Diplomasi
Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan savunma anlaşması: Birine yönelik saldırı tümüne yapılmış sayılacak

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan Orta Doğu’da askeri gerilimlerin ve çatışmaların arttığı bir dönemde güvenlik işbirliğini derinleştiren ortak bir savunma anlaşması imzaladı. Anlaşma, üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağladı.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan cuma günü Mekke’de düzenlenen üçlü zirvede ortak bir savunma anlaşması imzalayarak kolektif güvenliği güçlendirme, savunma işbirliğini derinleştirme ve bölgede ve ötesinde barış ile istikrarı destekleme taahhüdünde bulundu.
“Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, El-Safa Sarayı’nda düzenlenen zirvede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalandı.
Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre anlaşma, üç ülkenin uzun yıllara dayanan tarihi bağları, İslami dayanışması, ortak stratejik çıkarları ve yakın savunma işbirliği temelinde kolektif güvenliklerini güçlendirme yönündeki ortak kararlılığını yansıtıyor.
Anlaşma, herhangi bir saldırı eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor ve üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının tümüne yapılmış bir saldırı olarak kabul edilmesini öngörüyor.
Anlaşma ayrıca üç ülke arasındaki savunma işbirliğinin tüm alanlarda geliştirilmesini öngörüyor.
🔈 PR No. 2️⃣0️⃣4️⃣/2️⃣0️⃣2️⃣6️⃣
Makkah Al-Mukarramah Summit for Joint Defence
🔗⬇️ pic.twitter.com/mIzASADmau
— Ministry of Foreign Affairs – Pakistan (@ForeignOfficePk) August 7, 2026
Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz el Suud, Erdoğan ve Şerif’i zirve için Suudi Arabistan’da ağırladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan cuma günü Suudi Arabistan’a giderek Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile bir araya geldi. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ise ülkenin Genelkurmay Başkanı Asım Münir ile birlikte bir gün önce Suudi Arabistan’a gelerek Mekke’de umre ziyareti yaptı.
İran ve müttefikleri, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı savaş başlatarak bölgede gerilimi tırmandırmasından bu yana Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerini hedef alıyor ve bu ülkelerin enerji sevkiyatlarını engelliyor.
Üç ülkenin ortak açıklamasına göre anlaşma, herhangi bir saldırı eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor ve üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının tümüne yönelik saldırı sayılmasını öngörüyor.
Ortak açıklamada “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” kapsamında tarafların üstlendiği yükümlülüklerin ayrıntıları belirtilmedi. Ancak anlaşmanın kolektif güvenliği güçlendirmeyi ve bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmeyi amaçladığı kaydedildi.
Reuters’a konuşan bir Türk yetkili, “Pakt bir kolektif savunma maddesi içeriyor. Tamamen savunma amaçlı ve yalnızca savunma amacıyla karşılıklı destek taahhüdünde bulunuyor” dedi.
Yetkili ayrıca anlaşmanın belirli bir aktöre karşı yöneltilmediğini, diğer bölge ülkelerinin katılımına açık olduğunu ve mevcut hiçbir ikili ya da çok taraflı düzenlemeyi geçersiz kılmadığını veya bunların yerine geçmediğini belirtti.
Bununla birlikte üç ülke, uzun süredir müttefikleri olan ABD’nin bölgesel çalkantıları kontrol altına almakta zorlandığı bir dönemde hem İsrail’in giderek artan saldırganlığından hem de İran’ın genişleyen etkisinden endişe duyuyor.
Güçlü siyasi sembolizm
Suudi Arabistan merkezli düşünce kuruluşu Körfez Araştırma Merkezi Başkanı Abdulaziz Sager, “Zirvenin siyasi sembolizmi önemli. Müslüman dünyasının en etkili üç ülkesi, belirsizliğin arttığı bir dönemde bir araya geliyor. Bu, bölgesel ve orta ölçekli güçlerin güvenlik meselelerinde daha yakın koordinasyon kurmaya yönelik artan isteğini gösteriyor” dedi.
Sager, “Üçlü mekanizma kurumsallaştırılır ve somut işbirliğine dönüştürülürse, üç ülkenin ortak diplomatik ve savunma ağırlığını güçlendirebilir ve aynı zamanda daha fazla bölgesel dinamiğe dayanan bir güvenlik mimarisinin ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir” diye konuştu.
Türkiye, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip. Körfez’in en güçlü ülkesi olan Suudi Arabistan dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından biri konumunda. Pakistan ise nükleer silaha sahip tek Müslüman ülke.
İran faktörü
Suudi Arabistan, savaşın 28 Şubat’ta başlamasından bu yana ABD üslerine ev sahipliği yaptığı için İran’ın yanı sıra Yemen’deki Husi müttefikleri ve Irak’taki Şii milisler tarafından hedef alındı.
Çatışma, savaş öncesinde küresel enerji arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin büyük bölümünü de durdurdu.
Suudi Arabistan açısından son üç yıldaki Orta Doğu çatışmalarının sonuçları daha ağır oldu. Çatışmalar ülkenin petrol ihracatını ve iddialı kalkınma planlarını tehlikeye atarken, uzun yıllardır dayandığı ABD güvenlik şemsiyesinin güvenilirliği konusunda da ciddi soru işaretleri doğurdu.
Üst düzey bir Suudi yetkili perşembe günü Reuters’a yaptığı açıklamada, ülkenin İran’ın yönlendirmesiyle hem Iraklı milislerden hem de Husilerden yakın zamanda koordineli saldırılar beklediğini söyledi. Bu durum yeni ittifakın bu saldırılara nasıl karşılık vereceğine dair soru işaretleri ortaya atıyor.
İran’a yakın Welayet News, anlaşmayı Suudi Arabistan’ın yardım talebi olarak nitelendirdi. Haberde şu yorumlara yer verildi: “Yemen merkezli Ensarullah’ın ‘ablukaya karşı abluka, tırmanışa karşı tırmanış’ denklemi Suud’u zora soktu. Suud’un girişimleriyle bugün Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında savunma ittifakı imzalanması öngörülüyor.”
Türkiye ve Pakistan önemli çapta doğrudan saldırılardan kaçınmış olsa da her iki ülke de kendi güvenliklerini ve ekonomik durumlarını tehdit eden çatışmaların yatıştırılmasını istiyor.
Reuters’ın mayıs ayında bildirdiğine göre Pakistan Suudi Arabistan’a yaklaşık 8 bin asker, savaş uçakları, insansız hava araçları ve bir hava savunma sistemi konuşlandırdı ve Körfez genelinde daha kapsamlı güvenlik ilişkileri geliştirmeye yöneldi.
Reuters’ın temmuz ayında bildirdiğine göre Pakistan ayrıca enerji işbirliği ve yatırımlar karşılığında Kuveyt ile genişletilmiş bir güvenlik anlaşması konusunda müzakerelere başladı.
AP ajansı da, anlaşmanın Türkiye’nin İran, Lübnan ve Gazze’deki çatışmalar nedeniyle İsrail’le ilişkilerinin gerildiği bir dönemde duyurulduğuna dikkat çekti.
Eski İsrailli yetkili: Türkiye Suudi Arabistan istedi diye Husilerle savaşmaz
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki savunma anlaşmasını değerlendiren İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi’nin eski başkanı Prof. Jacob Nagel, Suudi Arabistan’ın göründüğü kadar güçlü olmadığını söyledi ve “kağıttan kaplan” benzetmesi yaptı.
The Jerusalem Post’a konuşan Nagel, “Şunu anlamak gerekiyor: Suudi Arabistan, sahip olduğu tüm servete ve silahlara rağmen büyük ölçüde kağıttan bir kaplan. Çok fazla silahı ve çok fazla parası var ancak askeri açıdan günü kurtaracak kapasiteyi bile yönetemiyor” dedi.
Nagel, Türkiye’nin anlaşma kapsamında Suudi Arabistan’ı savunup savunmayacağı konusunda ise, “Türklerin, sırf Husiler Suudilere saldırdı diye donanmalarını gönderip Husilere saldıracağını düşünmüyorum. Bu, bölgeye ilişkin gerçekçi bakışımla kesinlikle örtüşmüyor” ifadelerini kullandı.
Nagel’e göre Suudi Arabistan bu nedenle alternatif arayışında.
“Suudi Arabistan hem mali açıdan hem de güvenlik açısından ciddi sıkıntı içinde olduğunu anlıyor. Son savaşlardan önce bile şaşırtıcı bir adım atarak İran’la anlaşma imzaladıklarını gördük. Bunu, korktukları ve somut İran tehdidine, ayrıca İran’ın Orta Doğu genelindeki milislerine karşı kendilerini açıkta hissettikleri için yaptılar.”
Nagel şöyle devam etti:
“Suudilerin sorunu, en gelişmiş ekipmanlara, uçaklara ve istihbarat imkanlarına sahip olmalarına rağmen bu gücü sahada etkili biçimde nasıl kullanacaklarını bilmemeleri. Bu nedenle Pakistan veya Türkiye ile yeni ittifaklara ilişkin bütün bu söylemlere ciddi bir ihtiyatla yaklaşmak gerekiyor.”
Nagel ayrıca,“Bu daha çok Amerikan yönetimi üzerinde baskı kurmayı amaçlayan diplomatik bir manevra” değerlendirmesini yaptı.
“Suudiler ABD’nin tutumundan hayal kırıklığına uğramış durumda. Özellikle Batı’da füze ve önleyici mühimmat stoklarında tespit ettikleri yetersizlikler ışığında, Şii eksenine karşı yürütülen mücadelede yalnız kalmayacakları mesajını vermeye çalışıyorlar” dedi.
Diplomasi
Xi-Trump zirvesi öncesi beklentiler: Yatırımcılar en iyi ve en kötü senaryolara hazırlanıyor

Liderler ticaret ateşkesini ve derinleşen teknoloji ayrışmasını yönetmeye çalışırken, Xi-Trump zirvesi öncesi gündemde gümrük vergilerinin düşürülmesi ya da Çin’e yeni yüzde 7,5’lik tarife uygulanması gibi olası sonuçlar var.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in gelecek hafta Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesi planlanıyor. Dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ilişkilerin mevcut durumuna dair önemli bir gösterge olarak görülen zirve yakından takip edilecek.
Trump’ın Tesla, Apple, Nvidia ve Boeing yöneticileri de dahil olmak üzere bir düzineden fazla üst düzey Amerikalı şirket yöneticisiyle birlikte mayıs ayında Pekin’e yaptığı ziyarette olduğu gibi, ekonomik konuların yine gündemin merkezinde olması bekleniyor. Masada, mevcut ateşkesin uzatılması, yüksek gümrük vergilerinde yeni indirimler yapılması ve Çin’in daha fazla Amerikan ürünü satın almasını sağlayabilecek anlaşmalar bulunuyor.
South China Morning Post, küresel finans kuruluşları ve politika analistlerinin değerlendirmeleri ışığında zirvenin olası sonuçlarına ilişkin bir tablo hazırladı:
Xi-Trump zirvesinden çıkacak sonuçlara ilişkin piyasa beklentisi nedir?
Bazı araştırma kuruluşlarına göre gelecek hafta perşembe günü yapılması planlanan görüşme için beklenti çıtası oldukça düşük.
Goldman Sachs’ın yatırımcılar arasında yaptığı son ankete göre, katılımcıların çoğu görüşmenin daha çok sembolik bir nitelik taşımasını bekliyor. Bununla birlikte Çin iç piyasasındaki yatırımcılar daha olumlu bir beklentiye sahip: Çinli yatırımcıların yüzde 38’i sınırlı da olsa ilerleme beklerken, bu oran denizaşırı yatırımcılarda yüzde 26’da kaldı.
Barclays ve BNP Paribas gibi finans kuruluşları, temel senaryoyu Çin-ABD ekonomik ilişkilerinde kontrollü bir istikrarlaşma ve istikrar taahhüdünün sürdürülmesi olarak tanımladı.
Muhtemel kazanımlar arasında 2025 yılında sağlanan gümrük vergisi ateşkesinin uzatılması ve daha önce verilen ticaret taahhütlerinin tamamlanması bulunuyor. Ancak bu, olumlu bir gelişme olsa da kapsamlı bir anlaşma anlamına gelmeyebilir.
Washington merkezli düşünce kuruluşu Brookings, 9 Eylül tarihli analizinde, Çin liderliğinin ABD-Çin arasındaki stratejik rekabeti kalıcı bir durum olarak gördüğünü ve uzun sürecek bu rekabet ortamında maliyeti en düşük seviyede tutabilecek bir istikrar dönemi kazanmak için zaman satın almaya çalıştığını belirtti.
En iyi senaryo ne olabilir?
Çin, ABD’den kritik ürünler satın alabilir ve iki taraf da geçen yıl karşılıklı olarak yüzde 100’ün üzerine çıkan yüksek gümrük vergilerini resmen azaltabilir.
İlerleme sağlanabilecek alanlardan biri, Trump’ın mayıs ayındaki Çin ziyaretinin ardından tarafların üzerinde anlaştığı yaklaşık 30 milyar dolarlık karşılıklı ticareti kapsayan ürünlerde gümrük vergilerinin düşürülmesi olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, iki ülkenin ekonomi ve ticaret ekiplerinin ilgili konularda yakın iletişimi sürdürdüğünü ve gelişmelerin zamanı geldiğinde duyurulacağını bildirdi.
ABD tarafı da Çin’in daha önce verdiği Amerikan tarım ürünleri, enerji ve uçak satın alma taahhütlerinin devam ettirilmesine yönelik sinyaller verdi. Çin’in soya fasulyesi alımları bu yıl özellikle önemli bir anlaşmazlık konusu oldu.
ABD’nin ihtiyaç duyduğu ancak Çin’in önemli rezervlerine sahip olduğu kritik mineraller alanında tedarik zincirlerinin istikrara kavuşturulması konusunda da gelecek hafta ilerleme sağlanabilir.
En kötü senaryo ne olabilir?
Trump, daha önce gündeme getirdiği Çin’e yönelik yüzde 7,5’lik “aşırı kapasite tarifesi” uygulamasına yönelebilir.
Trump ayrıca, İran’ı destekleyen ülke ve kuruluşlara zarar vereceğini söylediği bir “ekonomik D-Day” yaptırım paketinden bahsetmişti. Bazı çevreler bu ifadeyle Çin’deki aktörlerin de kastedilmiş olabileceğini düşünüyor.
Teknoloji ilişkilerindeki gerilim daha da artabilir. BNP Paribas, Çin-ABD teknoloji ayrışmasının yapay zekâ alanına doğru genişlediği ve ABD’nin Çin’in gelişmiş yapay zekâ çiplerine ve modellerine erişimini sınırlamaya çalışması nedeniyle dünyanın iki ayrı teknoloji ekosistemine doğru ilerlediği uyarısında bulundu.
Pekin’in son dönemde uygulamaya koyduğu nadir toprak elementleri ihracat kısıtlamaları da ABD’yi tedirgin etmeye devam ediyor. Zirve öncesi değerlendirme yapan finans kuruluşları, bu konuda olumlu bir sonuç beklemiyor.
Zirvenin piyasalara etkisi ne olabilir?
Goldman Sachs’a göre, görüşmelerin olumlu sonuçlanması halinde denizaşırı yatırımcıların yüzde 46’sı, Çinli yatırımcıların ise yüzde 38’i Çin hisselerinde bir ay içinde orta düzeyde yükseliş bekliyor.
Yatırımcılar, döviz piyasalarında yuanın değer kazanma potansiyelinin sınırlı olacağını düşünüyor. Goldman Sachs, çoğu yatırımcının yuanın dolar karşısındaki değer artış hızının ekim sonuna kadar değişmeden kalmasını ya da yavaşlamasını beklediğini belirtti.
Zirvenin kötü sonuçlanması halinde ise BNP Paribas ve Barclays, yatırımcıların daha düşük getiri pahasına güvenli limanlara yönelmesini bekliyor. Kuruluşlar ayrıca Çin ve ABD teknoloji ekosistemlerinde faaliyet gösteren şirketlerin ölçek kaybı yaşayabileceğine dikkat çekti.
Goldman Sachs’ın anketine katılan yatırımcıların yaklaşık üçte ikisi, kasım ayında yapılacak ABD Kongre ara seçimlerinin ardından da Çin-ABD geriliminin genel olarak değişmeden kalacağını düşünüyor.
Katılımcıların yaklaşık yüzde 15’i ilişkilerde orta düzeyde iyileşme beklerken, yine yaklaşık yüzde 15’i orta düzeyde kötüleşme öngörüyor.
Diplomasi
Pentagon, Avrupa’daki kuvvetlerinin üçte birini çekmeyi değerlendiriyor

Pentagon, Avrupa’daki uçakları, gemileri, silahları ve on binlerce ABD askerini geri çekmeyi öngören radikal bir planı değerlendiriyor.
Bu azaltma, Avrupa’daki tüm ABD askerlerinin yaklaşık üçte birini, yani yaklaşık 25.000 kişiyi kapsayabilir.
Görüşmelerden haberdar olan bir ABD’li yetkili ve bir başka kaynak, bu sayının daha da fazla olabileceğini (40.000 askere kadar çıkabileceğini) belirtiyor.
Bu plan hayata geçirilirse, 1990’larda Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Avrupa’daki 80.000 kişilik ABD askeri varlığında gerçekleştirilen en önemli küçülme olacak.
Böylesine dramatik bir küçülme ihtimali, her iki partiden Kongre üyelerini ve Avrupa hükümetlerini alarma geçirdi.
Böyle bir çekilme, Amerika’nın başlıca müttefikleriyle ilişkilerini kökten değiştirebilir ve Ukrayna ile Orta Doğu’da savaşların sürdüğü bu istikrarsız dönemde Avrupa ülkelerini yeni ortaklıklar kurmaya zorlayabilir.
Yetkililere göre, kesintilerden etkilenecek ülkeler arasında muhtemelen Almanya, İtalya ve İspanya yer alacak.
Bu üç ülke, Avrupa’daki ABD askerlerinin büyük bir kısmını barındırıyor ama tüm ülkelerin liderleri de İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile çatışmış durumda.
İkinci döneminin başından beri Trump ve yardımcıları, Avrupa’nın ABD’nin nükleer silah cephaneliğinin desteğiyle kendi savunmasında öncülük etmesi gerektiğini ve ABD kuvvetlerinin “Batı Yarımküre”deki Çin, İran ve uyuşturucu kartellerinden gelen daha acil tehditlerle mücadele etmek için gerekli olduğunu savunuyorlar.
Pentagon, Haziran ayında ABD ordusunun Avrupa’daki varlığına ilişkin altı aylık bir inceleme başlatıldığını duyurmuştu.
ABD’li ve Batılı yetkililere göre, Müttefik Kuvvetler Başkomutanı ve ABD Avrupa Komutanlığı Başkanı Hava Kuvvetleri Generali Alexus Grynkewich’in cuma günü Savunma Bakanı Pete Hegseth’e analizini sunması bekleniyor.
Grynkewich’in analizinde, muhtemelen Amerikan hava, deniz ve kara kuvvetlerinde ya da diğer kapasitelerde kesintiler yapılmasını ve Avrupa’daki bazı kuvvetlerin NATO’nun doğu kanadındaki ülkelere kaydırılmasını da içerebilecek dört eylem planı ana hatlarıyla belirtilecek.
Hegseth’e 6 Kasım’da nihai bir tavsiye sunulacak ve bu tavsiye daha sonra başkana iletilecek. Herhangi bir çekilme işlemi bu tarihten sonra gerçekleşecek.
Savunma Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili ve diğer iki yetkiliye göre, henüz herhangi bir karar alınmadı.
Savunma Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili yaptığı açıklamada, Hegseth’in “konumumuzun Başkan Trump’ın sağduyulu ‘Önce Amerika’ stratejisiyle uyumlu olmasını sağlamak” amacıyla Avrupa’daki kuvvetlere ilişkin altı aylık bir inceleme yürütmesini sağladığını belirtti.
Temmuz ayında Türkiye’de düzenlenen NATO zirvesi sırasında Trump, “NATO’dan çok hayal kırıklığına uğradığını” belirterek, ittifakın Amerikan gücünü takdir etmemesini bir kez daha eleştirmişti.
Trump, “Neden yüz milyarlarca dolar harcıyoruz da onlar bizim yanımızda değil?. Biz her zaman onların yanında olduk,” demişti.
Bir ay önce, Oval Ofis’te NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmede Trump’a müttefiklerden ne istediği sorulduğunda, “Sadece sadık olmalarını istiyorum,” diye yanıt vermiş ve şöyle devam etmişti:
“Sadece sadakatlerini istiyorum. Paralarına ihtiyacımız yok. Hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Dünyanın açık ara en güçlü ordusuna sahibiz, ama ben sadece sadakat istiyorum.”
Avrupa’daki ABD kuvvetlerinin azaltılmasına karşı çıkanlar, bunun NATO müttefiklerini savunmasız bırakacağını ve Rusya’nın saldırganlığını kışkırtacağını, dünyanın diğer bölgelerindeki ABD ortakları arasında şüphe tohumları ekeceğini ve ABD ordusunu, kuvvetlerini Orta Doğu veya Afrika’ya hızla sevk etmesini sağlayan lojistik merkezlerden mahrum bırakacağını savunuyor.
Avrupalı yetkililer, altı aylık gözden geçirmenin hem öncesinde hem de sonrasında Washington’dan, hükümetlerine uzun menzilli füzeler, uydu gözetimi ve havada yakıt ikmali tankerleri dahil olmak üzere uzun süredir yalnızca ABD tarafından sağlanan gelişmiş askeri yetenekleri geliştirmeleri için yeterli zaman tanıyacak, daha kademeli bir çekilme talep ettiler.
On yıllardır Avrupa’da ABD ordusu için bir dayanak noktası olan Almanya, çok sayıda ABD üssüne ev sahipliği yapıyor ve yaklaşık 36.000 askere sahip.
Mayıs ayında Pentagon, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in şu sözlerini söylemesinin ardından, Almanya’dan 5.000 askeri çekme planlarını açıklamıştı.
İtalya, önemli ABD hava üslerine ve yaklaşık 12.000 askere ev sahipliği yapıyor. İspanya ise ülkenin güneyindeki İspanyol üslerinde önemli ABD hava ve deniz üslerine ev sahipliği yapıyor.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin hükümeti, Mart ayında, İran’a yönelik olası saldırılar düzenleyecek ABD savaş uçaklarının, parlamento onayı olmadan Sicilya’daki bir üssü kullanmasına izin vermeyi reddetmişti.
İspanya hükümeti ise savaşın başlarında, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırıları için askeri üslere erişim talebini reddederek Beyaz Saray’ı kızdırmıştı.
Avrupalı liderler, saldırı kararından önceden haberdar edilmedikleri için “tatsız” bir duruma düştüler.
Bazıları çatışmanın tırmanmasını istemediklerini belirterek, iktisadi sonuçlar konusunda endişelerini dile getirdiler.
Olası asker sayısında yapılacak kesintiler, sadece Demokratlar arasında değil, birçok üst düzey Cumhuriyetçi arasında da şimdiden derin endişe uyandırdı.
“25.000 kişilik asker sayısında yapılacak bir kesinti hiçbir şekilde kabul edilemez,” diyen bir Cumhuriyetçi kongre üyesi, bölgedeki Rus saldırganlığının giderek arttığına dair endişeler sürerken geçen yıl Almanya’dan iki rotasyonel tugay muharebe ekibinin çekilmesini örnek gösterdi ve “Rusya’yı caydırmak için ucuz yollara başvurulamaz,” dedi.
Diplomasi
ABD’den Suudi Arabistan’a F-35 onayı

ABD yönetimi, Suudi Arabistan’a yaklaşık 25 milyar dolar değerinde 48 adet F-35 savaş uçağı satılmasını onayladı.
Satış hem ABD Kongresinde hem de İsrail’de tartışmaya yol açtı. Bazı ABD’li milletvekilleri, anlaşmanın hassas Amerikan askeri teknolojilerinin Çin’in eline geçmesi riskini doğuracağını savunuyor.
Anlaşmanın hayata geçirilebilmesi için uzun süredir satışa kuşkuyla yaklaşan Kongrenin de onay vermesi gerekiyor. Kongre süreci tamamlanmadan ABD’li savunma şirketleri Suudi Arabistan’la müzakerelere başlayamayacak.
Kongrede Çin endişesi
ABD’li milletvekilleri ve savunma yetkilileri, Suudi Arabistan’ın Pekin’le yakın askeri ve teknolojik ilişkileri nedeniyle satışa karşı çıkıyor.
Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi üyesi Demokrat Raja Krishnamoorthi, anlaşmanın “Amerikan askeri teknolojisinin en değerli ve hassas unsurlarını Çin Komünist Partisinin erişimine açabileceği” uyarısında bulundu.
Benzer kaygılar daha önce Birleşik Arap Emirlikleri’ne yapılması planlanan F-35 satışını da sekteye uğratmıştı. BAE, Biden yönetiminin Abu Dabi-Pekin ilişkileri ve ülkede Huawei’nin 5G altyapısının kullanılması konusundaki itirazları üzerine 23 milyar dolarlık F-35 satın alma anlaşmasını Aralık 2021’de durdurmuştu.
Suudi Arabistan’a yönelik teklif ise Ensarullah öncülüğündeki Yemen’in Riyad’ın abluka ve saldırılarına karşılık vererek Babülmendep üzerindeki hakimiyetini genişlettiği bir dönemde gündeme geldi.
Suudi Arabistan İsrail’in F-35 kapasitesine yaklaşacak
Jerusalem Post’un aktardığına göre İsrailli bir yetkili, Washington’ın satış planı hakkında İsrail Başbakanlık Ofisini bilgilendirdiğini ileri sürdü. İsrail’in, F-35 satışına karşılık ABD’den yeni silah sistemleri içeren bir “telafi paketi” istemeye hazırlandığı belirtildi.
Satışın tamamlanması halinde Suudi Arabistan 48 adet F-35’e sahip olacak. Böylece Riyad, hâlihazırda envanterinde yaklaşık 50 F-35 bulunan İsrail’in kapasitesine yaklaşacak.
İsrail, Batı Asya’da F-35 kullanan tek ülke konumunda. ABD de uzun süredir İsrail’in bölgedeki diğer ülkeler karşısındaki “niteliksel askeri üstünlüğünü” koruma taahhüdünde bulunuyor.
Ayrıntılar hakkında bilgi sahibi bir kaynak Walla’ya, İsrail ordusunun bu üstünlüğü korumak amacıyla Batı Asya’daki başka hiçbir ülkeye F-35 verilmemesini tercih ettiğini söyledi.
Kaynak, anlaşma kısa süre içinde imzalansa bile Suudi Arabistan’ın ilk uçağı ancak beş yıl sonra teslim alabileceğini belirtti.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise satış kararını duyurduğu açıklamada, “Önerilen teçhizat ve destek satışı bölgedeki askeri dengeyi değiştirmeyecek” ifadelerini kullandı.
İsrail ‘Adir’ uçaklarıyla üstünlüğünü koruduğunu savunuyor
İsrailli yetkililer, Suudi Arabistan’a yapılacak satışa karşı çıkmakla birlikte İsrail Hava Kuvvetlerinin diğer F-35 kullanıcıları karşısında hâlâ belirgin bir operasyonel üstünlüğe sahip olduğunu savunuyor.
Bu üstünlük, İsrail Hava Kuvvetleri ile pilotlarının son üç yılda edindiği kapsamlı operasyonel deneyimin yanı sıra İsrail yapımı silahların F-35’lere entegre edilebilmesinden kaynaklanıyor.
İsrail, F-35’in kendi ihtiyaçları doğrultusunda değiştirilen ve “Adir” adı verilen versiyonunu kullanıyor. Washington, İsrail yapımı silah sistemlerinin bu uçaklara entegre edilmesine izin veriyor.
İsrail ayrıca F-35’ler için yeni kabiliyetler geliştirilmesinde kullanılan özel bir Adir test uçağı işletiyor. Walla’nın haberine göre ABD’nin bile envanterinde bu tür bir test uçağı bulunmuyor.
İsrailli bir savunma yetkilisi de endişeleri azaltmaya çalışarak İsrail Hava Kuvvetlerinin üstünlüğünün “yalnızca makinelere değil, esas olarak insanlara dayandığını” söyledi.
İsrail’den yeni silah ve ortak üretim talebi
Suudi Arabistan’a F-35 satışının ve Batı Asya’daki silahlanma yarışının ardından İsrailli yetkililer, gelecekteki savunma anlaşmalarında ABD yönetimiyle farklı bir pazarlık stratejisi izlemeye hazırlanıyor.
İsrail’in Washington’dan bugüne kadar satışı reddedilen gelişmiş silah ve mühimmatları talep etmesi bekleniyor. Bunlar arasında sığınak delici ağır mühimmatlar, kayalık dağların derinliklerindeki yer altı hedeflerini vurabilecek sistemler, otonom saldırı sistemleri, insansız hava aracı sürüleri ve uzay tabanlı silah teknolojileri yer alıyor.
İsrailli yetkililer ayrıca gizli silah sistemlerinin geliştirilmesi ve üretiminde daha fazla rol üstlenmek istiyor.
İsrail’in talepleri arasında gelecekteki tehditlere karşı tasarlanan Arrow 4 ve Arrow 5 hava savunma sistemlerine ait önleme füzelerinin ABD ile birlikte geliştirilmesi ve üretilmesi de bulunuyor.
Bununla birlikte İsrail hâlihazırda üçüncü bir F-15 filosu ile ilave F-35 filolarının finansmanını sağlamakta zorlanıyor. Suudi Arabistan’a yapılacak satışın, Washington ile Tel Aviv arasındaki yeni silah ve finansman pazarlıklarını hızlandırması bekleniyor.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu1 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya1 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya3 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını1 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı







