Dünya Basını
Eski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
NATO-Rusya Konseyi eski Başkanı ve Alman Silahlı Kuvvetleri eski Genelkurmay Başkanı Harald Kujat, dünya siyasi liderliğinin tarihsel dersleri unuttuğunu ve insanlığın Ağustos 1914 benzeri bir küresel felaketin eşiğinde ilerlediğini bildirdi. Schiller Enstitüsü bünyesindeki Uluslararası Barış Koalisyonu oturumunda değerlendirilen analizinde Kujat, Ukrayna ve Ortadoğu’daki tırmanmanın önlenememesi halinde 50 yıl sürecek bir nükleer kış yaşanacağını aktardı.
NATO-Rusya Konseyi eski Başkanı ve Alman Silahlı Kuvvetleri eski Genelkurmay Başkanı Harald Kujat, dünyadaki mevcut siyasi ve askeri gerilime ilişkin hayati uyarılarda yer verdi.
Schiller Enstitüsü bünyesinde yürütülen Uluslararası Barış Koalisyonu oturumunda Kujat, insanlığın Birinci Dünya Savaşı öncesindeki atmosferi andıran büyük bir yıkım riskiyle karşı karşıya kaldığını belirtti.
NATO Askeri Komitesi eski Başkanı ve emekli Dört Yıldızlı Hava Kuvvetleri Generali sıfatlarıyla geniş bir askeri tecrübeye sahip olan Kujat, dünya siyasi liderliğinin tarihsel hafızasını kaybettiğini vurguladı.
Harald Kujat, uluslararası toplumun mevcut durumunu değerlendirirken küresel gidişatı geçmişteki büyük felaketlerle kıyasladı.
Savaşın önlenemez hale geldiği Birinci Dünya Savaşı başlangıcını hatırlatan Kujat, temmuz ayının son günlerinde bulunulan zaman diliminin hayati önem taşıdığını kaydetti.
Geçmişte 1 Eylül tarihinin artık çok geç olunan bir noktayı temsil ettiğini belirten Kujat, siyasi liderlerin geçmiş dünya savaşlarının insanlığa getirdiği dehşet verici yıkım derslerini tamamen unutmuş olmalarını anlaşılmaz olarak nitelendirdi.
“Ağustos 1914 benzeri bir durumun içindeyiz”
İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya ve Avrupa’nın birçok bölgesinin yerle bir olarak moloz yığınına döndüğünü hatırlatan Kujat, gelecekte meydana gelebilecek olası bir savaşın konvansiyonel nitelikte kalmayacağını söyledi.
Avrupa Birliği Komisyonu’nun “Avrupa’yı Yeniden Silahlandır” programı ile sözde “Gönüllüler Koalisyonu” tarafından yürütülen benzeri görülmemiş silahlanma hamlelerini değerlendiren Kujat, bu harcamaların hiçbir değer taşımadığını kaydetti.
Konvansiyonel hazırlıkların asla bu biçimde yaşanmayacak bir savaşa yönelik yapıldığını vurgulayan Kujat, konvansiyonel eşiğin aşılması durumunda çatışmanın doğrudan nükleer savaşa dönüşme riski taşıdığını aktardı.
Kujat, Ukrayna krizinin ortaya çıkış nedenlerini tamamen tarafsız ifadelerle sunduğu analizinde, krizin temelinde NATO’nun doğuya doğru genişlemesinin yer aldığını belirtti.
NATO ve ABD desteğiyle yürütülen askeri adımların Rusya topraklarının derinliklerine kadar ulaştığını vurgulayan Kujat, Ukrayna ordusunun 2024 yılında Kursk bölgesine gerçekleştirdiği karadan işgal hareketinden Rusya’nın nükleer üçlüsünü hedef alan saldırılara kadar birden fazla kırmızı çizginin aşıldığını bildirdi.
Kujat, bu saldırıların Ukrayna savaşıyla doğrudan ilgisi bulunmadığını, Rusya’nın nükleer caydırıcılık kabiliyetine ulaşılabileceğini gösterme amacını taşıdığını ekledi.
Rusya’nın deniz tesislerine yönelik benzer saldırıların yapıldığını ve Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yönelik suikast girişiminin de bu tabloya eklendiğini kaydeden Kujat, ABD ve NATO yardımıyla Rusya topraklarının derinliklerine düzenlenen İHA savaşının felaketi tırmandırdığını bildirdi.
Rusya’nın da yanıt olarak Ukrayna’ya karşı savaşı tırmandırdığını belirten Kujat, bu durumun insanlığı adım adım potansiyel bir felakete yaklaştırdığını ifade etti.
“Konvansiyonel yeniden silahlanma hiçbir işe yaramayacak”
Almanya’da Friedrich Merz hükümetinin ABD’den konuşlandırmak üzere Tomahawk füzeleri satın alma kararını değerlendiren Kujat, bu adımın gerilimi artıran ek bir aşama olduğunu kaydetti. Merz ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında nükleer silahlar alanında işbirliği yapılmasına dair yürütülen görüşmeleri hatırlatan Kujat, Fransız nükleer silahlarının Almanya’ya yerleştirilip yerleştirilmeyeceğinin belirsizliğini koruduğunu söyledi.
Kujat, Rusya’nın bu gelişmelere son derece ciddi bir yanıt verdiğini ve bu durumları kendi stratejik planlamasına dahil edeceğini duyurduğunu açıkladı. Rusya’nın misilleme tedbiri olarak bu saldırgan silahların üretildiği tesislere Oreşnik füzesi gönderebileceğinin önceden açıkça dile getirildiğini aktardı.
Rusya’daki havanın son derece keskinleştiğini kaydeden Kujat, NATO’nun Rusya’yı stratejik yenilgiye uğratma yönündeki açık niyetine dikkat çekti.
Dünyanın en büyük ve en güçlü nükleer gücü konumundaki Rusya’nın böyle bir stratejik yenilgiyi asla kabul etmeyeceğini vurgulayan Kujat, Batı’nın bu politikasının varoluşsal bir tehlike yarattığını belirtti.
Kujat, Ortadoğu’da İran’a yönelik başlatılan kışkırtılmamış saldırı savaşının da benzer bir tırmanma sergilediğini bildirdi.
Çatışmayı çözme yolu sunan mutabakat zaptının ABD tarafından geçerli bir gerekçe olmaksızın yeniden ihlal edildiğini belirten Kujat, İran topraklarında özellikle Hürmüz Boğazı boyunca yer alan askeri tesislerin yanı sıra köprüler ve deniz suyu arıtma tesisleri gibi sivil altyapıların 12 gece boyunca ağır bombardımana tutulduğunu aktardı. İran’ın bu saldırılara Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerindeki ve Ürdün’deki ABD askeri tesislerini vurarak sert yanıt verdiğini ekledi.
Donald Trump’ın savaşı daha sert tedbirlerle tırmandıracağını ve İran’daki nükleer tesisleri imha etmeye çalışacağını ilan ettiğini belirten Kujat, bu tesislerin dağların altında 100 metreden fazla derinlikte sert kayalıklara inşa edildiğini vurguladı.
Sığınak delici konvansiyonel bombaların bu tesisleri yok edemeyeceğini kaydeden Kujat, bu durumun taktik nükleer silah kullanımı ihtimalini gündeme getirdiğini ve böyle bir adım atılması halinde tüm felaketlerin serbest kalacağını söyledi.
“NATO’nun kışkırtmaları Rusya’nın kırmızı çizgilerini aştı”
Nükleer bir savaşın seyrine ilişkin uzman değerlendirmelerine atıfta bulunan Kujat, araştırmacı Annie Jacobsen ve bilim insanı Ted Postol’un analizlerini hatırlattı.
Pentagon’un yaptığı tüm savaş simülasyonlarının tek bir nükleer silah kullanıldığı anda mevcut bütün nükleer silahların devreye girmesiyle sonuçlandığını belirten Kujat, sınırlı bir nükleer savaş hipotezinin geçersiz olduğunu ifade etti.
Kujat, Ortadoğu’daki savaşın Yemen’i kapsayacak şekilde genişlediğini bildirdi. Suudi Arabistan’ın Sana Havaalanı’nı bombalayarak Ali Hamaney’in cenazesine katılan heyetin dönüşünü engellemeye çalıştığını aktaran Kujat, Ensarullah hareketinin Babülmendep ile Kızıldeniz arasındaki bağlantı noktasında Suudi tankerlerine saldırdığını belirtti.
Bu durumun Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından bile daha yıkıcı sonuçlar doğuracağını vurgulayan Kujat, dünya mal trafiğinin büyük bölümünün bu güzergahtan geçtiğini söyledi.
Boğazların tırmanma nedeniyle kapanması veya aksaması sonucunda küresel bir açlık krizinin şimdiden programlandığını duyuran Kujat, gübre tedarikinin durması veya aşırı pahalanması, enerji fiyatlarının fırlaması ve petrol rezervlerinin tükenmesinin dünyadaki en yoksul kesimlerin açlıktan ölmesine yol açacağını bildirdi.
Kujat, bu savaş senaryolarının durdurulamaması halinde dünyanın 1930’lardakinden çok daha ağır bir ekonomik depresyona sürükleneceğini ve bunun yeni askeri çatışmaları tetikleyeceğini kaydetti.
“Tek bir nükleer silah kullanımı 50 yıllık nükleer kış getirir”
Küresel gidişatın felaketle sonuçlanmaması için uyarılarda bulunan Kujat, “Nükleer kış 50 yıl sürecek ve hiç kimse hayatta kalamayacak” ifadelerini kullandı.
Nükleer patlamaların ardından atmosferi kaplayacak toz ve kurum bulutlarının gezegeni onlarca yıl sürecek dondurucu bir karanlığa mahkum edeceğini vurgulayan Kujat, bu tablonun insan uygarlığının sonu anlamına geldiğini açıkladı.
Kujat, ABD’nin Suudi Arabistan ile barışçıl nükleer araştırma tesisleri kurulması yönünde yaptığı anlaşmanın bölgede nükleer silahlanma yarışını başlatma riski taşıdığını ifade etti.
ABD yönetiminin Suudi Arabistan’dan İbrahim Anlaşmaları’nı imzalamasını talep ettiğini, ancak İsrail’in Filistin devletini tanımasını şart koşan bu adımı Suudi Arabistan’ın mevcut koşullarda kesinlikle atmayacağını belirterek bölgenin tam bir barut fıçısına dönüştüğünü vurguladı.
“Gelişmekte olan ülkeler kıtlık ve açlıkla karşı karşıya”
Schiller Enstitüsü Başkanı Helga Zepp-LaRouche ve oturuma katılan diğer uzmanlar, Kujat’ın uyarılarda bulunduğu tabloyu derinleştirerek değerlendirdi. Zepp-LaRouche, Kujat’ın makalesinde sunduğu objektif gerçeklerin küresel çapta yeniden yayımlanması gerektiğini bildirdi.
Sadece savaşı durdurmanın yeterli olmadığını, çatışmaların kökenindeki sebeplerin ortadan kaldırılması gerektiğini kaydeden Zepp-LaRouche, Papa XIV. Leo’ya sunulmak üzere hazırlanan diplomasi mektubunun hayati bir girişim olduğunu ifade etti. Küba Füze Krizi sırasında Papa XXIII. Ioannes’in üstlendiği arabuluculuk rolüne benzer bir yöntemin izlenmesi gerektiğini vurguladı.
Zepp-LaRouche, göç krizinin duvarlar örerek veya sığınmacı kampı adı verilen toplama kampları kurarak çözülemeyeceğini belirtti. İnsanların kendi ülkelerinde kalabilmelerini sağlayacak devasa ekonomik kalkınma programlarının hayata geçirilmesi gerektiğini kaydeden Zepp-LaRouche, Afrika, Asya ve Latin Amerika’da milyarlarca yeni üretken istihdam yaratılmasının zorunlu olduğunu aktardı.
“Barışın yeni adı kalkınmadır” ilkesini hatırlatan Zepp-LaRouche, bloğlar arası çatışmadan işbirliğine dayalı yeni bir küresel güvenlik ve kalkınma mimarisine geçilmesini talep etti.
“Çatışmadan işbirliğine dayalı yeni bir mimariye geçilmeli”
ABD Kongresi’nde yürütülen yasama süreçlerine de değinilen oturumda, 2027 Ulusal Savunma Yetki Yasası içerisine yerleştirilen 219. maddenin ABD ile İsrail’in askeri teknoloji ve istihbarat kabiliyetlerini yasal olarak birleştirmeyi hedeflediği duyuruldu.
Eski Milletvekili Dennis Kucinich ile Ro Khanna, Thomas Massie, Rashida Tlaib ve Ilhan Omar gibi isimlerin bu maddeyi tasarıdan çıkarmak için mücadele ettiği bildirildi. Temsilciler Meclisi eski personeli Cliff Kiracofe, ABD dış politikasının 19. yüzyıldaki İngiliz Lord Palmerston dönemi emperyalizmine geri döndüğünü, anti-Rusya, anti-Çin ve anti-İran eksenli bir çatışma politikasının benimsendiğini bildirdi.
Eski Pentagon yetkilisi Larry Wilkerson ise ABD’nin uluslararası anlaşmaları sistemli biçimde ihlal eden bir konuma geldiğini söyledi.
ABM Antlaşması, INF Antlaşması ve İran ile yapılan mutabakatların ABD tarafından tek taraflı olarak feshedildiğini hatırlatan Wilkerson, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava harekatlarının bölgesel bir felakete dönüştüğünü kaydetti.
Harald Kujat’ın askeri ve stratejik analizleri ışığında bir araya gelen uzmanlar, küresel çoğunluğun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve uluslararası platformlarda sesini yükseltmesi gerektiğini duyurdu.
Çin’in egemenlik, eşitlik ve barış içinde bir arada yaşama ilkelerine dayanan Küresel Yönetişim Girişimi gibi diplomasi odaklı çerçevenin tartışmaya açılması gerektiği ifade edilerek, insanlığın yok oluşun eşiğinden dönmesi için tek yolun indivisible güvenlik yani bölünmez güvenlik prensibini kabul etmek olduğu vurgulandı.