Bizi Takip Edin

Diplomasi

Dünya Kupası öncesi 176 bin bilet elde kaldı

Yayınlanma

Kanada, Meksika ve ABD’nin ortaklaşa düzenleyeceği 2026 Dünya Kupası’nın başlamasına iki gün kala, resmi yeniden satış platformlarında grup aşaması maçları için 176 bin biletin hala alıcı beklediği bildirildi. Financial Times gazetesinin analizine göre, bilet fiyatlarında yaşanan düşüş ve yüksek komisyon oranları nedeniyle biletleri önceden alan aracılar zarar etme riskiyle karşı karşıya kaldı.

ABD, Meksika ve Kanada’nın ev sahipliğinde 11 Haziran’da başlayacak olan 2026 FIFA Dünya Kupası öncesinde, biletleri yeniden satmak üzere önceden satın alan aracıların ciddi zararlarla karşı karşıya olduğu bildirildi.

Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre, turnuvanın başlamasına yalnızca iki gün kala, resmi yeniden satış platformlarında grup aşaması maçlarına ait yaklaşık 176 bin bilet hala satılamadı.

Turnuva, üç ülkedeki 16 şehirde yer alan 16 stadyumda gerçekleştirilecek ve 19 Temmuz’da sona erecek. FT, resmi yeniden satış platformundaki ortalama bilet fiyatlarının son bir ay içinde yüzde 20 oranında düştüğünü aktardı.

Bu düşüşe ek olarak FIFA’nın her yeniden satış işleminden yüzde 26 oranında komisyon kesmesi, biletleri kâr amacıyla önceden alan kişilerin işlemlerinin büyük bölümünü zararlı hale getiriyor.

Gazetenin kullanılabilir durumdaki biletler üzerinde yaptığı analiz, taraftarların ilgisinin son derece dengesiz olduğunu ortaya koydu. Üst düzey takımların karşılaşmalarına yönelik talep yüksek seyrederken, daha az popüler ekiplerin maçlarına ilgi gösterilmiyor.

Örneğin, İran milli takımının maçları için yaklaşık 16 bin bilet satılamamış durumda ve standart bir koltuğun minimum fiyatı yaklaşık 138 dolar seviyesinde.

Dünya Kupası için ABD’ye giden spor insanlarına vize ve arama eziyeti

Diğer taraftan Associated Press ajansı, İran Futbol Federasyonunun açıklamasına dayandırdığı haberinde, FIFA’nın İranlı taraftarlar için üç maçta ayırdığı bilet kotasını iptal ettiğini bildirmişti.

Talep eksikliğine rağmen bazı maçların bilet fiyatları yüksek kalmaya devam ediyor. Bu hafta oynanacak olan ABD-Paraguay karşılaşması için yaklaşık 4 bin 400 biletin hala satılamadığı belirtilirken, bu maçın bilet fiyatları 800 dolardan başlıyor.

Söz konusu biletler doğrudan FIFA’dan satın alınmak istendiğinde ise fiyat 1120 dolara ulaşıyor.

FIFA, ocak ayında yaptığı açıklamada 2026 Dünya Kupası için 500 milyondan fazla bilet rezervasyon başvurusu aldığını duyurmuştu.

Kurumun bilet satışı ve ağırlama hizmetlerinden elde etmeyi öngördüğü gelir beklentisi ise 3 milyar doların üzerinde açıklanmıştı.

Bu hedef, Katar’da düzenlenen 2022 Dünya Kupası’nda elde edilen gelirin üç katına karşılık geliyor.

Diplomasi

ABD, Avrupa’dan ilaçlar için daha fazla para ödemesini istiyor

Yayınlanma

Trump yönetimi, hükümetleri İngiltere’nin izinden giderek ilaçlar için daha fazla ödeme yapmaya ikna etmek amacıyla Avrupa genelinde kapsamlı bir kampanya başlatıyor.

POLITICO’ya göre Kıta’daki ABD büyükelçilikleri, Avrupa başkentlerine şu mesajı iletmek üzere harekete geçiriliyor: Amerikalı hastalar ilaçlar için çok fazla para ödüyor (yeni ilaçlar için Almanya’dakinden yaklaşık üç kat daha fazla) ve Avrupa’nın da bu yükü paylaşması gerekiyor.

Müzakerelerden haberdar iki sektör yetkilisinin POLITICO’ya verdiği bilgiye göre aksi takdirde, blok ilaç yatırımlarını ve yeni ilaçlara erişimi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak.

Bir sektör yetkilisi ş öyle dedi:

“Görüşümüz, Warren Stephens’ın [ABD’nin Birleşik Krallık Büyükelçisi] çok iyi bir iş çıkardığı ve esasen Trump yönetimini ve çıkarlarını temsil etme rolünü yerine getirdiği yönünde. ABD büyükelçiliklerinden gerçekten devreye girmelerini istiyoruz… ABD-Birleşik Krallık anlaşmasının izlediği yolu takip ederseniz, bunun sizin için nasıl bir sonuç doğuracağını açıklamalarına yardımcı olmalarını istiyoruz.”

Bu anlaşma, İngiliz ilaç şirketlerini üç yıl boyunca ABD gümrük vergilerinden korudu ve Birleşik Krallık’ın önümüzdeki on yıl içinde ilaç harcamalarını artırmasını öngörüyor. Karşılığında Birleşik Krallık, yenilikçi ilaçlar için fiyat sınırlarını yükseltti.

ABD’li diplomatlar şimdi bir sonraki hedef olarak Almanya’yı seçmiş görünüyor. Avrupa’nın en büyük ilaç pazarı, ilaç fiyatlandırmasını düzenleyen kurallar da dahil olmak üzere sağlık sistemindeki yasaların büyük bir revizyonundan geçiyor.

Amaç, ilaçlara yönelik federal harcamaları azaltmak. ABD, Almanya’nın bu harcamaları artırmasını istiyor.

Görüşmelere aşina üç kişiye göre, Washington’dan hükümet temsilcileri şu anda ilaç fiyatları konusunda Berlin ile gizli görüşmeler yürütüyor.

Bu kişiler, Sağlık Bakanı Nina Warken ve Ekonomi Bakanı Katherina Reiche’nin aylardır ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı ile son derece gizli görüşmeler yaptığını belirtti.

Gündemde milyarlarca dolarlık yatırım, ticaret politikası ve adil fiyatlandırma var.

Pharma Deutschland’ın reçeteli ilaç pazarı genel müdürü Christian Hilmer, “İngiltere-ABD anlaşmasını biraz kıskanıyoruz. Almanya’da ilaç endüstrisi, yeni ilaçları pazara sürmek için mücadele ediyor,” dedi.

ABD’nin stratejisi, ilaç fiyatlandırmasını büyük ölçüde ulusal otoritelerin elinde bırakan Avrupa’nın parçalanmış sağlık sistemlerinden yararlanarak, ülke ülke ikili anlaşmalar yapmaya dayanıyor.

Berlin’deki ABD Büyükelçiliği, yaz boyunca personel ihtiyacını karşılamak üzere ticari danışmanı Nathan Seifert’i Londra’daki ABD Büyükelçiliğine gönderiyor.

Sektörden bir isim, bu atamanın kısmen Berlin ekibinin fiyatlandırma anlaşmasını nasıl sağlayacaklarını İngiliz meslektaşlarından öğrenebilmesi için yapıldığını söyledi.

İngiltere, Washington ile anlaşmaya varmadan hemen önce Stephens, Keir Starmer hükümetinin ilaçlar için daha fazla ödeme yapmayı kabul etmemesi halinde, Amerikan ilaç devlerinin İngiltere’deki faaliyetlerini durduracağı uyarısında bulunmuştu.

Bu haberle ilgili bir açıklamada, Beyaz Saray sözcüsü Kush Desai şunları söyledi:

“Başkan Trump son derece net bir şekilde ifade etti: diğer zengin ülkeler, yükü tek başına Amerikan hastaların omuzlarına yüklemek yerine, hayat kurtaran ilaç inovasyonları için adil paylarını ödemek üzere harekete geçmelidir.”

30 yılı aşkın bir süre önce yaşam bilimleri süper gücü olarak Avrupa’nın altın çağının ardından, yatırımlar bloktan istikrarlı bir şekilde çekildi ve bu durumun duracağına dair hiçbir işaret yok.

1990 yılında, küresel özel ilaç araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yüzde 49’u Avrupa’da gerçekleştiriliyordu. 2025 yılına gelindiğinde bu rakam yarı yarıya azalarak yüzde 26’ya düştü.

ABD’li ilaç şirketi Eli Lilly ve diğer üç büyük ilaç şirketi, geçen yıl ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa ülkelerinden ilaçlar için daha fazla ödeme talep etmesinin ardından, Birleşik Krallık’taki planlanan yatırımlarını hızla durdurdu.

Şimdi şirketler Almanya’da da aynı şeyi yapıyor. Eli Lilly ve Alman ilaç şirketi Boehringer Ingelheim, geçen hafta ülkenin maliyet kesinti planlarına yanıt olarak Almanya’daki milyarlarca avroluk planlanan yatırımlarını azalttıklarını duyurdu.

İngiltere’de askıya alınan yatırımların bir kısmı, ABD ile ilaç fiyatlandırma anlaşması imzalandıktan sonra yeniden başlatıldı.

Yine de, Avrupa hükümetleri İngiltere’nin izinden gitme konusunda temkinli davranıyor.

Ülkeler halihazırda sıkışık kamu maliyesi ve durgun iktisadi büyümeyle boğuşuyor. Birçoğu, ilaç endüstrisine taviz vermenin baskı kampanyasını sona erdireceğine de şüpheyle bakıyor ve bunun daha sonra daha fazla talebi davet edeceğinden korkuyorlar.

19 AB üye ülkesi ve İsviçre’deki 46 sosyal güvenlik kuruluşu adına lobi faaliyeti yürüten Avrupa Sosyal Sigorta Platformu’nun (ESIP) direktörü Yannis Natsis, “Bazen ilaç şirketleri, ne kadar verirseniz verin, sürekli daha fazlasını isteyen ergen bir çocuk gibi davranır,” dedi.

Ayrıca ABD, AB ülkelerinde Birleşik Krallık’ta sahip olduğu kadar etkili değil.

Trump yönetimi, ilaçlara üç haneli gümrük vergileri ve ülkelere çift haneli gümrük vergileri uygulamakla tehdit etmişti.

Birleşik Krallık anlaşması, en büyük ticaret ortaklarından biriyle yaşanan bu belirsizlik ortamında sağlandı.

Anlaşma, üç yıl boyunca ilaçlarda gümrüksüz ticareti garanti altına aldı. Fakat AB ülkeleri için, ABD tarafından yüzde 15’lik bir gümrük vergisi zaten belirlenmişti.

İngiltere Sağlık Ekonomisi Ofisi CEO’su Graham Cookson, “Ticaret politikası büyük ölçüde AB’nin yetki alanına girerken, sağlık sistemleri ve ilaç fiyatlandırması ağırlıklı olarak ulusal yetki alanlarında kalıyor. Bu, Almanya’nın istese bile ikili olarak en bariz ticaret tavizlerini elde edemeyeceği anlamına gelir,” dedi.

Bununla birlikte, bir başka önemli baskı alanı, ocak ayından itibaren yürürlüğe girecek olan Donald Trump’ın en çok kayırılan ülke (MFN) ilaç fiyatlandırma politikası olabilir.

Bu politika, Amerika’nın Almanya dahil olmak üzere zengin ülkelerden oluşan bir sepet içindeki en düşük ilaç fiyatına uymasını sağlayacak.

İlaç şirketleri, tüm ülkelerde düşük fiyattan satış yapmaktansa Amerika’da daha yüksek fiyattan satış yaparak daha az kayıp yaşayacaklarını öne sürerek, bu sepet ülkelerinde ürünlerini piyasaya sürmeme tehdidinde bulundular.

İngiltere, Trump’ın yakında yürürlüğe girecek fiyatlandırma kuralından muafiyet sağladığını iddia ediyor. Fakat anlaşmadaki ifadeler belirsiz.

Bir İngiliz ilaç sektörü yetkilisi, İngiltere’nin muafiyet almaması durumunda, “Bu durum ABD’deki fiyatları etkileyeceği için İngiltere’deki ilaç lansmanlarını mahvedecek ve herkes ABD pazarlarındaki fiyatlarını korumak isteyecek,” uyarısında bulundu.

Öte yandan sektör bile İngiltere’nin bu korumayı sağladığından o kadar emin değil. Avrupa’daki pek çok kişiye göre, İngiltere’nin Washington ile yaptığı anlaşma bir zaferden çok bir “ibret hikayesi” gibi görünüyor.

Amerika ve sektör, İngiltere anlaşmasını övse de Londra’da anlaşma böyle karşılanmadı.

Endüstri tarafından genel olarak “sahada yok” olarak görülen eski İngiltere Sağlık Bakanı Wes Streeting, anlaşmanın paranın karşılığını verip vermediğine dair bir inceleme yaptırdığını kamuoyuna duyurarak sektörü kızdırdı.

Bir İngiliz ilaç sektörü yetkili şunları söyledi:

“Wes, sektörün ekonomik büyüme için ne kadar önemli olduğundan bahsedip sonra böyle davranarak güvenilirliğini ve otoritesini tamamen zedeledi.”

İlaçlara erişim için kampanya yürüten Just Treatment’ın yönetici direktörü Diarmaid McDonald ise, “İngiltere hükümeti berbat bir anlaşma yaptı. Dünyanın gıpta ettiği ilaç fiyat kontrollerinin kalıcı olarak zayıflatılması… Karşılığında ise hiçbir şeyin karekökü kadar bir şey elde ettiler: var olmayan gümrük vergilerinde geçici muafiyetler,” dedi.

Hükümet, anlaşmanın kısa vadede yaklaşık 2 milyar sterline mal olacağını tahmin ediyor ama önümüzdeki on yıl içindeki artışın hesaplandığı resmi bir değerlendirme yok.

Hollanda bankası ING Research’ten ekonomist Diederik Stadig, değişikliklerin 2036 yılına kadar yıllık maliyetleri 2 milyar ile 3,5 milyar sterlin arasında artırabileceğini tahmin ediyor.

Eleştirmenler ayrıca İngiltere’nin karşılığında ne kadar yatırım elde ettiğini de sorguluyor. 

Stadig, “Bunun daha fazla yatırıma yol açacağını düşünmüyoruz . Fiyat sihirli bir çözüm değil. İngiltere daha fazla biyofarmasötik inovasyon istiyorsa, daha fazla klinik deneme yapılmasına yatırım yapmaya çalışmalı,” dedi.

İndirimler elde etmesine rağmen, ilaç endüstrisi daha fazlasını istiyor.

Büyük İngiliz ilaç üreticisi AstraZeneca, uzun süredir askıda kalan bir yatırıma yeniden taahhüt verse de, CEO’su Pascal Soriot bunu sadece “çok olumlu bir ilk adım” olarak nitelendirdi.

Avrupa için, daha yüksek ilaç fiyatları sektörün bir hayali gibi görünüyor.

ECIP’den Natsis, “Avrupa’da ilaçlar için zaten çok fazla para ödüyoruz. Şu anda bütçeler benzeri görülmemiş bir baskı altında ve bu nedenle sadece açık çek verilmesi talebi finansal olarak sürdürülebilir değil” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

SpaceX’in halka arzı Avrupa’dan sermaye kaçışına neden olabilir

Yayınlanma

Elon Musk’ın şirketi SpaceX’in halka arzı, Almanya ve Avrupa ekonomileri için ciddi sorunlar yaratma tehlikesi taşıyor.

12 Haziran’da gerçekleştirilmesi planlanan rekor kıran halka arzın, 75 milyar dolarlık bir kaynak yaratması ve şirketin piyasa değerini 1,75 trilyon dolara çıkarması bekleniyor.

Her zamankinden farklı olarak, halka arz Alman ve Avrupalı yatırımcılara özellikle cazip seçenekler sunuyor ve bu da Avrupa’dan potansiyel bir sermaye kaçışı endişesini doğuruyor.

Buna ek olarak, SpaceX’in iştiraki Starlink, yüksek sinyal gecikmesi nedeniyle geleneksel karasal mobil iletişim pazarı için potansiyel bir tehdit oluşturuyor.

Bu durum, Deutsche Telekom ve iştiraki T-Mobile gibi şirketleri etkileyecek.

“Şişirilmiş fiyatlama” korkusu

Öte yandan rekor değerlemenin ardındaki finansal veriler, şüpheye yol açacak pek çok neden sunuyor.

SpaceX’in şu anda faaliyet gösterdiği üç iş biriminden, yani roket bölümü, Starlink uydu şubesi ve sosyal medya platformu X’i de içeren yapay zeka şirketi xAI’dan sadece ikincisi kârlı.

SpaceX’in gelirleri artarken, zararları da artıyor. 2025 yılında şirket, bir önceki yıla göre üçte bir artışla yaklaşık 18,7 milyar dolarlık gelir elde etti ama aynı zamanda 5 milyar dolara yakın zarar kaydetti.

Yalnızca 2026’nın ilk çeyreğinde, yaklaşık 4,7 trilyon dolarlık gelirle, zararlar kabaca 4,3 milyar dolara ulaştı.

xAI, 2,47 milyar dolarlık faaliyet zararıyla bilançoda büyük bir delik açtı.

Sonuç olarak, bir Danimarka emeklilik fonu, şirketin değerlemesinin “cömertçe şişirildiğini” ve fiyatlandırmanın “iktisadi gerçeklerden çok Musk’ın anlatılarına” göre belirlendiğini öne sürerek SpaceX’i kara listeye aldı. 

SpaceX, büyüme umutlarının çoğunu yapay zekaya bağlamış durumda ve grubun gelir planları, uzayda güneş enerjisiyle çalışan veri merkezleri de dahil olmak üzere, henüz geliştirilmemiş teknolojilere önemli ölçüde dayanıyor.

Reuters’a göre, şirket yapay zeka sektöründe 28,5 trilyon dolarlık potansiyel bir pazarı hedefliyor.

Berenberg’den “sermaye ABD’ye kaçıyor” uyarısı

ABD’deki halka arzlarda alışılageldik olanın aksine, SpaceX halka arzına Almanya ve Avrupa’dan gelen bireysel yatırımcıların katılımı kolaylaştırıldı.

Berlin merkezli fintek şirketi Trade Republic, Avrupalı müşterilerinin bir uygulama aracılığıyla doğrudan SpaceX hisselerine abone olabileceğini duyurdu.

Bu durum, Avrupa ekonomisi için sorunlara yol açma tehdidi oluşturuyor. Berenberg Bank’ın baş ekonomisti Holger Schmieding, sermayenin ABD’ye çekildiğine dair uyarıda bulunuyor.

Schmieding şunları söylüyor:

“Bu devasa halka arzlar, spekülasyonun ağır etkisinde kalan değerlemelerle sermayeyi emiyor. Bu durum, Avrupa’daki yatırımların finansmanını zorlaştırıyor.”

Aynı zamanda, Hong Kong dahil Çin’den gelen yatırımcıların “güvenlik nedenleriyle” SpaceX halka arzına erişimi engellendi.

ABD, kritik teknolojilerin ihracatı konusunda düzenleyici ve uyum kısıtlamaları uyguladığı için, baş sigortacılara Çin’deki yatırımcılardan sipariş kabul etmemeleri talimatı verildi.

Starlink’ten Alman telekom devlerine sinyal darbesi

Bu arada, SpaceX’in son dönemde dünya çapında (ve özellikle Avrupa’da) gösterdiği genişleme, geleneksel karasal iletişim sektöründe, özellikle de Deutsche Telekom’da bir miktar belirsizliğe yol açıyor.

Uydu iletişimi, SpaceX veya Starlink’ten çok önce de mevcuttu ama temel bir sorunla karşı karşıyaydı: Uydular, genellikle 35.000 kilometre yükseklikte olmak üzere, yüksek irtifalarda Dünya’nın yörüngesinde dönüyordu.

Bu mesafeden sinyalin tekrar Dünya’ya ulaşması nispeten uzun sürer; gecikme yarım saniyeye, bazen daha da fazlasına ulaşır ve bu da video akışını ve sorunsuz internet taramasını imkansız hale getirir.

Starlink ise, 340 ila 550 kilometre yükseklikteki alçak Dünya yörüngesine 10.000’den fazla uydu yerleştirerek modeli temelden değiştirdi; sinyalin iletilmesi artık sadece 20 milisaniye sürüyor.

Buna karşılık, Almanya’da Deutsche Telekom, Vodafone ve Telefónica tarafından işletilenler gibi modern bir 5G ağının gecikme süresi 15 ila 25 milisaniye.

Ayrıca, Starlink, uzaya 15.000 uydu daha yerleştirmek için ABD Federal İletişim Komisyonu’ndan (FCC) onay aldı.

Bu da birçok kişinin, SpaceX’in uzun vadede kendisi bir mobil ağ operatörü olmayı ve yerleşik sağlayıcıların yerini almayı planladığına inanmasına neden oldu.

Alman telekom şirketleri Starlink ile işbirliğinden başka yol görmüyor

Deutsche Telekom CEO’su Timotheus Höttges, her halükarda bunu şirketi için bir meydan okuma olarak görüyor ve “Starlink’in kesinlikle birinci sınıf bir teknoloji şirketi olduğunu teyit edebilirim. Ejderhayla savaşamıyorsanız, ejderhaya binin,” diyor.

Höttges, Telekom’un ağ operatörü olarak Starlink ile mevcut işbirliğini sürdürmeyi hedefliyor; bu, Starlink’in şu anda altı kıtada sürdürdüğü 35 işbirliğinden biri.

Deutsche Telekom CEO’su, Starlink’in karasal ağın yerini hiçbir zazman alamayacağını umuyor. Fakat rakamlar aksini gösteriyor. 1,75 trilyon dolarlık değerlemesine sahip SpaceX, en önemli Avrupalı rakibinden çok daha fazlasını başarabilir.

Deutsche Telekom’un değeri 150 milyar dolar, T-Mobile’ınki ise 209 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.

T-Mobile, hisse fiyatında şimdiden yüzde onluk bir düşüş yaşadı; hisse başına fiyat, on iki ay önceki yaklaşık 210 dolardan bugün yaklaşık 190 dolara geriledi.

Öte yandan, Starlink ABD’de mobil spektrum için şimdiden bir teklif sunmuş durumda; şirketin sektörde yerini sağlamlaştırması halinde, T-Mobile’ın ABD’deki büyümesi baskı altında kalabilir.

Bu durum, piyasa değerinin yaklaşık dörtte üçünü ABD’deki faaliyetlerine bağlayan Deutsche Telekom için riski doğrudan artıracaktır.

Alman Starlink’i için adım atıldı

Bu arada, Avrupa’da Starlink’e rakip olacak bir şirket kurma çabaları ivme kazanıyor.

SpaceX halka arz hazırlıklarını sürdürürken, Alman Federal Kartel Ofisi, savunma ve teknoloji şirketleri Rheinmetall ve OHB’ye planladıkları uydu ortak girişimi için yeşil ışık yaktı.

Bu girişimle iki şirket, Alman Silahlı Kuvvetleri’nden (Bundeswehr) Starlink’e benzer bir askeri iletişim uydu ağı kurmak üzere milyarlarca avroluk bir ihaleye teklif vermeyi planlıyor.

OHB, uyduların üretiminden ve yer istasyonlarının kurulmasından sorumlu olacak, Rheinmetall ise ağları kuracak ve son kullanıcı cihazlarını üretecek.

Başlangıçta Rheinmetall-OHB ortak girişimi ile rekabet eden Fransız-Alman Airbus Grubu da projeye dahil edilecek.

Yeni üçlü ittifak, rekabeti ortadan kaldıran bir tekel oluşturuyor olsa da, Bundeswehr açısından projenin hızlı bir şekilde hayata geçirilmesini sağlıyor ve sözleşmenin tek bir teklif sahibine verilmesi durumunda ortaya çıkabilecek hukuki anlaşmazlıkları önlemeye yardımcı oluyor.

Musk: Yörüngede veri merkezleri kurmak zor değil

SpaceX CEO’su Elon Musk, şirketin bu hafta gerçekleşecek büyük halka arzına hazırlanırken pazartesi günü yaptığı açıklamada, yörüngeye yapay zeka veri merkezleri kurmanın zor bir mühendislik sorunu olmadığını ileri sürdü.

Milyarder iş adamı, gerekli teknolojinin büyük bir kısmının mevcut Starlink uydu ağında halihazırda mevcut olduğunu belirtti.

Elon Musk, şirket tarafından yayınlanan bir video söyleşide, “Burada aktarmak istediğimiz şeylerden biri de, gerekli olan ama aslında var olmayan bir tür sihir gibi bir şeyin olmadığıdır,” dedi ve şöyle devam etti:

“Bunların çoğu, Starlink V3 uyduları için halihazırda geliştirdiğimiz teknolojilerden oluşuyor. Halihazırda yaptığımız işlere kıyasla bunun çok zor bir sorun olduğunu düşünmüyoruz.”

Bu açıklamalar, yatırımcıların SpaceX’in yörünge yapay zeka veri merkezleri planlarını mercek altına aldığı bir dönemde geldi.

Bu planlar, şirketin değerinin yaklaşık 1,75 trilyon dolar olarak tahmin edildiği halka arz öncesinde, şirketin uzun vadeli büyüme stratejisinin kilit unsurlarından birini oluşturuyor.

Yapay zeka uyduları için planlar sunuldu

Musk ve SpaceX mühendisi Ian Dahl, yörüngede bilgi işlem düğümleri olarak çalışacak, güneş enerjisiyle çalışacak ve ısıyı uzaya yayarak soğutulacak yapay zeka uyduları için planlarını açıkladı.

Şirket, bilgi işlem altyapısını yörüngeye yerleştirmenin, karasal yapay zeka veri merkezlerinin giderek daha fazla karşılaştığı bazı güç kısıtlamalarının üstesinden gelmeye yardımcı olabileceğini savunuyor.

Sunuma göre, önerilen ilk yapay zeka uydusu yaklaşık 150 kilovatlık tepe güç ve 120 kilovatlık sürekli hesaplama gücü üretecek.

Musk, bunun tipik olarak tepe güçte yaklaşık 140 kilovat tüketen tek bir Nvidia GB300 yapay zeka sunucu rafıyla kabaca karşılaştırılabilir olduğunu söyledi.

SpaceX, uyduların güneş panelleri ve termal yönetim sistemleri dahil olmak üzere, yeni nesil Starlink V3 uydularında halihazırda kullanıma sunulan teknolojilere büyük ölçüde dayanacağını belirtti.

Musk, SpaceX’in Teksas’ın Bastrop kentindeki yapay zeka uydu fabrikasının önümüzdeki yılın sonuna kadar önemli üretim hacimlerine ulaşmasını beklediğini söyledi.

Yörünge bilişim girişimi, SpaceX’in halka açılırken kendisini sadece bir fırlatma ve uydu iletişim şirketi olarak değil, aynı zamanda önemli bir yapay zeka altyapı sağlayıcısı olarak konumlandırmayı amaçlayan daha geniş bir stratejinin parçası.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Paşinyan’ın partisi Avrupa Halk Partisi yolunda

Yayınlanma

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, lideri olduğu Sivil Sözleşme partisinin Avrupa’nın en büyük merkez sağ grubu olan Avrupa Halk Partisi’ne (EPP) katılımı için görüşmeler yürütüyor. Euractiv’in haberine göre katılım sürecinin bu yıl içinde değerlendirilmesi bekleniyor.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, liderliğini yaptığı Sivil Sözleşme partisinin, Avrupa’nın en büyük merkez sağ siyasi oluşumu olan Avrupa Halk Partisi’ne (EPP) katılımı konusunu müzakere ediyor.

Euractiv portalının haberine göre, Paşinyan EPP’ye katılma niyetini ilgili mercilere iletti. Haberde, katılım konusundaki nihai kararın henüz alınmadığı ancak meselenin bu yıl içinde değerlendirilebileceği kaydedildi.

Ermenistan iktidar partisinin yanı sıra Macaristan’dan Tisza, Danimarka’dan Liberal İttifak, Çekya’dan STAN ve Karadağ’ın iktidar hareketi olan Şimdi Avrupa Hareketi de EPP bünyesine dahil olabilecek yapılar arasında yer alıyor.

Sivil Sözleşme partisi, 7 Haziran’da Ermenistan’da düzenlenen parlamento seçimlerinden galibiyetle ayrılmıştı. Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre, oyların yüzde 49,81’ini alan Paşinyan’ın partisi, hükümeti tek başına kurma yetkisini elde etti.

Seçimlerin ardından açıklama yapan Paşinyan, halkın “devletleşme, bağımsızlık ve barış” rotasını desteklediğini ifade etti.

Seçim sonuçları hem Ermenistan muhalefeti hem de Moskova tarafından eleştirildi. Ermenistan İttifakı lideri ve eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan, yetkilileri muhalefet üzerinde baskı kurmak ve idari kaynakları kullanmakla suçlayarak seçim sonuçlarına itiraz edeceğini duyurdu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı da kampanya sürecindeki ihlallere dikkat çekti. Bakanlık Sözcüsü Mariya Zaharova, seçimlerin muhalif güçler ve Ermeni Apostolik Kilisesi üzerindeki baskı gölgesinde gerçekleştiğini belirtti.

AGİT gözlem heyeti ise yayımladığı ön raporda, seçim kampanyasının çatışmacı bir karakter taşıdığını bildirdi. Gözlemciler, Paşinyan’ın muhalif adayları açıkça soruşturmalarla ve şirketlerinin kamulaştırılmasıyla tehdit ettiğini not etti.

Erivan dış politikada AB ve Avrasya arasında denge arıyor

Ermenistan’da 2025 yılında, ülkenin Avrupa Birliği’ne katılım arzusunu yasallaştıran bir düzenleme kabul edilmiş, Paşinyan ise cumhuriyetin AB’nin tam haklı bir üyesi olmak istediğini dile getirmişti.

Rus yetkililer, AB üyeliğinin Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliği ile bağdaşmadığını defaatle vurguladı. Erivan ise karşılıklı çıkarların tanınmasına dayalı “dengeli bir dış politika” yürüttüğünü savunuyor.

Paşinyan, Ermenistan’ın Rusya’nın çıkarlarına zarar verme amacının “olmadığını ve olmayacağını”, ilişkilerin kaçınılmaz dönüşümüne rağmen Moskova ile bağları derinleştirme niyetinde olduklarını kaydetmişti.

28–29 Mayıs tarihlerinde Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde, katılımcı ülkeler Ermenistan’ın topluluktaki geleceğine ilişkin bir bildiri kabul ederek bunu Ermenistan Başbakan Yardımcısı Mger Grigoryan’a iletti.

Zirve sonunda dört AEB ülkesinin liderleri, Ermenistan’ı AB ile AEB arasındaki seçimini yapmak üzere en kısa sürede referanduma gitmeye çağırdı.

Paşinyan ise gazetecilere yaptığı açıklamada, organizasyondaki tüm kararların konsensüsle alınması nedeniyle Ermenistan’ın AEB üyeliğinden çıkarılmayacağını ifade etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English