Ortadoğu
Mısır, üçlü pakta neden katılmadı?

Mısır, Pakistan-Suudi Arabistan-Türkiye arasında imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”na katılmadı.
Özellikle Türk tarafından yapılan açıklamalarda, Kahire’nin de daha sonra katılmasının beklendiği vurgulansa da Mısır’ın pakttan uzak durmasının nedenleri tartışılıyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ittifakın genişlemesini istediğini ve Mısır’ın, diğer ülkelerle birlikte, ittifaka katılmak için potansiyel bir aday olduğunu belirtti.
Fidan, “Birkaç teknik sorun var. Bunlar çözüldüğünde, Mısır’ın ittifaka katılmaması için hiçbir neden kalmayacak,” dedi.
Öte yandan Mısırlı yayın organı Mada Masr’da yayınlanan değerlendirmede, Mısır’ın pakta katılmama sebepleri açıklanıyor.
Son müzakerelere yakın bir Pakistanlı kaynak, gazeteye açıklamada, Mısır’a koalisyona katılma teklifinde bulunulduğunu fakat Mısır’ın bunu reddettiğini söyledi.
Mada Masr’ın Kahire’deki yetkililer, bölge başkentlerinde görev yapmış diplomatlar ve anlaşmaya imza atan ülkelerdeki kaynaklardan aktardığına göre, bunun temelinde savunma anlaşmasının “gerçek savunmayla pek ilgisi olmaması”, bunun yerine büyük ölçüde “siyasi hizalanma” meselesi olduğu gerçeği yatıyor.
Mısır, koalisyonun birçok ülkesiyle güçlü ikili ilişkiler sürdürse de, kendi bölgesel manevra kabiliyetini zayıflatacağını düşündüğü ve Suudi Arabistan’ın öncülüğünde oluşturulmuş bir siyasi bloğa katılmaya istekli değil.
Dahası, örneğin Hakan Fidan pakttaki NATO’nun 5. Maddesine benzer, karşılıklı savunmaya yönelik bağlayıcılığı ön plana çıkarsa da, Mada Masr’a konuşan bir Türk yetkili Mekke anlaşmasının bu noktadaki değerini azaltma ihtiyacı hissetmiş gibi görünüyor:
“Anlaşmadaki, bir ülkeye yönelik silahlı saldırının üç ülkeye de yönelik silahlı saldırı anlamına geldiğini belirten madde gerçekten çok ciddi bir konu ve NATO ittifakının 5. Maddesine benziyor. Fakat bunun da tıpkı NATO’da olduğu gibi oylamaya tabi olduğuna inanıyorum. NATO’da 5. Madde’nin var olduğu doğru, bu maddeye göre bir ülke savaşa girerse tüm ülkeler müdahale eder, ama bu yine de oylama yoluyla gerçekleştirilir. Bu nedenle, üç ülkenin savunma ve saldırı faaliyetlerine girmesinin gerekliliği konusunda oylama yapmak üzere burada da üçlü komiteler kurulacağını düşünüyorum.”
Kaynağa göre, şu anda büyük çaplı bir ortak askeri harekatın gerçekleşmesi de olası görünmüyor.
Türk yetkili, “Bu ittifakın, Doğu Akdeniz’den Umman Denizi’ne uzanan bölgesel bir caydırıcılık şemsiyesinin çekirdeğini oluşturduğuna inanıyorum. Bu geniş coğrafi alanda, ister Türkiye, ister Pakistan, ister Suudi Arabistan tarafında olsun, önemli radar sistemleri bulunuyor. Başlangıçta en önemli işbirliğinin, herhangi bir saldırıyı daha başlangıç aşamasında tespit edebilen bu radar sistemlerinden elde edilen istihbaratın paylaşımı olacağına inanıyorum,” dedi.
Daha önce Türkiye’de görev yapmış bir Arap diplomatın ifadesine göre ise, bu anlaşma üç ülkenin çıkarlarına yönelik bir ortak savunma paktı olmaktan çok, Suudi Arabistan için bir savunma paktı niteliğinde:
“Türkiye’ye bir saldırı olması durumunda, Türkiye’nin Suudi ordusuna ya da bu bağlamda Pakistan ordusuna başvurması gerekeceğini kimsenin düşünmediğinden eminim.”
Dahası, kaynak, Türkiye veya Pakistan’ın Suudiler adına İran’la ya da başka herhangi bir ülkeyle savaşma ihtimalinin son derece düşük olduğunu, Riyad’ın onlardan bunu talep etmesinin ise söz konusu bile olmadığını vurguluyor:
“Suudiler, Körfez ülkelerinin Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında karşılaştığına benzer ciddi bir askeri tehditle karşı karşıya kalırsa, sadece Türkiye ve Pakistan’a mı başvururlar? Cevap hayır. Kuveyt’i kurtaran koalisyona benzer şekilde, ABD liderliğindeki bir ‘istekli koalisyona’ ihtiyaç duyacaklardır.”
Son aylarda paktın bölgesel bir savunma çerçevesine dönüşme olasılığından bahseden üst düzey bir Mısırlı yetkili ve bir Mısır devlet görevlisi, Körfez ülkelerinin çıkarlarını korumak için ABD dışında başka birine yönelmesini beklemenin mantıksız olduğuna işaret etti.
Üst düzey Mısırlı yetkili Haziran ayında şunları söylemişti:
“[Yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi hakkındaki tartışmalar] tamamen teorik nitelikte, çünkü Körfez ülkelerinin, Amerikalılara ne kadar kızgın olurlarsa olsunlar, ABD’ye sırtlarını döneceklerini sanmıyorum. ABD olmadan yapamazlar. ABD, Körfez’e yeni güvenlik paketleri sunuyor ve bence Pakistan, Türkiye, Mısır ya da başka herhangi bir ülkeyle işbirliği kapsamında alabilecekleri her ne olursa olsun, bu sadece kısmi olacaktır. Körfez ülkeleri için, İran’a karşı savaş öncesinde ve sonrasında savunma konusunda kilit oyuncu ABD’dir. Çin’e gitmezler, Rusya’ya gitmezler ve elbette Mısır ya da Türkiye gibi başka hiçbir ülkeye de gitmezler.”
Eski bir Mısırlı devlet yetkilisi, gerçek bir askeri harekat olasılığı büyük ölçüde abartılsa bile, Mısır’ın Suudi Arabistan’ı etkili bir şekilde korumak amacıyla bağlayıcı bir ittifaka katılmaya istekli olmadığını belirtiyor.
Eski yetkili, “Mısır, Suudi Arabistan liderliğindeki bir askeri koalisyona katılmayacaktır. Buna karşılık, Mısır’ın Suudi Arabistan merkezli ve liderliğindeki Kızıldeniz deniz koalisyonuna katılma kararı, bunun her şeyden çok bilgi paylaşımı ve karşılıklı istişareyle ilgili olduğu anlayışından kaynaklanıyor; fakat bu durum farklıdır çünkü Mısır’ın Kızıldeniz konusunda endişelenecek çok şeyi var ve deniz temelli bir savunma planı kapsamında Suudilerle veya diğer ülkelerle işbirliği yapmaktan çekinmez. Ve en önemlisi, bu mesele Suudi Arabistan’ın değil, Kızıldeniz’in savunmasıyla ilgilidir,” dedi.
Elbette bu, bir başka devlet görevlisine göre, Mısır’ın Körfez’e güvenlik sağlamaktan tamamen vazgeçeceği anlamına gelmiyor.
Aynı yetkili, Mısır ve Katar dışişleri bakanlarının, Kahire’nin gelecekteki güvenlik rejimine nasıl katkıda bulunabileceğine dair ön fikirleri tartıştıkları ikili görüşmeler gerçekleştirdiklerini söyledi.
