Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Husiler, krallığın savunma paktı imzalamasının ardından Suudi rafinerisini vurdu

Yayınlanma

Yemen’deki Husiler, pazar günü Saudi Aramco’nun Cizan rafinerisine saldırdıklarını açıkladı. Saldırı, Suudi Arabistan’ın ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın yol açtığı artan bölgesel istikrarsızlığa karşı Türkiye ve Pakistan’la savunma paktı imzalamasından iki gün sonra gerçekleşti.

Türkiye ile Pakistan’ı Suudi Arabistan’la bir araya getiren ittifak, herhangi bir saldırı eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor ve üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırının tümüne yapılmış sayılmasını öngörüyor.

Son saldırıların ardından Suudi Arabistan’ın vereceği herhangi bir karşılığa Pakistan veya Türkiye’nin dahil olup olmayacağı ya da bunun nasıl gerçekleşeceği net değil.

Husiler geçen ay, Suudi Arabistan’ın kendilerine abluka uyguladığı gerekçesiyle Kızıldeniz’de Suudi Arabistan’a karşı deniz ablukası ilan etmişti. Riyad ise bu suçlamayı reddediyor.

Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı, rafineride yangın çıktığını ancak daha sonra söndürüldüğünü ve yaralanan olmadığını açıkladı. Bakanlık, yetkililerin olayla ilgilendiğini belirtirken yangının nedenine ilişkin bilgi vermedi.

Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri, X’te yaptığı paylaşımda rafinerinin insansız hava aracıyla hedef alındığını söyledi. Husiler daha önce de Suudi Aramco’nun ülkenin güneybatısındaki, günde 400 bin varil ham petrol işleyen Cizan tesislerini vurmuştu. Husiler ayrıca Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu’yu da hedef almıştı.

Seri ayrı bir açıklamasında, Husilerin Yemen’in Kızıldeniz kıyısındaki Muha liman kentine füze ve İHA saldırıları düzenlediğini söyledi.

Aden merkezli hükümetin kontrolündeki liman, Kızıldeniz’in güneyini Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan stratejik Bab el-Mendeb Boğazı’na yakın bir noktada bulunuyor.

Boğazın kapanması halinde Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı’na alternatif bir güzergâhtan mahrum kalacak.

Kızıldeniz’de daralan koridor Suudi petrol ihracatını zorluyor

CİZAN RAFİNERİSİ TEMMUZ SONUNDA KAPATILMIŞTI

Yemen hükümetinden üç kaynak Reuters’a, hava savunma sistemlerinin Husiler tarafından limandaki ticari rıhtım ve depolama alanlarına doğru fırlatılan İHA’lara müdahale ettiğini söyledi.

Seri, Husi saldırılarında bölgedeki Suudi askerlerinin ve silah cephaneliğinin hedef alındığını belirtti. Suudi Arabistan’dan Yemen’deki saldırılara ilişkin herhangi bir açıklama yapılmadı.

Suudi Arabistan destekli Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, pazar günü gelişmeler hakkında ABD’nin Yemen Misyonu Maslahatgüzarı Neil Hop’a bilgi verdi.

Alimi, Husi saldırısının başta ABD olmak üzere uluslararası topluma, “Husi tehdidini yalnızca kontrol altında tutmanın ötesine geçerek tehdidin kaynaklarını ve araçlarını ele alma” sorumluluğu yüklediğini söyledi.

ABD ile İran arasında bir barış anlaşmasına ulaşılması amacıyla yürütülen görüşmeler uzarken, enerji tedariki açısından başlıca geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’na erişim, görüşmelerin önündeki önemli engellerden biri olmaya devam ediyor.

Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları, küresel piyasalara yönelik tedarik kesintilerini daha da ağırlaştırdı.

Pakistan ordusu, hava kuvvetleri, başbakanlık, enformasyon ve dışişleri bakanlıkları yorum taleplerine yanıt vermedi. Türk hükümeti de pazar günü rafineri saldırısının sonuçlarına ilişkin Reuters’ın yorum talebine yanıt vermedi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ittifakın duyurulduğu cuma günü yaptığı açıklamada anlaşmanın İran’a veya başka herhangi bir ülkeye karşı olmadığını, üç müttefikin güvenliğini desteklemeye yönelik genel bir taahhüt niteliği taşıdığını söyledi.

Fidan, müttefiklerden herhangi birine saldırılması halinde talep edilecek desteğin düzeyi, biçimi ve formatının istişareler yoluyla belirleneceğini ifade etti.

Ortadoğu

Mısır, üçlü pakta neden katılmadı?

Yayınlanma

Mısır, Pakistan-Suudi Arabistan-Türkiye arasında imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”na katılmadı.

Özellikle Türk tarafından yapılan açıklamalarda, Kahire’nin de daha sonra katılmasının beklendiği vurgulansa da Mısır’ın pakttan uzak durmasının nedenleri tartışılıyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ittifakın genişlemesini istediğini ve Mısır’ın, diğer ülkelerle birlikte, ittifaka katılmak için potansiyel bir aday olduğunu belirtti.

Fidan, “Birkaç teknik sorun var. Bunlar çözüldüğünde, Mısır’ın ittifaka katılmaması için hiçbir neden kalmayacak,” dedi.

Öte yandan Mısırlı yayın organı Mada Masr’da yayınlanan değerlendirmede, Mısır’ın pakta katılmama sebepleri açıklanıyor.

Son müzakerelere yakın bir Pakistanlı kaynak, gazeteye açıklamada, Mısır’a koalisyona katılma teklifinde bulunulduğunu fakat Mısır’ın bunu reddettiğini söyledi.

Mada Masr’ın Kahire’deki yetkililer, bölge başkentlerinde görev yapmış diplomatlar ve anlaşmaya imza atan ülkelerdeki kaynaklardan aktardığına göre, bunun temelinde savunma anlaşmasının “gerçek savunmayla pek ilgisi olmaması”, bunun yerine büyük ölçüde “siyasi hizalanma” meselesi olduğu gerçeği yatıyor.

Mısır, koalisyonun birçok ülkesiyle güçlü ikili ilişkiler sürdürse de, kendi bölgesel manevra kabiliyetini zayıflatacağını düşündüğü ve Suudi Arabistan’ın öncülüğünde oluşturulmuş bir siyasi bloğa katılmaya istekli değil.

Dahası, örneğin Hakan Fidan pakttaki NATO’nun 5. Maddesine benzer, karşılıklı savunmaya yönelik bağlayıcılığı ön plana çıkarsa da, Mada Masr’a konuşan bir Türk yetkili Mekke anlaşmasının bu noktadaki değerini azaltma ihtiyacı hissetmiş gibi görünüyor:

“Anlaşmadaki, bir ülkeye yönelik silahlı saldırının üç ülkeye de yönelik silahlı saldırı anlamına geldiğini belirten madde gerçekten çok ciddi bir konu ve NATO ittifakının 5. Maddesine benziyor. Fakat bunun da tıpkı NATO’da olduğu gibi oylamaya tabi olduğuna inanıyorum. NATO’da 5. Madde’nin var olduğu doğru, bu maddeye göre bir ülke savaşa girerse tüm ülkeler müdahale eder, ama bu yine de oylama yoluyla gerçekleştirilir. Bu nedenle, üç ülkenin savunma ve saldırı faaliyetlerine girmesinin gerekliliği konusunda oylama yapmak üzere burada da üçlü komiteler kurulacağını düşünüyorum.”

Kaynağa göre, şu anda büyük çaplı bir ortak askeri harekatın gerçekleşmesi de olası görünmüyor.

Türk yetkili, “Bu ittifakın, Doğu Akdeniz’den Umman Denizi’ne uzanan bölgesel bir caydırıcılık şemsiyesinin çekirdeğini oluşturduğuna inanıyorum. Bu geniş coğrafi alanda, ister Türkiye, ister Pakistan, ister Suudi Arabistan tarafında olsun, önemli radar sistemleri bulunuyor. Başlangıçta en önemli işbirliğinin, herhangi bir saldırıyı daha başlangıç aşamasında tespit edebilen bu radar sistemlerinden elde edilen istihbaratın paylaşımı olacağına inanıyorum,” dedi.

Daha önce Türkiye’de görev yapmış bir Arap diplomatın ifadesine göre ise, bu anlaşma üç ülkenin çıkarlarına yönelik bir ortak savunma paktı olmaktan çok, Suudi Arabistan için bir savunma paktı niteliğinde:

“Türkiye’ye bir saldırı olması durumunda, Türkiye’nin Suudi ordusuna ya da bu bağlamda Pakistan ordusuna başvurması gerekeceğini kimsenin düşünmediğinden eminim.”

Dahası, kaynak, Türkiye veya Pakistan’ın Suudiler adına İran’la ya da başka herhangi bir ülkeyle savaşma ihtimalinin son derece düşük olduğunu, Riyad’ın onlardan bunu talep etmesinin ise söz konusu bile olmadığını vurguluyor:

“Suudiler, Körfez ülkelerinin Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında karşılaştığına benzer ciddi bir askeri tehditle karşı karşıya kalırsa, sadece Türkiye ve Pakistan’a mı başvururlar? Cevap hayır. Kuveyt’i kurtaran koalisyona benzer şekilde, ABD liderliğindeki bir ‘istekli koalisyona’ ihtiyaç duyacaklardır.”

Son aylarda paktın bölgesel bir savunma çerçevesine dönüşme olasılığından bahseden üst düzey bir Mısırlı yetkili ve bir Mısır devlet görevlisi, Körfez ülkelerinin çıkarlarını korumak için ABD dışında başka birine yönelmesini beklemenin mantıksız olduğuna işaret etti.

Üst düzey Mısırlı yetkili Haziran ayında şunları söylemişti:

“[Yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi hakkındaki tartışmalar] tamamen teorik nitelikte, çünkü Körfez ülkelerinin, Amerikalılara ne kadar kızgın olurlarsa olsunlar, ABD’ye sırtlarını döneceklerini sanmıyorum. ABD olmadan yapamazlar. ABD, Körfez’e yeni güvenlik paketleri sunuyor ve bence Pakistan, Türkiye, Mısır ya da başka herhangi bir ülkeyle işbirliği kapsamında alabilecekleri her ne olursa olsun, bu sadece kısmi olacaktır. Körfez ülkeleri için, İran’a karşı savaş öncesinde ve sonrasında savunma konusunda kilit oyuncu ABD’dir. Çin’e gitmezler, Rusya’ya gitmezler ve elbette Mısır ya da Türkiye gibi başka hiçbir ülkeye de gitmezler.”

Eski bir Mısırlı devlet yetkilisi, gerçek bir askeri harekat olasılığı büyük ölçüde abartılsa bile, Mısır’ın Suudi Arabistan’ı etkili bir şekilde korumak amacıyla bağlayıcı bir ittifaka katılmaya istekli olmadığını belirtiyor.

Eski yetkili, “Mısır, Suudi Arabistan liderliğindeki bir askeri koalisyona katılmayacaktır. Buna karşılık, Mısır’ın Suudi Arabistan merkezli ve liderliğindeki Kızıldeniz deniz koalisyonuna katılma kararı, bunun her şeyden çok bilgi paylaşımı ve karşılıklı istişareyle ilgili olduğu anlayışından kaynaklanıyor; fakat bu durum farklıdır çünkü Mısır’ın Kızıldeniz konusunda endişelenecek çok şeyi var ve deniz temelli bir savunma planı kapsamında Suudilerle veya diğer ülkelerle işbirliği yapmaktan çekinmez. Ve en önemlisi, bu mesele Suudi Arabistan’ın değil, Kızıldeniz’in savunmasıyla ilgilidir,” dedi.

Elbette bu, bir başka devlet görevlisine göre, Mısır’ın Körfez’e güvenlik sağlamaktan tamamen vazgeçeceği anlamına gelmiyor.

Aynı yetkili, Mısır ve Katar dışişleri bakanlarının, Kahire’nin gelecekteki güvenlik rejimine nasıl katkıda bulunabileceğine dair ön fikirleri tartıştıkları ikili görüşmeler gerçekleştirdiklerini söyledi.

Yetkiliye göre bu, “Türklerin ve Pakistanlıların bahsettiği, çok daha geniş kapsamlı, Arap olmayan ve esasen Müslümanlardan oluşan bir güvenlik rejiminden” farklı.

Yetkiliye göre Mısır, “Arap olmayan bir güvenlik rejiminin” parçası olmaktan yana değil.

Ayrıca bölgesel başkentlerde bağlantıları olan eski bir Arap diplomat, Suudi Arabistan’ın Mısır’dan bir talepte bulunmak isterse, Riyad’ın her iki ülkenin de imzaladığı Ortak Arap Savunma Anlaşması kapsamında bunu yapabileceğini savunuyor.

Eskiden Türkiye’de görev yapmış olan Arap diplomat, Mekke Anlaşması’nın bir savunma paktı olmaktan ziyade temelde Suudi Arabistan’ın verdiği bir mesaj olduğunu savunuyor.

Kaynağın değerlendirmesine göre, Suudi Arabistan “mevcut ve yerleşik düzeni atlayarak yeni bir savunma stratejisi geliştirebileceğimizi ve bu yönde çalışacağımızı” ifade ediyor.

Mekke Anlaşması’nın diğer imzacıları için de, diplomatın “siyasi plan” olarak nitelendirdiği bu yaklaşımda bir fayda var.

Türk siyasi kaynak, bu faydanın sonucunu şöyle dile getiriyor:

“Pakistan’ın komşusu Hindistan, Türkiye’nin komşusu olan İsrail ile tam bir koordinasyon içinde. Ayrıca, hem Hindistan hem de İsrail Yunanistan ile ilişki içinde; bu da harita üzerinde Hindistan, Yunanistan ve İsrail arasında halihazırda bir eksen oluşmakta olduğu anlamına geliyor.”

2023 Gazze Savaşı’nın patlak vermesinden önce Hindistan, Yeni Delhi’de düzenlenen G20 toplantısında “Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru”nu duyurmuştu.

Bu ticaret anlaşması, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail ve Yunanistan’dan geçen deniz ve demiryolu güzergâhları aracılığıyla Hindistan’ı Avrupa’ya bağlamayı amaçlıyordu.

Bölgeyi kasıp kavuran bir dizi savaş, ittifak ve rekabet ilişkilerini yeniden şekillendirdikçe, birçok ülke bu ticaret koridoruna şüpheyle bakmaya başladı ve bunun yerine kendi nüfuzunu ve iktisadi çıkarlarını gözetmeye yöneldi.

Bölgesel başkentlerde bağlantıları olan eski bir Arap diplomat, değişen bölgesel dinamiklere uyum sağlamadaki tereddütlerin, Mısır’ın cuma günü Mekke’de yer almamasının ana nedenlerinden biri olduğunu söylüyor:

“Mısır, özellikle Yunanistan ve Kıbrıs ile olan karmaşık ilişkileri göz önüne alındığında, Türkiye ile bir savunma anlaşmasına katılmayacaktır. Aynı şekilde, Mısır’ın Hindistan ile iktisadi ilişkileri geliştirmek için görüşmelerde olduğu düşünülürse, Pakistan ile bir savunma anlaşmasına dahil olacağını düşünmek zor.”

Bölgedeki temel gerilime gelince, Mısır, Riyad ile Abu Dabi arasındaki çekişmede taraf tutmaktan kaçınmıştı.

Suudi Arabistan, geleneksel bölgesel liderlik rolünü giderek daha fazla sorgulayan BAE’den ülkeleri koparmak isteyebilir.

Fakat Mısır, bu bölgesel gerilimlerin taraflarıyla temas halinde ve bu nedenle bir taraf seçmeye çok daha isteksiz.

Eski Mısırlı devlet yetkilisi, Kahire’nin Suudilere ihtiyaç duyduğunu, çünkü onların dış politika konusunda, özellikle Sudan ve Somali’de Mısır ile genel olarak aynı çizgide olduğunu belirtirken, Mısır’a yatırım yapma konusunda çok daha istekli olan tarafın BAE olduğunu da ekliyor.

Bu devlet yetkilisi, Mısır’ın gerçekten bir taraf seçmeyi göze alamayacağını söylüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Yemen güçleri Suudi destekli birliklerin mevzilerini vurdu

Yayınlanma

Ensarullah liderliğindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri, Suudi Arabistan destekli birliklerin Marib ve Hadramut’taki mevzilerini balistik füzeler ve İHA’larla hedef aldığını duyurdu. Yemen ordusu yüzlerce kişinin öldüğünü veya yaralandığını savunurken, Suudi Arabistan merkezli Al Arabiya’ya konuşan kaynaklar 45 kişinin öldüğünü ve yaklaşık 80 kişinin yaralandığını bildirdi.

Ensarullah liderliğindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri, çeşitli vilayetlere yönelik saldırı hazırlığında bulunan Suudi Arabistan destekli güçlere karşı geniş çaplı bir operasyon düzenlediğini duyurdu.

Balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen operasyonda, Acil Müdahale Güçleri olarak bilinen Suudi destekli birliklerin Marib vilayetindeki El-Ruveyk ile Hadramut vilayetindeki El-Abr ve El-Thaniyah bölgelerinde bulunan mevzileri hedef alındı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Yahya Seri, Suudi Arabistan’ın Yemen güçlerine saldırmak amacıyla kapsamlı bir askeri yığınak yaptığını söyledi.

Seri, “Bu nedenle silahlı kuvvetlerimiz, Suudi düşman birliklerinin toplandığı noktaları hedef alan geniş çaplı ve hassas bir operasyon gerçekleştirdi” dedi.

Suudi Arabistan destekli birliklerin “Yemen’in özgür vilayetlerine ve halkına yönelik saldırıları tırmandırmayı” amaçladığını savunan Seri, operasyonda yüzlerce kişinin öldüğünü veya yaralandığını belirtti. Seri ayrıca askeri kampların, silah depolarının ve araçların imha edildiğini açıkladı.

Suudi Arabistan merkezli Al Arabiya televizyonuna konuşan kaynaklar, saldırıda Acil Müdahale Güçlerine bağlı 45 kişinin öldüğünü, yaklaşık 80 kişinin de yaralandığını bildirdi.

Sana yönetimi, Riyad’ı gerilimi daha fazla tırmandırmaması konusunda uyardı. Suudi güçleriyle birlikte savaşan Yemenlilere geri çekilme çağrısı yapan yönetim, Riyad’ın Yemen’e yönelik ablukayı sona erdirmesine kadar “ablukaya karşı abluka” stratejisinin sürdürüleceğini yineledi.

Suudi gemilerine yönelik abluka

Suudi Arabistan, 2015’ten bu yana başkent Sana ve ülkenin ana limanı Hudeyde dahil olmak üzere Ensarullah liderliğindeki Yüksek Siyasi Konseyin kontrolündeki bölgelere hava ve deniz ablukası uyguluyor.

Riyad yönetimi ayrıca Yemen savaşı boyunca yoğun bir bombardıman harekatı yürüttü. Savaş ve ablukanın yol açtığı koşullar nedeniyle yaklaşık 400 bin Yemenlinin öldüğü, Arap dünyasının en yoksul ülkelerinden biri olan Yemen’in ağır bir insani krize sürüklendiği belirtiliyor.

Yemen Silahlı Kuvvetleri, Suudi savaş uçaklarının İran’a ait sivil bir uçağın inişini engellemek amacıyla Sana Uluslararası Havalimanı’nın pistini bombalamasının ardından 20 Temmuz’da Suudi Arabistan’a deniz ablukası uygulamaya başladı.

Bu kapsamda Babülmendep Boğazı üzerinden Kızıldeniz’deki Suudi limanlarına giden veya bu limanlardan ayrılan ticari gemiler ile petrol tankerleri, Yemen güçlerinin füze ve İHA saldırılarının hedefi olma riskiyle karşı karşıya bulunuyor.

Hürmüz ve Babülmendep’te eş zamanlı baskı

Yemen’in Babülmendep’te Suudi gemilerine uyguladığı abluka, müttefiki İran’ın Hürmüz Boğazı’nı büyük ölçüde deniz trafiğine kapattığı bir döneme denk geldi.

İran, şubat ayında başlayan ABD-İsrail savaşına karşılık olarak boğazdaki geçişleri kısıtladı. Küresel petrol ve doğal gaz ihracatının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz’deki kapanma, enerji fiyatlarının hızla yükselmesine yol açtı.

Bu durum aynı zamanda İran’a, savaşın sona erdirilmesi amacıyla ABD ile yapılabilecek olası müzakerelerde önemli bir pazarlık gücü sağladı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın Barış Kurulu, Gazze için ilk üs sözleşmesini hazırladı

Yayınlanma

Trump’ın Barış Kurulu, Gazze’de görev yapacak Fas askerleri için 150 kişilik bir askeri üs kurulmasına ilişkin ilk inşaat sözleşmesini hazırladı. İlk aşamada 150 askerin barınacağı tesisin daha sonra 5 bin Uluslararası İstikrar Gücü askerini ağırlayacak biçimde genişletilmesi planlanıyor. Sözleşmelerin henüz kesinleşmediği bildirildi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın “Barış Kurulu”, ocak ayında kurulmasından bu yana Gazze’ye ilişkin ilk inşaat sözleşmesini hazırladı. The Guardian’ın 6 Ağustos tarihli haberine göre sözleşme, Fas askerlerinin konuşlanacağı 150 kişilik temel nitelikte bir askeri üs kurulmasını öngörüyor.

Trump, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı iki yıldır sürdürdüğü saldırıların ardından bölgeye ilişkin planlarını yürütmek amacıyla Barış Kurulu’nu kurmuştu. Kurul, Gazze’de görev yapacak Uluslararası İstikrar Gücü için hazırlıklara başladı.

Fas, İsrail ve ABD adına Gazze’de denetimi sağlamak üzere oluşturulan Uluslararası İstikrar Gücü’ne asker göndermeyi kabul etmişti.

İnşaat sözleşmesi Irak’ta da çalışan ABD şirketine verildi

İnşaat sözleşmesi, daha önce ABD hükümeti adına Irak’ta çeşitli projeler yürüten Louisiana merkezli Arkel International şirketine verildi.

Ancak Barış Kurulu’ndan bir yetkili, The Guardian’a gönderdiği e-postada sözleşmelerin henüz kesinleşmediğini belirtti. Yetkili, “Kurul, çeşitli sözleşmelerin hazırlığında son aşamaya geldi. Henüz hiçbiri kesinleşmedi” dedi.

Muhtemel sözleşmelerden birinin, yol haritasındaki güvenlik ve yönetim düzenlemelerinin uygulanmasına destek verecek Uluslararası İstikrar Gücü için tesis kurulmasını kapsadığını belirten yetkili, “Bu sözleşme, Gazze’nin geleceği açısından gerekli olacak çok sayıdaki sözleşmeden biri” ifadelerini kullandı.

İlk aşamada 150, daha sonra 5 bin asker

Sözleşmeye göre Fas askerlerinin konuşlanacağı üs, 100 metreye 120 metrelik bir alana kurulacak. İsrail’deki bir üsten rotasyonla görevlendirilecek askerlerin kalacağı tesis, İsrail sınırından yaklaşık iki kilometre uzakta bulunacak.

Üssün, Gazze Şeridi’nin İsrail ordusunun doğrudan işgal ettiği yüzde 60’lık bölümünde yer alması planlanıyor.

The Guardian’ın daha önce gördüğü sözleşme taslağına göre tesis, sonraki aşamalarda farklı ülkelerden 5 bin Uluslararası İstikrar Gücü askerini barındıracak şekilde genişletilecek.

“Akıllı şehir” planı küçültüldü

Trump, Şubat 2025’te ABD’nin Gazze’yi “devralacağını” ve “sahibi olacağını” açıklamıştı.

Barış Kurulu’nun Ocak 2026’daki ilk toplantısında Trump’ın danışmanı ve damadı Jared Kushner, Gazze’yi ileri teknolojiye dayalı bir kıyı “akıllı şehrine” dönüştürmeyi amaçlayan “ana planı” tanıtmıştı.

Ancak Trump başkanlığındaki kurul, Gazze’nin savaş sonrası yeniden inşasına ilişkin kapsamlı hedeflerini daha sonra küçülterek Refah yakınlarındaki güney tampon bölgesinde sınırlı bir pilot projeye yöneldi.

Plan, Filistinlilerin sıkı denetim altında tutulacağı, çevresi “çitlerle” kapatılmış “insani yardım” kampları kurulmasını öngörüyor. Söz konusu yerleşkeler, eleştirmenler tarafından “toplama kampları” olarak nitelendiriliyor.

İsrail, Gazze’yi yaşanamaz hale getirmeye yönelik saldırılarında konutlar, apartmanlar, hastaneler, okullar ve camiler dahil olmak üzere bölgedeki yapıların yaklaşık yüzde 80’ini yıktı veya hasara uğrattı.

İsrailli bakanlar, yerleşimci aktivistler ve gazeteciler, Gazze’nin Filistinli nüfustan etnik olarak temizlenmesi ve bölgenin Yahudi yerleşimcilere açılması yönünde çağrılarda bulundu.

İsrail’in Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de çoğu kadın ve çocuk en az 73 bin Filistinliyi öldürdüğü belirtiliyor. Bağımsız tahminler ise gerçek can kaybının yüz binlerle ifade edilebileceğine işaret ediyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English