Amerika
Díaz-Canel: Küba teslim olmayacak

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel Bermúdez, Barbados bombalaması anmasında yaptığı konuşmada, “Küba teslim olmayacak, Küba satılık değil” dedi.
Küba Komünist Parti Merkez Komitesi Birinci Sekreteri de olan Díaz-Canel, 6 Ekim sabahı Devrim Meydanı’ndaki José Martí Anıtı’nda düzenlenen toplantıyı bir anma etkinliği olarak nitelendirirken, bunun aynı zamanda bir direniş eylemi olduğunu da vurguladı.
Granma’da yer alan habere göre etkinlik, 73 insanın hayatına mal olan Barbados bombalı saldırısının kurbanlarına saygı olarak tertiplendi.
Cubana de Aviación’ın 455 numaralı uçuşu, Barbados’tan Jamaika’ya giden bir Küba uçuşuydu ve uçak 6 Ekim 1976’da düzenlenen bir bombalı saldırı sonucu düşürüldü.
Etkinlikte, Küba’ya yönelik diğer terör saldırılarının kurbanlarının aile üyeleri ve meslektaşlarının yanı sıra ulusal eskrim takımının genç üyeleri, FAR (Devrimci Silahlı Kuvvetler) ve Minint (İçişleri Bakanlığı) mensupları, akademisyenler ve toplumun çeşitli kesimlerinden önde gelen isimlerle bir toplantı düzenledi.
Küba lideri, “Bu, tarihsel hafızayı ön plana çıkardığımız bir buluşma; cezasızlığı kınadığımız bir an ve şu anda içinde bulunduğumuz karmaşık bağlamda inançlarımızı yeniden gözden geçirip pekiştirdiğimiz bir zaman,” dedi.
Díaz-Canel, bu olayın Küba halkına bıraktığı mirası inceleyerek, bunun bir ilham kaynağı olduğunu vurguladı.
Küba liderine göre bu miras, “zorluklar karşısında Devrimi savunmaya devam etmek, imparatorluğun emellerini reddetmek, bu soykırımcı ve terörist politikayı aşmak ve Küba Devrimi’nin kalıcı zaferini pekiştirmeye devam etmek için gereken direnişi ve cesareti güçlendirir.”
6 Ekim 1976’da Cubana de Aviación uçağının havada bombalanmasının ardından halkın yaşadığı “hüzünlü ama destansı” günleri hatırlatan Díaz-Canel, “bu iğrenç eylemin ardından kurbanların ailelerinin yaşadığı deneyimlerin yürek burkan niteliğini” vurguladı.
Küba lideri, “Bunca yıldır kalplerinizde ve zihninizde taşıdığınız o tanıklıklar, o deneyimler ve o yaşam öyküleri gerçekten yürek burkucu,” diye vurguladı.
Ona göre, José Martí Anıtı’nda gerçekleşen bu paylaşım, tüm Küba için, ama özellikle de Kübalı gençler için bir buluşmaydı; “çünkü gerçeklerimiz paylaşılmalı; tekrar tekrar dile getirilmeli. Cevapları bulabilmemiz için bunları yaşadığımız şu ana taşımalıyız.”
Küba lideri şöyle konuştu:
“Fakat gerçek şu ki, saldırıya uğrayanlar yenilgiye uğratılamadı; çünkü ne teslim oldular ne de teslim olacaklar. Savaştılar, savaşıyorlar ve savaşmaya devam edecekler. İşte bu nedenle, bu tarihsel hafızayı ve gerçekleri zihinlerimizde, kalplerimizde ve duygularımızda eksiksiz bir şekilde muhafaza etmenin ve bunları çocuklarımıza, torunlarımıza ve gelecek nesillere aktarmaya, paylaşmaya ve beslemeye devam etmenin önemi budur.”
Kurbanların ailelerine seslenen Díaz-Canel, “Sizin acınız bizim acımızdır; yalnız değilsiniz; anınız bizim anımızdır ve davanız tüm Küba’nın davası olmaya devam etmektedir. Elli yıl önce olduğu gibi aynı kararlılıkla Küba teslim olmaz, Küba satılık değil ve Küba unutmaz,” sözlerini yineledi.
Küba, Barbados saldırısının CIA ve ABD tarafından planlanıp uyguladığını savunuyor.
Amerika
Pentagon, Nidal Malik Hasan’ın kurşuna dizilişini canlı yayınlayacak

Pentagon, Fort Hood saldırganı Nidal Malik Hasan’ın kurşuna dizilme cezasının canlı olarak yayınlanacağını duyurdu.
Bu açıklama, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in infazı “halka açık” olarak nitelendirmesinin ardından geldi.
ABD tarihinde son askeri infaz 65 yılı aşkın süre önce yapılmıştı.
Hasan’ın 2009 yılında askeri üssünde gerçekleştirdiği silahlı saldırıda 13 kişiyi öldürmek ve 32 kişiyi yaralamaktan suçlu bulunmasının ardından, ordu bu hafta idamın 3 Aralık’ta Fort Hood’da gerçekleştirileceğini duyurmuştu.
Hegseth, çarşamba günü muhafazakâr televizyon kanalı Real America’s Voice’a verdiği demeçte, “İnsanların bunu izleyebilmesini ve idamın halka açık olmasını sağlayacağız,” demişti.
Çarşamba günü Hegseth’e, Hasan’ın herhangi bir son istekte bulunup bulunmadığı ya da Trump yönetimiyle temasa geçip geçmediği soruldu. Pentagon şefi, “Umurumda değil. Onu 3 Aralık’ta göreceğiz,” diye yanıt verdi.
Pentagon yetkilileri perşembe günü, infazın canlı olarak yayınlanacağını ve ayrıntıların daha sonra açıklanacağını belirtti.
Hegseth’in infazın halka açık niteliğine ilişkin açıklaması özellikle Tennessee’de Christa Pike’a yapılan başarısız ölümcül enjeksiyon olayının ardından, ABD’de idam cezasının nasıl uygulandığı konusunda yeni soruların ortaya çıkmasına neden oldu.
Uzmanlar, Hasan’ın idama karşı çıkmayı ve sivil mahkemede “habeas corpus” dilekçesi (gözaltının yasallığının incelenmesi için yapılan hukuki talep) sunmayı tercih edebileceğini ve bunun idamın uygulanmasını önemli ölçüde geciktirebileceğini belirtti.
Binbaşı rütbesine sahip bir askeri psikiyatrist olan Hasan, 5 Kasım 2009 tarihinde, askerlerin aşı olmak ve görevlendirme için sağlık raporu almak üzere uzun kuyruklar halinde beklediği bir sağlık binasına girdi.
“Allahu ekber” diye bağıran Hasan lazer nişangahlı bir tabancayla ateş açtı. Ayrıca, otoparka doğru kaçan askerlere de ateş etti.
Hasan, bunun onların Afganistan’a gidip Müslüman kardeşlerini öldürmelerini engellemek için yapılan bir çaba olduğunu söylemişti.
Bir askeri yargıç, 2013’teki duruşması sırasında bunu savunma gerekçesi olarak ileri sürmesini yasakladı.
Güvenlik güçleri tarafından sırtından vurulduktan sonra belden aşağısı felç kalan Hasan şu anda tekerlekli sandalye kullanıyor.
Ordu yaklaşık 90 tanığı mahkemeye çağırdı; fakat Hasan, savunması için tek bir kişiyi bile tanık olarak çağırmadan davayı sonlandırdı ve kapanış konuşması yapmadı.
Yine de duruşma sırasında gazetecilere sızdırdığı belgelerde, idam edilirse “hala şehit olabileceğini” askeri ruh sağlığı uzmanlarına söylediği ortaya çıktı.
Yale Hukuk Fakültesi’nde askeri hukuk uzmanı olarak görev yapan misafir öğretim üyesi Eugene R. Fidell, “Açıkçası bu süreç mevcut yönetimin görev süresini aşabilir ve bir sonraki yönetimin idamlara karşı aynı eğilime sahip olup olmayacağını kim bilebilir?” dedi.
Fordham Üniversitesi’nde ölüm cezası uzmanı ve hukuk profesörü olan Deborah Denno, bir idamın canlı yayınlanmasının süreci “çok daha şeffaf” hale getirebileceğini ve kamuoyunu ölüm cezasının tüm boyutları hakkında bilgilendirebileceğini söyledi.
Denno, Pike’ın başarısızlıkla sonuçlanan idamının, suçlu sanıkların işledikleri suçlar nedeniyle idam edilme şekliyle ilgili yeni sorular gündeme getirdiği bir dönemde bu faydaların yararlı olacağını belirtti.
Denno, “Bunun iyi bir fikir olabileceğini düşünüyorum, çünkü şeffaflık sağlanacak ve halk bu olayın gerçekleştiğinin tam olarak farkında olacak,” dedi.
Villanova Hukuk Fakültesi profesörü ve Ulusal Askeri Adalet Enstitüsü başkan yardımcısı Brenner Fissell, birçok eyaletin ilaç temininde ya da infazlara katılmaya istekli tıp uzmanları bulmada yaşadığı zorluklar nedeniyle ölümcül enjeksiyonları uygulamakta zorlandığını, bu nedenle ateş mangalarının “daha az insanlık dışı” bir alternatif olarak görülmeye başlandığını belirtti.
Hasan’ın idamını onaylayan Trump, daha önce İran’daki halka açık infazları eleştirmiş ve zaman zaman İran hükümeti tarafından protestocuların öldürülme olasılığını, 28 Şubat’ta İran’a saldırma yönündeki nihai kararından önce askeri harekât için olası bir gerekçe olarak kullanmıştı.
Trump, 14 Ocak’ta gazetecilere, “İran’daki cinayetlerin durduğu söylendi. Duruyor ve idam planı yok,” demişti.
İran savaşını başlatmasından sadece birkaç gün önce yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında Trump, “Ciddi şiddet tehdidiyle, onların birçoğunu asmalarını engelledik” diye tekrarlamıştı.
Amerika
Thiel, Papa ve Obama’yı “felaket tellallığı” ile suçladı

Peter Thiel, eski Başkan Barack Obama ve Papa XIV. Leo’nun, sırf “kendi popülerliklerini artırmak” amacıyla yapay zeka konusunda halkın korkularını körüklediklerini savundu.
POLITICO’nun elde ettiği yeni “Deccal” derslerinde Thiel, teknolojinin ilerlemesini durdurduğunu ve regülasyona dayalı bir “tek dünya hükümeti”ni savunduğunu düşündüğü Deccal hakkında uyarıda bulunurken bu iki lideri özellikle hedef aldı.
Thiel’in Nashville’de yaptığı konuşmada, “Birçok kişi, yapay zekanın siyasi açıdan popüler olmadığını biliyor ve bunu kendi popülerliklerini artırmak için kullanmak istiyor” dediği bildirildi.
Thiel şöyle devam etti:
“Hem Obama hem de papa bu kategoriye giriyor. Obama, Demokratların hiçbir fikri olmadığını biliyor; fakat en azından yapay zekaya karşı çıkabilirler.”
Obama, geçtiğimiz günlerde Demokratlara yapay zekanın düzenlenmesine yönelik kapsamlı bir yaklaşım geliştirme çağrısında bulunmuştu.
Thiel, Leo’nun yapay zeka konusundaki ilk genelgesine (“Magnifica Humanitas”) atıfta bulunarak, “Kilisenin çocuklara yönelik cinsel istismar skandallarından dikkati başka yöne çekmek için siyasi açıdan popüler bir konuya ihtiyacı vardı ve bunu yapay zekada buldu,” dedi.
Papa konusunda tam olarak şunları söyledi:
“Yapay zeka, geç moderniteye en büyük tehdidi. Papa bunun farkında. İşte bu yüzden ilk genelgesini yazdı… Kilisenin çocuk cinsel istismarı skandallarından dikkatleri başka yöne çekmek için siyasi açıdan popüler bir konuya ihtiyacı vardı ve bunu yapay zekada buldu.”
Son aylarda Papa Leo, yapay zekaya karşı saldırıya geçti. Katolik dünyasının lideri, kısa süre önce bu teknolojinin insanlığı tehlikeye atabilecek bir “makineler cenneti” yaratabileceğini söyledi.
Thiel’in Katolik Kilisesi ile ilişkisi oldukça sorunlu. Bu bahar, büyük ölçüde Thiel’in daha önce verdiği “Deccal” konulu konferanslara tepki olarak, Vatikan danışmanı Rahip Paolo Benanti, “Amerikan Sapkınlığı: Peter Thiel’i Yakmalı mıyız?” başlıklı bir makale kaleme almıştı.
Derslerde Thiel, tanıdık teknoloji tartışmalarını dini terimlerle ele aldı.
Örneğin Matta 24:24’e atıfta bulunan yatırımcı şunları aktardı:
“Çünkü sahte mesihler ve sahte peygamberler ortaya çıkacak ve büyük mucizeler ve harikalar gösterecekler; mümkünse, seçilmişleri bile aldatmak için.”
Bu ayetle ilgili olarak Nashville’de şu soruyu sordu: “Peki ya Deccal’ın psikolojisi ne olacak? Kendisini Mesih olarak görüyor olabilir mi?”