Yetkiliye göre bu, “Türklerin ve Pakistanlıların bahsettiği, çok daha geniş kapsamlı, Arap olmayan ve esasen Müslümanlardan oluşan bir güvenlik rejiminden” farklı.
Yetkiliye göre Mısır, “Arap olmayan bir güvenlik rejiminin” parçası olmaktan yana değil.
Ayrıca bölgesel başkentlerde bağlantıları olan eski bir Arap diplomat, Suudi Arabistan’ın Mısır’dan bir talepte bulunmak isterse, Riyad’ın her iki ülkenin de imzaladığı Ortak Arap Savunma Anlaşması kapsamında bunu yapabileceğini savunuyor.
Eskiden Türkiye’de görev yapmış olan Arap diplomat, Mekke Anlaşması’nın bir savunma paktı olmaktan ziyade temelde Suudi Arabistan’ın verdiği bir mesaj olduğunu savunuyor.
Kaynağın değerlendirmesine göre, Suudi Arabistan “mevcut ve yerleşik düzeni atlayarak yeni bir savunma stratejisi geliştirebileceğimizi ve bu yönde çalışacağımızı” ifade ediyor.
Mekke Anlaşması’nın diğer imzacıları için de, diplomatın “siyasi plan” olarak nitelendirdiği bu yaklaşımda bir fayda var.
Türk siyasi kaynak, bu faydanın sonucunu şöyle dile getiriyor:
“Pakistan’ın komşusu Hindistan, Türkiye’nin komşusu olan İsrail ile tam bir koordinasyon içinde. Ayrıca, hem Hindistan hem de İsrail Yunanistan ile ilişki içinde; bu da harita üzerinde Hindistan, Yunanistan ve İsrail arasında halihazırda bir eksen oluşmakta olduğu anlamına geliyor.”
2023 Gazze Savaşı’nın patlak vermesinden önce Hindistan, Yeni Delhi’de düzenlenen G20 toplantısında “Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru”nu duyurmuştu.
Bu ticaret anlaşması, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail ve Yunanistan’dan geçen deniz ve demiryolu güzergâhları aracılığıyla Hindistan’ı Avrupa’ya bağlamayı amaçlıyordu.
Bölgeyi kasıp kavuran bir dizi savaş, ittifak ve rekabet ilişkilerini yeniden şekillendirdikçe, birçok ülke bu ticaret koridoruna şüpheyle bakmaya başladı ve bunun yerine kendi nüfuzunu ve iktisadi çıkarlarını gözetmeye yöneldi.
Bölgesel başkentlerde bağlantıları olan eski bir Arap diplomat, değişen bölgesel dinamiklere uyum sağlamadaki tereddütlerin, Mısır’ın cuma günü Mekke’de yer almamasının ana nedenlerinden biri olduğunu söylüyor:
“Mısır, özellikle Yunanistan ve Kıbrıs ile olan karmaşık ilişkileri göz önüne alındığında, Türkiye ile bir savunma anlaşmasına katılmayacaktır. Aynı şekilde, Mısır’ın Hindistan ile iktisadi ilişkileri geliştirmek için görüşmelerde olduğu düşünülürse, Pakistan ile bir savunma anlaşmasına dahil olacağını düşünmek zor.”
Bölgedeki temel gerilime gelince, Mısır, Riyad ile Abu Dabi arasındaki çekişmede taraf tutmaktan kaçınmıştı.
Suudi Arabistan, geleneksel bölgesel liderlik rolünü giderek daha fazla sorgulayan BAE’den ülkeleri koparmak isteyebilir.
Fakat Mısır, bu bölgesel gerilimlerin taraflarıyla temas halinde ve bu nedenle bir taraf seçmeye çok daha isteksiz.
Eski Mısırlı devlet yetkilisi, Kahire’nin Suudilere ihtiyaç duyduğunu, çünkü onların dış politika konusunda, özellikle Sudan ve Somali’de Mısır ile genel olarak aynı çizgide olduğunu belirtirken, Mısır’a yatırım yapma konusunda çok daha istekli olan tarafın BAE olduğunu da ekliyor.
Bu devlet yetkilisi, Mısır’ın gerçekten bir taraf seçmeyi göze alamayacağını söylüyor.
Ortadoğu
Ensarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’

Ensarullah lideri Abdülmelik Husi, Yemen güçlerinin Mekke şehrine SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi iddiasını kesin biçimde reddetti.
Husi, Riyad’ın Mekke’nin kutsallığını Yemen’e yönelik saldırı ve ablukayı meşrulaştırmak için istismar ettiğini söyledi.
Yemen’deki Ensarullah hareketinin lideri Abdülmelik Husi, Yemen Silahlı Kuvvetlerinin Mekke’ye SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi Arabistan iddiasını “büyük, çirkin ve iğrenç bir yalan” olarak nitelendirerek reddetti.
Perşembe akşamı El-Mesire televizyonunda yayımlanan konuşmasında Husi, Riyad’ın bu suçlamayı Yemen’e yönelik saldırılarını ve ablukayı meşrulaştırmak amacıyla ortaya attığını söyledi.
“Halkımıza yönelik yalanlarla başkalarını kandırmak amacıyla Mekke’nin kutsallığını istismar ettiklerinde, onun kutsallığına saygı göstermemiş olurlar” diyen Husi, Müslümanların Mekke’nin kutsallığının bu şekilde kullanılmasını kınaması gerektiğini belirtti.
Husi, “Suudi Arabistan, Müslüman halkımıza yönelik saldırganlığını ve haksız ablukasını meşrulaştırmak için Mekke ile bağlantılı asılsız suçlamalara başvuruyor” dedi.
“Mekke uğruna her şeyimizi feda etmeye hazırız”
Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin İslam’ın kutsal mekânlarına derin bir saygı beslediğini vurgulayan Husi, Suudi Arabistan’ın suçlamasının Yemen halkının İslami, insani ve ahlaki onuruna yönelik doğrudan bir saldırı olduğunu söyledi.
Husi şöyle devam etti:
“Kutsal mekânlara en derin saygıyı besleyen, Mekke’yi korumaya en bağlı ve kutsal mekânlar tehlikeyle karşılaştığında harekete geçmeye en hazır halklardan biriyiz. Canlarımız, ruhlarımız, mallarımız ve sahip olduğumuz her şey Mekke ve bütün İslami kutsal mekânlar uğruna feda edilmeye hazırdır.”
İslami kimliğine saygı duyan hiçbir Müslümanın, Hz. Muhammed’in “iman ve hikmet ehli” olarak nitelendirdiği Yemen halkına yöneltilen bu suçlamayı kabul edemeyeceğini söyleyen Husi, Yemenlilerin İslam’a, Kur’an’a ve kutsal mekânlara yönelik saldırılar karşısında daima ilk harekete geçen halklardan biri olduğunu hatırlattı.
Husi, “Bu asılsız suçlamayı kendine bayrak edinen Suudi rejimi, fitne ve yalanın kaynağıdır. Mekke’nin kutsallığına hakaret eden büyük yalanları ve uydurmaları istismar edecek kadar alçalmıştır”, ifadelerini kullandı.
Yemen halkına yöneltilen suçlamanın “asrın yalanı” olarak nitelenmeyi hak ettiğini belirten Husi, Suudi Arabistan’ın iddialarının doğrulanmadan kabul edilmemesi gerektiğini söyledi.
“Suudi Arabistan, insanların hemen inanması gereken bir kaynak değildir. Tüm İslam dünyasında ve küresel ölçekte yolsuzluk, adaletsizlik ve suçlulukla tanınmaktadır” diyen Husi, Riyad’ı Yemen halkına karşı suç işlemek, “eğlence adı altında yozlaşmayı yaymak” ve Siyonizmle ittifakı çerçevesinde İslam dünyasında bölünmeyi körüklemekle suçladı.
Doğrulamadan kınayanlara tepki
Ensarullah lideri, Suudi Arabistan’ın iddiasını araştırmadan kınama açıklaması yayımlayan hükümetler, devlet başkanları, din adamları ve siyasi şahsiyetlere de sert tepki gösterdi.
Husi, “Bu tür vahim suçlamalar karşısında takınılması gereken doğru tavır; doğrulamak, araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır,” dedi.
Kur’an’ın güvenilir olmayan kaynaklardan gelen haberlerin araştırılmasını emrettiğini hatırlatan Husi, “Suudi Arabistan’ın iddialarını reddetmeli ya da en azından kabul etmeden önce doğrulamalıydılar. Suudi rejimi asılsız bir haber ve büyük bir iftira ortaya attı. Asgari yükümlülük, yalancıyla birlikte yalancı durumuna düşmemek için bu iddiayı doğrulamaktı,” ifadelerini kullandı.
Husi, suçlamayı araştırmadan tekrarlayanların “yalana ve ahlaki çöküşe ortak olduğunu” belirterek şunları söyledi:
“Halkımıza yönelik bu iftirayı benimseyenler, Allah katında Suudi Arabistan’la birlikte bütün sorumluluğu taşımaktadır. Halkımıza iftira atmak, İslam’daki en büyük suçlardan biridir. Bu suçlamayı dillendiren devlet başkanları, krallar, prensler, hükümetler, din adamları ve siyasi şahsiyetler rezilliği, utancı ve kınanmayı hak ediyor. Batıla kulak verip yalancı şahitlik yaptılar.”
“Petrodolar ve mali çıkarlar”
Bazı devletlerin Suudi Arabistan’la mali ilişkilerinin tepkilerinde belirleyici olduğunu savunan Husi, “Onlar için önemli olan petrodolarlar ve mali çıkarlardır,” dedi.
Bazı hükümetlerin İslam’ın kutsal mekânlarını ve ümmeti yüzüstü bırakmalarına rağmen kutsal mekânları savunduklarını ileri sürdüğünü söyleyen Husi, bu çevrelerin tepkilerini “gerçek ve açık düşmana” yöneltmesi gerektiğini belirtti.
Siyonist rejimin açıklama, yayın ve siyasi planlarında Mescid-i Aksa, Mekke ve Medine’ye yönelik tehditlerin açıkça yer aldığını kaydeden Husi, İslam dünyasına Suudi Arabistan’ın anlatılarına kapılmak yerine bu tehditle mücadele etme çağrısı yaptı.
Husi, Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin kendilerine yöneltilen iftiraya ve süregelen haksızlıklara karşılık verme konusunda hukuki, ahlaki ve dini haklarını saklı tuttuğunu vurguladı.
Suudi Arabistan, Yemen’e yönelik askeri harekâtın başladığı 2015’ten bu yana Yemen Silahlı Kuvvetlerini çeşitli dönemlerde Mekke’ye ve diğer Suudi kentlerine balistik füze ve SİHA göndermekle suçladı.
Yemenli yetkililer ise askeri operasyonlarının savunma amaçlı olduğunu; Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonu saldırılarını durdurmaya, Yemen’in egemenliğine saygı göstermeye ve ülkeye uygulanan kara, deniz ve hava ablukasını kaldırmaya zorlamayı hedeflediğini belirtiyor.
Ortadoğu
ABD, Yemen ile görüştü iddiası

İddiaya göre ABD’li diplomatlar hafta sonu Umman’daki ABD büyükelçiliğinde Yemen direnişinin temsilcileriyle bir araya geldi.
Axios’a konuşan bölgeden bir kaynak, Umman hükümetinin yardımıyla düzenlenen Maskat’taki toplantının, ABD ile Ensarullah arasındaki ateşkesi sürdürmeye ve Bab el-Mendeb Boğazı’nın açık kalmasını sağlamaya odaklandığını belirtti.
