Diplomasi
ABD, Avrupa’dan ilaçlar için daha fazla para ödemesini istiyor

Trump yönetimi, hükümetleri İngiltere’nin izinden giderek ilaçlar için daha fazla ödeme yapmaya ikna etmek amacıyla Avrupa genelinde kapsamlı bir kampanya başlatıyor.
POLITICO’ya göre Kıta’daki ABD büyükelçilikleri, Avrupa başkentlerine şu mesajı iletmek üzere harekete geçiriliyor: Amerikalı hastalar ilaçlar için çok fazla para ödüyor (yeni ilaçlar için Almanya’dakinden yaklaşık üç kat daha fazla) ve Avrupa’nın da bu yükü paylaşması gerekiyor.
Müzakerelerden haberdar iki sektör yetkilisinin POLITICO’ya verdiği bilgiye göre aksi takdirde, blok ilaç yatırımlarını ve yeni ilaçlara erişimi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak.
Bir sektör yetkilisi ş öyle dedi:
“Görüşümüz, Warren Stephens’ın [ABD’nin Birleşik Krallık Büyükelçisi] çok iyi bir iş çıkardığı ve esasen Trump yönetimini ve çıkarlarını temsil etme rolünü yerine getirdiği yönünde. ABD büyükelçiliklerinden gerçekten devreye girmelerini istiyoruz… ABD-Birleşik Krallık anlaşmasının izlediği yolu takip ederseniz, bunun sizin için nasıl bir sonuç doğuracağını açıklamalarına yardımcı olmalarını istiyoruz.”
Bu anlaşma, İngiliz ilaç şirketlerini üç yıl boyunca ABD gümrük vergilerinden korudu ve Birleşik Krallık’ın önümüzdeki on yıl içinde ilaç harcamalarını artırmasını öngörüyor. Karşılığında Birleşik Krallık, yenilikçi ilaçlar için fiyat sınırlarını yükseltti.
ABD’li diplomatlar şimdi bir sonraki hedef olarak Almanya’yı seçmiş görünüyor. Avrupa’nın en büyük ilaç pazarı, ilaç fiyatlandırmasını düzenleyen kurallar da dahil olmak üzere sağlık sistemindeki yasaların büyük bir revizyonundan geçiyor.
Amaç, ilaçlara yönelik federal harcamaları azaltmak. ABD, Almanya’nın bu harcamaları artırmasını istiyor.
Görüşmelere aşina üç kişiye göre, Washington’dan hükümet temsilcileri şu anda ilaç fiyatları konusunda Berlin ile gizli görüşmeler yürütüyor.
Bu kişiler, Sağlık Bakanı Nina Warken ve Ekonomi Bakanı Katherina Reiche’nin aylardır ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı ile son derece gizli görüşmeler yaptığını belirtti.
Gündemde milyarlarca dolarlık yatırım, ticaret politikası ve adil fiyatlandırma var.
Pharma Deutschland’ın reçeteli ilaç pazarı genel müdürü Christian Hilmer, “İngiltere-ABD anlaşmasını biraz kıskanıyoruz. Almanya’da ilaç endüstrisi, yeni ilaçları pazara sürmek için mücadele ediyor,” dedi.
ABD’nin stratejisi, ilaç fiyatlandırmasını büyük ölçüde ulusal otoritelerin elinde bırakan Avrupa’nın parçalanmış sağlık sistemlerinden yararlanarak, ülke ülke ikili anlaşmalar yapmaya dayanıyor.
Berlin’deki ABD Büyükelçiliği, yaz boyunca personel ihtiyacını karşılamak üzere ticari danışmanı Nathan Seifert’i Londra’daki ABD Büyükelçiliğine gönderiyor.
Sektörden bir isim, bu atamanın kısmen Berlin ekibinin fiyatlandırma anlaşmasını nasıl sağlayacaklarını İngiliz meslektaşlarından öğrenebilmesi için yapıldığını söyledi.
İngiltere, Washington ile anlaşmaya varmadan hemen önce Stephens, Keir Starmer hükümetinin ilaçlar için daha fazla ödeme yapmayı kabul etmemesi halinde, Amerikan ilaç devlerinin İngiltere’deki faaliyetlerini durduracağı uyarısında bulunmuştu.
Bu haberle ilgili bir açıklamada, Beyaz Saray sözcüsü Kush Desai şunları söyledi:
“Başkan Trump son derece net bir şekilde ifade etti: diğer zengin ülkeler, yükü tek başına Amerikan hastaların omuzlarına yüklemek yerine, hayat kurtaran ilaç inovasyonları için adil paylarını ödemek üzere harekete geçmelidir.”
30 yılı aşkın bir süre önce yaşam bilimleri süper gücü olarak Avrupa’nın altın çağının ardından, yatırımlar bloktan istikrarlı bir şekilde çekildi ve bu durumun duracağına dair hiçbir işaret yok.
1990 yılında, küresel özel ilaç araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yüzde 49’u Avrupa’da gerçekleştiriliyordu. 2025 yılına gelindiğinde bu rakam yarı yarıya azalarak yüzde 26’ya düştü.
ABD’li ilaç şirketi Eli Lilly ve diğer üç büyük ilaç şirketi, geçen yıl ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa ülkelerinden ilaçlar için daha fazla ödeme talep etmesinin ardından, Birleşik Krallık’taki planlanan yatırımlarını hızla durdurdu.
Şimdi şirketler Almanya’da da aynı şeyi yapıyor. Eli Lilly ve Alman ilaç şirketi Boehringer Ingelheim, geçen hafta ülkenin maliyet kesinti planlarına yanıt olarak Almanya’daki milyarlarca avroluk planlanan yatırımlarını azalttıklarını duyurdu.
İngiltere’de askıya alınan yatırımların bir kısmı, ABD ile ilaç fiyatlandırma anlaşması imzalandıktan sonra yeniden başlatıldı.
Yine de, Avrupa hükümetleri İngiltere’nin izinden gitme konusunda temkinli davranıyor.
Ülkeler halihazırda sıkışık kamu maliyesi ve durgun iktisadi büyümeyle boğuşuyor. Birçoğu, ilaç endüstrisine taviz vermenin baskı kampanyasını sona erdireceğine de şüpheyle bakıyor ve bunun daha sonra daha fazla talebi davet edeceğinden korkuyorlar.
19 AB üye ülkesi ve İsviçre’deki 46 sosyal güvenlik kuruluşu adına lobi faaliyeti yürüten Avrupa Sosyal Sigorta Platformu’nun (ESIP) direktörü Yannis Natsis, “Bazen ilaç şirketleri, ne kadar verirseniz verin, sürekli daha fazlasını isteyen ergen bir çocuk gibi davranır,” dedi.
Ayrıca ABD, AB ülkelerinde Birleşik Krallık’ta sahip olduğu kadar etkili değil.
Trump yönetimi, ilaçlara üç haneli gümrük vergileri ve ülkelere çift haneli gümrük vergileri uygulamakla tehdit etmişti.
Birleşik Krallık anlaşması, en büyük ticaret ortaklarından biriyle yaşanan bu belirsizlik ortamında sağlandı.
Anlaşma, üç yıl boyunca ilaçlarda gümrüksüz ticareti garanti altına aldı. Fakat AB ülkeleri için, ABD tarafından yüzde 15’lik bir gümrük vergisi zaten belirlenmişti.
İngiltere Sağlık Ekonomisi Ofisi CEO’su Graham Cookson, “Ticaret politikası büyük ölçüde AB’nin yetki alanına girerken, sağlık sistemleri ve ilaç fiyatlandırması ağırlıklı olarak ulusal yetki alanlarında kalıyor. Bu, Almanya’nın istese bile ikili olarak en bariz ticaret tavizlerini elde edemeyeceği anlamına gelir,” dedi.
Bununla birlikte, bir başka önemli baskı alanı, ocak ayından itibaren yürürlüğe girecek olan Donald Trump’ın en çok kayırılan ülke (MFN) ilaç fiyatlandırma politikası olabilir.
Bu politika, Amerika’nın Almanya dahil olmak üzere zengin ülkelerden oluşan bir sepet içindeki en düşük ilaç fiyatına uymasını sağlayacak.
İlaç şirketleri, tüm ülkelerde düşük fiyattan satış yapmaktansa Amerika’da daha yüksek fiyattan satış yaparak daha az kayıp yaşayacaklarını öne sürerek, bu sepet ülkelerinde ürünlerini piyasaya sürmeme tehdidinde bulundular.
İngiltere, Trump’ın yakında yürürlüğe girecek fiyatlandırma kuralından muafiyet sağladığını iddia ediyor. Fakat anlaşmadaki ifadeler belirsiz.
Bir İngiliz ilaç sektörü yetkilisi, İngiltere’nin muafiyet almaması durumunda, “Bu durum ABD’deki fiyatları etkileyeceği için İngiltere’deki ilaç lansmanlarını mahvedecek ve herkes ABD pazarlarındaki fiyatlarını korumak isteyecek,” uyarısında bulundu.
Öte yandan sektör bile İngiltere’nin bu korumayı sağladığından o kadar emin değil. Avrupa’daki pek çok kişiye göre, İngiltere’nin Washington ile yaptığı anlaşma bir zaferden çok bir “ibret hikayesi” gibi görünüyor.
Amerika ve sektör, İngiltere anlaşmasını övse de Londra’da anlaşma böyle karşılanmadı.
Endüstri tarafından genel olarak “sahada yok” olarak görülen eski İngiltere Sağlık Bakanı Wes Streeting, anlaşmanın paranın karşılığını verip vermediğine dair bir inceleme yaptırdığını kamuoyuna duyurarak sektörü kızdırdı.
Bir İngiliz ilaç sektörü yetkili şunları söyledi:
“Wes, sektörün ekonomik büyüme için ne kadar önemli olduğundan bahsedip sonra böyle davranarak güvenilirliğini ve otoritesini tamamen zedeledi.”
İlaçlara erişim için kampanya yürüten Just Treatment’ın yönetici direktörü Diarmaid McDonald ise, “İngiltere hükümeti berbat bir anlaşma yaptı. Dünyanın gıpta ettiği ilaç fiyat kontrollerinin kalıcı olarak zayıflatılması… Karşılığında ise hiçbir şeyin karekökü kadar bir şey elde ettiler: var olmayan gümrük vergilerinde geçici muafiyetler,” dedi.
Hükümet, anlaşmanın kısa vadede yaklaşık 2 milyar sterline mal olacağını tahmin ediyor ama önümüzdeki on yıl içindeki artışın hesaplandığı resmi bir değerlendirme yok.
Hollanda bankası ING Research’ten ekonomist Diederik Stadig, değişikliklerin 2036 yılına kadar yıllık maliyetleri 2 milyar ile 3,5 milyar sterlin arasında artırabileceğini tahmin ediyor.
Eleştirmenler ayrıca İngiltere’nin karşılığında ne kadar yatırım elde ettiğini de sorguluyor.
Stadig, “Bunun daha fazla yatırıma yol açacağını düşünmüyoruz . Fiyat sihirli bir çözüm değil. İngiltere daha fazla biyofarmasötik inovasyon istiyorsa, daha fazla klinik deneme yapılmasına yatırım yapmaya çalışmalı,” dedi.
İndirimler elde etmesine rağmen, ilaç endüstrisi daha fazlasını istiyor.
Büyük İngiliz ilaç üreticisi AstraZeneca, uzun süredir askıda kalan bir yatırıma yeniden taahhüt verse de, CEO’su Pascal Soriot bunu sadece “çok olumlu bir ilk adım” olarak nitelendirdi.
Avrupa için, daha yüksek ilaç fiyatları sektörün bir hayali gibi görünüyor.
ECIP’den Natsis, “Avrupa’da ilaçlar için zaten çok fazla para ödüyoruz. Şu anda bütçeler benzeri görülmemiş bir baskı altında ve bu nedenle sadece açık çek verilmesi talebi finansal olarak sürdürülebilir değil” dedi.
Diplomasi
Ukrayna’nın bütçe açığı 2027’de beklenenden yüksek olabilir

Ukrayna, savaşın uzaması ve Batılı donörlerle yürütülen müzakereler kapsamında savunma harcamalarındaki finansman açığının büyümesi riskiyle karşı karşıya. Bloomberg’in aktardığına göre, ülkenin 2027 yılı bütçe açığının önceki tahminlerin üzerine çıkması bekleniyor.
Ukrayna, savaşın uzaması ve Batılı donörlerle süren müzakereler paralelinde savunma alanında giderek büyüyen bir finansman açığıyla karşı karşıya.
Bloomberg’in konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Ukrayna’nın 2027 yılı bütçe açığının daha önce yapılan tahminlerin üzerinde gerçekleşmesi bekleniyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF), haziran ayında çatışmaların 2026 yılı sonunda biteceği varsayımına dayanarak Ukrayna’nın 2027 yılındaki finansman açığını gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 17,8’i seviyesinde öngörmüştü.
Ancak ek açığın boyutu ve bunun hangi kaynaklarla karşılanacağı henüz netleşmiş değil.
Ajansa konuşan bir kaynak, çatışmalar uzadıkça bu oranın yukarı yönlü revize edileceğini, açığı kapatacak finansman kaynakları üzerinde ise henüz uzlaşma sağlanamadığını aktardı.
IMF ve AB yardımları vergi düzenlemesine bağlı
Tüm bu gelişmeler yaşanırken Kiev yönetimi IMF ile yeni bir müzakere turuna başladı. Görüşmelerdeki temel anlaşmazlık noktalarından birini, düşük tutarlı yurt dışı posta gönderilerine uygulanan vergi muafiyetlerinin kaldırılmasını öngören yasa tasarısı oluşturuyor.
Tasarının yasalaşması, IMF’den sağlanacak yaklaşık 700 milyon dolarlık dilim ile AB’nin üçüncü çeyrekte Ukrayna’ya aktarmayı planladığı yaklaşık 4 milyar avroluk yardım paketi için şart koşuluyor.
Yükümlülüklerin yerine getirilememesi halinde Kiev, IMF ve AB’nin toplamda yaklaşık 5 milyar dolarlık ortak mali desteğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak.
Ortaya çıkan ek açığın, dondurulan Rus varlıklarının kullanılması konusunu yeniden gündeme getirebileceği belirtiliyor. Habere göre İspanya, Polonya, Hollanda ve İsveç dışişleri bakanları daha önce bu öneriye dönülmesi çağrısında bulunmuştu. Euractiv sitesi de AB içinde Kiev’in finansman açığını kapatmak amacıyla dondurulan Rus varlıklarının kullanılması konusunun yeniden tartışıldığını aktarmıştı.
AB, Belçika merkezli takas kurumu Euroclear bünyesinde bulunan 210 milyar avro tutarındaki Rus varlığını Aralık 2025’te süresiz olarak dondurmuştu.
Bu karardan önce varlıkların dondurulması işlemi altı ayda bir uzatılıyor ve tüm AB üyesi ülkelerin oy birliğini gerektiriyordu.
Söz konusu adımın ardından Rusya Merkez Bankası, oluşan zararın tazmini talebiyle Euroclear aleyhine 18,2 trilyon rublelik dava açtı. Moskova Tahkim Mahkemesi mayıs ayında Merkez Bankasının taleplerini kabul etti ve 3 Haziran’da icra takibi belgesini düzenledi.
Moskova yönetimi, yurt dışındaki varlıklarına yönelik her türlü müdahaleyi yasadışı olarak tanımlıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı’nın Rus varlıklarına el koyma girişimlerinin hırsızlık sayılacağını ve karşılıksız kalmayacağını ifade etmişti.
Finansman ihtiyacı sürüyor
Ukrayna Maliye Bakanlığı haziran ayı sonunda yaptığı açıklamada, ülkenin 2026-2029 döneminde ihtiyaç duyduğu toplam dış finansman miktarının 145,9 milyar dolar olduğunu bildirmişti.
Bakanlık, 90 milyar avroluk kredi dahil Batılı müttefiklerin sağladığı desteğe rağmen finansman ihtiyacının yüksek seviyesini koruduğunu kaydetti.
AB, Ukrayna’ya yönelik 90 milyar avroluk kredi paketini 22 Nisan’da onaylamıştı. Söz konusu tutarın 30 milyar avroluk kısmı bütçe desteği, 60 milyar avroluk bölümü ise savunma harcamaları için tahsis edildi.
Evropeyska Pravda’nın aktardığına göre bu kredi, ülkenin iki yıllık ihtiyacının yaklaşık üçte ikisini karşılamayı hedefliyor.
Kiev, bütçe desteği kapsamındaki 3,2 milyar avroluk ilk dilimi 25 Haziran’da teslim alırken yaklaşık 6 milyar avroluk askeri finansmanın daha sonra ödenmesi planlanıyor.
Ukrayna’nın 2026 yılı bütçesi yaklaşık 1,9 trilyon grivna (47,5 milyar dolar) açıkla kabul edilmişti. Kyiv Independent ise Avrupa Komisyonunun bir sunumuna dayandırdığı haberinde, AB kredisinin devreye girmesine rağmen Ukrayna ordusunun 19,6 milyar avroluk bir askeri finansman açığıyla karşı karşıya kalabileceğini aktarmıştı.
Diplomasi
Colby: Kıtanın savunmasının Avrupa öncülüğünde yapılmasını istiyoruz

Pentagon’un politika müsteşarı Elbridge Colby, kıtanın savunmasının daha fazla Avrupalı NATO üyeleri öncülüğünde yürütülmesini istiyor.
Colby, bu hedefe ulaşmak amacıyla yapıldığını belirttiği Avrupa’daki ABD kuvvetlerine ilişkin gözden geçirme sürecinin bir parçası olarak müttefiklerin görüşlerini almak istediğini söyledi.
Washington, Haziran ayında Avrupa’daki ABD askerlerinin konuşlandırılmasına ilişkin altı aylık bir gözden geçirme sürecini duyurmuş ve son haftalarda NATO üyelerine, savunma harcamalarından stratejiye, tedarikten ABD’nin dış politika önceliklerine verilen desteğe kadar çeşitli konuları kapsayan bir anket göndermişti.
Pentagon tarafından yayınlanan konuşma metnine göre, ABD Savunma Bakanlığı Politika Müsteşarı Elbridge Colby, Perşembe günü Brüksel’deki NATO genel merkezinde düzenlenen toplantı sırasında NATO ülkelerini temsil eden büyükelçilere, “Hayatta kalmak ve gerçekten gelişmek için NATO’nun değişmesi gerektiğine inanıyoruz,” dedi.
“Bu, yalnızca mekanlar ve üslerle ilgili dar kapsamlı bir inceleme değildir; elbette bunlar da önemlidir. Daha ziyade, buradaki stratejik duruşumuza daha geniş bir bakış açısıyla ele alınmaktadır,” diyen Colby, “bu incelemenin, kıtanın daha kalıcı ve güçlü, Avrupa öncülüğündeki konvansiyonel savunmasına geçişi teşvik edeceğini, mümkün kılacağını ve hızlandıracağını” da sözlerine ekledi.
Colby ayrıca ittifak içindeki ilerlemeyi övdü ve Avrupa’nın ABD için kritik bir bölge olmaya devam ettiğini söyledi.
Müsteşar, “Danışmak ve işbirliği, bu gözden geçirmenin hayati bir parçasıdır. Sizden görüşlerinizi duymak istiyoruz,” dedi.
Diplomatlar, Pentagon politika şefiyle yapılan görüşmeyi olumlu ama ön hazırlık niteliğinde olarak nitelendirdiler.
Bir NATO diplomatı, toplantının “oldukça iyi geçtiğini ve müttefiklerin yük paylaşımına yönelik çabalarının ve katkılarının yolunda olduğunu gösterdiğini” belirtti.
Bir Avrupalı diplomat ise görüşmeyi “esas olarak nabız yoklama” olarak nitelendirdi ve “Müttefiklerden gelen genel mesaj oldukça netti: Avrupa sorumluluklarını artırıyor ve birlik kilit öneme sahip. Bunun iyi anlaşıldığına inanıyorum,” dedi.
Reuters’ın elde ettiği bir belgeye göre, bu inceleme, Aralık ayındaki son tarihinden çok önce, 6 Kasım’a kadar Savunma Bakanı Pete Hegseth için en az dört farklı seçenek seti ortaya koyacak.
Bu süreç, Avrupa’daki yetkililer arasında ABD yönetiminin bu incelemeyi gerçek bir istişare, sembolik bir jest mi yoksa bir müzakere taktiği olarak kullanmaya çalıştığına dair soruları gündeme getirdi.
NATO müttefikleri, Haziran ayında duyurulan altı aylık gözden geçirme sürecinin, Avrupa genelinde bulunan yaklaşık 80.000 kişilik ABD askeri gücünde büyük çaplı kesintilere yol açacağından ve Başkan Donald Trump’ın, ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşını desteklemediklerini düşündüğü ülkeleri cezalandıracağından endişe duyuyor.
Trump’a yakın Elbridge Colby: Tüm askeri gücümüzü Doğu Avrupa’ya aktarmayacağız
Daha önce ayrıntılı olarak açıklanmamış olan Pentagon’un “Görev Tanımı”, iç incelemenin izleyeceği adımları ve Avrupa genelindeki ABD üsleme kararlarını değerlendirmek için kullanılacak bazı kriterleri açıklıyor.
Belgede yer alan önemli bir açıklama, Avrupa’daki en üst düzey ABD generalinin 18 Eylül’e kadar Elbridge Colby ile bir karar brifingine katılması planına ilişkin.
Belgeye göre, bu brifing Hegseth için geliştirilecek seçeneklerin netleştirilmesinde kilit rol oynayacak.
Görev Tanımı hakkında sorulan bir soruya yanıt veren üst düzey bir Pentagon yetkilisi, çok çeşitli seçeneklerin ayrıntılı bir şekilde ortaya konacak olmasının sürecin ciddiyetini vurguladığını belirtti.
Yetkili, Reuters’a, “Çeşitli farklı kuvvet seviyeleri veya konuşlandırma seçeneklerinin artılarını ve eksilerini ayrıntılı bir şekilde tartışabilmek istiyoruz,” dedi.
Fakat bu ayrıntıların, gözden geçirme sürecine şüpheyle yaklaşan ve Washington’un kararını neredeyse çoktan vermiş olmasından endişe duyduklarını özel olarak dile getiren Avrupalı yetkilileri ikna edip etmeyeceği belirsiz.
Pentagon yetkilisi, Trump yönetiminin “müttefiklerin öncülüğünde kritik ve daha sınırlı bir destek sağlamaya doğru geçiş yaptığımızı” açıkça belirttiğini söyledi:
“Başkan Trump da son aylarda bazı müttefiklerin davranışlarından oldukça haklı ve açık bir şekilde rahatsızlık duymuştur. Dolayısıyla, Avrupa’daki asker sayımızı azaltacağımızı gösteren seçeneklere yönelik en azından bir miktar talep olduğu açık.”
Yine de yetkili, gözden geçirmenin amacının, ”şu anki durumumuzdan, gözden geçirmenin bizi götüreceği her yere kadar” geniş bir seçenek yelpazesi sunmak olduğunu belirtti.
Trump’ın dış siyaset danışmanı Colby: Çin, Rusya’dan daha tehlikeli
Haziran ayında yapılan gözden geçirmeyi duyururken Hegseth, bazı “bedavacı” NATO müttefiklerini eleştirmiş ve bu gözden geçirmenin ABD ordusunun “erişim, üs kullanımı ve hava sahası geçiş haklarının net bir şekilde tanımlanmasını” sağlayacağını söylemişti.
Görev Tanımı ise bunun ötesine geçiyor. Belgede, müttefik NATO ülkelerinde “ABO” olarak adlandırılan güvenilir erişim, üs kurma ve hava sahası geçiş haklarının sağlanmasının ötesinde, uzay, siber alan ve “ABD’nin küresel güç projeksiyonunu mümkün kılan istihbarat mimarileri ve altyapıları”nın da incelendiği belirtiliyor.
Üst düzey yetkili, Pentagon’un, ABD’nin NATO müttefiklerinin sağladığı her türlü desteği dikkate almasını sağlamak amacıyla ABO’nun tanımını genişlettiğini belirtti.
Görev Tanımı, müttefiklerin değerlendirileceği diğer yollara da değiniyor ve üst düzey yetkililer tarafından daha önce yapılan açıklamalarla uyumlu görünüyor.
Belgede, Pentagon’un, bu yılın başlarında ABD’nin kesintileri açıklanmasının ardından, müttefiklerin NATO harcama taahhütlerini yerine getirmek ve NATO kriz güçlerindeki boşlukları doldurmak için (NATO Kuvvet Modeli olarak bilinen) inandırıcı bir yol izleyip izlemediklerini belirlemeye çalışacağı belirtiliyor.
Diplomasi
Üst düzey NATO rolü için Almanya ve Kanada yarışıyor

19 Eylül’de Danimarka’da yapılacak oylamada NATO Askeri Komitesi liderliği için Almanya ve Kanada temsilcileri yarışacak.
32 müttefik ülkenin savunma kuvvetleri komutanlarının, mevcut başkan Amiral Giuseppe Cavo Dragone’nin halefini seçmesi bekleniyor. Kazanan kişinin Ocak 2028’de göreve başlaması öngörülüyor.
Berlin, Almanya’nın savunma kuvvetleri komutanı Carsten Breuer için aktif bir kampanya yürütüyor ve Avrupalı müttefiklerini onun adaylığını desteklemeye çağırırken, Kanada ise General Jennie Carignan’ı aday gösterdi.
Almanya Dış İlişkiler Konseyi’nde (DGAP) güvenlik uzmanı olan Aylin Matlé, Euractiv’e yaptığı açıklamada, “Başkan seçilmek, NATO içindeki herhangi bir ülke için bir ilerleme anlamına gelir,” dedi.
Matlé, Avrupa’nın ve özellikle Almanya’nın NATO içindeki savunma duruşunu güçlendirme ihtiyacından dolayı Breuer’in seçilmesinin daha büyük bir öneme ve ağırlığa sahip olacağını da sözlerine ekledi.
Başkan, NATO’nun siyasi ve askeri kademeleri arasında kilit bir bağlantı görevi görür; ittifakın en üst düzey siyasi organı olan Kuzey Atlantik Konseyi’ne ve Nükleer Planlama Grubu’na danışmanlık yapar.
ABD’nin Avrupalı müttefiklerine kıtanın savunması konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri için baskı uyguladığı bir dönemde, Berlin’in kendisini Avrupa güvenliğinin önde gelen sağlayıcısı olarak konumlandırma çabaları, Almanya’nın bu konudaki girişimlerine ivme kazandırdı.
Almanya ayrıca Washington’a güvenilir bir ortak olabileceği konusunda güvence vermeye çalıştı.
Bir NATO diplomatının aktardığına göre Ankara’daki NATO zirvesinde Berlin, ABD’nin Avrupa’dan geri çekmeyi planladığı askeri kapasitelerin yerine geçme sorumluluğunun büyük bir kısmını üstlenmeye hazır olduğunu söyledi.
Diplomat, Avrupa savunmasında Almanya’nın rolünü artırmaya yönelik bu daha geniş çaplı çabanın, NATO başkanlığı için yürüttüğü kampanyaya da katkı sağladığını belirtti.
Almanya, Şubat 2026’da Breuer’in adaylığını açıklayarak, adayını nispeten erken bir aşamada ortaya koydu.
Matlé şöyle konuştu:
“Almanya, en azından o dönemde müttefiklerin büyük çoğunluğunun, özellikle de ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’nın Breuer’i desteklediğini bilmiyor olsaydı, adaylığını bu kadar erken açıklamazdı. NATO diplomatlarına göre, ABD’nin bu yılın başında Almanya lehine tavır alması da kesinlikle onun lehine bir faktör.”
Kanada ile Almanya arasındaki güvenlik ilişkilerinin yakın zamanda imzalanan denizaltı anlaşmasıyla daha da güçlenmesine rağmen, Ottawa Mayıs ayında kendi adayını ortaya koydu.
Ottawa ile Washington arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir ortamda, Kanada’nın Carignan’ı destekleme kampanyası daha karmaşık bir siyasi ortamla karşı karşıya.
ABD yönetiminin Avrupa’nın yük paylaşımını artırması yönünde baskı yapması nedeniyle, bu durum destek kazanmayı zorlaştırabilir.
Kanada Savunma Bakanlığı’ndan bir sözcü, Euractiv’e yaptığı açıklamada, “Onun adaylığı, Kanada’nın NATO’ya ve kolektif savunma ile transatlantik güvenliğin güçlendirilmesine yönelik kalıcı taahhüdünü yansıtıyor,” dedi.
Kanada ile karşılaştırıldığında, Almanya savunma harcamalarında önemli ölçüde daha fazla para harcamış ve son dönemde NATO’da çok daha belirgin bir rol oynamış durumda.
Matlé, bunun Breuer’in şansını önemli ölçüde artırdığını belirtti.
Fakat başka bir NATO yetkilisi, şu anda açık ara önde giden bir aday olmadığını ve tahminlerde bulunmanın zor olduğunu belirtti.
Bununla birlikte, söz konusu yetkili, Kanadalı adayın şu ana kadar Alman adaydan daha aktif olduğunu vurguladı.
İkinci NATO yetkilisi, “O, adaylığını desteklemek için birkaç mektup gönderirken, Alman aday ise kampanyasının başlangıcından bu yana sadece bir mektup gönderdi,” dedi.
Aynı yetkiliye göre, Carignan NATO’nun askeri yapısı için daha geniş kapsamlı bir vizyon ortaya koyarken, Breuer daha çok Ukrayna konusuna odaklandı.
Bununla birlikte, Breuer siyasi açıdan daha elverişli bir ortamla karşı karşıya kalabilir.
Yetkili, “Kanada ile ABD arasında tırmanan siyasi gerilimler, nihayetinde Alman adayın lehine işleyebilir,” dedi.
Seçim üç hafta sonra yapılacak olsa da, seçilen adayın, görev süresi 2028’in başına kadar sürecek olan Cavo Dragone’nin yerini hemen alması beklenmiyor.
Amerika1 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Görüş2 hafta önceBüyük Oyun III: Enerji ve Dolar Açlığıyla Şekillenen Yeni Dünya
Söyleşi2 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Görüş2 hafta önceJaponya’nın Savunma Beyaz Kitabı: Odakta Çin ve “Kapsamlı Ulusal Güç” Stratejisi Var
Dünya Basını4 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Rusya2 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Ortadoğu2 hafta önceTelegraph: İran’a karşı silahlı Kürt isyanını Erdoğan engelledi