Nashville’deki konferanslarında ayrıca, 2. Selanikliler mektubunda geçen ve Deccal’in gelişini ve iktidara yükselişini engelleyen “Katechon” fikrini de derinlemesine ele aldı.
Tarih boyunca Katechon rolünü kısa süreliğine üstlenmiş olabilecek kişiler arasında Şarlman ve Klemens von Metternich de dahildi.
Thiel, “Eğer anti-komünizm, komünist tek dünya devleti kurmaya çalışan komünistleri engelleyen Katechon ise, o zaman neoliberalizm, komünistlerin kalmadığı bir dünyada anti-komünizmdir,” dedi.
Thiel, hem San Francisco’da hem de Nashville’de ilk konferansının önemli bir bölümünü “efektif altruizm”i ele alarak geçirdi.
Bu ideoloji, insanların her zaman türün varoluşsal riskini en aza indirgemek ve uzun vadeli olumlu etkileri en üst düzeye çıkarmak için hareket etmesi gerektiği kavramına dayanıyor.
Pek çok etkili altruist ve bu akıma yakın grup San Francisco’da bulunuyor ve yapay zeka araştırmaları üzerinde çalışıyor.
Nashville’de ise Thiel, bu kişilerin fikirlerini eleştirdi. Bu durum, son zamanlardaki yapay zeka güvenliği tartışmalarının büyük bir kısmını onların domine ettiği gerçeğini yansıtıyor ve Thiel’in bu grubun etkisini artırmasından endişe duyduğunu gösteriyor.
Thiel şunları söyledi:
“[Efektif altruistlerin] stratejisinin işe yaramasının nedenlerinden biri, elbette, kıyametin geri alınmasının imkansız olması. Elinizde sadece tek bir gezegen var. Bu konuda Greta [Thunberg] bile haklıydı. … Dolayısıyla riskleri öylece göz ardı edemezsiniz. Ama şunu da ciddiye almak gerekir ki, tüm tehlikeli bilimsel çalışmaları durdurma gücüne sahip, neredeyse totaliter bir tek dünya hükümeti kurduğunuzda, bunu ortadan kaldırmak da kolay olmayacaktır… İnsanlık tarihinde, bu küresel hapishane müdürünün gücünden kendi isteğiyle vazgeçeceğini gösteren hiçbir örnek yok. Efektif altruist ideoloji, yapay zeka üzerine çalışan insanların önemli bir kısmının beynini yıkamıştır.”
Thiel’in 28 Eylül’de ve Pazartesi günü verdiği konferanslarda dile getirdiği yorumlar, bu muhafazakâr teknoloji milyarderinin zaman içinde değişen siyasi öncelikleri hakkında nadir bir bakış açısı sunuyor.
Thiel’in regülasyonlara karşı tutumu yeni değil. Bu görüş, Silikon Vadisi’ndeki risk sermayedarları arasında yaygın olarak paylaşılıyor.
Thiel’in muhafazakâr teknoloji sektöründeki arkadaşlarından farkı, siyasi anlaşmazlıkları dini terimlerle ele alma kararı alırken, aynı zamanda Katolik Kilisesi’nin liderine de saldırması.
Bu değişim, siyaset dünyasında bir etki yaratabilir. Thiel, Başkan Donald Trump’ın ilk destekçilerinden biriydi ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in risk sermayesi dünyasından siyasete girişinde önemli bir finansal destekçiydi.
POLITICO, Thiel’in kiliseye yönelik saldırılarının, Katolikliğe bağlanan Vance için işleri zorlaştırabileceğine dikkat çekti.
2028 başkanlık seçimleri için pozisyon almaya çalışan Demokratlar, Vance’i milyarder yatırımcıyla olan bağları nedeniyle şimdiden hedef almaya başladı.
Amerika
Şirketler Venezuela petrolü için eski ABD bürokratlarını topluyor

Washington Post’un haberine göre Venezuela petrol sektörünün Washington’ın denetimine girmesiyle birlikte şirketler, temasları ve mevzuat bilgileri nedeniyle Trump yönetiminin eski çalışanlarını istihdam etmeye başladı. Donald Trump, Karakas yönetimiyle 65 milyar varili aşkın rezervi kapsayan tarihi bir petrol anlaşması yapıldığını duyurdu.
ABD yönetiminde görev yapmış olmak, Venezuela enerji sektöründeki yeni kazanç arayışında kapıları açan en değerli unsurlardan biri haline geldi.
Uzun süredir kriz yaşayan Venezuela petrol sektörünün Washington’ın kayda değer ölçüde denetimine girmesinin ardından yatırımcılar, ülkeye yönelik politikaları yakından tanıyan ve resmi temasları olan eski hükümet yetkililerini kadrolarına katıyor.
The Washington Post’un (WP) haberine göre enerji şirketleri ve yatırımcılar, Donald Trump yönetiminde çalışmış eski bürokratları istihdam etmeye başladı.
Eski yetkililer özel sektöre geçiyor
Eski Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Batı Yarımküre Kıdemli Direktörü Michael Jensen, bu isimler arasında öne çıkıyor.
Jensen, mayıs ayında yönetimdeki görevinden ayrılmasından yalnızca üç gün sonra kripto para milyarderi Fred Ehrsam ile birlikte Venezuela’ya gitti.
Jensen, 1 Haziran itibarıyla Ehrsam tarafından kurulan Primavera adlı enerji şirketinde operasyon direktörü olarak çalışıyor.
Primavera, geçen ay Venezuela devlet petrol şirketi PDVSA ile üretim anlaşmaları imzaladı.
Eski bir diğer hükümet çalışanı Brittany Caelm ise ağustos ayında Beyaz Saray Ulusal Enerji Hakimiyeti Konseyi’ndeki görevinden ayrılarak Sable Offshore şirketine geçti.
WP ve Financial Times’ın aktardığı haberlere göre şirket, petrol sahalarının işletilmesi konusunda Venezuela hükümetiyle müzakereler yürütüyor.
Dışişleri Bakanlığı eski danışmanlarından Micah Thomas Ketchel de yönetimden ayrılmasının ardından lobi şirketi Ballard Partners bünyesine katılarak Venezuela dosyası üzerinde çalışmaya başladı.
ABD yasaları eski yetkililerin kamudan ayrıldıktan sonraki faaliyetlerine çeşitli kısıtlamalar getiriyor.
Şirket temsilcileri Jensen, Caelm ve Ketchel’in etik hukukçularına danıştığını ve yürürlükteki kurallara uyduğunu açıkladı.
Eski Beyaz Saray Etik Başhukuk Müşaviri Richard Painter da Jensen’ın özel sektöre geçişinin, söz konusu kısıtlamalara uyulduğu sürece yasaları ihlal etmediğini belirtti.
Trump’tan petrol sahaları için dev anlaşma açıklaması
Ocak ayında, seçilmiş Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılarak alıkonulmaısnın ardından ABD Başkanı Donald Trump, ağır petrol üretimini ve ABD rafinerilerine sevkiyatı artırmak amacıyla Amerikan petrol şirketlerine Venezuela’ya yatırım yapma çağrısında bulunmuştu.
Şirketler bu çağrının öncesinde güvenlik garantileri ile ülkedeki yasal ve ticari mevzuatta değişiklik talep etmişti.
Maduro ve eşi, ocak ayında düzenlenen bir ABD operasyonuyla kaçırılarak ABD’ye götürülmüştü. Venezuela makamları yaşananları askeri saldırı olarak nitelendirmiş ve yaklaşık 100 kişinin öldüğünü açıklamıştı.
ABD’de Maduro’nun yargılandığı davada ocak ve mart aylarında iki duruşma yapıldı; Maduro duruşmalarda suçsuz olduğunu savundu.
Karakas ile Washington arasındaki yakınlaşmayla birlikte Amerikan petrol ve doğalgaz şirketleri Venezuela’daki faaliyetlerini genişletme hazırlıklarına hız verdi.
The Wall Street Journal (WSJ), 28 Ağustos’ta şirketlerin milyarlarca dolarlık yatırım anlaşmalarına imza atmaya yakın olduğunu yazdı.
Ülkede faaliyetini sürdüren tek büyük Amerikan petrol şirketi Chevron, iki ağır petrol sahasını daha devralmayı değerlendirirken Halliburton ekipman tedariki için temaslarda yer aldı.
Trump yönetimi bu süreçte Venezuela’nın en verimli petrol sahalarına doğrudan erişim konusunu da ele aldı.
WSJ’ye göre bu görüşmeler, kanıtlanmış toplam rezervi yaklaşık 90 milyar varil olan 17 petrol sahasını kapsıyordu.
Trump, 29 Ağustos’ta Venezuela ile bir mutabakata varıldığını duyurdu.
Trump, anlaşmanın ülkedeki 65 milyar varili aşkın petrol rezervinin ABD denetimine geçmesini öngördüğünü belirterek “ABD, Venezuela ile dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını az önce imzaladı” dedi.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını1 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya1 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı











