Bizi Takip Edin

Diplomasi

SpaceX’in halka arzı Avrupa’dan sermaye kaçışına neden olabilir

Yayınlanma

Elon Musk’ın şirketi SpaceX’in halka arzı, Almanya ve Avrupa ekonomileri için ciddi sorunlar yaratma tehlikesi taşıyor.

12 Haziran’da gerçekleştirilmesi planlanan rekor kıran halka arzın, 75 milyar dolarlık bir kaynak yaratması ve şirketin piyasa değerini 1,75 trilyon dolara çıkarması bekleniyor.

Her zamankinden farklı olarak, halka arz Alman ve Avrupalı yatırımcılara özellikle cazip seçenekler sunuyor ve bu da Avrupa’dan potansiyel bir sermaye kaçışı endişesini doğuruyor.

Buna ek olarak, SpaceX’in iştiraki Starlink, yüksek sinyal gecikmesi nedeniyle geleneksel karasal mobil iletişim pazarı için potansiyel bir tehdit oluşturuyor.

Bu durum, Deutsche Telekom ve iştiraki T-Mobile gibi şirketleri etkileyecek.

“Şişirilmiş fiyatlama” korkusu

Öte yandan rekor değerlemenin ardındaki finansal veriler, şüpheye yol açacak pek çok neden sunuyor.

SpaceX’in şu anda faaliyet gösterdiği üç iş biriminden, yani roket bölümü, Starlink uydu şubesi ve sosyal medya platformu X’i de içeren yapay zeka şirketi xAI’dan sadece ikincisi kârlı.

SpaceX’in gelirleri artarken, zararları da artıyor. 2025 yılında şirket, bir önceki yıla göre üçte bir artışla yaklaşık 18,7 milyar dolarlık gelir elde etti ama aynı zamanda 5 milyar dolara yakın zarar kaydetti.

Yalnızca 2026’nın ilk çeyreğinde, yaklaşık 4,7 trilyon dolarlık gelirle, zararlar kabaca 4,3 milyar dolara ulaştı.

xAI, 2,47 milyar dolarlık faaliyet zararıyla bilançoda büyük bir delik açtı.

Sonuç olarak, bir Danimarka emeklilik fonu, şirketin değerlemesinin “cömertçe şişirildiğini” ve fiyatlandırmanın “iktisadi gerçeklerden çok Musk’ın anlatılarına” göre belirlendiğini öne sürerek SpaceX’i kara listeye aldı. 

SpaceX, büyüme umutlarının çoğunu yapay zekaya bağlamış durumda ve grubun gelir planları, uzayda güneş enerjisiyle çalışan veri merkezleri de dahil olmak üzere, henüz geliştirilmemiş teknolojilere önemli ölçüde dayanıyor.

Reuters’a göre, şirket yapay zeka sektöründe 28,5 trilyon dolarlık potansiyel bir pazarı hedefliyor.

Berenberg’den “sermaye ABD’ye kaçıyor” uyarısı

ABD’deki halka arzlarda alışılageldik olanın aksine, SpaceX halka arzına Almanya ve Avrupa’dan gelen bireysel yatırımcıların katılımı kolaylaştırıldı.

Berlin merkezli fintek şirketi Trade Republic, Avrupalı müşterilerinin bir uygulama aracılığıyla doğrudan SpaceX hisselerine abone olabileceğini duyurdu.

Bu durum, Avrupa ekonomisi için sorunlara yol açma tehdidi oluşturuyor. Berenberg Bank’ın baş ekonomisti Holger Schmieding, sermayenin ABD’ye çekildiğine dair uyarıda bulunuyor.

Schmieding şunları söylüyor:

“Bu devasa halka arzlar, spekülasyonun ağır etkisinde kalan değerlemelerle sermayeyi emiyor. Bu durum, Avrupa’daki yatırımların finansmanını zorlaştırıyor.”

Aynı zamanda, Hong Kong dahil Çin’den gelen yatırımcıların “güvenlik nedenleriyle” SpaceX halka arzına erişimi engellendi.

ABD, kritik teknolojilerin ihracatı konusunda düzenleyici ve uyum kısıtlamaları uyguladığı için, baş sigortacılara Çin’deki yatırımcılardan sipariş kabul etmemeleri talimatı verildi.

Starlink’ten Alman telekom devlerine sinyal darbesi

Bu arada, SpaceX’in son dönemde dünya çapında (ve özellikle Avrupa’da) gösterdiği genişleme, geleneksel karasal iletişim sektöründe, özellikle de Deutsche Telekom’da bir miktar belirsizliğe yol açıyor.

Uydu iletişimi, SpaceX veya Starlink’ten çok önce de mevcuttu ama temel bir sorunla karşı karşıyaydı: Uydular, genellikle 35.000 kilometre yükseklikte olmak üzere, yüksek irtifalarda Dünya’nın yörüngesinde dönüyordu.

Bu mesafeden sinyalin tekrar Dünya’ya ulaşması nispeten uzun sürer; gecikme yarım saniyeye, bazen daha da fazlasına ulaşır ve bu da video akışını ve sorunsuz internet taramasını imkansız hale getirir.

Starlink ise, 340 ila 550 kilometre yükseklikteki alçak Dünya yörüngesine 10.000’den fazla uydu yerleştirerek modeli temelden değiştirdi; sinyalin iletilmesi artık sadece 20 milisaniye sürüyor.

Buna karşılık, Almanya’da Deutsche Telekom, Vodafone ve Telefónica tarafından işletilenler gibi modern bir 5G ağının gecikme süresi 15 ila 25 milisaniye.

Ayrıca, Starlink, uzaya 15.000 uydu daha yerleştirmek için ABD Federal İletişim Komisyonu’ndan (FCC) onay aldı.

Bu da birçok kişinin, SpaceX’in uzun vadede kendisi bir mobil ağ operatörü olmayı ve yerleşik sağlayıcıların yerini almayı planladığına inanmasına neden oldu.

Alman telekom şirketleri Starlink ile işbirliğinden başka yol görmüyor

Deutsche Telekom CEO’su Timotheus Höttges, her halükarda bunu şirketi için bir meydan okuma olarak görüyor ve “Starlink’in kesinlikle birinci sınıf bir teknoloji şirketi olduğunu teyit edebilirim. Ejderhayla savaşamıyorsanız, ejderhaya binin,” diyor.

Höttges, Telekom’un ağ operatörü olarak Starlink ile mevcut işbirliğini sürdürmeyi hedefliyor; bu, Starlink’in şu anda altı kıtada sürdürdüğü 35 işbirliğinden biri.

Deutsche Telekom CEO’su, Starlink’in karasal ağın yerini hiçbir zazman alamayacağını umuyor. Fakat rakamlar aksini gösteriyor. 1,75 trilyon dolarlık değerlemesine sahip SpaceX, en önemli Avrupalı rakibinden çok daha fazlasını başarabilir.

Deutsche Telekom’un değeri 150 milyar dolar, T-Mobile’ınki ise 209 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.

T-Mobile, hisse fiyatında şimdiden yüzde onluk bir düşüş yaşadı; hisse başına fiyat, on iki ay önceki yaklaşık 210 dolardan bugün yaklaşık 190 dolara geriledi.

Öte yandan, Starlink ABD’de mobil spektrum için şimdiden bir teklif sunmuş durumda; şirketin sektörde yerini sağlamlaştırması halinde, T-Mobile’ın ABD’deki büyümesi baskı altında kalabilir.

Bu durum, piyasa değerinin yaklaşık dörtte üçünü ABD’deki faaliyetlerine bağlayan Deutsche Telekom için riski doğrudan artıracaktır.

Alman Starlink’i için adım atıldı

Bu arada, Avrupa’da Starlink’e rakip olacak bir şirket kurma çabaları ivme kazanıyor.

SpaceX halka arz hazırlıklarını sürdürürken, Alman Federal Kartel Ofisi, savunma ve teknoloji şirketleri Rheinmetall ve OHB’ye planladıkları uydu ortak girişimi için yeşil ışık yaktı.

Bu girişimle iki şirket, Alman Silahlı Kuvvetleri’nden (Bundeswehr) Starlink’e benzer bir askeri iletişim uydu ağı kurmak üzere milyarlarca avroluk bir ihaleye teklif vermeyi planlıyor.

OHB, uyduların üretiminden ve yer istasyonlarının kurulmasından sorumlu olacak, Rheinmetall ise ağları kuracak ve son kullanıcı cihazlarını üretecek.

Başlangıçta Rheinmetall-OHB ortak girişimi ile rekabet eden Fransız-Alman Airbus Grubu da projeye dahil edilecek.

Yeni üçlü ittifak, rekabeti ortadan kaldıran bir tekel oluşturuyor olsa da, Bundeswehr açısından projenin hızlı bir şekilde hayata geçirilmesini sağlıyor ve sözleşmenin tek bir teklif sahibine verilmesi durumunda ortaya çıkabilecek hukuki anlaşmazlıkları önlemeye yardımcı oluyor.

Musk: Yörüngede veri merkezleri kurmak zor değil

SpaceX CEO’su Elon Musk, şirketin bu hafta gerçekleşecek büyük halka arzına hazırlanırken pazartesi günü yaptığı açıklamada, yörüngeye yapay zeka veri merkezleri kurmanın zor bir mühendislik sorunu olmadığını ileri sürdü.

Milyarder iş adamı, gerekli teknolojinin büyük bir kısmının mevcut Starlink uydu ağında halihazırda mevcut olduğunu belirtti.

Elon Musk, şirket tarafından yayınlanan bir video söyleşide, “Burada aktarmak istediğimiz şeylerden biri de, gerekli olan ama aslında var olmayan bir tür sihir gibi bir şeyin olmadığıdır,” dedi ve şöyle devam etti:

“Bunların çoğu, Starlink V3 uyduları için halihazırda geliştirdiğimiz teknolojilerden oluşuyor. Halihazırda yaptığımız işlere kıyasla bunun çok zor bir sorun olduğunu düşünmüyoruz.”

Bu açıklamalar, yatırımcıların SpaceX’in yörünge yapay zeka veri merkezleri planlarını mercek altına aldığı bir dönemde geldi.

Bu planlar, şirketin değerinin yaklaşık 1,75 trilyon dolar olarak tahmin edildiği halka arz öncesinde, şirketin uzun vadeli büyüme stratejisinin kilit unsurlarından birini oluşturuyor.

Yapay zeka uyduları için planlar sunuldu

Musk ve SpaceX mühendisi Ian Dahl, yörüngede bilgi işlem düğümleri olarak çalışacak, güneş enerjisiyle çalışacak ve ısıyı uzaya yayarak soğutulacak yapay zeka uyduları için planlarını açıkladı.

Şirket, bilgi işlem altyapısını yörüngeye yerleştirmenin, karasal yapay zeka veri merkezlerinin giderek daha fazla karşılaştığı bazı güç kısıtlamalarının üstesinden gelmeye yardımcı olabileceğini savunuyor.

Sunuma göre, önerilen ilk yapay zeka uydusu yaklaşık 150 kilovatlık tepe güç ve 120 kilovatlık sürekli hesaplama gücü üretecek.

Musk, bunun tipik olarak tepe güçte yaklaşık 140 kilovat tüketen tek bir Nvidia GB300 yapay zeka sunucu rafıyla kabaca karşılaştırılabilir olduğunu söyledi.

SpaceX, uyduların güneş panelleri ve termal yönetim sistemleri dahil olmak üzere, yeni nesil Starlink V3 uydularında halihazırda kullanıma sunulan teknolojilere büyük ölçüde dayanacağını belirtti.

Musk, SpaceX’in Teksas’ın Bastrop kentindeki yapay zeka uydu fabrikasının önümüzdeki yılın sonuna kadar önemli üretim hacimlerine ulaşmasını beklediğini söyledi.

Yörünge bilişim girişimi, SpaceX’in halka açılırken kendisini sadece bir fırlatma ve uydu iletişim şirketi olarak değil, aynı zamanda önemli bir yapay zeka altyapı sağlayıcısı olarak konumlandırmayı amaçlayan daha geniş bir stratejinin parçası.

Diplomasi

İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Yayınlanma

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.

Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.

Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.

Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.

Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.

Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”

Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.

İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.

Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.

Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.

Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.

Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.

İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.

Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.

Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.

Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.

Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.

Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.

Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Yayınlanma

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.

ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.

Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.

Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.

Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.

Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.

Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.

Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.

Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.

2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.

ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.

Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.

Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.

Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Yayınlanma

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.

Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.

Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.

Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.

Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.

WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.

WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.

Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.

WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.

14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.

Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.

Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.

Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.

Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü

Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.

Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.

Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.

Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.

Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.

Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.

Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.

Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.

Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English