Diplomasi
ABD, Avrupa’dan ilaçlar için daha fazla para ödemesini istiyor

Trump yönetimi, hükümetleri İngiltere’nin izinden giderek ilaçlar için daha fazla ödeme yapmaya ikna etmek amacıyla Avrupa genelinde kapsamlı bir kampanya başlatıyor.
POLITICO’ya göre Kıta’daki ABD büyükelçilikleri, Avrupa başkentlerine şu mesajı iletmek üzere harekete geçiriliyor: Amerikalı hastalar ilaçlar için çok fazla para ödüyor (yeni ilaçlar için Almanya’dakinden yaklaşık üç kat daha fazla) ve Avrupa’nın da bu yükü paylaşması gerekiyor.
Müzakerelerden haberdar iki sektör yetkilisinin POLITICO’ya verdiği bilgiye göre aksi takdirde, blok ilaç yatırımlarını ve yeni ilaçlara erişimi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak.
Bir sektör yetkilisi ş öyle dedi:
“Görüşümüz, Warren Stephens’ın [ABD’nin Birleşik Krallık Büyükelçisi] çok iyi bir iş çıkardığı ve esasen Trump yönetimini ve çıkarlarını temsil etme rolünü yerine getirdiği yönünde. ABD büyükelçiliklerinden gerçekten devreye girmelerini istiyoruz… ABD-Birleşik Krallık anlaşmasının izlediği yolu takip ederseniz, bunun sizin için nasıl bir sonuç doğuracağını açıklamalarına yardımcı olmalarını istiyoruz.”
Bu anlaşma, İngiliz ilaç şirketlerini üç yıl boyunca ABD gümrük vergilerinden korudu ve Birleşik Krallık’ın önümüzdeki on yıl içinde ilaç harcamalarını artırmasını öngörüyor. Karşılığında Birleşik Krallık, yenilikçi ilaçlar için fiyat sınırlarını yükseltti.
ABD’li diplomatlar şimdi bir sonraki hedef olarak Almanya’yı seçmiş görünüyor. Avrupa’nın en büyük ilaç pazarı, ilaç fiyatlandırmasını düzenleyen kurallar da dahil olmak üzere sağlık sistemindeki yasaların büyük bir revizyonundan geçiyor.
Amaç, ilaçlara yönelik federal harcamaları azaltmak. ABD, Almanya’nın bu harcamaları artırmasını istiyor.
Görüşmelere aşina üç kişiye göre, Washington’dan hükümet temsilcileri şu anda ilaç fiyatları konusunda Berlin ile gizli görüşmeler yürütüyor.
Bu kişiler, Sağlık Bakanı Nina Warken ve Ekonomi Bakanı Katherina Reiche’nin aylardır ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı ile son derece gizli görüşmeler yaptığını belirtti.
Gündemde milyarlarca dolarlık yatırım, ticaret politikası ve adil fiyatlandırma var.
Pharma Deutschland’ın reçeteli ilaç pazarı genel müdürü Christian Hilmer, “İngiltere-ABD anlaşmasını biraz kıskanıyoruz. Almanya’da ilaç endüstrisi, yeni ilaçları pazara sürmek için mücadele ediyor,” dedi.
ABD’nin stratejisi, ilaç fiyatlandırmasını büyük ölçüde ulusal otoritelerin elinde bırakan Avrupa’nın parçalanmış sağlık sistemlerinden yararlanarak, ülke ülke ikili anlaşmalar yapmaya dayanıyor.
Berlin’deki ABD Büyükelçiliği, yaz boyunca personel ihtiyacını karşılamak üzere ticari danışmanı Nathan Seifert’i Londra’daki ABD Büyükelçiliğine gönderiyor.
Sektörden bir isim, bu atamanın kısmen Berlin ekibinin fiyatlandırma anlaşmasını nasıl sağlayacaklarını İngiliz meslektaşlarından öğrenebilmesi için yapıldığını söyledi.
İngiltere, Washington ile anlaşmaya varmadan hemen önce Stephens, Keir Starmer hükümetinin ilaçlar için daha fazla ödeme yapmayı kabul etmemesi halinde, Amerikan ilaç devlerinin İngiltere’deki faaliyetlerini durduracağı uyarısında bulunmuştu.
Bu haberle ilgili bir açıklamada, Beyaz Saray sözcüsü Kush Desai şunları söyledi:
“Başkan Trump son derece net bir şekilde ifade etti: diğer zengin ülkeler, yükü tek başına Amerikan hastaların omuzlarına yüklemek yerine, hayat kurtaran ilaç inovasyonları için adil paylarını ödemek üzere harekete geçmelidir.”
30 yılı aşkın bir süre önce yaşam bilimleri süper gücü olarak Avrupa’nın altın çağının ardından, yatırımlar bloktan istikrarlı bir şekilde çekildi ve bu durumun duracağına dair hiçbir işaret yok.
1990 yılında, küresel özel ilaç araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yüzde 49’u Avrupa’da gerçekleştiriliyordu. 2025 yılına gelindiğinde bu rakam yarı yarıya azalarak yüzde 26’ya düştü.
ABD’li ilaç şirketi Eli Lilly ve diğer üç büyük ilaç şirketi, geçen yıl ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa ülkelerinden ilaçlar için daha fazla ödeme talep etmesinin ardından, Birleşik Krallık’taki planlanan yatırımlarını hızla durdurdu.
Şimdi şirketler Almanya’da da aynı şeyi yapıyor. Eli Lilly ve Alman ilaç şirketi Boehringer Ingelheim, geçen hafta ülkenin maliyet kesinti planlarına yanıt olarak Almanya’daki milyarlarca avroluk planlanan yatırımlarını azalttıklarını duyurdu.
İngiltere’de askıya alınan yatırımların bir kısmı, ABD ile ilaç fiyatlandırma anlaşması imzalandıktan sonra yeniden başlatıldı.
Yine de, Avrupa hükümetleri İngiltere’nin izinden gitme konusunda temkinli davranıyor.
Ülkeler halihazırda sıkışık kamu maliyesi ve durgun iktisadi büyümeyle boğuşuyor. Birçoğu, ilaç endüstrisine taviz vermenin baskı kampanyasını sona erdireceğine de şüpheyle bakıyor ve bunun daha sonra daha fazla talebi davet edeceğinden korkuyorlar.
19 AB üye ülkesi ve İsviçre’deki 46 sosyal güvenlik kuruluşu adına lobi faaliyeti yürüten Avrupa Sosyal Sigorta Platformu’nun (ESIP) direktörü Yannis Natsis, “Bazen ilaç şirketleri, ne kadar verirseniz verin, sürekli daha fazlasını isteyen ergen bir çocuk gibi davranır,” dedi.
Ayrıca ABD, AB ülkelerinde Birleşik Krallık’ta sahip olduğu kadar etkili değil.
Trump yönetimi, ilaçlara üç haneli gümrük vergileri ve ülkelere çift haneli gümrük vergileri uygulamakla tehdit etmişti.
Birleşik Krallık anlaşması, en büyük ticaret ortaklarından biriyle yaşanan bu belirsizlik ortamında sağlandı.
Anlaşma, üç yıl boyunca ilaçlarda gümrüksüz ticareti garanti altına aldı. Fakat AB ülkeleri için, ABD tarafından yüzde 15’lik bir gümrük vergisi zaten belirlenmişti.
İngiltere Sağlık Ekonomisi Ofisi CEO’su Graham Cookson, “Ticaret politikası büyük ölçüde AB’nin yetki alanına girerken, sağlık sistemleri ve ilaç fiyatlandırması ağırlıklı olarak ulusal yetki alanlarında kalıyor. Bu, Almanya’nın istese bile ikili olarak en bariz ticaret tavizlerini elde edemeyeceği anlamına gelir,” dedi.
Bununla birlikte, bir başka önemli baskı alanı, ocak ayından itibaren yürürlüğe girecek olan Donald Trump’ın en çok kayırılan ülke (MFN) ilaç fiyatlandırma politikası olabilir.
Bu politika, Amerika’nın Almanya dahil olmak üzere zengin ülkelerden oluşan bir sepet içindeki en düşük ilaç fiyatına uymasını sağlayacak.
İlaç şirketleri, tüm ülkelerde düşük fiyattan satış yapmaktansa Amerika’da daha yüksek fiyattan satış yaparak daha az kayıp yaşayacaklarını öne sürerek, bu sepet ülkelerinde ürünlerini piyasaya sürmeme tehdidinde bulundular.
İngiltere, Trump’ın yakında yürürlüğe girecek fiyatlandırma kuralından muafiyet sağladığını iddia ediyor. Fakat anlaşmadaki ifadeler belirsiz.
Bir İngiliz ilaç sektörü yetkilisi, İngiltere’nin muafiyet almaması durumunda, “Bu durum ABD’deki fiyatları etkileyeceği için İngiltere’deki ilaç lansmanlarını mahvedecek ve herkes ABD pazarlarındaki fiyatlarını korumak isteyecek,” uyarısında bulundu.
Öte yandan sektör bile İngiltere’nin bu korumayı sağladığından o kadar emin değil. Avrupa’daki pek çok kişiye göre, İngiltere’nin Washington ile yaptığı anlaşma bir zaferden çok bir “ibret hikayesi” gibi görünüyor.
Amerika ve sektör, İngiltere anlaşmasını övse de Londra’da anlaşma böyle karşılanmadı.
Endüstri tarafından genel olarak “sahada yok” olarak görülen eski İngiltere Sağlık Bakanı Wes Streeting, anlaşmanın paranın karşılığını verip vermediğine dair bir inceleme yaptırdığını kamuoyuna duyurarak sektörü kızdırdı.
Bir İngiliz ilaç sektörü yetkili şunları söyledi:
“Wes, sektörün ekonomik büyüme için ne kadar önemli olduğundan bahsedip sonra böyle davranarak güvenilirliğini ve otoritesini tamamen zedeledi.”
İlaçlara erişim için kampanya yürüten Just Treatment’ın yönetici direktörü Diarmaid McDonald ise, “İngiltere hükümeti berbat bir anlaşma yaptı. Dünyanın gıpta ettiği ilaç fiyat kontrollerinin kalıcı olarak zayıflatılması… Karşılığında ise hiçbir şeyin karekökü kadar bir şey elde ettiler: var olmayan gümrük vergilerinde geçici muafiyetler,” dedi.
Hükümet, anlaşmanın kısa vadede yaklaşık 2 milyar sterline mal olacağını tahmin ediyor ama önümüzdeki on yıl içindeki artışın hesaplandığı resmi bir değerlendirme yok.
Hollanda bankası ING Research’ten ekonomist Diederik Stadig, değişikliklerin 2036 yılına kadar yıllık maliyetleri 2 milyar ile 3,5 milyar sterlin arasında artırabileceğini tahmin ediyor.
Eleştirmenler ayrıca İngiltere’nin karşılığında ne kadar yatırım elde ettiğini de sorguluyor.
Stadig, “Bunun daha fazla yatırıma yol açacağını düşünmüyoruz . Fiyat sihirli bir çözüm değil. İngiltere daha fazla biyofarmasötik inovasyon istiyorsa, daha fazla klinik deneme yapılmasına yatırım yapmaya çalışmalı,” dedi.
İndirimler elde etmesine rağmen, ilaç endüstrisi daha fazlasını istiyor.
Büyük İngiliz ilaç üreticisi AstraZeneca, uzun süredir askıda kalan bir yatırıma yeniden taahhüt verse de, CEO’su Pascal Soriot bunu sadece “çok olumlu bir ilk adım” olarak nitelendirdi.
Avrupa için, daha yüksek ilaç fiyatları sektörün bir hayali gibi görünüyor.
ECIP’den Natsis, “Avrupa’da ilaçlar için zaten çok fazla para ödüyoruz. Şu anda bütçeler benzeri görülmemiş bir baskı altında ve bu nedenle sadece açık çek verilmesi talebi finansal olarak sürdürülebilir değil” dedi.
Diplomasi
İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.
Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.
Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.
Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.
Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.
Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”
Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.
İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.
Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.
Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.
Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.
Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.
İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.
Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.
Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.
Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.
Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.
Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.
Diplomasi
Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.
ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.
Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.
Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.
Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.
Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.
Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.
Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.
Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.
2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.
ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.
Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.
Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.
Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.
Diplomasi
Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.
Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.
Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.
Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.
Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.
WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.
WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.
Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.
WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.
14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.
Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.
Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.
Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.
Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü
Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.
Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.
Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.
Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.
Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.
Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.
Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.
Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi5 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı








