Ortadoğu
Mısır, üçlü pakta neden katılmadı?

Mısır, Pakistan-Suudi Arabistan-Türkiye arasında imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”na katılmadı.
Özellikle Türk tarafından yapılan açıklamalarda, Kahire’nin de daha sonra katılmasının beklendiği vurgulansa da Mısır’ın pakttan uzak durmasının nedenleri tartışılıyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ittifakın genişlemesini istediğini ve Mısır’ın, diğer ülkelerle birlikte, ittifaka katılmak için potansiyel bir aday olduğunu belirtti.
Fidan, “Birkaç teknik sorun var. Bunlar çözüldüğünde, Mısır’ın ittifaka katılmaması için hiçbir neden kalmayacak,” dedi.
Öte yandan Mısırlı yayın organı Mada Masr’da yayınlanan değerlendirmede, Mısır’ın pakta katılmama sebepleri açıklanıyor.
Son müzakerelere yakın bir Pakistanlı kaynak, gazeteye açıklamada, Mısır’a koalisyona katılma teklifinde bulunulduğunu fakat Mısır’ın bunu reddettiğini söyledi.
Mada Masr’ın Kahire’deki yetkililer, bölge başkentlerinde görev yapmış diplomatlar ve anlaşmaya imza atan ülkelerdeki kaynaklardan aktardığına göre, bunun temelinde savunma anlaşmasının “gerçek savunmayla pek ilgisi olmaması”, bunun yerine büyük ölçüde “siyasi hizalanma” meselesi olduğu gerçeği yatıyor.
Mısır, koalisyonun birçok ülkesiyle güçlü ikili ilişkiler sürdürse de, kendi bölgesel manevra kabiliyetini zayıflatacağını düşündüğü ve Suudi Arabistan’ın öncülüğünde oluşturulmuş bir siyasi bloğa katılmaya istekli değil.
Dahası, örneğin Hakan Fidan pakttaki NATO’nun 5. Maddesine benzer, karşılıklı savunmaya yönelik bağlayıcılığı ön plana çıkarsa da, Mada Masr’a konuşan bir Türk yetkili Mekke anlaşmasının bu noktadaki değerini azaltma ihtiyacı hissetmiş gibi görünüyor:
“Anlaşmadaki, bir ülkeye yönelik silahlı saldırının üç ülkeye de yönelik silahlı saldırı anlamına geldiğini belirten madde gerçekten çok ciddi bir konu ve NATO ittifakının 5. Maddesine benziyor. Fakat bunun da tıpkı NATO’da olduğu gibi oylamaya tabi olduğuna inanıyorum. NATO’da 5. Madde’nin var olduğu doğru, bu maddeye göre bir ülke savaşa girerse tüm ülkeler müdahale eder, ama bu yine de oylama yoluyla gerçekleştirilir. Bu nedenle, üç ülkenin savunma ve saldırı faaliyetlerine girmesinin gerekliliği konusunda oylama yapmak üzere burada da üçlü komiteler kurulacağını düşünüyorum.”
Kaynağa göre, şu anda büyük çaplı bir ortak askeri harekatın gerçekleşmesi de olası görünmüyor.
Türk yetkili, “Bu ittifakın, Doğu Akdeniz’den Umman Denizi’ne uzanan bölgesel bir caydırıcılık şemsiyesinin çekirdeğini oluşturduğuna inanıyorum. Bu geniş coğrafi alanda, ister Türkiye, ister Pakistan, ister Suudi Arabistan tarafında olsun, önemli radar sistemleri bulunuyor. Başlangıçta en önemli işbirliğinin, herhangi bir saldırıyı daha başlangıç aşamasında tespit edebilen bu radar sistemlerinden elde edilen istihbaratın paylaşımı olacağına inanıyorum,” dedi.
Daha önce Türkiye’de görev yapmış bir Arap diplomatın ifadesine göre ise, bu anlaşma üç ülkenin çıkarlarına yönelik bir ortak savunma paktı olmaktan çok, Suudi Arabistan için bir savunma paktı niteliğinde:
“Türkiye’ye bir saldırı olması durumunda, Türkiye’nin Suudi ordusuna ya da bu bağlamda Pakistan ordusuna başvurması gerekeceğini kimsenin düşünmediğinden eminim.”
Dahası, kaynak, Türkiye veya Pakistan’ın Suudiler adına İran’la ya da başka herhangi bir ülkeyle savaşma ihtimalinin son derece düşük olduğunu, Riyad’ın onlardan bunu talep etmesinin ise söz konusu bile olmadığını vurguluyor:
“Suudiler, Körfez ülkelerinin Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında karşılaştığına benzer ciddi bir askeri tehditle karşı karşıya kalırsa, sadece Türkiye ve Pakistan’a mı başvururlar? Cevap hayır. Kuveyt’i kurtaran koalisyona benzer şekilde, ABD liderliğindeki bir ‘istekli koalisyona’ ihtiyaç duyacaklardır.”
Son aylarda paktın bölgesel bir savunma çerçevesine dönüşme olasılığından bahseden üst düzey bir Mısırlı yetkili ve bir Mısır devlet görevlisi, Körfez ülkelerinin çıkarlarını korumak için ABD dışında başka birine yönelmesini beklemenin mantıksız olduğuna işaret etti.
Üst düzey Mısırlı yetkili Haziran ayında şunları söylemişti:
“[Yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi hakkındaki tartışmalar] tamamen teorik nitelikte, çünkü Körfez ülkelerinin, Amerikalılara ne kadar kızgın olurlarsa olsunlar, ABD’ye sırtlarını döneceklerini sanmıyorum. ABD olmadan yapamazlar. ABD, Körfez’e yeni güvenlik paketleri sunuyor ve bence Pakistan, Türkiye, Mısır ya da başka herhangi bir ülkeyle işbirliği kapsamında alabilecekleri her ne olursa olsun, bu sadece kısmi olacaktır. Körfez ülkeleri için, İran’a karşı savaş öncesinde ve sonrasında savunma konusunda kilit oyuncu ABD’dir. Çin’e gitmezler, Rusya’ya gitmezler ve elbette Mısır ya da Türkiye gibi başka hiçbir ülkeye de gitmezler.”
Eski bir Mısırlı devlet yetkilisi, gerçek bir askeri harekat olasılığı büyük ölçüde abartılsa bile, Mısır’ın Suudi Arabistan’ı etkili bir şekilde korumak amacıyla bağlayıcı bir ittifaka katılmaya istekli olmadığını belirtiyor.
Eski yetkili, “Mısır, Suudi Arabistan liderliğindeki bir askeri koalisyona katılmayacaktır. Buna karşılık, Mısır’ın Suudi Arabistan merkezli ve liderliğindeki Kızıldeniz deniz koalisyonuna katılma kararı, bunun her şeyden çok bilgi paylaşımı ve karşılıklı istişareyle ilgili olduğu anlayışından kaynaklanıyor; fakat bu durum farklıdır çünkü Mısır’ın Kızıldeniz konusunda endişelenecek çok şeyi var ve deniz temelli bir savunma planı kapsamında Suudilerle veya diğer ülkelerle işbirliği yapmaktan çekinmez. Ve en önemlisi, bu mesele Suudi Arabistan’ın değil, Kızıldeniz’in savunmasıyla ilgilidir,” dedi.
Elbette bu, bir başka devlet görevlisine göre, Mısır’ın Körfez’e güvenlik sağlamaktan tamamen vazgeçeceği anlamına gelmiyor.
Aynı yetkili, Mısır ve Katar dışişleri bakanlarının, Kahire’nin gelecekteki güvenlik rejimine nasıl katkıda bulunabileceğine dair ön fikirleri tartıştıkları ikili görüşmeler gerçekleştirdiklerini söyledi.
Yetkiliye göre bu, “Türklerin ve Pakistanlıların bahsettiği, çok daha geniş kapsamlı, Arap olmayan ve esasen Müslümanlardan oluşan bir güvenlik rejiminden” farklı.
Yetkiliye göre Mısır, “Arap olmayan bir güvenlik rejiminin” parçası olmaktan yana değil.
Ayrıca bölgesel başkentlerde bağlantıları olan eski bir Arap diplomat, Suudi Arabistan’ın Mısır’dan bir talepte bulunmak isterse, Riyad’ın her iki ülkenin de imzaladığı Ortak Arap Savunma Anlaşması kapsamında bunu yapabileceğini savunuyor.
Eskiden Türkiye’de görev yapmış olan Arap diplomat, Mekke Anlaşması’nın bir savunma paktı olmaktan ziyade temelde Suudi Arabistan’ın verdiği bir mesaj olduğunu savunuyor.
Kaynağın değerlendirmesine göre, Suudi Arabistan “mevcut ve yerleşik düzeni atlayarak yeni bir savunma stratejisi geliştirebileceğimizi ve bu yönde çalışacağımızı” ifade ediyor.
Mekke Anlaşması’nın diğer imzacıları için de, diplomatın “siyasi plan” olarak nitelendirdiği bu yaklaşımda bir fayda var.
Türk siyasi kaynak, bu faydanın sonucunu şöyle dile getiriyor:
“Pakistan’ın komşusu Hindistan, Türkiye’nin komşusu olan İsrail ile tam bir koordinasyon içinde. Ayrıca, hem Hindistan hem de İsrail Yunanistan ile ilişki içinde; bu da harita üzerinde Hindistan, Yunanistan ve İsrail arasında halihazırda bir eksen oluşmakta olduğu anlamına geliyor.”
2023 Gazze Savaşı’nın patlak vermesinden önce Hindistan, Yeni Delhi’de düzenlenen G20 toplantısında “Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru”nu duyurmuştu.
Bu ticaret anlaşması, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail ve Yunanistan’dan geçen deniz ve demiryolu güzergâhları aracılığıyla Hindistan’ı Avrupa’ya bağlamayı amaçlıyordu.
Bölgeyi kasıp kavuran bir dizi savaş, ittifak ve rekabet ilişkilerini yeniden şekillendirdikçe, birçok ülke bu ticaret koridoruna şüpheyle bakmaya başladı ve bunun yerine kendi nüfuzunu ve iktisadi çıkarlarını gözetmeye yöneldi.
Bölgesel başkentlerde bağlantıları olan eski bir Arap diplomat, değişen bölgesel dinamiklere uyum sağlamadaki tereddütlerin, Mısır’ın cuma günü Mekke’de yer almamasının ana nedenlerinden biri olduğunu söylüyor:
“Mısır, özellikle Yunanistan ve Kıbrıs ile olan karmaşık ilişkileri göz önüne alındığında, Türkiye ile bir savunma anlaşmasına katılmayacaktır. Aynı şekilde, Mısır’ın Hindistan ile iktisadi ilişkileri geliştirmek için görüşmelerde olduğu düşünülürse, Pakistan ile bir savunma anlaşmasına dahil olacağını düşünmek zor.”
Bölgedeki temel gerilime gelince, Mısır, Riyad ile Abu Dabi arasındaki çekişmede taraf tutmaktan kaçınmıştı.
Suudi Arabistan, geleneksel bölgesel liderlik rolünü giderek daha fazla sorgulayan BAE’den ülkeleri koparmak isteyebilir.
Fakat Mısır, bu bölgesel gerilimlerin taraflarıyla temas halinde ve bu nedenle bir taraf seçmeye çok daha isteksiz.
Eski Mısırlı devlet yetkilisi, Kahire’nin Suudilere ihtiyaç duyduğunu, çünkü onların dış politika konusunda, özellikle Sudan ve Somali’de Mısır ile genel olarak aynı çizgide olduğunu belirtirken, Mısır’a yatırım yapma konusunda çok daha istekli olan tarafın BAE olduğunu da ekliyor.
Bu devlet yetkilisi, Mısır’ın gerçekten bir taraf seçmeyi göze alamayacağını söylüyor.
Ortadoğu
Irak, ülkede suç işlemiş IŞİD üyelerini Suriye’ye iade etmek istemiyor

Irak, Suriye’nin bu yılın başlarında Suriye’deki gözaltı merkezlerinden Irak’ın gözetimine devredilen binlerce IŞİD şüphelisinin ülkelerine iade edilmesi talebini reddetti.
Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Abudi çarşamba günü yaptığı açıklamada, tutukluların akıbetini görüşmek üzere Suriye, Irak ve ABD arasında yakın zamanda bir toplantı düzenlendiğini söyledi.
El-Abudi, Suriye’nin yaklaşık 4.000 Suriyeli tutuklunun Suriye’de yargılanmak üzere teslim edilmesini talep ettiğini ama Irak’ın bunu reddettiğini belirtti.
Irak, yaklaşık 400 Suriyeli tutuklunun IŞİD üyesi olmadığına karar verdi ve bu kişilerin serbest bırakılabileceğini söyledi. Yaklaşık 50 kişi halihazırda ülkelerine geri gönderildi.
Öte yandan Irak’ta hâlâ gözaltında tutulan yüzlerce Suriyelinin, IŞİD’in üst düzey üyeleri olduğu düşünülüyor.
El-Abudi, “Irak soruşturmalar yürütüyor ve Irak’ta suç işlediği kanıtlanan herkes Irak yasalarına göre yargılanacak,” dedi.
Danışman, bazı mahkumların, cezalarını tamamlamak üzere daha sonra kendi ülkelerine nakledilebileceğini söyledi.
Ocak ayında yeni Suriye güçleri ile, bu mahkumların tutulduğu gözaltı merkezlerini uzun süredir koruyan Suriye Demokratik Güçleri arasında çatışmaların patlak vermesinin ardından, IŞİD ile bağlantılı olduğu iddia edilen 5.700’den fazla mahkum (bunların arasında yaklaşık 4.000 Suriyeli de bulunuyor) Suriye’nin kuzeydoğusundan Irak’a nakledilmişti.
Çatışmaların yarattığı kargaşa sırasında IŞİD ile bağlantılı bazı tutuklular kaçmayı başardı ve daha büyük çaplı bir kaçışın yaşanacağına dair endişeler vardı.
IŞİD yıllar önce Irak ve Suriye’de ele geçirdiği topraklar üzerindeki kontrolünü kaybetmiş olsa da, hücreleri her iki ülkede de hâlâ periyodik olarak saldırılar düzenliyor.
Mahkumların akıbetine ilişkin tartışmalar, ABD’nin Irak’ta IŞİD’le mücadeleye yönelik 12 yıllık misyonunu sona erdirmesinin ardından ortaya çıktı.
El-Abudi, Irak’ın mahkumların barındırılma masraflarına yardımcı olması için ABD’den ve IŞİD’e karşı küresel koalisyona katılan diğer ülkelerden mali destek talep ettiğini söyledi.
Danışman, “Irak, 500 milyon dolarlık bir ödenek talep etti. Koalisyon destek sözü verdi, ancak Irak hâlâ bekliyor,” dedi.
El-Abudi, idam cezasını uygulamayan ülkelerden gelen mahkumların idam cezasına çarptırılmayacağını söyledi.
Irak ile mahkum değişim anlaşmaları olan ülkelerden gelenlerin ise, mahkumiyetlerinin ardından cezalarını tamamlamak üzere ülkelerine nakledilebileceğini belirtti.
Fakat birçok Batılı ülke, IŞİD ile bağlantılı olmakla suçlanan veya bu suçtan mahkum edilen vatandaşlarının yanı sıra, militanların aile üyeleri olduğu düşünülen kadın ve çocukları da ülkelerine geri göndermekte isteksiz davranıyor.
Ortadoğu
İsrail muhalefetinden 7 Ekim kayıtları nedeniyle Netanyahu’ya soruşturma talebi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon görüşmesi saatlerinin tahrif edilmek istendiğini öne sürdü. Muhalefet partileri, Başsavcıya başvurarak Netanyahu ve ekibi hakkında vatana ihanet ve sahtecilik suçlamalarıyla adli soruşturma açılmasını talep etti. İktidardaki Likud Partisi ise iddiaları reddederek Gil’in kendi ihmallerini gizlemeye çalıştığını savundu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, Başbakanlıkta 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon kayıtlarının saatlerinin değiştirilmek istendiğini ileri sürdü.
Bu açıklamaların ardından İsrail muhalefeti, Başsavcı Gali Baharav-Miara’ya başvurarak Netanyahu ve çalışma ekibi hakkında cezai soruşturma açılmasını talep etti.
Saldırının gerçekleştiği dönemde askeri sekreterlik görevini yürüten Gil, Israel Hayom gazetesi ile Kanal 12 televizyonuna verdiği mülakatta, Netanyahu’nun Özel Kalem Müdürü Tzachi Braverman’ın o sabah yapılan kritik bir görüşmenin saatini değiştirmeye çalıştığını söyledi.
Girişimin “suç teşkil eden bir davranış biçiminin” parçası olduğunu savunan Gil, devlet soruşturma komisyonu kurulmasını beklediği için bugüne kadar sustuğunu, ancak kamuoyuna anlatılanların gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.
Braverman’ın resmi tutanakları yasa dışı biçimde değiştirme şüphesiyle sahtecilik ve dolandırıcılık iddiaları kapsamında polis tarafından sorgulandığı ve soruşturulduğu biliniyor.
Resmi görüşme saatinin geriye çekilmek istendiği iddiası
Gil, 7 Ekim 2023 sabahı iç güvenlik servisi Şin Bet Başkanı Ronen Bar’ın ofisinden saat 06.12’de arandığını, saat 06.17’de güvenli hat üzerinden Bar ile yaptığı görüşmede Gazze’de SIM kartlarının etkinleştirildiği ve Hamas mensuplarının yer altına geçtiği bilgisini aldığını aktardı.
Netanyahu’yu ilk olarak saat 06.29’da arayarak uyandırdığını belirten Gil, Başbakana Hamas’ın sürpriz bir saldırı başlattığını ve bilgi toplamayı sürdürdüğünü söylediğini kaydetti.
Gil, saat 06.40’taki ikinci telefon görüşmesinde ise Netanyahu’ya “Savaştayız” bilgisini ilettiğini ifade etti.
Eski askeri sekreter, aylar sonra ocak ayında bir stenografın kendisine gelerek Braverman’ın ikinci görüşme saatini resmi tutanaklarda 06.40 yerine 06.29 olarak değiştirmesini talep ettiğini aktardığını söyledi.
Gil, bu adımla Netanyahu’nun saldırının ilk anından itibaren talimat verdiği izleniminin yaratılmak istenmiş olabileceğini ya da ikinci aramada iletilen bilgilerin ilk görüşmede zaten bilindiği algısıyla istihbaratın Başbakandan gizlendiği tezine zemin hazırlanmaya çalışılmış olabileceğini kaydetti.
Olayların başlamasından iki hafta sonra Netanyahu’nun çalışma ekibinin olağandışı biçimde belge topladığını fark ettiğini belirten Gil, tutanakların tahrif edilmesinden şüphelenerek Başsavcı Baharav-Miara’ya başvurduğunu ve kuralların netleştirilmesini istediğini söyledi. Gil, kurulacak olası bir komisyonun yazılı evrakla yetinmeyip orijinal ses kayıtlarını incelemesi gerektiğine dikkati çekti.
Mısır’ın saldırı öncesinde uyarı yaptığı iddialarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Gil, böyle bir mesajı bilmediğini fakat eylül ayı sonunda İsrail’e bir Mısır istihbarat uçağının inerek bir saatten fazla kaldığını belirtti.
Gil, hiçbir uçağın sebepsiz yere gelmeyeceğini ifade ederek, heyeti karşılayan veya mesajı alan yetkililerin bunu halen sakladığını öne sürdü.
Netanyahu’nun devlet denetçisine sunduğu güvenlik evrakının da eksik olduğunu savunan Gil, belgenin gerçeğin tamamını yansıtmadığını kaydetti.
Likud iddiaları reddetti: “Gil Başbakanı zamanında uyandırmadı”
İktidardaki Likud Partisi, iddiaların Netanyahu ve partiye yönelik siyasi amaçlı bir propaganda olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.
Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda muhalefetin yalan kampanyasının gerçeği değiştiremeyeceğini savundu.
Likud’un açıklamasında, Gil’in kendi ihmallerini örtbas etmeye çalıştığı iddia edilerek, 7 Ekim sabahı saat 03.55’te askeri sekreterliğe bağlı istihbarat subayından gelen uyarı mesajına rağmen Gil’in hiçbir adım atmadığı ve Başbakanı zamanında uyandırmadığı öne sürüldü.
Parti, Netanyahu’nun zamanında bilgilendirilmesi durumunda gelişmelerin farklı yönde ilerleyeceğini savundu.
Muhalefetten vatana ihanet suçlaması
Muhalefet partileri ise açıklamaların ardından Netanyahu ve ekibine yönelik adli adımların hızlandırılmasını istedi.
Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi, Ronen Bergman’ın Yedioth Ahronoth’taki araştırması ve Gil’in açıklamalarını gerekçe göstererek Başsavcıya ceza soruşturması açması çağrısında bulundu. Parti, Netanyahu’yu Hamas’ın güçlenmesi ve İran ekseniyle bağlarına dair kritik değerlendirmeleri devlet denetçisinden gizlemekle suçladı.
İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Liberman, Başsavcı Baharav-Miara’nın Netanyahu ve yardımcıları hakkında vatana ihanet ve komplo suçlamalarıyla derhal soruşturma başlatması gerektiğini söyledi.
Liberman, Genelkurmay Başkanına da ordunun siyasi amaçlarla kullanılması girişimlerine engel olma çağrısı yaptı.
Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ise Gil’in ifadelerini tarihi bir tanıklık olarak nitelendirerek, 1200 kişinin öldüğü ve 251 kişinin esir alındığı olaylardaki sorumluluğun gizlenemeyeceğini kaydetti.
Golan, Başbakanlık bünyesindeki tüm özgün ses kayıtları ve belgelerin acilen koruma altına alınmasını talep etti.
7 Ekim Konseyi liderliği de Gil’in ifadelerinin, hükümetin saldırı öncesi durumdan habersiz olduğu yönündeki tezlerini çürüttüğünü bildirdi.
Ortadoğu
NYT: ABD Büyükelçiliğinde İsrail’e dair diplomatik raporlar sansürlendi

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in eylemlerine ilişkin büyükelçilik raporlarını sansürlediği öne sürüldü. Engellenen belgeler arasında öldürülen dokuz Filistin kökenli ABD vatandaşı ile Gazze’deki yardım noktalarında 1400 kişinin ölümüne yol açan operasyonlara dair resmi tespitler yer alıyor.
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin üst düzey yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki eylemlerine dair büyükelçilik tarafından Washington’a iletilen diplomatik raporları engellediği ve içeriklerini değiştirdiği öne sürüldü.
The New York Times gazetesinin Kudüs ve Washington’da Milstein ile çalışan 12 kişiye dayandırdığı haberine göre, Nisan 2025’te Kudüs’teki ABD Büyükelçiliğinde göreve başlayan ve fiilen Huckabee’nin özel kalem müdürlüğünü yürüten Milstein, Batı Şeria ile Gazze dosyalarını kapsamlı biçimde denetim altına aldı.
Milstein’ın makamını; yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci saldırıları, Filistin kökenli ABD vatandaşlarının öldürülmesi ve Gazze’deki yardım dağıtımlarında yaşanan can kayıplarına ilişkin diplomatik yazışmaları durdurmak veya metinleri değiştirmek amacıyla kullandığı aktarıldı.
Öldürülen ABD vatandaşlarına ilişkin inceleme engellendi
Milstein’ın iletilmesini durdurduğu belgeler arasında, Batı Şeria’da dört yıl içinde İsrailli yerleşimciler ile askerler tarafından öldürülen dokuz Filistinli ABD vatandaşı hakkında büyükelçiliğin mart ayında hazırladığı inceleme yer aldı.
Yaşamını yitirenlerin sonuncusu olan 19 yaşındaki Nasrallah Ebu Siyam, şubat ayında köyündeki hayvanların gasbedilmesini engellemeye çalışırken bir yerleşimci tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.
Söz konusu inceleme, Senatör Chris Van Hollen öncülüğündeki 30 Kongre üyesinin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan açıklama talep etmesi üzerine hazırlandı.
Raporda, yürütülen soruşturmaların çoğunda ilerleme sağlanamadığı, bazı dosyaların kapatıldığı ve tek bir şüpheliye dahi suçlama yöneltilmediği kaydedildi.
Milstein’ın, hazırlanan raporu iletmek yerine Kongre üyelerine İsrail makamlarının vakaları gerektiği gibi ele aldığı yönünde güvence veren bir metin düzenlettiği bildirildi.
ABD Dışişleri Bakanlığının 4 Mayıs’ta Senatör Van Hollen’a ulaştırdığı mektupta inceleme bulgularına yer verilmediği, büyükelçiliğin savaş koşullarında İsrail ile yürüttüğü güvenlik işbirliğine odaklandığı ifade edildi.
Gelişmeye tepki gösteren Senatör Van Hollen, “Hesap sorulmasını sağlamazsanız daha fazla Amerikan vatandaşını tehlikeye atarsınız” değerlendirmesinde bulundu.
Gazze’deki yardım ölümleri ve komutanların uyarıları kayıtlardan çıkarıldı
Haberde, 2025 yazında gıda arayışındaki Filistinlilerin Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) dağıtım noktalarında kitlesel şekilde öldürüldüğü bilgisine yer verildi. ABD ile İsrail ortak girişimi niteliğindeki bu yapının yardım dağıtım faaliyetleri sırasında en az 1400 kişi hayatını kaybetti.
Can kayıpları sürerken büyükelçilik diplomatları, operasyonların daha fazla toplu ölüme yol açabileceği yönünde Washington’ı uyardı. Milstein’ın ise diplomatik metni operasyonu bir başarı olarak sunacak biçimde yeniden yazdığı ve can kayıplarına dair bilgileri resmi kayıtlardan tamamen çıkardığı kaydedildi.
Nisan ayında üst düzey İsrailli askeri yetkililer, Batı Şeria’da tırmanan yerleşimci saldırılarının yeni bir Filistin ayaklanmasını tetikleyebileceği uyarısını kayda geçirdi.
Milstein’ın personelin hazırladığı bu uyarı raporlarını engellediği, bunun yerine kendi imzasıyla Washington’a, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun şiddetin üzerine kararlılıkla gittiğini öven bir metin gönderdiği bildirildi.
Öte yandan İsrail’in şubat ayında Batı Şeria’da gayrimenkul alımına ilişkin yasal kısıtlamaları kaldırması uluslararası alanda ilhakı hızlandırdığı gerekçesiyle kınanırken, büyükelçilik Washington’a bu kararın yerleşimcilerin “insani ihtiyaçlarına” hizmet ettiği bilgisini aktardı.
Diplomatlara yönelik tutum raporlama trafiğini düşürdü
Dört yetkilinin verdiği bilgiye göre Milstein, büyükelçilik çalışanlarını ideolojik sorgulamalara tabi tuttu. Personele “İsrail yanlısı” mı yoksa “Hamas yanlısı” mı oldukları yönünde sorular yöneltilmesi, çalışanların görüş bildirmekten çekinmesine neden oldu.
Uygulanan denetimler sebebiyle kimi çalışanların metinlerinin sansürlenmesi yerine rapor hazırlamaktan vazgeçtiği, bu durumun Filistin konularındaki diplomatik yazışma sıklığını haftalık düzeyden ayda birkaç rapora gerilettiği kaydedildi.
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Diplomasi1 hafta önceTürkiye ve BM Karadeniz’de ateşkes için masaya dönüyor








