk planlanan yatırımlarını azalttıklarını duyurdu.
İngiltere’de askıya alınan yatırımların bir kısmı, ABD ile ilaç fiyatlandırma anlaşması imzalandıktan sonra yeniden başlatıldı.
Yine de, Avrupa hükümetleri İngiltere’nin izinden gitme konusunda temkinli davranıyor.
Ülkeler halihazırda sıkışık kamu maliyesi ve durgun iktisadi büyümeyle boğuşuyor. Birçoğu, ilaç endüstrisine taviz vermenin baskı kampanyasını sona erdireceğine de şüpheyle bakıyor ve bunun daha sonra daha fazla talebi davet edeceğinden korkuyorlar.
19 AB üye ülkesi ve İsviçre’deki 46 sosyal güvenlik kuruluşu adına lobi faaliyeti yürüten Avrupa Sosyal Sigorta Platformu’nun (ESIP) direktörü Yannis Natsis, “Bazen ilaç şirketleri, ne kadar verirseniz verin, sürekli daha fazlasını isteyen ergen bir çocuk gibi davranır,” dedi.
Ayrıca ABD, AB ülkelerinde Birleşik Krallık’ta sahip olduğu kadar etkili değil.
Trump yönetimi, ilaçlara üç haneli gümrük vergileri ve ülkelere çift haneli gümrük vergileri uygulamakla tehdit etmişti.
Birleşik Krallık anlaşması, en büyük ticaret ortaklarından biriyle yaşanan bu belirsizlik ortamında sağlandı.
Anlaşma, üç yıl boyunca ilaçlarda gümrüksüz ticareti garanti altına aldı. Fakat AB ülkeleri için, ABD tarafından yüzde 15’lik bir gümrük vergisi zaten belirlenmişti.
İngiltere Sağlık Ekonomisi Ofisi CEO’su Graham Cookson, “Ticaret politikası büyük ölçüde AB’nin yetki alanına girerken, sağlık sistemleri ve ilaç fiyatlandırması ağırlıklı olarak ulusal yetki alanlarında kalıyor. Bu, Almanya’nın istese bile ikili olarak en bariz ticaret tavizlerini elde edemeyeceği anlamına gelir,” dedi.
Bununla birlikte, bir başka önemli baskı alanı, ocak ayından itibaren yürürlüğe girecek olan Donald Trump’ın en çok kayırılan ülke (MFN) ilaç fiyatlandırma politikası olabilir.
Bu politika, Amerika’nın Almanya dahil olmak üzere zengin ülkelerden oluşan bir sepet içindeki en düşük ilaç fiyatına uymasını sağlayacak.
İlaç şirketleri, tüm ülkelerde düşük fiyattan satış yapmaktansa Amerika’da daha yüksek fiyattan satış yaparak daha az kayıp yaşayacaklarını öne sürerek, bu sepet ülkelerinde ürünlerini piyasaya sürmeme tehdidinde bulundular.
İngiltere, Trump’ın yakında yürürlüğe girecek fiyatlandırma kuralından muafiyet sağladığını iddia ediyor. Fakat anlaşmadaki ifadeler belirsiz.
Bir İngiliz ilaç sektörü yetkilisi, İngiltere’nin muafiyet almaması durumunda, “Bu durum ABD’deki fiyatları etkileyeceği için İngiltere’deki ilaç lansmanlarını mahvedecek ve herkes ABD pazarlarındaki fiyatlarını korumak isteyecek,” uyarısında bulundu.
Öte yandan sektör bile İngiltere’nin bu korumayı sağladığından o kadar emin değil. Avrupa’daki pek çok kişiye göre, İngiltere’nin Washington ile yaptığı anlaşma bir zaferden çok bir “ibret hikayesi” gibi görünüyor.
Amerika ve sektör, İngiltere anlaşmasını övse de Londra’da anlaşma böyle karşılanmadı.
Endüstri tarafından genel olarak “sahada yok” olarak görülen eski İngiltere Sağlık Bakanı Wes Streeting, anlaşmanın paranın karşılığını verip vermediğine dair bir inceleme yaptırdığını kamuoyuna duyurarak sektörü kızdırdı.
Bir İngiliz ilaç sektörü yetkili şunları söyledi:
“Wes, sektörün ekonomik büyüme için ne kadar önemli olduğundan bahsedip sonra böyle davranarak güvenilirliğini ve otoritesini tamamen zedeledi.”
İlaçlara erişim için kampanya yürüten Just Treatment’ın yönetici direktörü Diarmaid McDonald ise, “İngiltere hükümeti berbat bir anlaşma yaptı. Dünyanın gıpta ettiği ilaç fiyat kontrollerinin kalıcı olarak zayıflatılması… Karşılığında ise hiçbir şeyin karekökü kadar bir şey elde ettiler: var olmayan gümrük vergilerinde geçici muafiyetler,” dedi.
Hükümet, anlaşmanın kısa vadede yaklaşık 2 milyar sterline mal olacağını tahmin ediyor ama önümüzdeki on yıl içindeki artışın hesaplandığı resmi bir değerlendirme yok.
Hollanda bankası ING Research’ten ekonomist Diederik Stadig, değişikliklerin 2036 yılına kadar yıllık maliyetleri 2 milyar ile 3,5 milyar sterlin arasında artırabileceğini tahmin ediyor.
Eleştirmenler ayrıca İngiltere’nin karşılığında ne kadar yatırım elde ettiğini de sorguluyor.
Stadig, “Bunun daha fazla yatırıma yol açacağını düşünmüyoruz . Fiyat sihirli bir çözüm değil. İngiltere daha fazla biyofarmasötik inovasyon istiyorsa, daha fazla klinik deneme yapılmasına yatırım yapmaya çalışmalı,” dedi.
İndirimler elde etmesine rağmen, ilaç endüstrisi daha fazlasını istiyor.
Büyük İngiliz ilaç üreticisi AstraZeneca, uzun süredir askıda kalan bir yatırıma yeniden taahhüt verse de, CEO’su Pascal Soriot bunu sadece “çok olumlu bir ilk adım” olarak nitelendirdi.
Avrupa için, daha yüksek ilaç fiyatları sektörün bir hayali gibi görünüyor.
ECIP’den Natsis, “Avrupa’da ilaçlar için zaten çok fazla para ödüyoruz. Şu anda bütçeler benzeri görülmemiş bir baskı altında ve bu nedenle sadece açık çek verilmesi talebi finansal olarak sürdürülebilir değil” dedi.
Diplomasi
Ermenistan’da balık üreticileri ihracat krizi nedeniyle ayakta

Ermenistan’daki balık üreticileri, Rusya pazarının kapanması ve AB pazarına ihracatın henüz fiilen mümkün olmaması nedeniyle hükümet binası önünde protesto düzenledi. Ellerinde kalan 15 bin ton canlı balık ve Rusya sınırından dönen ürünler için vize başvurusunda bulunan üreticiler, acil destek talep ediyor.
Ermenistan’da faaliyet gösteren balık üreticileri, Rusya pazarının tamamen kapanması ve yeni açıldığı duyurulan Avrupa Birliği (AB) pazarına fiilen ihracat yapılamaması gerekçesiyle başkent Erivan’daki hükümet binası önünde protesto gösterisi başlattı.
Taleplerini iletmek üzere başbakan yardımcılarından biriyle görüşmek isteyen üreticiler, sektörün büyük bir çıkmaza girdiğini belirtiyor.
Ermenistan Balıkçılık Birliği Başkanı Gor Grigoryan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, AB pazarının kendileri için şu aşamada ulaşılamaz olduğunu kaydetti.
Grigoryan, “Elimizde şu anda 15 bin ton canlı balık stoğu var ve bu hacmin Avrupa pazarında eritilmesi gerçekçi değil. Ayrıca Rusya sınırından geri çevrilen ve soğuk hava depolarında bekletilen ürünlerimiz bulunuyor” dedi.
Yeni pazarlara açılma adımlarını olumlu bulduklarını ancak bu pazarlarda kalıcı olana kadar ayakta kalabilmek için devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını belirten Grigoryan, Avrupa’daki tüketicilerin Ermenistan balığını hazırda beklemediğini ve bunun için titiz bir çalışma yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Grigoryan, bazı balıkçılık işletmelerinin 2025 yılında AB pazarına ihracat yapabilmek amacıyla başvuru gerçekleştirdiğini, fakat şu ana kadar herhangi bir tescil veya onay işleminin yapılmadığını aktardı.
Ermeni ihracatçıların uzun yıllar boyunca yaptıkları pazar analizleri sonucunda Rusya yönüne odaklandıklarını belirten birlik başkanı, bu ana rotanın artık tamamen kapalı olduğunu hatırlattı.
Rusya Federal Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor), haziran ayı başında Ermenistan’dan yapılan balık ve balık ürünleri ithalatına yönelik sertifikasyon işlemlerini geçici olarak askıya almış, 26 Haziran itibarıyla da kısıtlamaları sektörün tamamını kapsayacak şekilde genişletmişti.
Rusya Tüm Balıkçılık İşletmeleri, Girişimcileri ve İhracatçıları Birliği Başkanı German Zverev, Ermenistan’ın Rusya için önemli bir alabalık tedarikçisi olduğunu ancak bu kısıtlamaların Rusya içinde bir arz sıkıntısı yaratmayacağını belirtmişti. Zverev, Erivan için ise Rusya pazarının hayati önem taşıdığına dikkat çekmişti.
Buna karşın Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, AB pazarının Ermeni balıklarına açıldığını ve Ermeni şirketlerin tarihte ilk kez AB ülkelerine balık ile balık ürünleri gönderme hakkı elde ettiğini duyurmuştu.
Ermenistan, son yıllarda AB ile yakınlaşma politikasını sürdürüyor. Ülke parlamentosu 2025 yılında Avrupa entegrasyon sürecini başlatan yasayı kabul etmiş olsa da hükümet yetkilileri, üyeliğin ülke ekonomisi için taşıdığı önem nedeniyle Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) şu aşamada çıkmayı planlamadıklarını defalarca yineledi. Başbakan Nikol Paşinyan ise AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak tanımlamaya devam ediyor.
Ermenistan’ın Batı ile entegrasyon adımlarının hız kazanması, Moskova ile ilişkilerde soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan tarafının AB ile AEB arasında bir an önce net bir seçim yapması gerektiğini belirterek, bu durumda “yumuşak ve medeni bir ayrılığın” mümkün olabileceğini ifade etmişti.
Mayıs ayında ise AEB üyesi Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan liderleri, Ermenistan’a AB ile birlik arasında seçim yapacağı bir referandumu gecikmeden düzenlemesi çağrısında bulunmuştu.
Rusya, son aylarda balık ürünlerinin yanı sıra Ermenistan’dan ithal edilen taze sebze, meyve, çiçek ve alkollü içecekler gibi diğer ürün gruplarına da çeşitli kısıtlamalar getirdi.
Rosselhoznadzor Başkanı Sergey Dankvert, bu kararların arkasında siyasi nedenler bulunmadığını, sorunun Ermenistan’daki üretim süreçlerindeki yapısal aksaklıklardan kaynaklandığını savundu.
Dankvert, ülkede çok sayıda küçük üretici bulunmasına rağmen etkin bir kooperatifleşme ve iç denetim mekanizmasının bulunmadığını işaret etti.
Avrupa Komisyonu ise Rusya’nın attığı bu adımları “ekonomik baskı” olarak nitelendirerek, Ermenistan için bir destek paketi hazırladıklarını ve Ermeni ürünlerinin Avrupa pazarına erişimini kolaylaştıracak önlemler üzerinde çalıştıklarını açıkladı.
Reuters’ın aktardığı resmi istatistiklere göre, 2025 yılında Ermenistan’ın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 35’i Rusya ile gerçekleştirilirken, Avrupa Birliği’nin payı yüzde 11 civarında kaldı.
Diplomasi
Panama ile Çin denizcilik anlaşmasını yeniliyor

Panama, Çin limanlarında kendi bandırasını taşıyan gemilere gümrük tarifelerinde öncelik ve bürokratik kolaylık sağlayan deniz taşımacılığı anlaşmasını yenilemek üzere Pekin yönetimiyle uzlaştı. Panama Dışişleri Bakanlığının resmi açıklamasıyla duyurulan gelişme, Panama Kanalı’ndaki iki limanın işletme hakkına sahip Hong Kong merkezli bir şirketin imtiyaz sözleşmesinin iptal edilmesinin ardından yaşanan gerilimi takip ediyor.
Panama hükümeti, Çin limanlarında Panama bandıralı gemilere çeşitli avantajlar sunan deniz taşımacılığı anlaşmasının yenilenmesi konusunda Çin yönetimiyle mutabakata varıldığını açıkladı.
Söz konusu uzlaşı, Panama Kanalı bünyesindeki iki limanın işletme imtiyazına sahip olan Hong Kong merkezli bir şirketin sözleşmesinin iptal edilmesini takiben, Panama bandıralı gemilerin Çin limanlarında daha sıkı denetimlerle karşı karşıya kaldığı yönündeki şikayetlerin ardından geldi.
Panama Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, geçen hafta Pekin’de gerçekleştirilen müzakerelerin ardından iki ülkenin “uzlaşıya vardığı” ve anlaşmanın “yenilenme prosedürlerinin başlatılacağı” ifade edildi.
Bu yıl süresi dolacak olan mevcut anlaşma, Çin limanlarında Panama bayrağı taşıyan gemilere yönelik gümrük tarifelerinde tercihli kolaylıklar ve daha sade bürokratik kurallar sunuyor.
Yerel basında çıkan haberlere göre, 2026 yılında yaklaşık 500 Panama gemisi Çin limanlarında denetlenmek üzere alıkonulmuştu.
Ancak Dışişleri Bakan Vekili Carlos Hoyos pazartesi günü yaptığı açıklamada, bu denetim sayılarının artık “tarihi seviyelere” geri döndüğünü belirtti.
Çin’in Panama gemilerine yönelik denetimleri sıkılaştırması, Orta Amerika ülkesindeki bir mahkemenin, kanal bünyesindeki iki terminali işleten Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketinin iştiraki Panama Ports Company’nin sözleşmesini iptal etme kararının ardından yoğunlaşmıştı.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump, Panama Kanalı’nın Çin tarafından yönetildiği argümanıyla bu kritik su yolu üzerinde kontrol sağlama girişimlerinde bulunmuştu.
Buna karşın Panama Kanalı, Panama hükümetinden özerk olan bağımsız bir devlet kurumu tarafından idare ediliyor.
Diplomasi
Ukrayna askeri komutasında idari kriz

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete dönmeyi reddetmesi üzerine askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya kaldı. Financial Times’ın batılı yetkililere dayandırdığı habere göre, Kiev’e destek veren ülkeler orduda acilen istikrar sağlanmasını ve güvenilir isimlerin göreve getirilmesini talep ediyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete geri dönmeyi kabul etmemesiyle birlikte askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya.
Financial Times (FT) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu durum Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’nin geleceğine yönelik karar alma sürecini daha da zorlaştırıyor.
Ukrayna’ya destek veren batılı ortaklar, Zelenskiy yönetimine silahlı kuvvetlerle ilgili sorunları bir an önce çözüme kavuşturma çağrısı yaptı. Gazeteye konuşan batılı bir yetkili, “Biz sizin ana finansörünüzüz ve bize istikrar gerekiyor. Tanıdığımız, güvendiğimiz ve birlikte çalışabileceğimiz insanlara ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.
Protestolar 16 şehre yayıldı
Fedorov’a destek amacıyla 16 Temmuz Perşembe günü Kiev’de başlayan protestolar en az 16 şehre yayıldı. Yaşanan bu süreç, Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Sırskiy ile ilgili kararsızlığını derinleştirdi.
FT, bu düzeyde bir askeri yöneticinin görevden alınmasının devletin savunma kabiliyetine zarar verme riski taşıdığını, ancak değişim taleplerinin yanıtsız bırakılmasının da Zelenskiy’nin halk desteğini daha fazla düşürebileceğini belirtiyor.
Ayrıca, Rusya ile yaşanan silahlı çatışma döneminde kariyer basamaklarını tırmanan genç subayların üst kademelerde görev alma talebi her geçen gün artıyor.
Gazeteye konuşan kaynaklar, bu yeni nesil komutanların muharebe sahasının değişen gerçeklerini ve yeni teknolojileri daha iyi kavradığını aktarıyor.
Zelenskiy’nin Fedorov’a geniş yetkiler sunmak istediği, ancak eski bakanın sadece Savunma Bakanlığı görevine dönmeye sıcak baktığı ifade ediliyor.
Ukrayna lideri, Fedorov’a doğrudan devlet başkanına bağlı çalışabileceği, savunmada inovasyon ve askeri reform süreçlerini denetleyebileceği Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi (SNHB) bünyesinde bir pozisyon önerdi.
Bu formüle göre Fedorov, Savunma Bakanlığı ve ordunun idari yapısı dışında kalarak savunma teknolojileri programlarını yönetebilecek, uzun menzilli silah üretimini artırma çabalarını koordine edebilecek ve askeri sanayiye yabancı yatırım çekme görevini üstlenebilecekti.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin Fedorov ile hafta sonu görüştüğünü ve istifasından bu yana kendisiyle neredeyse her gün temas halinde olduğunu belirtiyor. Devlet başkanının sunduğu diğer alternatif görevlerin tamamı da Fedorov tarafından geri çevrildi.
Sırskiy ve Fedorov arasındaki doktrin ayrılığı
Eski Savunma Bakanı Fedorov geçen hafta görevinden ayrılmış, yerine bu yılın başından beri Ukrayna Güvenlik Servisini (SBU) yöneten Yevgeniy Hmara atanmıştı.
İstifasının ardından Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i yolsuzluk ve “stratejik öngörüsüzlükle” suçlayarak görevden alınması çağrısı yapmıştı. Fedorov ayrıca, genelkurmay başkanının Zelenskiy’e bir “ültimatom” vererek kendisinin görevden alınmasını talep ettiğini öne sürmüştü.
FT’nin analizine göre iki isim arasında ciddi bir askeri doktrin ayrılığı bulunuyor. Sırskiy ordunun “mümkün olduğunca uzun süre mevzilerini koruması ve daha fazla insanı seferber etmesi” gerektiği yönündeki yaklaşıma dayanırken, Fedorov askeri yapıda teknolojik inovasyonların uygulanmasını, robotik sistemlerin ve insansız hava araçlarının kullanımına öncelik verilmesini ve ordunun genel bir reform sürecinden geçirilmesini savunuyordu.
Ukrayna merkezli Insider.ua internet sitesi ve gazeteci Vitaliy Glagola, 20 Temmuz’da devlet başkanlığı ofisi ile savunma bakanlığındaki kaynaklarına dayanarak Sırskiy’nin o gün görevden alınacağını iddia etmişti.
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı ise daha sonra yaptığı açıklamada generalin görevden alındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve Sırskiy’nin görevine devam ettiğini duyurmuştu.
Ukrayna’da kabine revizyonu: Savunma Bakanı Fedorov görevden alındı
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Görüş1 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?