ABD, Yemen direnişine karşı Suudi Arabistan’ın Yemen’de yürüttüğü savaşa çekilmeden hayati önem taşıyan bir deniz ticaret yolunu açık tutmak istediği için hassas bir konumda bulunuyor.
Washington, Suudi Arabistan’ın askeri müdahale taleplerini şu ana kadar reddetti.
Kaynak, toplantıda ABD’yi büyükelçilikten diplomatların temsil ettiğini fakat büyükelçinin toplantıya katılmadığını belirtti.
Söz konusu kişi, Yemenli temsilcilerin toplantı sırasında ABD ile Mayıs 2025’te imzalanan ateşkesin devam etmesini istediklerini açıkça ifade ettiklerini ekledi.
Suudi Arabistan, Yemen direnişine karşı İngiltere’den askeri yardım istedi
Kaynak ayrıca, Yemen temsilcilerinin, iki taraf arasında yeniden alevlenen çatışmalar kapsamında saldırılarının yalnızca Suudi gemilerini hedef aldığını vurguladıklarını belirtti.
Temsilciler, Bab el-Mendeb Boğazı’ndan geçen diğer tüm gemilerin serbestçe seyrüsefer etmesine izin vereceklerini taahhüt ettiler.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, “ABD’nin Orta Doğu’daki temel çıkarları arasında Kızıldeniz ve bölgede seyir özgürlüğünün sağlanması ve terörizmin yayılmasının önlenmesi yer almaktadır. Trump Yönetimi, İran ve onun vekillerinden gelen saldırılara karşı bu çıkarları savunma konusundaki kararlılığını açıkça ortaya koymuştur,” dedi.
Açıklama şöyle devam etti:
“Söz konusu toplantı hakkında yorum yapmayacağı. Fakat Yemen konusunda bölgesel müttefiklerimiz ve ortaklarımızla düzenli iletişim halindeyiz ve bölgede kaos yaratan Husi milisleri ve diğer terörist gruplara karşı ortak terörle mücadele hedeflerimize odaklanıyoruz.”
Toplantıdan bir gün sonra, Başkan Yardımcısı JD Vance gazetecilere, ABD’nin Ensarullah ile müzakere halinde olduğunu söyledi.
Vance, “Husilerle de doğrudan görüşmeler yürütüyoruz; bu nedenle durumun kontrolümüz altında olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Marco Rubio salı günü Umman Dışişleri Bakanı Seyyid Bedr el-Busaydi ile bölgedeki gerginliği azaltmaya yönelik çabalar hakkında görüştü.
Bu görüşme, ABD ile Umman arasında haftalarca süren gerginliğin ardından gerçekleşti.
Başkan Trump, Umman’ın Hürmüz Boğazı konusunda İran ile yürüttüğü görüşmeler nedeniyle ülkeyi bombalamakla tehdit etmişti.
Son günlerde Yemen direnişi ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalar şiddetleniyor. Yemenliler, Bab el-Mendeb Boğazı’ndaki kıyı şeridini ve birkaç adayı hâlâ kontrol altında tutuyor.
Suudiler, Yemen’deki direniş güçlerine yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı. Ne var ki Yemen’de destekledikleri güçler, şu ana kadar etkili bir kara karşı saldırısı başlatamadı.
Ortadoğu
Körfez ülkelerinde ABD’nin güvenlik şemsiyesine dair şüpheler artıyor

İran savaşı, Körfez ülkelerinde ABD’nin sağladığı korumaya dönük güveni sarstı. Bölge yönetimleri, Washington’ın çatışma başlattığını ancak sonuçlarını yönetme iradesi gösteremediğini savunuyor. Time dergisinin haberine göre bölgedeki Arap monarşileri, Amerikan güvenlik şemsiyesine duyulan kuşkular nedeniyle Tahran ile doğrudan uzlaşı ve gerilimi azaltma yolları arıyor.
Ortadoğu’daki savaş, Körfez ülkelerinde ABD’nin sağladığı “güvenlik şemsiyesine” duyulan güveni sarstı.
Amerikan Time dergisi, bölge ülkelerinden yetkililere dayandırdığı haberinde, ABD ile İran arasındaki çatışmaların başlaması üzerine Körfez yönetimlerinin Amerikan korumasını artık güvenilir görmediğini yazdı.
Derginin aktardığına göre bölgedeki savaş, Körfez başkentlerinin Washington’a bakışını değiştirdi.
Arap ülkelerinin itirazlarına rağmen Washington yönetiminin İsrail ile birlikte bölgesel bir savaşa girmeye hazır olduğu, ancak doğacak sonuçları yönetme kabiliyetine veya niyetine sahip olmadığı değerlendirmesi öne çıkıyor.
Körfez ülkeleri, ABD’nin İran politikasına yönelik tutarlı bir strateji geliştiremediği görüşünü uzun süredir koruyor.
Savaş sürecinde ABD hedeflerinin her hafta değiştiği belirtilen haberde, Hürmüz Boğazı kapalıyken dahi savaştan çekilmeye çalışan Donald Trump yönetiminin müttefiklerini uyarısız, istişaresiz ve korumasız bıraktığı hissini yarattığı kaydedildi.
ABD’ye duyulan şüpheler nedeniyle bölge yönetimlerinin büyük bölümü Tahran ile cepheleşmek yerine gerilimi azaltma ve caydırıcılık stratejilerine yöneldi.
Katar ve Umman, Washington yönetimini Tahran ile bir mutabakat imzalamaya teşvik ederken, Suudi Arabistan Pakistan’ın arabuluculuk girişimine destek verdi. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt ve Bahreyn de barış odaklı diplomatik temaslara katıldı.
Bahreyn, Katar, Kuveyt, BAE, Umman ve Suudi Arabistan’ı kapsayan Körfez bloğu, on yılı aşkın süredir “güven vermeyen bir Washington ile tehdit oluşturan Tahran arasında” kalarak dış politikalarında çeşitlendirme arayışını sürdürüyor.
ABD egemenliğinin azaldığı bölgede nasıl hareket edileceğine dair ortak bir uzlaşı oluşmasa da, Arap başkentlerinde yeni bir güvenlik mimarisinin inşası bekleniyor.
Ağustos ayı sonunda İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney, Körfez ülkelerine seslenerek “gerçek düşmanı” doğru tespit etme ve onun “sinsi planlarına” alet olmama çağrısı yaptı.
Hamaney açıklamasında, ABD ve İsrail yönetimlerini yalnızca Tahran’ın ve “İslami direniş cephesinin” değil, Batı Asya ve Kuzey Afrika halkları dahil bütün İslam toplumunun ortak düşmanı ilan etti.
The Washington Post gazetesi, ABD’nin müttefikleri konumundaki Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt ve Bahreyn cephesinde Trump’ın İran politikasına dönük hoşnutsuzluğun arttığını yazdı.
Gazetenin ulaştığı kaynaklar, kimi ülkelerin kendi topraklarındaki devasa ABD askeri üslerinin varlığını sorgulamaya başladığını dile getirdi. Haberde, tepkilere karşın Körfez ülkelerinin kısa vadede başka bir müttefik seçeneğine sahip olmadığı da vurgulandı.
Financial Times gazetesi ise, İran’ın Ortadoğu’daki ABD üslerine düzenlediği saldırıların Washington’ın bölgedeki askeri varlığının geleceğine gölge düşürdüğünü aktardı.
Politico dergisi ise Tahran’ın misillemelerinden etkilenen Körfez devletlerinin İran ile barış zemini arayışında ortaklaşmaya çalıştığını, fakat Arap monarşileri arasındaki geçmişe dayalı anlaşmazlıkların uzlaşı sürecini engellediğini belirtti.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya5 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı







