Ortadoğu

Mısır, üçlü pakta neden katılmadı?

Yayınlanma

Mısır, Pakistan-Suudi Arabistan-Türkiye arasında imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”na katılmadı.

Özellikle Türk tarafından yapılan açıklamalarda, Kahire’nin de daha sonra katılmasının beklendiği vurgulansa da Mısır’ın pakttan uzak durmasının nedenleri tartışılıyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ittifakın genişlemesini istediğini ve Mısır’ın, diğer ülkelerle birlikte, ittifaka katılmak için potansiyel bir aday olduğunu belirtti.

Fidan, “Birkaç teknik sorun var. Bunlar çözüldüğünde, Mısır’ın ittifaka katılmaması için hiçbir neden kalmayacak,” dedi.

Öte yandan Mısırlı yayın organı Mada Masr’da yayınlanan değerlendirmede, Mısır’ın pakta katılmama sebepleri açıklanıyor.

Son müzakerelere yakın bir Pakistanlı kaynak, gazeteye açıklamada, Mısır’a koalisyona katılma teklifinde bulunulduğunu fakat Mısır’ın bunu reddettiğini söyledi.

Mada Masr’ın Kahire’deki yetkililer, bölge başkentlerinde görev yapmış diplomatlar ve anlaşmaya imza atan ülkelerdeki kaynaklardan aktardığına göre, bunun temelinde savunma anlaşmasının “gerçek savunmayla pek ilgisi olmaması”, bunun yerine büyük ölçüde “siyasi hizalanma” meselesi olduğu gerçeği yatıyor.

Mısır, koalisyonun birçok ülkesiyle güçlü ikili ilişkiler sürdürse de, kendi bölgesel manevra kabiliyetini zayıflatacağını düşündüğü ve Suudi Arabistan’ın öncülüğünde oluşturulmuş bir siyasi bloğa katılmaya istekli değil.

Dahası, örneğin Hakan Fidan pakttaki NATO’nun 5. Maddesine benzer, karşılıklı savunmaya yönelik bağlayıcılığı ön plana çıkarsa da, Mada Masr’a konuşan bir Türk yetkili Mekke anlaşmasının bu noktadaki değerini azaltma ihtiyacı hissetmiş gibi görünüyor:

“Anlaşmadaki, bir ülkeye yönelik silahlı saldırının üç ülkeye de yönelik silahlı saldırı anlamına geldiğini belirten madde gerçekten çok ciddi bir konu ve NATO ittifakının 5. Maddesine benziyor. Fakat bunun da tıpkı NATO’da olduğu gibi oylamaya tabi olduğuna inanıyorum. NATO’da 5. Madde’nin var olduğu doğru, bu maddeye göre bir ülke savaşa girerse tüm ülkeler müdahale eder, ama bu yine de oylama yoluyla gerçekleştirilir. Bu nedenle, üç ülkenin savunma ve saldırı faaliyetlerine girmesinin gerekliliği konusunda oylama yapmak üzere burada da üçlü komiteler kurulacağını düşünüyorum.”

Kaynağa göre, şu anda büyük çaplı bir ortak askeri harekatın gerçekleşmesi de olası görünmüyor.

Türk yetkili, “Bu ittifakın, Doğu Akdeniz’den Umman Denizi’ne uzanan bölgesel bir caydırıcılık şemsiyesinin çekirdeğini oluşturduğuna inanıyorum. Bu geniş coğrafi alanda, ister Türkiye, ister Pakistan, ister Suudi Arabistan tarafında olsun, önemli radar sistemleri bulunuyor. Başlangıçta en önemli işbirliğinin, herhangi bir saldırıyı daha başlangıç aşamasında tespit edebilen bu radar sistemlerinden elde edilen istihbaratın paylaşımı olacağına inanıyorum,” dedi.

Daha önce Türkiye’de görev yapmış bir Arap diplomatın ifadesine göre ise, bu anlaşma üç ülkenin çıkarlarına yönelik bir ortak savunma paktı olmaktan çok, Suudi Arabistan için bir savunma paktı niteliğinde:

“Türkiye’ye bir saldırı olması durumunda, Türkiye’nin Suudi ordusuna ya da bu bağlamda Pakistan ordusuna başvurması gerekeceğini kimsenin düşünmediğinden eminim.”

Dahası, kaynak, Türkiye veya Pakistan’ın Suudiler adına İran’la ya da başka herhangi bir ülkeyle savaşma ihtimalinin son derece düşük olduğunu, Riyad’ın onlardan bunu talep etmesinin ise söz konusu bile olmadığını vurguluyor:

“Suudiler, Körfez ülkelerinin Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında karşılaştığına benzer ciddi bir askeri tehditle karşı karşıya kalırsa, sadece Türkiye ve Pakistan’a mı başvururlar? Cevap hayır. Kuveyt’i kurtaran koalisyona benzer şekilde, ABD liderliğindeki bir ‘istekli koalisyona’ ihtiyaç duyacaklardır.”

Son aylarda paktın bölgesel bir savunma çerçevesine dönüşme olasılığından bahseden üst düzey bir Mısırlı yetkili ve bir Mısır devlet görevlisi, Körfez ülkelerinin çıkarlarını korumak için ABD dışında başka birine yönelmesini beklemenin mantıksız olduğuna işaret etti.

Üst düzey Mısırlı yetkili Haziran ayında şunları söylemişti:

“[Yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi hakkındaki tartışmalar] tamamen teorik nitelikte, çünkü Körfez ülkelerinin, Amerikalılara ne kadar kızgın olurlarsa olsunlar, ABD’ye sırtlarını döneceklerini sanmıyorum. ABD olmadan yapamazlar. ABD, Körfez’e yeni güvenlik paketleri sunuyor ve bence Pakistan, Türkiye, Mısır ya da başka herhangi bir ülkeyle işbirliği kapsamında alabilecekleri her ne olursa olsun, bu sadece kısmi olacaktır. Körfez ülkeleri için, İran’a karşı savaş öncesinde ve sonrasında savunma konusunda kilit oyuncu ABD’dir. Çin’e gitmezler, Rusya’ya gitmezler ve elbette Mısır ya da Türkiye gibi başka hiçbir ülkeye de gitmezler.”

Eski bir Mısırlı devlet yetkilisi, gerçek bir askeri harekat olasılığı büyük ölçüde abartılsa bile, Mısır’ın Suudi Arabistan’ı etkili bir şekilde korumak amacıyla bağlayıcı bir ittifaka katılmaya istekli olmadığını belirtiyor.

Eski yetkili, “Mısır, Suudi Arabistan liderliğindeki bir askeri koalisyona katılmayacaktır. Buna karşılık, Mısır’ın Suudi Arabistan merkezli ve liderliğindeki Kızıldeniz deniz koalisyonuna katılma kararı, bunun her şeyden çok bilgi paylaşımı ve karşılıklı istişareyle ilgili olduğu anlayışından kaynaklanıyor; fakat bu durum farklıdır çünkü Mısır’ın Kızıldeniz konusunda endişelenecek çok şeyi var ve deniz temelli bir savunma planı kapsamında Suudilerle veya diğer ülkelerle işbirliği yapmaktan çekinmez. Ve en önemlisi, bu mesele Suudi Arabistan’ın değil, Kızıldeniz’in savunmasıyla ilgilidir,” dedi.

Elbette bu, bir başka devlet görevlisine göre, Mısır’ın Körfez’e güvenlik sağlamaktan tamamen vazgeçeceği anlamına gelmiyor.

Aynı yetkili, Mısır ve Katar dışişleri bakanlarının, Kahire’nin gelecekteki güvenlik rejimine nasıl katkıda bulunabileceğine dair ön fikirleri tartıştıkları ikili görüşmeler gerçekleştirdiklerini söyledi.

Yetkiliye göre bu, “Türklerin ve Pakistanlıların bahsettiği, çok daha geniş kapsamlı, Arap olmayan ve esasen Müslümanlardan oluşan bir güvenlik rejiminden” farklı.

Yetkiliye göre Mısır, “Arap olmayan bir güvenlik rejiminin” parçası olmaktan yana değil.

Ayrıca bölgesel başkentlerde bağlantıları olan eski bir Arap diplomat, Suudi Arabistan’ın Mısır’dan bir talepte bulunmak isterse, Riyad’ın her iki ülkenin de imzaladığı Ortak Arap Savunma Anlaşması kapsamında bunu yapabileceğini savunuyor.

Eskiden Türkiye’de görev yapmış olan Arap diplomat, Mekke Anlaşması’nın bir savunma paktı olmaktan ziyade temelde Suudi Arabistan’ın verdiği bir mesaj olduğunu savunuyor.

Kaynağın değerlendirmesine göre, Suudi Arabistan “mevcut ve yerleşik düzeni atlayarak yeni bir savunma stratejisi geliştirebileceğimizi ve bu yönde çalışacağımızı” ifade ediyor.

Mekke Anlaşması’nın diğer imzacıları için de, diplomatın “siyasi plan” olarak nitelendirdiği bu yaklaşımda bir fayda var.

Türk siyasi kaynak, bu faydanın sonucunu şöyle dile getiriyor:

“Pakistan’ın komşusu Hindistan, Türkiye’nin komşusu olan İsrail ile tam bir koordinasyon içinde. Ayrıca, hem Hindistan hem de İsrail Yunanistan ile ilişki içinde; bu da harita üzerinde Hindistan, Yunanistan ve İsrail arasında halihazırda bir eksen oluşmakta olduğu anlamına geliyor.”

2023 Gazze Savaşı’nın patlak vermesinden önce Hindistan, Yeni Delhi’de düzenlenen G20 toplantısında “Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru”nu duyurmuştu.

Bu ticaret anlaşması, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail ve Yunanistan’dan geçen deniz ve demiryolu güzergâhları aracılığıyla Hindistan’ı Avrupa’ya bağlamayı amaçlıyordu.

Bölgeyi kasıp kavuran bir dizi savaş, ittifak ve rekabet ilişkilerini yeniden şekillendirdikçe, birçok ülke bu ticaret koridoruna şüpheyle bakmaya başladı ve bunun yerine kendi nüfuzunu ve iktisadi çıkarlarını gözetmeye yöneldi.

Bölgesel başkentlerde bağlantıları olan eski bir Arap diplomat, değişen bölgesel dinamiklere uyum sağlamadaki tereddütlerin, Mısır’ın cuma günü Mekke’de yer almamasının ana nedenlerinden biri olduğunu söylüyor:

“Mısır, özellikle Yunanistan ve Kıbrıs ile olan karmaşık ilişkileri göz önüne alındığında, Türkiye ile bir savunma anlaşmasına katılmayacaktır. Aynı şekilde, Mısır’ın Hindistan ile iktisadi ilişkileri geliştirmek için görüşmelerde olduğu düşünülürse, Pakistan ile bir savunma anlaşmasına dahil olacağını düşünmek zor.”

Bölgedeki temel gerilime gelince, Mısır, Riyad ile Abu Dabi arasındaki çekişmede taraf tutmaktan kaçınmıştı.

Suudi Arabistan, geleneksel bölgesel liderlik rolünü giderek daha fazla sorgulayan BAE’den ülkeleri koparmak isteyebilir.

Fakat Mısır, bu bölgesel gerilimlerin taraflarıyla temas halinde ve bu nedenle bir taraf seçmeye çok daha isteksiz.

Eski Mısırlı devlet yetkilisi, Kahire’nin Suudilere ihtiyaç duyduğunu, çünkü onların dış politika konusunda, özellikle Sudan ve Somali’de Mısır ile genel olarak aynı çizgide olduğunu belirtirken, Mısır’a yatırım yapma konusunda çok daha istekli olan tarafın BAE olduğunu da ekliyor.

Bu devlet yetkilisi, Mısır’ın gerçekten bir taraf seçmeyi göze alamayacağını söylüyor.

Çok Okunanlar

Exit mobile version